Medya

Gökşin Sipahioğlu

Yazan: Gökhan Tan

Dünyanın en çok tanıdığı Türk gazeteciydi. Bu mesleğin doğasında “olumsuzu” görme de var. Bir gazeteci olarak bu dürtüyü anlayışla karşılardı sanırım

Dünya basınının en çok tanıdığı Türk gazeteci, uluslararası alanda en akılda haberlere imza atan isimdi. Aktif gazeteciliği bıraktığı 2000’li yıllarda bile bu durumun değiştiğini söylemek çok zor.

Gazeteciliğe, 1952’de basketbol yazarı olarak girdiği (ki kendisi de basketbolcuydu, bugün ismi Anadolu Efes olan Kadıköyspor’u kurmuştu) İstanbul Ekspres’te başladı; yazıişleri müdürlüğüne yükseldi. 1957’de fotoğrafa büyük yer veren Yeni Gazete’yi kurdu. Vatan’da yayın yönetmenliği yaptı (1960). Hürriyet muhabiri olarak 80’e yakın ülkede röportaj yaptı (1962-1966).

1969’da, basın dünyasının gelecek 20 yılına imzasını atacak, kendi isimini taşıyan Sipa Press’i kurdu gazeteci eşiyle. “Gökşin Sipahioğlu’yla tanışıp onun rahle-i tedrisine girdiği 1977 yılının 1 Mayıs’ını gerçek doğumgünü” olarak anan Coşkun Aral’ın sözleriyle Sipa “1980’li yıllarda dünyada gündem değiştiren birçok habere imza attı. Haberin kokusunu bilen biriydi. 1960’larda girilemeyen birçok noktaya kendi gazetecilik becerisiyle girmişti.”

1995-2000 arasında ajansın Moskova bürosunu yöneten, daha sonra ajasta genel yayın yönetmenliği de yapan Ahmet Sel ise “1970’lerden Lady Diana’nın öldüğü 1990’lar sonuna kadar dünyanın en önemli üç ajansından biriydi. Reuters ve AP devlet destekli ajanslar. Sipa’nın kendi alanındaki tek rakipleri Sigma ve Gama’ydı”.

Sipahioğlu’nun “okulundan” bugün dünyanın yakından tanıdığı birçok fotoğrafçı geçti. Türkiye’de basın fotoğrafçılığına bulaşan ve dünyaya açılmak isteyen hemen her muhabirin de onun kapısını çalmışlığı vardır.

Gazeteci Sipahioğlu’nun ve ajans yöneticiliği sırasında kendisine takılan lakabıyla Mösyo Sipa’nın yaptıkları, bu yazıya sıralanamayacak kadar çok. Dileyen, 2006’da İstanbul Modern’de açılan sergisi nedeniyle yayınlanan Gökşin Sipahioğlu Doğru Yerde Doğru Zamanda kataloğunda 60 yıllık meslek hayatına neler sığdırdığını görebilir.

***

85 yaşındaydı. Ölüm haberini öğlen saatlerinde dersten çıktığımda aldım. O sırada Bilgi Üniversitesi’nden birkaç hocayla birlikte yemekteydik. “Ne yazık, tüm yaptıklarına rağmen onu 6-7 Eylül Olayları’yla konuşuyoruz” dedim. “Bu bize mahsus” mealinde konuştu masadakilerden biri “dünya başarılarıyla anacaktır.” “Ama olay burada yaşandı” dedim.

Yarınki gazetelerde de başarıları kadar, İstanbul Ekspres’in 6 Eylül 1955’teki ikinci baskı yaparak, daha sonra doğru olmadığı anlaşılan ama olayların tırmanmasını körükleyen “Atamızın Evi Bomba ile Hasara uğradı” manşeti konu edilecek. Sipahioğlu’nun kendisi de bunu tahmin ediyor olmalıydı ki, 2008’de benim de tanık olduğum röportajda Anadolu Ajansı’ndan Abdurrahman Antakyalı’ya “Beni en çok üzen şey 6-7 Eylül Olayları‘nın çıkışı konusunda hakkımda atılan iftiradır. Haberleri ya radyodan ya da Anadolu Ajansı’ndan alıyorduk. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin hasara uğradığına ilişkin haber her iki kaynaktan da geldi” demişti (fotomuhabiri.com).

Bugün CNNTürk’te Coşkun Aral da “Bunu ilk sorgulayanlardan biri benim. Bana asla yapmadığını söylemişti. Devletin resmi ajansının verdiği haberi öğleden sonra çıkan bir gazete olarak yayınlamak gazetecilik göreviydi” sözleriyle Sipahioğlu’nu onaylıyor.

***
En yaygın “kaynak” olarak kabul edebileceğimiz Vikipedi, 6-7 Eylül Olayları maddesinde Gazeteci Yahya Koçoğlu’nun yazdığı kitabı da referans göstererek “Gökşin Sipahioğlu’nun yazı işleri müdürü olduğu Demokrat Parti yanlısı İstanbul Ekspres gazetesi genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde 6 Eylül’de 290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince bütün İstanbul’da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlandı” yazıyor.

En yaygın kaynağın referansları arasında, Yahya Koçoğlu’nun bu bilgiyi aktarırken faydalandığı Mehmet Arif Demirer’in kitabı ise yok. Demirer “İstanbul Ekspres’in 290 bin adet (gazetenin normal satışının on katı) satılan ikinci baskısı ise adeta bir emir niteliğinde idi” diyor ve emrin Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) Genel Sekreteri Kâmil Önal olduğunu belirtiyor (6 Eylül 1955, Yassıada 6-7 Eylül Davası, İstanbul, 1995, sf 381). Polis’in yer yer yetersiz ama askerin –bilerek- yavaş davrandığını savunan Demirer İstanbul Ekspres’in sahibi Mithat Perin’den “ikinci baskı için ısrarla izin isteyen” Gökşin Sipahioğlu’na dikkat çekiyor. Ve Sipahioğlu ile aralarında şu konuşmanın geçtiğini yazıyor:

“Sn. Gökşin Sipahioğlu’nu telefonla aradım.

Hemen ‘Gerçekleri yazabilecek misiniz’ diye sordu.

‘Gerçekler?’

6 Eylül’ü MİT tertipledi.’

‘Peki siz de bu tertibin bir parçası mı idiniz? Siz MİT’in emri ile mi çıkardınız ikinci baskıyı?’‘

Yanıt yok. Telefonda da yok. Yazılı sordum hiçbir cevap gelmedi, iki defa hatırlatmama rağmen!”

Bu diyaloğu aktaran Demirer kitabının girişine ise şunu yazmış: “Bu kitap Merhum Fatin Rüştü Zorlu’nun en yakın arkadaşı merhum Setdar İksel’e, ön sözün son paragrafı ise DYP İstanbul milletvekili Coşkun Kırca’ya ithaf edilmiştir.”

***
İstanbul Ekspres’in sahibi Mithat Perin ise Sabah‘tan Tayfun Gönüllü’ye 2000’de verdiği röportajda şöyle yansıtıyor:

“Gazete, Tan Maatbası’ndaydı. Ben Merkez Han’daydım. Gökşin bana telefon açtı. Böyle böyle bir haber var dedi. ‘İkinci baskı yapalım’ dedi. ‘Yapmayalım’ dedim. ‘Hava da kötü, elde kalıyor’ dedim. ‘Peki’ dedi. Biraz sonra bayi telefon açtı. Gazetelerin parasını peşin vereceğim dedi. / (..) Fuat Büke.. Başbayi.. Matbaaya girdiğimde 180 bin basılmış bile.. Haberim yok. ‘Kâğıt nereden buldunuz’ dedim. ‘Bulduk’ dediler. Kâğıdımız çok kısıtlıydı. Anormal birşey olduğunu anladım. Gittim rotatifte kâğıdı kestim. ‘Ne yapıyorsun’ dediler. Kâğıdı kestim ama kalıpları kesmek aklıma gelmedi. ‘Bundan sonra basmayın’ dedim. ‘Peki’ dediler. Ben oradan çıktıktan sonra yine bağlamışlar kâğıdı.” (6-7 Eylül üstüme kaldı)

Gökşin Sipahioğlu, 2008’deki röportajda bu iddiaları da reddediyordu:

“..Normalde 8-9 bin arası baskı yapıyorduk ama bu olağanüstü durum karşısında tüm teknik şartları da zorlayarak, eski Tan Matbaası’nın rotatiflerini 16.30 gibi döndürmeye başladık ve saat 20.00’a kadar 20 bin gazete bastık. O saatte müvezzilere (gazete dağıtıcısı) teslim edebildik. Bu olay da ne yazık ki çarpıtılmıştır günümüzde ve bizim 300 bin gazete basıp dağıttığımız yazılıyor hâlâ (…)Üzüldüğüm, bu olayların aslının ne bana, ne de beni işe alan ve hala hayatta olan Osman Karaca’ya sorulmamasıdır.”

***
6-7 Eylül Olayları konulu tezi 2004’te Bochum Ruhr Üniversitesi’nce kabul edilen Dilek Güven, olayların gelişiminde İstanbul Ekspres’in katkısını şöyle aktarıyor:

İstanbul Ekspres’in Demokrat Parti’ye yakınlığıyla bilinen editörü Mithat Perin, ayaklanmadan sonra yakalandı; ancak, tutuklandıktan iki saat sonra Menderes’in talimatıyla serbest bırakıldı.

“Perin’in Milli Emniyet Hizmetleri (MAH) ile işbirliği yaptığı, kendisinin 1960 yılında MAH’a yazıdığı bir mektupta ortaya çıkmıştır. Perin bu mektupta, örgüt için üstlendiği görevleri sıralıyor ve karşılığında da gazetesi İstanbul Ekspres için yardım talep ediyordu.

İstanbul Ekspres’in o günkü editörü Gökşin Sipahioğlu kendisiyle yapılan bir röportajda, 6 Eylül 1955’teki saldırıların MAH tarafından organize edilmiş olduğunu anlatmıştır [Bu röportaja dair bir referans verilmemiş; G.T.] . Bir tuğgeneral [Sabri Yirmibeşoğlu, G.T.], Özel Harekât Dairesi’nin yapısı ve çalışma yöntemleri konusunda bir gazetecinin [Fatih Güllapoğlu; G.T.] 1991 yılında kendisiyle yaptığı röportajda; Sipahioğlu’nun bu açıklamasını onaylamıştır: “Elbette -7 Eylül saldırıları Özel Harp Dairesi tarafından planlanmıştı. Olağanüstü bir planlı bir operasyondu ve amacına da ulaştı. Sorarım size; bu, sıra dışı başarılı bir eylem değil miydi?” (Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında 6-7 Eylül Olayları, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2005, sf 72).

***
Uluslararası alanda yaklaşılması çok zor bir gazetecilik kariyere imza attı Gökşin Sipahioğlu. Ama kendi ülkesindeki o tek gün? Mesleğin doğasında onca güzellik arasında, tek “olumsuzu” görme, hatırlama var. Bir gazeteci olarak bu reflekse kendisi de sahip çıkar, en azından anlayışla karşılardı sanıyorum.

Onu yakından tanıyan bir gazeteciyle konuştum bugün. Lafı getireceğim yer konusunda bir tahminde bulunup “Bu konuda birşey sormak istiyorsan konuşmam. 1955’te orada değildim, ne olduğunu bilemem” dedi.

“Menderes’in baskısıyla kovuldum”

G. Sipahioğlu, Kasım 2008’de Abdurrahman Antakyalı’ya “6-7 Eylül Olayları’nı ve İstanbul Ekspres ilişkisini şöyle anlatmıştı: 

Beni en çok üzen şey 6-7 Eylül olaylarının çıkışı konusunda hakkımda atılan iftiradır. O sırada, İstanbul Ekspres Gazetesinin yazı işleri müdürü idim. Haberleri ya radyo’dan ya da Anadolu Ajansı’ndan alıyorduk. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin hasara uğradığına ilişkin haber her iki kaynaktan da geldi. O dönemde akşam gazeteleri önemli olayları ikinci baskı ile duyururlardı. Ben de, gazetenin sahibi Mithat Perin’e sormadan ikinci baskı yapmamıza karar verdim. Saat 14.30 sularında aradığımız Atina elçiliğimizdeki bir ataşeden de olayı doğrulattık. Haberi sekiz sütun üzerinden,”Atatürk’ün evi bomba ile hasara uğradı” diye verdim. Hakkımda üretilen asılsız haberlerde, güya, ”Atatürk’ün evi bombalandı” diye manşet attığım yazılıyor hala. Attığımız manşetin altında Yunan Hükümetinin, ”Bizim bu olaylarla hiçbir ilgimiz yok” resmi tebliğini de koymuştum. Normalde 8-9 bin arası baskı yapıyorduk ama bu olağanüstü durum karşısında tüm teknik şartları da zorlayarak, eski Tan Matbaası’nın rotatiflerini 16.30 gibi döndürmeye başladık ve saat 20.00’a kadar 20 bin gazete bastık. O saatte müvezzilere (gazete dağıtıcısı) teslim edebildik. Bu olay da ne yazık ki çarpıtılmıştır günümüzde ve bizim 300 bin gazete basıp dağıttığımız yazılıyor hala. Bu rakamın yanına yaklaşabilecek bir baskıyı kimse yapamazdı o günlerde. Bugün bile o kadar kısa sürede bu rakama ulaşabilecek teknolojiye sahip değildir çoğu yer… Bu hesabın tutmadığını gören bazı kötü niyetliler de, “iki gün önceden basmaya başladılar gazetelerini” palavrasını attılar. O dönemde gazetenizi basacağınız kağıdı peşin para yatırarak alabiliyordunuz. Biz, dediğim sayıda bastığımız gazetenin kağıdının parasını güç bela denkleştirebilmiştik. Üzüldüğüm, bu olayların aslının ne bana, ne de beni işe alan ve hala hayatta olan Osman Karaca’ya sorulmamasıdır. Bu konuda hep yalan yazıldı, iğrenç şeyler yazıldı hakkımda. Altan Öymen ve Özgen Acar’ın dışında bu konuyu doğu düzgün yazan olmadı. “Selanik’ten fotoğraf getirttiler”, “Bu olayları Adnan Menderes, Gökşin Sipahioğlu ve Mithat Perin tertip etti” iftirasını atanlar bile oldu. Oysa bir yıl sonra Adnan Menderes’in baskısı ile gazetemden kovuldum.

1 Yorum

Yorum yazın