HaberVs

HaberVs

Alkolün de ‘metre’si var

Aslıhan Birgül abirgul@medyakorink.com Erdem Özüer eozuer@medyakorink.com Bütün akşamcıların başının belasıdır trafik uygulamaları. Çevirmeye takılmamak için ne kadar ara yol varsa öğrenilir, yolların fatihi olunur. Asıl cümbüş yakalanınca başlar. Ağzına pastilleri, naneli şekerleri dolduranlar, torpido gözünde çiğ patates taşıyanlar, üflememek için her türlü mücadeleyi verenler, “Tamam içtim, ama üstüne soda-limon da içtim, demek ki daha inmedi” diyenlerle doludur yollar. Promil düşüren içeceğin icat edilmesi gibi bir dolu şehir efsanesi de vardır bununla ilgili. En nihayetinde gider ehliyet. Peki, nedir bu alkolmetre? Nasıl çalışır da bizi ele verir? Daha önemlisi, doğru mu çalışır?Konuyla ilgili sorularımızı İstanbul Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube Müdürlüğü Emniyet Amiri Ali Özsoylar yanıtladı. Promil nedir? Alkolmetre nasıl çalışır?Promil, kandaki alkol değerini belirten bir ölçü birimi. Alkolmetrenin çalışma prensibi ise elektrik arkı. Nasıl iki elektrik yüklü kabloyu birbirine değdirdiğimizde arada şimşek çakması gibi bir elektrik arkı oluşur, aynı mantık. Havadan değer alan alkolmetrelere üflendiğinde elektrik geçirgenlik değeri akciğerlerimizden gelen nefesin alkollü olup olmamasına göre değişiyor ve cihazın içindeki plakaların arasında bulunan rakamların değişmesine yol açıyor. Cihaz, alkolün nefesteki ve havadaki oranını, bunun vücuttaki ortalama kan değerlerini kendi içinde hesaplıyor ve promil olarak kandaki alkol değerini belirliyor. Alkolmetrenin gösterdiği değer her zaman kesin sonuç mudur?Elbette ki değil. Bu cihazlar her zaman aşağı yukarı bir değer verir. Aletle olabilecek en sağlıklı sonucun alınabilmesi için diyaframa yakın olan bölgedeki havanın alınması lazım. O yüzden üfleme işini de usturuplu yapmak gerekiyor, derin derin, diyaframdan. Ama ne olursa olsun en doğru sonuç, hastanede uygulanan kan testiyle alınır. Çünkü bu cihazların da en doğru sonucu verdiğini söylemek mümkün değil. Elinize kolonya sürüp birkaç dakika sonra alkolmetreye değdirseniz çok yüksek oranda promil değeri çıkabilir. Ya da bir restoranda yemek yedikten sonra alkollü mendille ağzınızı silmeniz bile promilin yüksek çıkmasına neden olur. Peki cihaz yanılabilir mi?Bu çok hassas bir konu. Eğer üfleyen kişi alkollüyse, promili düşürmek için naneli […]

Beş milyonluk hurda

Akman Yengin – Gökhan Tan Hizmete girdiği 2002’den beri, konumlandırma hatası ve altyapı eksikleriyle tartışılan Atatürk Olimpiyat Stadyumu bu kez Galatasaray Sportif A.Ş. tarafından yaptırılan rüzgâr panallerinin yıkılmasıyla gündemde. Halkalı’daki stadyum İstanbul’un aday olduğu 2012 Olimpiyat Oyunları için yapılmış ancak, kentin seçilmemesi üzerine futbol karşılaşmalarına açılmıştı. Sahanın kuzey yönünden esen rüzgârlara açık olması, karşılaşmalar sırasında büyük güçlük yarattı. Bu durum, 120 milyon dolara malolan stadyumun konumlandırmasının yanlış olduğu tartışmalarını da beraberinde getirdi. Galatasaray futbol takımı, Ali Sami Yen Stadyumu’nun yıkılacağı gerekçesiyle 2005-2006 sezonu maçlarını bu stadyumda oynadı. Galatasaray Sportif A.Ş., rüzgâr sorununu çözebilmek için stadyumun kuzey cephesine dev paneller inşa ettirdi. Üç milyon avroya (yaklaşık beş milyon TL) mal olan paneller, aynı sezonda yine rüzgâr nedeniyle yıkıldı. Galatasaray Sportif A.Ş, müteahhit Fransız Bio Structures şirketine zararın tazmini için dava açtı. Dava sürüyor; kulüp de, kendi malı olan ve işlevini yitiren direkleri hurda fiyatına satmak için çaba harcıyor. Gelen haberler ciddi bir alıcı bulunamadığı yönünde. Atatürk Olimpiyat Stadyumu yetkilileri, uzman Fransız mimarlarca büyük bir özenle tasarlanan stadyumun konumlandırılmasının yanlış olmadığını savunuyor. Aynı yetkililer, Galatasaray Sportif A.Ş.’nin spordan sorumlu devlet bakanlığı ile doğrudan ilişkiye geçerek rüzgâr panellerini yaptırdığını, oysa stadyumdan faydalanan diğer futbol kulüplerinin bir şikayeti olmadığını belirtiyor. Stadyumunun amacının, öncelikle atletizm organizasyonlarına ev sahipliği yapmak olduğunu, ama yine de Süper Lig maçlarının burada oynanmasının gurur verici olduğunu söylüyorlar. Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nun altyapı olarak Avrupa’nın beş yıldızlı 20 stadyumundan biri olduğunun ve 2006 UEFA Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yaptığının altını çiziyorlar.

Engellileri engellemek

Tekerlekli sandalyede bir adam. Koşuşturan insan kalabalığının arasında kimi zaman durarak, kimi zaman yön değiştirerek zorlukla ilerleyebiliyor. Kısa yolculuk ancak kaldırımın ucuna kadar sürüyor. Kaldırımın yüksekliğine söylenip önce bir inmeye yelteniyor. Olmayacağını anlayınca, yardım isteyen gözleriyle sağına soluna bakınıyor. Çok sürmüyor beklemesi, çevredekilerden iki kişi tekerlekli sandalyeyi önden ve arkadan tutarak aşağı indiriyor ve karşıya geçtikten sonra da tekrar taşıyarak kaldırıma çıkmasına yardımcı oluyor. Kısa süre sonra yeniden karşısına çıkacak bir sonraki engele kadar yeniden yola koyuluyor. Eve kapanmak yerine sokağa çıkmaya cesaret edebilen ve şehir şartlarındaki yanlışlara karşı, “ben de varım” demeye çalışan bir bedensel engellinin başından geçen “küçücük” bir olay bu. Ama Türkiye’de bu küçük olaya maruz kalanların sayısının yaklaşık 8 milyon olduğu düşünülünce sorunun büyüklüğü de ortaya çıkmış oluyor.8 milyon kişi var ama yokTürkiye’deki bedensel engelliler nüfusun yüzde 12.29’unu oluşturuyor ama kimse bu kadar insanın nerede olduğunu sormuyor. Bedensel engellilerin hayata katılımını arttırmak kimilerince sık dile getirilse de, bunun karşılığını ne şehir ne de bina mimarisinde görmek mümkün. Hâlâ tekerlekli sandalyeler için ne boş bir alan, ne de bir rampa bulunduran çoğu işyeri ve merkezin kapıları bedensel engellilere kapalı. Omurilik Felçlileri Derneği Başkan Yardımcısı Süleyman Akbulut, “Hal böyle olunca da sayıları 8 milyonu bulan sakat insanı sokakta görmek mümkün. Bu duruma şu tesbiti yapabiliriz: Türkiye’de engelli sorunu yoktur. Çünkü Türkiye engellileri eve kapatarak bu sorunu çözmüştür” diyor. Süs hayvanları gibiyiz“Günümüzün neredeyse tamamı evlerimizde geçer. Tek başına sokağa çıkmak ne mümkün? Yollara bakın, herhangi biri dahi yürümekte zorlanıyor. Sağlıklı insanlar dahi kaldırımlara çıkarken zorlanıyor. Tekerlekli sandalye kullananlar düşünülmeden yapılmış binaların merdivenlerini nasıl çıkacağız? Böyle olunca da, deyim yerindeyse, akvaryumdaki süs balıklarının mecburi hapislik ortamına benzeyen hayatımızdaki tek değişiklik, evin penceresinden dışarıyı izlemek oluyor. Ayda bir ya da iki kez arabası olan eş dost tarafından süs hayvanları ya da çocuk gibi bir yerlere götürülüp gezdiriliriz. Sonra dönüp geleceğimiz yer […]

Bodrum kardeşini buldu

Teknelerini aynı koyda yan yana demirleyen iki denizcinin tanışması, iki kentin, Bodrum ile Portimao’nun kardeş şehir olmasını sağladı. Portimao’lu işadamı Joze İlidio Barroso Pereira ve Bodrum gönüllüsü M. A. Alpaslan Sunguroğlu, önemli bir bölümünü turizmden kazanan iki sahil kentinin başka pek çok konuda da benzerlik gösterdiğini görünce, zaman içinde bu fikri geliştirerek kendi belediyeleriyle temasa geçti. Kardeş şehir olma fikrine iki belediye de olumlu yaklaştı. 2006’da ortaya çıkan bu fikir, Bodrum Belediye Meclisi’nin aldığı karar ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği onayla protokole dönüştürüldü. Protokol, en geç Mayıs 2008’de Bodrum’da gerçekleştirilecek seremonide iki kentin belediye başkanı tarafından imzalanacak. Bodrum Belediyesi 2006’da süreci başlatmak için Bodrum Kaymakamlığı’na, kaymakamlık da nihai onayı verecek Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurdu. Onay yazısı 8 Haziran 2007’de Bodrum Belediyesi’ne ulaştı. Bodrum’dan gelecek haberi bekleyen Portimao Belediye Meclisi, 10 gün içerisinde kardeş şehir olma kararını çıkardı. Bunun üzerine protokolle ilgili görüş alışverişinde bulunuldu ve son haline getirildi. İki kentin dernek ve kuruluşları arasında dayanışmayı sağlamak amacıyla marinalar, sportif amaçlı kulüpler, vb. kuruluşlar karşılıklı görüş alışverişinde bulundu. Bu süreçte Portimao Belediyesi idari meclis üyeliğine atanan Joze İlidio Barroso Pereira, “Bir balıkçılık kenti olan Portimao, tıpkı o tarihlerde bir süngerci kasabası olan Bodrum gibi turizme 60’larda başladı. İki kentin gerek geleneksel yapısı, insanları, yemekleri, bitki örtüsü, gerekse geçmişe uzanan ortak benzerlikleri bulunuyor. Kentlerin bir arada hareket edebilmesi için bu kardeşliğin büyük önemi var’’ diyor. Ülkelerinde yıllarca Müslüman nüfus ile uyum ve düzen içinde yaşadıklarını belirten Pereira, sağlanacak düzenli ve yapıcı ilişkilerin iki ülkenin yakınlaşmasına katkıda bulanacağına inanıyor. Bodrum’u bir dünya kenti olarak niteleyen Belediye Başkanı Mazlum Ağan, ilçenin ilk resmi kardeşi olacak Portimao ile karşılıklı ilişkilerin başlatılmasının, gerek her iki kültürün yakınlaşmasına, gerekse karşılıklı bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasına katkıda bulanacağını belirtiyor. Ağan, bu işbirliğinin uzun soluklu projelerle canlı tutulması ve geliştirilmesi gerektiğini de vurguluyor. Yaklaşık 50 bin kişinin […]

Gençlerin de kalbi var!

Yaygın ama yanlış bir inanışla hep ileri yaşla beraber anılan kalp hastalıkları “modern ve sanayileşen toplumun çözülemeyen” sorunu olan yanlış beslenme ve yoğun stres altında çalışma nedeniyle, kalp hastalıklarını hızla erken yaşlara çekiverdi. Daha çok gelişmiş ülkelerde ortayaşlılarda görülen kalp krizine bağlı ölümlere, son yıllarda Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de hem çocuklarda hem de ortayaş grubundaki insanlarda sıklıkla rastlanıyor.. Kalp krizinin, gençlerde daha tehlikeli sonuçlar doğurduğunu belirten uzmanlar, yaşlılarda ana damar tıkanınca yan damarların devreye girdiğini ve kalbin kansız kalmadığını hatırlatıyor. Bu yan damarlar ancak 50`li yaşlarda gelişiyor. Gençlerde bu damarlar henüz tamamlanmamış olduğu için çoğu zaman ölümle sonuçlanan kalp krizi riski daha büyük. Türkiye Avrupa birincisiDünyada her yıl 35 milyon insan bulaşıcı olmayan hastalıklardan hayatını kaybediyor ve bunların yaklaşık 6 milyonunun sorumlusu kalp hastalıkları. Kalp krizi geçirenlerin ortalama yaşının 35 – 65 arası olduğu Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarına sahip nüfus 3 – 3,5 milyon olarak tahmin ediliyor. Fakat daha çarpıcı gerçek, 50 yaş altı kalp krizine bağlı ölümlerde Türkiye’nin Avrupa birincisi olması. Kalp hastalıklarından her yıl ölenlerin sayısı ise 300 – 350 bin civarında ve bunların büyük bir kısmını da genç ve ortayaşlılar oluşturuyor. Kalp 7 gün 24 saat çalışan ve günde 10 bin kez kasılıp gevşeyen bir kas ve ihtiyacı olan oksijeni de damarlar yoluyla kandan alıyor. Eğer damarlarda bir tıkanıklık veya daralma söz konusu olursa kalp yeteri kadar oksijen alamıyor, beslenemiyor. Beslenemeyen kalp dokusu ölüyor, işlevini yitiriyor ve kanı pompalayamaz hale geliyor. Böylece, tıpta atoroskloroz veya enfarktüs olarak adlandırılan kalp krizi ortaya çıkıyor.Türkiye’de neden bu kadar yaygın?Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Deniz Şener, nadir de olsa hiçbir nedene bağlı olmadan da kalp hastası olunabileceğini, ama genetik özellikler, çevre faktörleri, kötü beslenme ve yaşam tarzının bu hastalığın başlıca nedenleri olduğunu söylüyor. Kalp krizlerinden ölümlerin ve kalp rahatsızlıklarının Türkiye’de sık görülmesinin temel nedeninin […]

Tuareg’in kardeşi Tiguan

Derleyen: Uğur OrakçıVW’nin ikinci SUV (Sport Utility Vehicle) konsepti “Tiguan” 2008’de geliyor. Tuareg’e kıyasla daha küçük, Golf Plus’tan daha büyük olan yeni SUV, Eylül ayında düzenlenen Frankfurt Auto Show’da tanıtıldı ve beklenenin üzerinde ilgi gördü. Son hazırlıkları da tamamlanan Tiguan, Şubat 2008 itibariyle başta Avrupa olmak üzere ülkemizde de satışa sunulacak. Kentin karmaşasını, doğanın özgürlüğünü bir arada yaşatabilen bir araç olarak tasarlanan yeni SUV, işlevsellik ve sportifliği de bir arada sunuyor. Araçta eğlenceye de yer ayrılmış. 30 GB’lık hard disk ve iPod, MP3 çalar girişleri bu donanımların en fazla öne çıkanları olacak. Özellikle genç kullanıcıların ve kadınların yakından ilgileneceği bir arazi taşıtı, evin ikinci arabası için güzel bir seçenek. Kompakt bir arazi aracı olan Tiguan’da ilk etapta ikisi benzinli ve üçü dizel olmak üzere toplam 5 motor seçeneği sunulacak. Volkswagen’in en son teknoloji ürünü “Haldex” kavramayla gücü dört tekerleğe aktarılacak olan motorlardan benzinli motorlar 150, 170 ve 200 HP üretecekler. Turbo dizeller ise 140 ve 170 HP gücündeki seçeneklere sahip olacak. TDI motorlar Euro-5 egzoz emisyon normlarını karşılarken çevreci ve sessiz bir Dizel seçeneği sunacak. Otomobil 443 cm’lik uzunluğuyla şehriçi kullanımda diğer büyük SUV’ların dezavantajlarını ortadan kaldıracak gibi. Rakipleri Freelander, Toyota Rav4 ve BMW X3 ün yanında meraklıları için yeni bir seçenek!

Süreyya Ayhan Haziran’da pistlere dönüyor

Uzun zamandan beri medyada milli atlet Süreyya Ayhan’ın federasyonla ilişkisinin sona ediğine ve bir daha koşamayacağına ilişkin haberler çıkıyor. Ancak gerek doktoru, Tamer Çavuş, gerekse Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi’nin verdiği bilgiler Süreyya Ayhan’ın önümüzdeki yıl tekrar pistlere dönme ihtimalinin oldukça güçlü olduğunu gösteriyor.Süreyya Ayhan’ın doktoru Tamer Çavuş çok net olarak ‘’Süreyya işsiz değil ve son sürat antrenmanlarına devam ediyor’’ derken, Ayhan’ın federasyondan aldığı spor eğitimi uzmanı sıfatını kaybettiğini, ama bir daha koşmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını belirtti. Halen ABD’de yaşayan Ayhan’ın herhangi bir sağlık sorunu da olmadığını ifade eden Çavuş, milli atletin oldukça formda olduğunu da söyledi.. Şu an kış döneminde kapalı salon koşusu yapmayan Ayhan’ın Haziran da şampiyonalar için baraj koşusu yapacağını belirten Dr Çavuş, Ayhan’ın durumunun yaygın medyada çok yanlış gösterilmesinden yakınarak yazılanların aksine Ayhan’a sponsor desteğinin de sürdüğünü söyledi. Adı henüz açıklanmayan Türk-Amerikan ortaklı bir şirketin Süreyya Ayhan’ın sponsoru olduğunu ifade eden Dr. Tamer Çavuş, Ayhan ve Federasyon arasındaki sorunu ise şöyle anlattı:“Federasyon Süreyya’nın da diğer sporcular gibi masa başı işi yapmasında ısrar etti, ancak Süreyya bunu reddederek kendi imkanlarıyla kamp yapmak istedi. Bu noktada Federasyon’un izni olmamasına rağmen Süreyya kamp için ABD’ye gidince faal spor uzmanlığı görevi Federasyon tarafından sona erdirildi. Ancak, lisans iptali veya bir daha koşamamak gibi bir durum söz konusu değil.” Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi ise çıkan bu lisans haberlerinin çok abartılı gösterildiğini ve milli bir atlet için bunun bir sorun teşkil etmeyeceğini söyledi. Ayrıca Süreyya ile aralarında kesinlikle bir sorun olmadığını belirten Terzi, 4,5 yıldır koşturmak istedikleri milli sporcuyla oluşan sorunların federasyonla bir ilgisi olmadığının da altını çizdi. Her türlü olanağın Süreyya’ya sağlandığını da dile getiren Başkan Terzi, Temmuz 2008’de Süreyya’nın baraj koşularına katılacağını da doğruladı. Sonuç olarak Süreyya Ayhan’ın iki senedir lisansını vize ettirmediği ve bu nedenle uluslararası yarışlara katılamama tehlikesi yaşadığına dair çıkan haberlerin aksine, milli […]