HaberVs

HaberVs

Ahmet ve Nedim’e Kiev’den davet

HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener 13 Ekim’de Ukrayna’nın başkenti Kiev’de gerçekleştirilecek Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik Konferansı’na (GIJC) davet edildi. 500’den fazla gazetecinin katılacağı konferansta Şık ve Şener, dünyanın dört bir yanında tehlikeli koşullarda çalışan gazetecilere verilen “Daniel Pearl” ve “Global Shining Light” ödüllerini sahiplerine sunacaklar. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Türkiye’nin önde gelen saygın araştırmacı gazetecileri arasında yer aldığı ve bu iki ismin halen tutuklu bulunduklarına dikkat çekilen davet açıklamasında, ekim ayında Şık ve Şener’in Kiev’deki ödül törenine katılabilmeleri için Türkiye’deki otoritelere harekete geçme çağrısı yapılıyor. GJİC sekreterliğinden Danimarkalı gazeteci Henrik Kaufholz, zor ve tehlikeli koşullarda işlerini yapmaya çalışan gazetecilere meslektaşlarının verdiği uluslararası desteğin her zamankinden önemli oduğunu belirterek Şık ve Şener’i araştırmacı gazeteciliğin pek çok ülkede büyük baskı altında olduğunu vurgulamak için davet ettiklerini söyledi. Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl, 1 Şubat 2002’de Afganistan’da çalıştığı sırada El Kaide tarafından başı kesilerek öldürülmüştü. 2008’den beri Daniel Pearl anısına araştırmacı gazetecilere ödül veriliyor.

Ahmet Şık’a TGC Basın Özgürlüğü Ödülü

HaberVs Editörü Ahmet Şık Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 2011 Basın Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. Şık ödülü, örgütlü mücadeleyi geliştirmeye yönelik katkıları nedeniyle TGS Başkanı Ercan İpekçi’yle paylaştı.

Ahmet Şık ve Nedim Şener için REDD!

Bon Jovi’nin ön grubu REDD, TT Arena sahnesine Ahmet Şık ve Nedim Şener’in kartonetleriyle çıktı. GrupMasal şarkısını ‘suçsuz yere hapiste olan’ iki gazeteci ve ‘tüm özgür kalemlere’ ithaf etti. Bon Jovi konserinde Ahmet Şık ve Nedim Şener eylemi… Saat 19:00’da sahne alan REDD grubu, Masalisimli parçalarını Şık ve Şener’e ithaf etti. Performans sırasında TT Arena sahnesine iki gazetecinin gerçek boyutlu kartonetleri çıkarıldı. Şık ve Şener, ortaya çıkması için mücadele verdikleri Ergenekon “örgütü”ne üye oldukları gerekçesiyle 3 Mart’ta gözaltına alınmış ve 6 Mart’ta tutuklanmışlardı. Masal şarkısını tutuklu gazeteciler için söyleyen REDD grubunun solisti Doğan Duru stadyuma “Bu parçamızı 127 gündür suçsuz yere hapiste olan Ahmet Şık ve Nedim Şener’e ithaf ediyoruz. Biz, onların da bu konseri izlemesinin bir hak olduğunu düşünüyoruz” diye duyurdu. Grubun gitaristi Berke Hatipoğlu ise 127 t-shirt’ü giyiyordu. REDD adına konuşan Güneş Duru “Biz her türlü dayatmalara, baskı ve toplumu tipleştirmeye yönelik eylemlere karşıyız. Kitapların ‘bomba’ olarak algılandığı geçmişte ötekileştirilen değerlerin empatiden yoksun, belirgin bir intikam ve hesaplaşma duygusuyla suçsuz insanların yıllarca kodeste tutulacak kadar acımasızlaştığı ‘yeni Türkiye kurgusu’ndan kaygıliyız. Ahmet Şık ve Nedim Şener, kurulmaya çalışılan bu düzenin, 127 gündür, günah keçilerinden sadece ikisi. Bu eylem başta onlar olmak üzere diğer tüm özgür kalemler içindir” dedi. Şık ve Şener, tutuklanmalarının ardında götürüldükleri Silivri Cezaevi’nde gazeteci Doğan Yurdakul’la birlikte aynı hücreyi paylaşıyorlar. İki gazeteci, tutuklanmalarına neden olan deliller henüz açıklanmadığından ortaya çıkması için kalemleriyle yıllarca mücadele verdikleri “Ergenekon örgütü”nün neden ve nasıl üyesi olduklarını bilmiyorlar.

Asmalı Mescid 2011

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Yüksek Lisans Proje öğrencileri’nin hazırladığı Asmalı Mescid Burdan Şuraya Kadar Özgür adlı Belgesel, muhafazakarlaştığı söylenen toplumla, giderek marjinalize olan Beyoğlu arasındaki gerilimli ilişkiyi ele alıyor. Asmalı Mescid’teki esnaf, bu değişime tanık olmuş mahalle sakinleri, mekan açmış işletmeciler, mekanlara eğlenmeye gelen insanlar ve o mekanlarda çalışanlarla birlikte; akademik bir yaklaşım sağlamak ve sosyolojik dinamikleri de anlamak üzere sosyolog ve şehir planlamacının görüşlerine yer verilen belgesel çalışması, farklı bakış açılarını biraraya getirerek Asmalı Mescit’in değişimini ve bu gününü anlamamıza yardımcı oluyor. Hazırlayanlar: Çağla Pınar Tunçel, Eren Bircan, Nazlı Çapar Proje danışmanı: Ahmet Sel

İşte polisin “orantılı” gazı

YSK’nin Hatip Dicle kararı ile Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun tutuklu diğer beş milletvekilinin tahliye taleplerinin reddini protesto için dün Şişli’den Taksim’e yürümek isteyenlere polis biber gazı ve suyla müdahale etmişti. Aralarında Blok milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel, Sabahat Tuncel ve Sırrı Süreyya Önder’in bulunduğu grubun Taksim’e yürümek istemesi üzerine çıkan olayda polis orantısız güç kullanmakla eleştirildi. Gösteriye katılan işadamı Osman Kavala’nın Milliyet’e “ölüm riski yaratacak bir müdahale” olarak tanımladığı olayın gelişimini Milletvekili Sabahat Tuncel şöyle anlattı: “”Şişli Camii önünde basın açıklaması yapıp Taksim’e yürüyecektik. Polis yürümemize izin vermeyince Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ve Levent Tüzel ile birlikte otobüsün üzerinde basın açıklaması yapıp, sonrasında dağılmaya karar verdik. O sırada polis otobüsün içine gaz bombası attı. Şoför içerde olmadığı için kapılar kapalıydı ve boğulma tehlikesi yaşadık. Otobüsten çıktık ve dışarıda tekrar gaz bombası attılar. Yere düştüm ve ezilme tehlikesi geçirdim.” İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Altınok ise yaptığı açıklamada gösterici gruba dağılmaları için uyarıda bulunduklarını, ancak polise taş ve molotof kokteyllerle saldırılması üzerine polisin de kendini savunma amacıyla “orantılı şekilde su ve gaz kullandığını” söyledi. Dünkü gösteriler sırasında Şişli Camii’ne bakan bir apartmandan çekilen görüntüler, polisin müdahale konusunda “orantı”ya pek dikkat etmediğini, gaz kullanımında da pek cimri davranmadığını gösteriyor.

Ahmet ve Nedim için 100’üncü gün yürüyüşü

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener tam 100 gündür tutuklu. iki gazetecinin meslektaşları ve dostları, tüm tutuklu gazetecilerin durumunu protesto etmek için yine sokakta. “Adaletin kara 100’ü” başlıklı çağrı metninde 60’tan fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu Türkiye’de ifade özgürlüğü için tüm yurttaşlar dayanışmaya çağırılıyor. Özgürlük sloganlarını atılacağı ve özgürlük şarkılarının söyleneceği yürüyüş 18 Haziran cumartesi günü saat 13:00’te İstanbul Galatasaray Lisesi önünden başlayacak ve Taksim Meydanı’nda son bulacak. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası gibi basın örgütlerinin oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun da destek verdiği yürüyüşün çağrı metni şöyle: Adaletin kara 100’ü Mart ayının üçüydü. Ahmet ve Nedim’in evine polisler geldi. Gözaltına alındılar. Emniyet’te ifade vermediler. Savcı gazetecilik faaliyetlerini sorguladı. Mahkeme tutukladı onları. Önce bahar geldi memleketimize, sonra yaz. Arada tutukluluklarına itiraz edildi defalarca. Hepsi reddedildi. Onlar hala içerde. Geçtiğimiz cumartesi günü tam yüz gün oldu. Sanmasınlar arkadaşlarımızı unuttuk. Seçimlerin bir gün öncesinde türlü dedikodular üretilmesin diye sokağa çıkmak için bir hafta bekledik. 18 Haziran’da elimizde dövizlerimiz, üzerimizde tişörtlerimiz, megafonlarımızla, kalemlerimizle, “Özgür basın susturulamaz”-“Ahmet ve Nedim onurumuzdur” sloganları atacağız, “özgürlük” şarkıları söyleyeceğiz. Yalnızca onlar için mi sokakta olacağız? Kesinlikle hayır! Bugün 60`dan fazla gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapishanelerde bulunurken, yüzlerce gazeteci davası sürerken, en son Azadiya Welad gazetesi örneğinde gördüğümüz gibi ülkemizdeki gazete ve dergi kapatmalar devam ederken, ülkenin başbakanı gazetecileri açıktan hedef gösterirken kimse bizden sessiz kalmamızı beklemesin. Biliyoruz ki kim muhalifse, kim otosansür uygulamadan gazetecilik yapmaya çalışıyorsa ya gözdağı veriliyor ya da doğrudan hedef tahtasına konuyor. Onlar da bilsin ki kalemimizi kırabilirler ama mesleğimize olan sadakatimizi, umudumuzu ve onurumuzu asla! Bugün gazetecilerin habercilik hakkının engellenmesi aynı zamanda halkın haber alma, doğru bilgiye ulaşma hakkına da tecavüzdür. Özgür toplum ancak özgür basınla mümkün olabilir. Bu bilinçten hareketle sadece gazetecileri değil tum yurttaşları eylemimizi dayanışma çağrısında bulunuyoruz. “Adaletin kara 100’ünü” protesto etmek isteyen herkesi 18 Haziran cumartesi günü […]

‘Ergenekon kaçırılmış bir fırsattır’

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin Bilgi Genç Haber Ajansı’ndeki gönüllü çalışmalarıyla hazırladıkları Eksiyirmidört dergisinin ikinci sayısı yayınlandı. 2009’da yazdığı Ergenekon Davası’yla ilgili rapor nedeniyle şimşekleri üzerine çeken gazeteci Gareth Jenkins, Ergenekon davasıyla ilgili Eksiyirmidört’e söyledikleri nedeniyle bu davadan çok şey bekleyenlerin yine tepkisini çekecek gibi görünüyor. 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Jenkins’in Ergenekon davası dışında Türkiye’deki gazetecilik ve politik ortam üzerine gözlemleri de ilgi çekici noktalar içeriyor… Emre Temiz Gareth Jenkins bir gazeteci. Yirmi bir yıldır Türkiye’de yaşayıp gazetecilik yapıyor ancak biz onu 2009’da yazdığı Ergenekon Raporu’ndan sonra tanımaya başladık. Henüz hiçbir yerli gazeteci okumamışken ilk iki iddianameyi okudu ve bunlarla ilgili bir rapor yazdı. Ardından geçtiğimiz sene üçüncü iddianameyi okuyup bununla ilgili bir makale yayınladı. Bu süreç içerisinde çeşitli çevrelerce Ergenekon üyesi olmaktan Mosad ajanı olmaya kadar birçok şeyle suçlandı. Aynı zamanda bir siyasi stratejist olan Jenkins, doksanlı yılların önemli bir kısmını ülkemizin Güneydoğusu’nda geçirdi ve Kürt meselesiyle ilgili araştırmalar yaptı. Basının kendisine yönelttiği söyleşi tekliflerini çoğunlukla geri çeviren Jenkins ile Türkiye’de yabancı bir gazeteci olmayı, Kürt meselesini ve Ergenekon sürecini konuştuk Genelde Türkiye ve Avrupa medyası, özelde de ülkeniz İngiltere medyasıyla Türkiye medyası arasında nasıl farklar görüyorsunuz? Avrupa’nın büyük kısmında hükümetler basından korkarlar, Türkiye’de ise ne yazık ki basın hükümetten korkuyor. Bu büyük bir fark. İngiltere’de hangi parti başta olursa olsun basın her zaman onların karşısındadır. Onların bir hatasını yakalamaya çalışır. Dilin kullanımında büyük farklar var. Editörlerin bu konuda büyük hataları var. Benim editörüm hiçbir zaman “bildirildi, söylendi, yapıldı…” tarzı filler kullanmama izin vermez. Kaynak olarak kimin kullanıldığının çok özel durumlar dışında kullanılması gerekir. Türkiye’de kaynağın kullanılması özel bir durum haline gelmiş. Diğer bir fark da medya ekonomileri arasında. Türk medyası aristokrat bir yapıya sahip ve köşe yazarları çok yüksek paralar alıyor. Yetki alanları da çok geniş tutuluyor. Bir gün siyaset yazan bir köşe yazarı ertesi gün bir futbol maçı […]

Cinayeti gördüm, en az beş kişiydiler

Hrant Dink cinayeti sırasında çevredeki güvenlik kameralarına kaydolan görüntüler, Ogün Samast’ın cinayet sırasında kesinlikle yalnız olmadığını, en az dört kişiden yardım gördüğünü kanıtlıyor.

“Ben de susamam. Çünkü Ergenekon benim de davam. Gerçekten”

Bu isteksizliğini görünce, ya gönlün yok ya da gönlünü muktedire kaptırmışsın diye düşünmüyor değilim. O zaman kime anlatıyorum ki ben bunları? “Keşke cezaevinden çıkabilsem de tartışabilsek” diyorum. Ama sen bile böyleyken… Ahmet Şık* İster mağdur, ister muktedir, bu ülke medyasının ne olduğunu ben bilirim de, en iyi sen bilirsin. Mesleki kıdemin, gözün kapalı desteklemekte beis görmediğin malum zihniyetin verdiği gazla kendini Olympos’ta hissettiren egonla, hele ki yaptığın işler içinde önemli bir zaman dilimini kapsayan “kronik” zamanlarınla ya da bir dönem mağdurun yanında saf tutmuşken şimdi muktedir olmanla, en iyi sen bilirsin. Bir dönem lanetlediklerini, rüzgar tersine döndüğünde göklere çıkardıklarını da bilirsin, yeni lanetlilerin eskiden göklere çıkardıkları olduğunu da en iyi sen bilirsin. Hem de her seferinde bunu demokrasi ve memleketin bekası için yaptıklarını söylediklerini de, bunun yalan olduğunu da bilirsin. Tanık olmuşsundur; oluyorsun elbet. Anımsamıyorsan çok da gerilere gitmene lüzum yok. Son birkaç yıldır kimin “demokrasi” dediğine ve bunu kimin için ve nasıl söylediğine bakıver. Sanırım internet filtresinde “demokrasi” sözcüğü yasaklananlar arasında olmadı. Girdikleri kabın şeklini almakta ne kadar mahir olduklarını da bilirsin, kim iktidar olursa olsun onun yatağında soluk soluğa kaldıklarını da en iyi sen bilirsin. Hiç utanmaları yoktur bilirsin, tıpkı buna ihtiyaç hissetmediklerini de çok iyi bildiğin gibi. Utanmış gibi yapanlarınsa sadece yeni vesayete yanaşmaya çalıştıklarını da bilirsin de bunu hiç dillendirmezsin; “tuhaf” bulmazsın. Her devrin medyası oldukları için ya da kendilerinin de medyası olacağı devrin geleceğini bildiklerinden, başlarına hiçbir felaket gelmez, bilirsin. Gerçi şimdinin padişahı, hep kendi saltanatının süreceğini sandığından durum biraz değişmiş görünse de aldanma sen. Her devirde en çok ihtiyaç duyulanın kendileri olacağını da bilir bu medya; bilirsin sen de. Ahlaksıza, yalancısına, şarlatanına, celladına, mezar kazıcısına ne kadar ihtiyaç duyulursa onlar da o kadar itaatkardırlar. Her buyrulana hatta buyrulmasına gerek kalmadan “emredersiniz devletlum” ya da “padişahım çok yaşa” derler bilirsin. Vesayetin böyle meşrulaştırıldığını da bilirsin. […]

Hangisi kabahat?

Kocaeli’de görev yapan gazeteciler, meslektaşları Ahmet Şık’a destek için basın açıklaması yaptılar…”Kabahatli” bulunup, para cezası aldılar… Kabahatin gerekçesi Umur Mumcu’nun ismini taşıyan, halka açık parkta izinsiz bulunmaktı! Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in arkadaşları, 5 Nisan’da Kocaeli Umur Mumcu parkında izinsiz basın açıklaması yaptıkları ve “Kabahatler Kanunu‘na muhalefet ettikleri” gerekçesiyle 154’er TL para cezasına çarptırılan meslektaşlarına destek için Kocaeli’ndeydi. Gazeteciler, ortak bir basın açıklaması yaparak protestoda bulundu. Kocaeli’de görev yapan gazetecilere 18 Mayıs’ta tebliğ edilen para cezaları, tepki üzerine ertesi gün kaldırılmıştı. Gazeteciler, 21 Mayıs’ta yaptıkları basın açıklamasında “kabahatin” gerekçesine de dikkat çektiler: 5 Nisan’da toplandıkları Umur Mumcu parkı, İl Güvenlik Kurulu kararıyla toplantı ve yürüyüşe kapalıydı. Bu kararla Anayasal bir hakkın ihlal edildiğini iddia eden gazeteciler, itirazlarının para cezasına değil temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına olduğunu dile getirdiler.Batuhan Acar-Serdar Dilmen

Tek kuruşumuz yok!

Süpermarkete gittiniz. Aldığınız ürünler toplamı 4,99 TL tuttu. 5 lira verip gider misiniz? Yoksa kuruşuna kadar alır mısınız? Darphane 1 kuruş hâlâ basılıyor, ama milletin cebinde yok.

Ahmet Şık geceyi dışarıda geçirecek!

“Terör örgütü üyeliği” gerekçesiyle Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan HaberVs Editörü Ahmet Şık, sergisinin açılışı için geldiği Bilgi Üniversitesi’nden az sonra ayrılacak. Ahmet yarın saat 12:30’da duruşması öncesinde kendisi için düzenlenen eyleme katılacak. HaberVs “Terör örgütü üyesi olma” gerekçesiyle Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan HaberVsEditörü Ahmet Şık, tutuklanmadan önce Ertuğrul Mavioğlu ile yazdığı Kırk Kakır Kırk Satır: Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitabının “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ettiği gerekçesi ile yargılandığı dava için Kadıköy Adliyesi’ne gelecek.“Ahmet Şık’ın Objektifinden: Ben Tanığım” sergisinin açılışı için, doğumgünü olan 9 Mart’ta, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne gelen Şık, yaklaşık iki aydır uzak kaldığı ofisinde duruşma tarihini bekliyordu. Şık, arkadaşlarıyla birlikte birazdan Bilgi Üniversitesi’nden ayrılacak ve geceyi dışarıda geçirecek. Yarın saat 12:30’da Kadıköy’de kendisi için gerçekleştirilecek eyleme katılacak. Şık’ın geceyi Avrupa yakasında, deniz kıyısında bir evde geçireceği ve ancak yarın sabah erken kalkması gerektiği için, talimatla kitap yazma faliyetinde bulunmayacağı ifade ediliyor. Duruşma öncesinde Şık ve arkadaşlarının moralinin son derece yüksek olduğu gözlemleniyor. Yarın Kadıköy adliyesi önünde toplanacak kalabalığın yüksek olması Ahmet, Nedim Şener ve tüm tutuklu gazetecilerin morallerini daha da yükseltecek. Ahmet “Yarın öğlen Kadıköy Boğa heykeli önünde görüşmek üzere” mesajını iletiyor.

Ahmet’i karşılayacağız, sen de gel!

HaberVs Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte kaleme aldıkları iki ciltlik Kırk Kakır Kırk Satır – Ergenekon’u Anlama KılavuzuHaberVs kitabı nedeniyle yargılanan editörü Ahmet Şık’ı karar duruşmasında yalnız bırakmamak için arkadaşları 13 Mayıs Cuma (yarın) yine Kadıköy Adliyesi’nde olacak. Önceki duruşmaya, “ring aracı bulunmadığı” gerekçesiyle getirilmeyen Ahmet Şık’ın bu kez bir önceki duruşmada mahkeme başkanının Silivri Cezaevi’ne yazdığı yazı nedeniyle kesin olarak duruşmaya getirilmesi gerekiyor. “Yansak da dokunacağız” imzalı çağrı metninde, “Ergenekon soruşturması çerçevesinde 3 Mart’ta gözaltına alınıp 6 Mart’ta tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in; gazeteci ve fotoğrafçı meslektaşları, dostları, okurları, avukatları olarak bizler, arkadaşlarımızın nezdinde tüm tutuklu gazeteciler için ‘Hemen, şimdi adalet’ demek için buluşuyoruz.” ifadesine yer veriliyor. Tüm yurttaşları ve medya mensuplarını Kadıköy’e davet eden grubun çağrısı, “Elimizde kalemlerimiz ve pankartlarımız, dillerimizde şarkılar ve yüreğimizde adalet ve demokrasi umudu, aklımızda tüm tutuklu gazeteciler için hürriyet isteği olacak.” sözleriyle bitiyor.13 Mayıs 2011 Cuma Kadıköy Boğa Heykeli 12:30

‘Türkiye sağı demokrasiye hep karşı oldu’

Burak Kurtar Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner Türkiye sağının solu hep “darbecilikle” itham ettiğini ama sağın kendisinin de fikir ve örgütlenme özgürlüğünün var olduğu bir demokratik ortama karşı ellerinden geleni artlarına koymadığını vurguladı.Laçiner İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 12 Mart konulu panelde yaptığı konuşmada “o dönemde Türkiye’nin sağının takibindeki yayınların herhangi birinde bir tane hayırhak cümle göremezsiniz” dedi. Çok fazla yalan ve iftira altında olduklarını belirten Laçiner, o zaman sosyalizmin haklı bir eleştirisine bile “kesin yalan söylüyordur” gözüyle baktıklarını söyledi. Laçiner, “1960’ların genel mantığının Türkiye’ yi modern, demokratik, özgür yapmak isteyen bir cereyan olduğunu ve bunun Tanzimat’tan beri gelen bir çizgi olduğunu vurguladı. “Bu çizgi Türkiye toplumunun büyük muhafazakar ve anti modernist direncine rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor” diyen Laçiner, Bunun karşısında da ideolojik gücünü dinden alan bir cenahın daha olduğunu ve bu cenahın demokrasi herkese oy hakkı verdiğinde sandıkta galip geldiğini belirtti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü’nün düzenlediği “40. yılında 12 Mart” başlıklı sempozyumda 12 Mart 1971 askeri darbesi, darbe öncesi ve sonrası Türkiye’de yaşananlar tartışıldı. Santralistanbul Kampüsü’nde 29 Nisan günü gerçekleştirilen panelin göze çarpan konuları “Üniversite Özerkliği”, “Mamak Cezaevi”, “68 kuşağı ve 12 Mart’ taki Feminist Hareketler”di.“Türkiye’de seçim sandığından sadece gericiler çıkıyor” Milliyet Gazetesi’nden Hasan Cemal 12 Mart 1971’de 27 yaşında bir sivil olduğunu ve o zamanlar Türkiye’ de bir darbe ortamı yaratmak için çalıştıklarını anlattı. O tarihte Devrim Dergesi’nde deyim yerindeyse “fedai” yazı işleri müdürü olarak çalıştığını söyleyen Cemal, dertlerinin ortamı huzursuzlaştıracak, istikrarsızlaştıracak bir hava yaratıp darbeye yol açmak olduğunu vurguladı. O zamanlar Türkiye’de seçim sandığından sadece gericilerin çıktığı ve gericilerin çıkardığı seçim sandığına son vermeden Türkiye’nin kurtulamayacağına inandıklarını belirten Cemal, gerici üreten o sistemin Türkiye’ye neden uymadığını bir sürü yabancı kitaplardan, makalelerden özetlediklerini belirtti. Cemal, o tarihlerde Devrim Dergisi’nde yaptıkları çevirilerle Suriye’deki Esat Rejimi’ni, Libya’daki Kaddafi rejimi’ni bütün tek parti rejimlerini model olarak yansıttıklarını vurguladı. “12 Mart günü […]

Nefesli çalgılarla 1 Mayıs

1 Mayıs kutlamalarının en renkli gruplarından biri de Türkiye Gençlik Birliği’ydi. Birliğin Dolmabahçe’den Taksim’e yürüyüşüne nefesli enstrümanlar eşlik etti.Video: Gökhan Tan

1 Mayıs’ın bestecisi ‘ruhsuzluk’tan şikayetçi

Bazı şarkılar, şiirler vardır, hayatımızın içine o kadar girmişlerdir ki bunları kimin bestelediğini, sözlerini kimin yazdığını hiç düşünmeyiz bile. Sanki onlar hep vardırlar, gökten inmişler ve hayatımızın içine girmişlerdir… İşte 1 Mayıs Marşı da kendini “solcu” olarak tanımlayanlar için böyledir. Sanki bu marş dünya kurulduğundan beri vardır ve söylenmektedir. Oysa 1 Mayıs Marşı’nın hem sözleri hem de bestesi, 1970’lerde Türkiye’nin önemli müzisyenlerinden biri olan Sarper Özsan’a ait. Halen Mimar Sinan Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Özsan’la, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı’ndan (MİHA) Serma Dursun bir söyleşi yaptı. Bu ünlü marşın bestecisini daha yakından tanımak isteyenler için Sarper Özsan’la yapılan bu söyleşiyi aynen yayınlıyoruz. 1 Mayıs Marşı nasıl doğdu? Sanıyorum 1973 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu, Bertolt Brecht’in Maksim Gorki’nin romanından aynı adla sahneye uyarladığı “Ana” oyununu oynamaya karar vermişti. Müziklerini benim yapmamı istediler. Seve seve kabul ettim ve hemen çalışmaya koyuldum. Tabii Brecht’in bütün oyunlarında olduğu gibi bu da müzikli bir oyundu ve oyunun metninde Brecht tarafından yazılmış şarkı sözleri bulunuyordu. Sanıyorum öncelikle bu sözleri besteledim. Ama oyunda, Çarlık polisinin, meydanda toplanan işçilerin üzerine yaylım ateşi açarak yüzlerce kişiyi öldürdüğü, bu nedenle de tarihe “Kanlı Pazar” adıyla geçen Rusya’daki ünlü 1 Mayıs. 1905 sahnesi için Brecht, metnin üzerine “İşçiler marş söyleyerek sahneye girer” biçiminde bir not yazmış ama hangi marş olduğunu belirtmemiş. Herhangi bir söz de koymamış… Bir süre burası için uygun bir müzik aradım ama sözüyle ve müziğiyle bu sahne için içime sinen bir müzik bulamadım. Bu durumda iş başa düştü. Bu müziğin sözlerini de, müziğini de benim yazmamın daha iyi olacağına karar verdim. Çalışmaya başladığımda gerek sözlerin, gerekse ezginin, bir yandan oyuna aykırı kaçmamasına, öte yandan da kendi halkımızın kulağına aykırı gelmeyecek bir yapıda olmasına dikkat ettim. Sözler, devrimci bir gözle yapılmış durum saptamalarını, geleceğe olan güven ve inancı, devrimci kararlığı dile getirir. Müzik ise, […]

Taksim 2009 1 Mayıs Marşı

HaberVs 1978 sonrasında Taksim Meydanı’nın işçilere kapatılmasıyla 1 Mayıs sürekli bir gerginlik konusu olmuştu. 1980’ler ve 90’lar bu gerginlikle geçerken 2008’den itibaren DİSK, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama talebinde ısrarlı olduğunu açıkladı ve üyelerine çağrı yaptı. Hükümetin bu talebi reddetmesi üzerine 2008 ve 2009’daki 1 Mayıs gösterilerine polisin bol miktarda kullandığı biber gazı ve sokak çatışmaları damgasını vurdu. Ancak 2009’un önemli bir farkı vardı. 2009 1 Mayıs’ı, çoğunluğunu DİSK üyesi işçilerin ve KESK üyesi memurların oluşturduğu yaklaşık 3 bin kişilik bir grubun Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Marşı’nın söylemesiyle sona ermişti. Böylece işçiler 1978 yılından bu yana 1 Mayıs’ta ilk kez Taksim Meydanı’nda marşlarını söylediler ve bir sonraki yıl Taksim’in resmi olarak 1 Mayıs gösterilerine açılmasını sağladılar. HaberVskamerası da bu ilk marş söylenirken oradaydı.