Mustafa Kuleli
mkuleli@medyakronik.com
Önce Milli Gazete, Arçelik reklamlarındaki temsili annelerin etek ve kol boylarını uzattı; sonra Taraf, Ezilenlerin Sosyalist Platformu’nun ilanındaki siyasetçi-asker-derin devletçi yüzlerini kaldırttı. Zaman’ın, Avea reklamındaki maymunu, editörler evrim teorisini kabul etmediği için silmesi, gecen haftanın son bombasıydı. Son birkaç gündür de internette, Birgün Gazetesi ile ilgili sansür dedikoduları dolaşıyor.
Birgün ile ilgili üç temel iddia var. Birincisi ve en güncel olanı Birgün Kitap Eki Editörü Gökhan Gençay’ın Nazlı Eray ile yaptığı ve 4 Temmuz 2008 Pazartesi günü yayımlanan söyleşiden, Stalin ile ilgili bir soru ve yanıtının çıkartıldığı yönünde.
“Stalinizmle alakalı bir soru, kendine ‘siyasi komiser’ misyonu biçen Ahmet Tulgar tarafından söyleşiden çıkarılmıştır. Özgürlükçü hareketlerin tümüne açık, bağımsız bir gazete olma iddiasıyla yayın hayatin sürdüren Birgün’de böylesi bir sansürcü zihniyetin pervasızlığını, iktidarını protesto ediyorum ve ilgililerin bilgisine sunuyorum” diyen Gençay’ın, çıkartılan sorusu ve Nazlı Eray’ın yanıtı şöyle:
Birgün’le ilgili ikinci iddia, Ümit Bayazoğlu’nun bir yıl kadar önce Birgün için yazdığı “Behemehal lağvedilmeliler!” başlıklı yazının yayımlanmadığı ve yazarın gazeteden uzaklaştırıldığı yönünde. Tüm sendika ve meslek örgütlerinin eleştirildiği ve yeniden örgütlenmelerinin önerildiği yazının tamamına, sayfanın en altındaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Üçüncü iddia ise, Birgün’de Finans-Politik sayfasını hazırlayan ve şu an Taraf’ta köşe yazarı olan Cemil Ertem’in Ocak 2008’de yazdığı “Bu memlekette sol ne zaman siyaset yapar?” başlıklı yazısının sansürlenmesi. Ertem’in “Solun büyük bölümü türbanı üniter ulus-devleti zayıflatacak bir simge olarak gördüğü için karşı çıkıyor” dediği yazısına da sayfanın altındaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Birgün ne diyor?
Peki tüm bu iddialara Birgün’ün Yazı İşleri Müdürü Ahmet Tulgar ne cevap veriyor? İddiaları sorduğumuz Tulgar, Yazı İşleri Müdürü olarak bir görevinin de gazetenin yayın çizgisine uygun, hedef kitleyi rencide etmeyecek yazılar yayınlamak olduğunu söylüyor ve bu üç vak’a ile ilgili görüşlerini son örnekten başlayarak şöyle özetliyor:
“Cemil Ertem Finans-Politik sayfasını hazırlıyordu. Bu sayfanın formatı ve konuları gazete tarafından belirlenmişti. Parçalı bir yapıda olması gereken sayfa bir süre sonra tek parça köşe yazıları haline geldi. Zamanla, sol içi siyasi tartışmalar, türban meselesi ve demokrasi ilişkisi gibi konular yazıldı. Saygı duyduğumuz isimler rencide edildi. İlk hafta yazısını yayımladık ve ardından Cemil Ertem ile gazetede görüştük. Kendisi bizi Kemalistlikle suçladı ve Taraf Gazetesi’ne gitti. Bu olaya sansür denmesini kabul edemem ama ‘ağır bir müdahale’ diyebiliriz.”
Tulgar’ın, Ümit Bayazoğlu’nun “demokratik kitle örgütlerini” eleştirdiği yazısı ile ilgili açıklaması ise şöyle:
“Bayazoğlu, yazısında tüm demokratik kitle örgütlerini totalci bir yaklaşım ile kötüledi, ağır ithamlarda bulundu. Neticede bu örgütler bizim hem haber kaynağımız, hem kitlemiz, hem destekçilerimiz. Bayazoğlu ile konuştuğumuzda kendisi de yazının ağır olduğunu kabul etti. Biz yazının sadece bir paragrafını çıkartıp yayınlayacakken, kendisi tamamının girmemesini istedi. Sonra açıklama yapıp sansür mağduru olduğunu söyledi. Daha sonra Gazete’ye geri dönüp, 4’üncü Yıl yazısında Birgün’ün özgürlükçülüğünü övdü.”
Son olarak, Gökhan Gençay’ın Nazlı Eray ile yeni romanı “Kayıp Gölgeler Kenti” ile ilgili söyleşisinden çıkartılan bölüme değinen Ahmet Tulgar, “gönül rahatlığıyla” yetkisini kullandığını ve “e-posta’yla yapılmış bu kötü röportaj”dan çıkartılan bölümün “Gökhan Gençay’ın makalesi gibi” durduğunu söylüyor. Gençay’ın istediği zaman, istediği kişiyle, istediği gibi söyleşi yapmayı alışkanlık haline getirdiğini ifade eden Tulgar, “Gökhan Gençay gazetesini ilk defa bir e-posta metni ile ihbar etmiyor. Ayrıca söyleşisi, söyleşi tekniğe uygun değil. Pazar günü Hürriyet’te yayımlanan ve Ayşe Arman tarafından gerçekleştirilen Nazlı Eray röportajına bakan farkı anlar” diyor.
Yorum Sayısı
0