Süper Türk Canavarı STC-16
- YORUMLAR (2)
- FAVORİLERİME EKLE
- E-POSTA İLE GÖNDER
- YAZICIYA GÖNDER
- FACEBOOK'TA PAYLAŞ
- TWITTER'DA PAYLAŞ
- GOOGLE GROUPS
- KISA LİNK
-
Türkiye otomotiv endüstrisinin efsanesi ve seri
üretilen ilk aracı Anadol’un öyküsünü anlatan “Huzurlarınızda Spor
Anadol” adlı kitabın yazarları Aydın Demirer ve Özgür Aydoğan geçtiğimiz
günlerde Bilgi Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencileriyle
birlikteydi. Anadol STC-16’nın tasarımcısı Eralp Noyan, mühendisleri
Kadri Nişel ve Zeki Diker’ın de konuk olarak katıldığı derste, aynı
ekibin otomotiv sektörüyle ilgili yeni bir kitabın hazırlığı içinde
olduğunu öğrendik.
Anadol STC-16, nam-ı diğer Spor Anadol, Türkiye’de tasarlanan ve seri
olarak üretilen ilk Türk spor otomobili. 1973 - 1975 yılları arasında
yalnızca 176 adet üretilmiş. Bugün yaklaşık 20 adet orijinal STC-16
bulunmasına rağmen, bir fenomen olarak kabul edilen aracın yüzlerce
fanatiği var. Peki yalnızca 176 tane üretilen STC-16’nın bugünkü önemi
ve değeri nereden geliyor?
Sürüş dinamiği ve güvenliği konularında dünyanın sayılı uzmanlarından
olan Murat Okçuoğlu, yüzlerce STC-16 fanatiğinden sadece biri. 1978
Hitit Rallisi ve 1981 Günaydın Rallisi’ne STC-16’sı ile katılmış. STC-16
onun için özgürlük, performans, ralli ve yarışı ifade ediyor. 1972-73
yıllarında gazetelerde çıkan haberlerle başlamış bu tutku. “İlk binme ve
gazlama tecrübem, rallici Bülent Aloğlu’nun STC ’si ile Kocaeli
rallisine hakem olarak giderek oldu. Hemen ardından da ilk STC-16’ımı
1976’da, lise 2. Sınıftayken aldım. Tam delikanlılık heyecanı. O günden
beri aynı heyecanı duymaya devam ediyorum.” diyen Okçuoğlu, 1973’de
üretilen STC’nin o dönem için oldukça iyi bir otomobil olduğunu, kalite
ve performans olarak, özellikle İngiliz spor otomobillerinden geri
kalmadığını belirtiyor.
Bir diğer STC-16 fanatiği ise, Klasik Otomobil Kulübü Kurucu Başkanı
Ahmet Ongun. O, iş hayatı dışında kalan zamanını otomobillere adamış bir
mühendis. Üretildiği tarihten beri STC-16 tutkunu. İlk STC-16’yı, yakın
dostu rallici Erdal Tokcan’ın arabası olarak 1975 senesinde kullanmış.
“STC-16’nın beni en çok etkileyen özelliği, o zaman için çok kuvvetli
olan 1600cc’lik motoru ve tasarımıdır. 1972 senesinde Türkiye’nin ne
yaratabildiğini ortaya koyan önemli bir örnektir” diyor.
Okçuoğlu’na göre, STC-16 kendine has bir otomobil. Bu sebeple kimi iyi, kimi kötü birçok özellik barındırıyor:
“Mesela, vites oranları çok sportiftir. Kaportası çok kalın dökülmüştür
ve aşırı sağlamdır. Ancak çok kısa olan dingil mesafesi dar virajlarda
büyük üstünlük sağlarken, hızlı ve uzun virajlarda beklenmedik spinlere
sebep olabilir. Hatta bir sabah buzlu bir yolda, okula gitmeye
çalışırken 26 kere spin atıp vazgeçtiğimi hatırlarım.”
Anadol STC-16 serüveni, 1971’de, Erdoğan Gönül’ün Otosan’ın yöneticisi olduğu yıllarda, uluslararası rallilerde Anadol markasını temsil edebilecek bir spor otomobil üretme fikri ile ortaya çıkar. Eralp Noyan’ın tasarımcılığını, Ekber Onuk, Günay Atuk, Kadri Nişel, Necdet Oral ve Zeki Diker’in ise mühendislik çalışmalarını yürüttüğü ekibi, Erdoğan Gönül bir araya getirir. 1972’de ilk prototipi üretilen otomobil, Nisan 1973’te piyasaya sürülür. O dönem için oldukça yüksek bir rakam olan 26 bin 500 liradan satışı yapılan otomobil yoğun ilgi görür. Üretimine, 1973’teki petrol krizinin yol açtığı ekonomik olumsuzluklar nedeniyle, 1975 yılında son verilir. Ancak tutkunları peşini bırakmaz ve STC-16 modifiye edilerek yarış pistlerinin gözdesi olmaya devam eder.
STC-16’nın piyasadan çekilmesi, gelişmekte olan Türk otomotiv sektörüne büyük darbe vurur. Günümüzde STC-16’nın hikayesi, Türk otomotiv sektörünün neden Anadol’dan sonra Türk markalı bir otomobil üretemediğini anlatması açısından en önemli örnek kabul ediliyor.
Söz Anadol’un kalitesine gelince, kaportasının
keçiler tarafından yendiği, halk arasında en yaygın inanış. Otomobilin
tasarımcısı Eralp Noyan, hakkında çıkan “keçiler yiyor” dedikodularının,
otomobilin fiberglas (cam elyafı) gövdesinden kaynaklandığını, o dönem
için bir yenilik olduğundan, Türk toplumu tarafından yadırgandığını,
bugün ise otomotiv, uzay ve havacılık sanayinde kullanıldığını
belirtiyor. Ayrıca “keçiler yese de” Anadol modelleri klasik otomobiller
içinde çoktan yerini almış durumda. Örneğin Ahmet Ongun, yakın arkadaşı
Erdal Tokcan’la birlikte 2010’da Pekin -Paris Rallisi’nde A1 Anadol’la
yarışmaya hazırlanıyor.
“STC -16’nın imalatı mucizevi bir çaba olmalı.”
Üretimin son bulma nedenlerinin, hükümetin konuya yaklaşımı, savaş,
anarşi, ekonomi, yan sanayi eksikliği olduğunu belirten Murat Okçuoğlu, o
günün koşullarında STC -16’nın imalatı mucizevi bir çaba olmalı” diyor.
Dünyada gelişmiş ekonomilerde otomotivin rakipsiz olarak ekonominin
lokomotifi olduğunu söyleyen Okçuoğlu’na göre global pazarlarda son
derece düşük otomobil fiyatlarıyla devlet desteği olmadan mücadele etmek
neredeyse olanaksız. Bu nedenle Türkiye’de yeni bir otomobil markasına,
bu devirde yatırım yapmak isteyecek bir girişimci çıkması da aynı
ölçüde imkansız görünüyor; “Bunun dışında, Türkiye, altyapı,
mühendislik, tasarım, teknoloji, bilgi, beceri ve yetenek olarak çoktan
hazırdır. Engelleyen tek faktör ekonomik fizibilitedir. Sorumlusu da
otomobil ve benzinden aşırı vergi toplayan Türk hükümetidir.”
Neden Türk markalı bir otomobilin üretilemediği sorusu, genellikle
ekonomik yetersizlikler ve hükümetin bu konuya yanaşmaması olarak
cevaplanıyor. Ahmet Ongun ise, “Zamanında, Fiat ve Renault gibi büyük
otomobil fabrikalarının, Türkiye’de hem üretim hem de satış
potansiyelini, A1 Anadol’un üretilmesinden sonra görüp, acilen üretim
hatları kurmaları ve arkasından da Ford firmasının pazara girmesi ile
Türk markası taşıyan otomobil üretilmesinin önüne geçilmiştir” diyerek
konuyu uluslararası otomotiv devlerinin baskısına bağlıyor.
“Kendi kendimizi eleştirme huyumuz bu ateşi söndürdü.”
O dönemi yaşayan birçok genç için, STC-16 hayali, Hürriyet Gazetesi’nden
30 kupon biriktirip kazanma ihtimalini düşünmekten ibaretti. 1972
yılında gazetelerdeki üretim haberini gördüğünden beri STC-16 fanatiği
olan eczacı Behmen Kutay için bu hayal, 1995 yılında gerçeğe dönüştü.
Kuponla sahip olamadığı otomobil yıllar sonra onun olmuştu. Onu en çok
etkileyen, güncelliğini bugün bile yitirmeyen çarpıcı görüntüsü. “STC-16
ilk piyasa çıktığı günlerde arka kısmında yatar vaziyette yaptığım
yolculuk şu an gibi aklımda. O nasıl bir şansmış aslında” diyerek
tutkusunu dile getiriyor.
Türk markalı otomobil üretilememesini ise, ulusal markamıza sahip çıkmak
yerine onunla alay edilmesine bağlıyor. “1970’li yıllarda Türkiye’de
iki kişilik spor bir otomobil üretmeyi düşünmek ve bunu
gerçekleştirebilmek, sektör açısından bir milat sayılmalı. Bu gerçekten
bir devrimdi, ama bizim kendi kendimizi eleştirme huyumuz bu ateşi
söndürdü. Artık Anadol adı bile yok. Uluslararası sermayenin Türk
ekonomisini teslim alması ve halkımızın yabancı özentisi içinde
boğulması, bence yerli üretim için büyük engel. Kolay kolay da aşılamaz
bir engel” diyor.
——————
(Aydın Demirer ve Özgür Aydoğan’ın 2006 yılında kaleme aldığı,
Anadol’un öyküsünü anlatan “Huzurlarınızda Spor Anadol” adlı kitapla
ilgili bir makaleye buradan ulaşabilirsiniz.)


Yorumunuz?
aydin eraslan,
Nurican Hızır (marlborored.tr.gg),