Etiket pkk

Çözüm sürecine nasıl geri dönülür?

Türkiye'deki Kürt sorunu, Suriye'deki Kürtlerin statü arayışıyla iç içe geçmiş durumda ve bu düğüm çözülmeden çözüm sürecine dönüş mümkün görünmüyor. Çözüm sürecine geri dönüşün yollarını Dicle Üniversitesi'nden Doç. Dr. Vahap Coşkun ve Bilgi Üniversitesi'nden Yard. Doç. Dr. Can Cemgil'le konuştuk.

Çözüm yok eylem çok

67 cezaevinde 682 kişinin sürdürdüğü açlık grevleriyle ilgili hükümetin çözümsüzlük politikası sürerken sorunun çözümünü talep edenler sokaktaydı

Kapatılan yedinci Kürt partisi DTP oldu

HaberVs Anayasa Mahkemesi, Demokratik Toplum Partisi’ni (DTP), kapatılmasına karar verdi. DTP’nin “terör faaliyetlerin odağı haline geldiği” iddiasıyla, “ teröre bulaşmış bir partiye ifade özgürlüğü hakkı tanınamayağına” hükmeden mahkeme Abdülkadir Fırat, Ahmet Ay, Ahmet Türk, Orhan Miroğlu, Selim Sadak, Aydın Budak, Aysel Tuğluk ve Leyla Zana’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda üye ve yöneticisine de siyaset yasağı getirdi. Mahkeme DTP eşbaşkanı Ahmet Türk ve DTP Diyarbakır milletvekili Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerinin de düşürülmesine karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bu kararla DTP 14 Temmuz 1993’ten Halkın Emek Partisi’yle başlayan süreçte kapatılan 7. Kürt partisi oldu. Kılıç açıkladı Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bugün (11 Aralık 2009) akşam saatlerinde yaptığı açıklamada, DTP’nin ”Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine eylemlerin odağı haline geldiğinin anlaşıldığından Siyasi Partlier Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince oybirliğiyle kapatılmasına karar verilmiştir” dedi. Partinin tüm mal varlığına el konularak Hazine’ye iade edileceğini de belirten Kılıç, “Yapılacak eleştirileri şimdiden görebiliyorum. Verilecek kararın zamanlaması için verilen tarihin amaçlı olduğu söylendi. Bu yorumlar çok acımasız. Biz 2 yıldır bu davayı görüşüyoruz..Eksiklliklerimiz vardı ve bu eksiklikler raportörümüz aracılığıyla giderilmeye çalışıldı ve bu zamana denk geldi. Bir siyasi partinin terörü ve şiddeti meşrulaştırmaya çalışması uygun değildir. Anayasa Mahkemesi terör ve şiddeti barışçıl çabalardan ayrı tutarak kararını vermiştir” dedi. DTP’yle ilgili verilen kapatma kararı yarın (12 Aralık) Resmi Gazete’de yayınlanacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararı DTP’te tevdi edecek ve partinin tüzel kişiliği sona erecek, malvarlığı hazineye geçecek. Haklarında milletvekilliğinin düşürülmesi ve siyaset yapmaları yasaklama kararı verilenlerin siyasi yasakları da başlayacak. “Parti kapatmakla sorun çözülemez” Siyaset yasağı getirilen Ahmet Türk, Anayasa Mahkemesi’nin kararının açıklanmasından sonra yaptığı açıklamada dana önceki sözlerinin arkasında durduklarını belirterek parti kapatma kararlarıyla sorunun çözülemeyeceğini söyledi. Sancılı bir süreç yaşandığını belirten Türk, “Elbette demokratik siyasette parti kapatmak, bir umutsuzluğu derinleştirir. Ama biz bütün buna rağmen Türkiye’de barışın yakalacağına inanıyoruz. Bu sancılı sürecin uzamaması, herkesin yeniden düşünmesi ve […]

Kürt açılımının linç hali

Ülkenin doğusunda da batısında da sokaklar kaynıyor. Hükümetin ilan ettiği Kürt açılımı sürecinde, dağdan inerek Türkiye’ye gelen PKK militanlarının karşılama görüntüleriyle başlayan gerginlik sonucu nükseden Kürtlere yönelik linç girişimleri ülke geneline yayıldı. 30 yıldır savaştırılan iki toplum ve kardeş kavgasının öyle oldubittiyle çözülecek bir sorun olmadığı anlaşıldı. Ortaya atılan milliyetçi, şoven kıvılcımlar sokakta karşılık bulmaya başladığı bir sırada da Tokat’ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin PKK saldırısyal öldürülmesi bu olayları çığırından çıkarakacak bir hale getirdi. İnternetteki sosyal paylaşım sitelerinde dahi önü alınamaz bir ırkçılık hakim oldu, oluyor. Sürece yaptıkları açıklamalarla adeta destek veren MHP ve CHP liderleri ise kışkırttığı kitleyi kontrol edemiyor ya da etmek istemiyor. Bir yandan batıda saldırıya uğrayan Kürtler, ülkenin doğusunda da sokakları savaş alanına çevirmiş durumda. Hemen her gün bir kentten polisle çatışma ya da gösteri haberleri geliyor. Batıdaki kimi kentlerde de zaman zaman yaşanan sokak gösterilerinde acı sonuçlar da ortaya çıkıyor. İstanbul Küçükçekmece’de 8 Kasım günü İETT otobüsüne atılan molotof kokteyli sonucu lise öğrencisi Serap Eser’in yaklaşık 1 ay komada kaldıktan sonra ölmesi bunun en yakın örneği. Açılım saldırıları kapsamıyor Aralarında PKK militanlarının da bulunduğu 34 kişinin Türkiye’ye dönüş yapmasından sonra başlayan sözel saldırılar, İzmir’de DTP konvoyuna yapılan saldırıyla filli hale geldi. Saldırılar toplumsal bir hestiriyle ülke genelinde Kürtlere yönelik linç girişimlerine dönüştü. İşin ilginci bu saldırıların hiç birinde şu ana dek tutuklanan olmamasıydı. Anlaşılan o ki, hükümetin demokratik açılımı, Kürtlere ve partileri DTP’ye yönelik linç girişimlerini engellemeyi içermiyordu. Polise attıkları taşlar nedeniyle yıllarca hapis cezasına çarptırılan Kürt çocuklar hapishaneleri doldururken, DTP binalarına kurşun sıkmak, taşlamak ve Kürt mahallerini basmak serbest. İç savaşa doğru mu gidiyoruz, yoksa iç savaş çoktan başladı mı derken sokaklarda çatışmalar başladı bile. İzmir’de tehlikeli prova 22 Kasım’da İzmir’e gelen Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı Ahmet Türk’ü karşılamak için oluşturulan araç konvoyuna, ülkücülerin başını çektiği kalabalık bir grup taş ve sopalarla […]

12 Eylül, darbe, cunta ve ‘Adaleti’

“Copu ağzımıza soktuktan sonra, dişlememiz istenir ve sonra da hızla çekerlerdi. Dökülen dişlerimize bakıp gülerlerdi”… “Sıkı yönetim komutanları tabiiki bu işin çok farkındaydılar. Sıkıyönetim karargahının ilerisinde bir sorgulama merkezi var. Oradaki işkenceyi bilmemesi mümkün mü? Onun gözetiminde, deneyiminde oluyor. Oradan sesler geliyor, bağırmalar geliyor”… “13 yıl cezaevinde tutuklu kaldım. 3 kez idam cezasını çarptırıldım. Bu süre zarfında toplam 3 kez mahkemeye çıkmamışımdır”… “Ortaçağdaki Engizisyon mahkemeleri gibi; basarsın işkenceyi, alırsın itirafı, verirsin cezayı, 12 Eylül’ün adaleti buydu”… “O dönemde sıkıyönetim komutanları ‘kim daha çok adam asacak’ diye yarışıyorlardı”… “12 yıl cezaevinde tutuklu kaldım. Yargıtay kararıyla tahliye oldum. Şu anda dosyam kayıp, yargılandığımı bile kanıtlayacak durumda değilim.” Hesaplaşılamayan yakın tarih Yukarıda, farklı kişilerin ağzından anlatılanların hiç biri kurgu değil, yakın tarihimizin hesaplaşamadığımız gerçekleri. Üzerinden neredeyse 30 yıl geçtikten sonra, 12 Eylül 1980 darbesiyle bu toplumun üzerinden geçenin ne olduğu ve nasıl geçtiği daha yeni yeni anlatılmaya başlanır oldu. Az okuyan Türkiyelilerin bir kısmının kitaplardan öğrenebildiği travmalar; filmler, diziler ya da belgesellerle anlatılır oldu. Hepsinin tek bir istediği vardı: Anayasal zırhla korunan darbecilerin yargılanması. Sadece 5 general değil… Onlardan biri, “12 Eylül Adaleti” isimli belgesel Ankara ve İzmir’den sonra İstanbul’da da ilk kez izleyicisiyle buluştu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu’nda yapılan gösterimin izleyicileri ise çoğu 12 Eylül’de Mamak, Metris, Diyarbakır askeri cezevlerinde kalmış kişilerdi. Belgeseli izlemeye gelen dönemin tanıkları ve yeni kuşaktan yaklaşık 400 izleyici gösterimin yapıldığı her iki salonu da doldurmuştu. Vakıf Başkanı Cahit Akçam’ın gösterimden önce yaptığı konuşmada “ Belki yüreğimiz acıyacak ama biz 12 Eylül döneminin sadece insanlara acı veren ve mağdur eden bir dönem olarak anlatılmasına itiraz ediyoruz. 12 Eylül aynı zamanda askeri darbelere, faşist cuntalara karşı mücadelelerin tarihinin yazıldığı bir mücadele dönemidir. Onun için biz bu belgesel ve devamında, 12 Eylül’den hesap sormanın sadece beş generalle sınırlı bir iş olmadığını, 12 Eylülcülerin tümünden hesap sormak gerektiğini düşünüyor ve […]

‘Suçları’ yaşlarından büyük çocuklar

Yaşları taş çatlasa on dört, on altı… Ancak onların şu an bulundukları yer, olması gerektiği gibi okulları değil cezaevleri. Ailelerinin yanında evlerinde değil, cezaevi koğuşundalar. Artık onların oyun alanları parklar, bahçeler değil, cezaevlerinin o dar avluları. Suçları ise yaşlarından çok daha büyük: Örgüt propagandası yapmak, örgüt lehine slogan atmak, gösterilerde üstlerine gelen polise ise taş atmak. Yaklaşık 3 senedir devam eden bu tutuklamalara, her gösteride bir yenileri ekleniyor. Aldıkları cezalar ise yaşlarından çok daha büyük. Üstelik Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında tutuklanan bu çocuklar hem “ağır ceza mahkemelerinde” yargılanıyor, hem de çocuk koğuşlarında değil, yaşları dikkate alınmadan yetişkinlerle aynı koğuşlarda tutuluyorlar. Çünkü TMK’nın 9. ve 13. maddeleri bu uygulamayı öngörüyor. Çocuk olduklarının farkında olan yok Yaklaşık 3 yıldır Diyarbakır, Hatay, Adana, Gaziantep, Mardin, İzmir, Mersin, Siirt, Şırnak ve Van’da yüzlerce çocuk tutuklandı, tutuklanıyor. Suçları ise; “birtakım protesto gösterilerine katılmak, zafer işareti yapmak, slogan atmak, onları kovalayan polise taş atmak.” Yaşları daha ufak olsa da, bu çocuklara 20 yıla kadar varan cezalar isteniyor. Adana’da Abdullah Öcalan lehine yapılan gösteriye katıldığı için, 17 yaşındaki bir çocuk “örgüt adına suç işlemekten” 7 yıl 6 ay, örgüt propagandası yapmaktan 1 yıl 8 ay hapse mahkum edildi. Yargılandığı yer ise, Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ydi. Özgür Yurttaş Derneği’nin açılış törenine katılan 13 ve 14 yaşındaki iki çocuk, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak, “örgüt adına suç işlemekten” 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yine Adana’da Mimar Sinan Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlenen Nevruz kutlamalarına katılan 16 ve 17 yaşındaki iki çocuk attıkları sloganlardan dolayı 1’er yıl hapse mahkum oldular. Yine yakın zamanlarda Adana’da 14 yaşındaki üç çocuk ise “polise taş attıkları” iddiasıyla Özel Yetkili Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı, onlar için istenen hapis tam 38’er yıldı. Hatay’da, örgüt propagandası yapmak iddiasıyla TMK kapsamında yargılanan 14 ve 17 yaşındaki iki çocuğa 3,5 ve 4,5 yıl […]

PKK soslu DTP operasyonu

PKK’nın şehir yapılanmasına yönelik olduğu iddia edilen bir soruşturmayla, 4 gün önce Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) yönelik yurtçapında yapılan operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 200’ü geçti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 14 Nisan günü başlatılan ve Türkiye geneline yayılan operasyon kapsamında bugün de (17 Nisan) İstanbul, İzmir, Ankara ve Batman’da baskınlar gerçekleştirildi. DTP’nin il ve ilçe binaları ile çeşitli adreslere eş zamanlı olarak yapılan baskınlarda yaklaşık 100’den fazla kişi gözaltına alınırken, yapılan aramalar sonunda bilgisayarlar ile bazı dokümanlara da el konuldu. Operasyonlarla ilgili sorularımızı yanıtlayan DTP Diyarbakır Miletvekili Selahattin Demirtaş, baskınların partilerinin siyasi iradesini kırmaya ve yalnızlaştırmaya yönelik bir operasyon olduğunu söyledi. Partilerini hedef alan operasyonları “hazin” diye nitelendiren Demirtaş, “Hükümetin içine düştüğü çaresizlik ve acıyı gösteriyor. Hükümetin seçimde yenildiği bir partiye karşı intikam alma ve güçten düşürmeye yönelik bir operasyondur bu. Hükümet içine düştüğü bu aciz durumdan çıkmak istiyorsa DTP’nin siyaseten önünü açmalıdır” dedi. Devlet karar verdi hükümet uyguladı Operasyonların “devlet kararı” olduğunu vurgulayan Demirtaş, “Hükümet de bu devlet kararının icracısıdır. Bunda hükümetin işine gelen kısım ise DTP’nin siyaseten güçsüzleştirilmesidir. Ama bu durum savaşın devamını isteyen güçlerin ekmeğine yağ sürer. Kürtlere ‘siyaset yapma’ deniyorsa ne diyorlar tam olarak bunu da açıklasınlar. Bütün kaygımız, barış adına ılımlı gibi görünün bu sürecin sekteye uğramasıdır. Çünkü umutların doğduğu bir dönemde böylesi bir operasyon çözüm arayışlarını zora sokar ki bu operasyona karar verenler ve uygulayanlarda bunun farkındadır” şeklinde konuştu. DTP örgütün değil çözümün parçası Partilerinin PKK’nin siyasi kanadı olduğuna ilişkin yorumlarla ilgili, “Biz kimsenin uzantısı ya da parçası değiliz” diye yanıtlayan Demirtaş, “DTP bağımsız siyaset yapan, meşru ve legal bir partidir. Ama buna bile tahammül yoksa durum vahimdir. Kimse adına söz söyleme yetkimiz yoktur ve sadece DTP adına konuşuruz, PKK ile konuşmak isteyen doğrudan konuşur. Bu şekilde bizi kabul eden eder, etmeyenin kendi ayıbıdır. Ancak devlet Kürt sorununun çözümünde aktif rol oynamak isteyen ve çözüm […]

Kürt gazeteciliğinin 16 yıllık inadı

Özgür Gündem geleneğinden gelen gazetelerden Analiz de diğer Kürt gazeteleriyle aynı akıbete uğradı. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Kasım’da yayın hayatına başlayan Analiz’e bir ay yayın durdurma cezası verdi. Analiz’in kapatılmasıyla birlikte iki yılda 20 Kürt gazetesi 41 kez kapatılmış oldu. Son kapatıldığında Analiz adını taşıyan bu gazete, 1992 yılında Halk Gerçeği dergisi ve haftalık Yeni Ülke gazetesi deneyimlerinin mirasçısı olarak yayın hayatına atılmıştı. Özgür Gündem adıyla başlayan bu serüven, 16 yılda binlerce soruşturma ve davanın konusu oldu. Geride ise gazete yöneticileriyle yazarlarına verilen ve toplamını kimsenin bilemediği hapis ve para cezaları, kapatma kararları ve çeşitli isimlerle geride bırakılan 20 gazete kaldı.Özgür Gündem geleneğinden gelen gazeteler 1992’den beri çeşitli engellemelere maruz kaldı, kalıyor. 16 yılda açılan binlerce soruşturma, gazete yöneticileri, muhabirleri ve yazarlarına verilen hapis ve para cezaları, kapatma kararları verildi. Bütün bu “cezalandırma”ların hiç şüphesiz en ağırı, aralarında yazar, muhabir ve dağıtıcıların da bulunduğu 21 çalışanının öldürülmesiydi. Şansları yaver giden yüzlerce “Gündem” çalışanı, sadece gözaltılar, tehditler ya da kimi zaman işkencelerle kendini kurtardı. Bu uzun soluklu mücadelenin son halkası Analiz, yayın hayatının henüz üçüncü günündeyken, 1 aylık yayın durdurma cezasıyla kapanmış oldu. Gazete yönetimi, diğerleriyle aynı akıbeti paylaşması kaçınılmaz sayılsa da önümüzdeki günlerde, adı henüz belirlenmemiş bir başka gazeteyle, yola devam edecek.Biz de, ne kadar özgür olduğu, eleştirdiği “karşı taraf” gazetelerinden ne kadar farklılaşabildiği, ne kadar “gerçeğin” peşinde koştuğu, demokrasi mücadelesinin neresinde durduğu ya da bir silahlı oluşumun sözcülüğünü yapıp yapmadığı türünden, sıklıkla gündeme getirilen konuları sorgulamaksızın, Özgür Gündem Gazetesi’nin 16 yıllık serüvenini özetleyelim istedik. Özgür Gündem:30 Mayıs 1992’de yayın hayatına başladı. 14 Nisan 1994’te mahkeme kararıyla kapatıldığında, sorumlularına toplam 54 yıl hapis, 20 milyar 45 milyon lira para cezası ve 18 ay yayın yasağı verilmişti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, gazete hakkında 101 suç duyurusunda bulunduğunu, ancak yargının gereğini yapmadığını açıklamıştı. Gazete’nin Diyarbakır muhabiri Hafız Akdemir’in […]

“Hürriyet bu nedenle ‘büyük’ ve bu nedenle ‘gazete’ değil!”

Güngören’deki terör eylemi, pazar gecesi 21.00’e doğru gerçekleşti. Hürriyet‘in biraz sonra aktaracağım manşeti, onu izleyen birkaç saat içinde atılmış olmalı. Yani ortada herhangi bir resmî açıklama yoktu, tam tersine, ülkenin başbakanı bile o gece olay yerine gidip “Hemen ad vermeyin, bırakın onu savcılar versin” diyerek gerekli uyarıları yapmıştı. Fakat işte, ülkenin en etkili gazetesi bu koşullarda ertesi gün şu manşetle yayımlanacaktı: “PKK’DAN SİVİL KATLİAM… Bölücü terör İstanbul Güngören’de sivilleri hedef aldı.” Benim yaşadığım yerde, saat 21.00 civarında gerçekleşen bir olayın haberi, o gazete Hürriyetde olsa ertesi günkü gazetede yer almaz, alamaz (bir olay bekleniyorsa, gazete geciktirilir, o başka). Yani büyük şehirlerde yaşayanlar, 28 Temmuz pazartesi sabahı Hürriyet’in manşetinde yukarıda okuduğunuz manşeti gördüler. Buna karşılık biz taşralı Hürriyet okurları, gazetemizin olayı nasıl “gördüğünü” ancak 29 Temmuz salı sabahı öğrenebildik. Hayır, manşette eylemi PKK’nın yaptığına dair bir ibare yoktu. Manşet şöyleydi: “ANNE KARNINDA BEBEĞİ BİLE… Güngören’de önceki akşam art arda patlayan iki bomba 18 can aldı. Hain saldırıda ölenlerin hayat hikâyeleri yürekleri burkuyor.” Peki haberin herhangi bir yerinde ya da Hürriyet‘in herhangi bir yerinde eylemi kimin yaptığına dair bir ibare var mıydı? Hayır yoktu. Yani ne olmuşsa olmuş, gazete iddiasından vazgeçmişti. “Önyargı” mı, “ah keşke” mi? Hürriyeto manşeti neden öyle attı? Bu soruya verilmiş iki farklı cevap üzerinden konuyu tartışmak istiyorum. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Esra Arsan, Bianet.org’a verdiği demeçte şöyle diyor: “Henüz herhangi bir delil olmamasına rağmen suçlunun ‘bulunmasını’, bir örgütün ya da eylem grubunun olayı üstlenmesini veya emniyet raporlarının açıklanmasını beklemeden gazeteciler hemen yargıya vardılar. Ve birilerini de bu yargılara doğru yönlendirdiler. Yapılan haberlerde tek adres PKK olarak gösterildi. Böyle bir beklenti var gazetecilerde. Halbuki henüz daha bir yargıya varmak için çok erken. Çünkü ne olduğu araştırılmamış.” Acaba burada “önyargı” gibi nispeten hafif, insanı farkında bile olmadan yanlışa sürükleyen ve mesela bir özür dilendiğinde bağışlanabilir bir hata ile […]

Yine masumlar hedef

Medyakronikinfo@medyakronik.com İstanbul Güngören’de düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda 5’i çocuk 17 kişi öldü, yüzden fazla kişi yaralandı. Yaralılardan 6’sının daha hayati tehlikesi sürerken, saldırıyı gerçekleştirdiği öne sürülen PKK bir açıklamayla olayla ilgilerinin olmadığını duyurdu. Güngören Güven Mahallesi’ndeki, trafiğe kapalı Menderes Caddesi üzerindeki ilk patlama dün (27 Temmuz) gece 21.45 sıralarında gerçekleşti. Yetkililerin ses bombasından kaynaklandığı açıkladığı ve bir telefon kulübesinde meydana gelen ilk patlamada birkaç kişi yaralanırken çevredeki işyerlerinde küçük çaplı hasar meydana geldi. Facia 2. patlamayla geldi Şiddeti düşük olan bu patlamanın doğalgazdan kaynaklandığı haberleri yayıldı. Bu patlamanın ardından çevrede bulunanların yanı sıra evlerinden de çıkan meraklı vatandaşlar olay yerine geldi. Faciaya yol açan ikinci patlama ise ilkinden 10 dakika sonra gerçekleşti. İlk patlama yerine çok yakın bir mesafede yaşanan çok şiddetli 2. patlama sonucu ortalık bir anda cehennem yerine döndü. Çevredeki binaları, araçları tahrip eden patlama, olay yerinde toplanan çok sayıda insanın ölümüne ve yaralanmasına neden oldu. Patlamadan yaralananlara ilk müdahalede saldırıdan yara almadan kurtulanlar tarafından gerçekleşti. Yaralılar, vatandaşların kendi imkanlarıyla çevredeki hastanelere götürülürken olay yerine sevkedilen ilkyardım ekipleri ve ambulansların gelmesinden sonra ilk müdahaleler yapılabildi. Olayda hayatını kaybeden vatandaşların otopsi işlemleri ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı gözetiminde yürütülüyor. Zaman ayarlı, parça tesirli plastik patlayıcı Görgü tanıkları, ilk patlamanın ardından yüzlerce kişinin olay yerine gittiğini ve kısa süre sonra çok şiddetli ikinci patlamanın yaşandığını anlattı. Bombanın şiddetiyle bir çok kişinin havaya uçtuğunu gördüklerini anlatan tanıklar patlamanın olduğu yere 30-40 metre uzaklıktaki insanların bile patlamadan etkilendiğini söyledi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın ardından Güngören’e giderek incelemelerde bulundu, Atalay, İstanbul Valisi Muaamer Güler’le birlikte yaptıkları açıklamada patlamanın ilk önce doğalgazdan kaynaklandığından şüphelenilse de kısa sürede bombalı bir saldırı sonucu yaşandığının kesinleştiğini öncelikli hedeflerinin failleri bulmak olduğunu söyledi. İstanbul Valisi Muammer Güler, çöp tenekesine konan bombaların patladığını belirterek, zaman ayarlı ya da uzaktan kumandalı bomba olabileceğini söyledi. Kimli basın organları ise patlamada […]

‘PKK listeden çıkarıldı’ haberinde eğip-bükme ödülü CNNTürk’ün…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comSimge SunguroğluCNNTürk’te her sabah saat 09.00’da başlayan “Parametre” adlı bir program var. Programı İstanbul’dan Yiğit Bulut, Ankara’dan ise Enis Berberoğlu-Bilal Çetin ikilisi sunuyor. Yiğit Bulut aynı zamanda eski Radikal, yeni Vatanyazarı… Türkiye’yi ve dünyayı çok genel olarak “ulusalcı” diyebileceğimiz bir bakış açısından yorumluyor. Buna benim şahsen hiçbir itirazım yok: İçinde yorumu da içeren bir haber programı için biraz fazla “militan” bir görüntü verse de, haberleri düzgün sunmak kaydıyla yorumlarında “hür” olduğunu sanırım siz de kabul edersiniz. Fakat Yiğit Bulut sık sık kendine “hak” olan alanı aşıyor ve haberleri, gerçek içeriklerinden çok farklı bir şekilde, zihninde kurduğu ideolojik formatın taleplerine uygun hale getirerek sunuyor izleyiciye. Bunun son örneğini bu sabahki (4 Nisan) “Parametre” programında yaşadık. Haber patlıyor ve Ankara karışıyor… Yiğit Bulut’un programda ne yaptığını daha iyi anlayabilmek için, patladığı 3 Nisan öğle saatlerinden, Bulut’un programını sunduğu 4 Nisan sabah saatlerine kadar büyük bir değişim geçiren “PKK Avrupa terör listesinden çıkartıldı” haberine biraz daha yakından bakmamız gerekiyor. Televizyonlar, 3 Nisan’da öğle saatlerinde şu haberi geçtiler: “Avrupa Adalet Divanı, Avrupa Birliği’nin PKK’yı terör listesine alan 2002 tarihli kararını iptal etti…” İlk bakışta mesele açık gibi görünüyordu: Avrupa’nın “Anayasa Mahkemesi” kararı iptal etmişti işte. Demek ki, artık PKK Avrupa Birliği’nin terör listesinde değildi!Türkiye’deki Avrupa Birliği karşıtlarına gün doğmuştu. Televizyonlar bir anda internetteki haberlerin altındaki “yorum”ları andıran yorumların işgaline uğradı: “Avrupa Birliği gerçek yüzünü göstermişti işte…” NTV’de CHP’li Onur Öymen’den bu çerçevede bir değerlendirme dinlerken, saat tam 14.05’te telefon edip araya giren Cengiz Aktar, mevzuya limon suyu sıkan ilk yorumcu oldu. Konuşmasından anladık ki, mesele anlatıldığı gibi değildi. Mesele şuydu: Avrupa Adalet Divanı, AB’nin PKK’yı terör listesine aldığı 2002’den sonraki bir tarihte, AB karar organlarından bir talepte bulunmuştu: Bundan böyle, bir örgütü listeye aldığında gerekçeleri de mutlaka izah etmeliydi ve bu karar örgütün yöneticilerine bildirilmeliydi. Bu talep, önceki kararlar için de geçerliydi. Yani […]

Duydunuz mu, PKK “silahları bırakmaya hazırız” dedi…

Alper Görmüş “PKK’nın bölge sorumlusu” demeye dilimiz varmıyor mesela, ille de “sözde sorumlusu” diyoruz. Gazeteci Tuğrul Eryılmaz, “Sözdeyse bırakın çoluğunun çocuğunun yanına gitsin kardeşim” der böyle durumlarda. 16 Mart tarihli önemli bir haber, Türk basınının bu korkusu tarafından emildi ve görünmez kılındı. Haberi doğru dürüst kullanan yegâne gazete olan Milliyet’e göre PKK “silahları bırakmaya hazırız” diyordu: “Terör örgütü PKK’nın Başkanlık Konseyi’nden yapılan açıklamada diyalog çağrısı yapıldı ve buna olumlu cevap verilmesi halinde silahların devre dışı bırakılacağı belirtildi.” Fark etmişsinizdir, haberde “PKK’nın Başkanlık Konseyi” deniyor, “sözde Başkanlık Konseyi” değil. Düşünsenize, “sözde” olsaydı, biz Milliyet okurlarının “Sözde ise neden ciddiye alıp haber yapıyorsunuz, kardeşim” deme hakkımız olurdu. Namık Durukan’ın haberinin önemli bir yanı da şu: PKK ilk kez yayımladığı bu bildiriyle “Bağımsız Kürdistan olgusunu hayal ettiğini ama gerçekleştiremeyeceğini anladığını” kabul ediyor. Bildiride şöyle deniyor: “Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümü için yeni bir sürecin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. (…) Biz Kürt sorununun şiddet yöntemiyle değil, diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için önderliğimizin (PKK jargonunda “önderlik”, Abdullah Öcalan demek –A.G.) son iki görüşmesinde ifade ettiği çerçeveyi de eksen alarak, bir kez daha Türk devleti ve hükümetine barış ve diyalog çağrısı yapıyoruz. Türk devletinin de olumlu cevap vermesi halinde Kürt sorununun çözümünde yeni ve silahların tümden devre dışı edileceği bir sürecin başlatılması için hareket olarak gereken sorumluluğu göstereceğimizi açıkça deklare ediyoruz.

Sınırötesi harekât: Bundan sonra ne olacak?

Eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1993’te Kürt sorununun sadece askeri tedbirlerle çözülemeyeceği önermesinin doğru olduğunu, fakat PKK’yı askeri açıdan yenilgiye uğratmadan devletin herhangi bir reform yapmasının mümkün olamayacağını söylemişti. Demirel o çıkışını PKK’nın neredeyse bölgenin bazı kısımlarında “kurtarılmış bölgeler” oluşturma aşamasına geldiği sırada yapmıştı ve o nedenle söylediklerine ciddi bir itiraz gelmemişti. İki yıl sonra (1995) Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, PKK’nın askeri gücünde ciddi bir gerilemeye yol açan geniş çaplı harekâtı başladı. Harekâtın dikkate değer bir askeri başarı anlamına geldiğinin iyice belirginleştiği günlerde, o sırada bölgede bulunan gazeteci Hasan Cemal, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan’ın sözlerini şöyle aktarmıştı: “Apo’nun tepesindeyken, PKK’yı önüne katmış kovalarken, bu psikolojik ortamda ne yapacaksan yapacaksın. Demokrasi paketi mi, demokratikleşme paketi mi, bu havadan istifade neyse çıkaracaksın…” Herkes biliyor, öyle olmadı, “fırsat” kaçırıldı ve ondan sonra da ne fırsatlar kaçırıldı. Geçtiğimiz günlerde başlatılan sınır ötesi harekâtla ilgili olarak iki temel soru var… Bir: Türkiye Cumhuriyeti devleti PKK’nın askeri olarak ağır bir yenilgiye uğratılmasını “fırsat” bilip Kürt sorununa ilişkin bir reform programını uygulamaya sokacak mı? İki: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin giriştiği harekâtın uluslararası kamuoyunda dikkat çekici bir sessizlikle karşılanması ne anlama geliyor? Harekât, Türkiye’nin de içinde bulunduğu geniş bir mutabakatın birinci bölümüne mi işaret ediyor? Uzun yıllardır Kürt meselesinin bütün yönlerini yakından takip eden Ümit Fırat ve gazeteci İrfan Aktan Medyakronik için değerlendirdi… ÜMİT FIRAT ‘Herkes, yapılan mutabakat çerçevesinde davranıyor’ – Harekâta uluslararası tepki çok cılız kaldı. Bu, bir mutabakatı mı ima ediyor? – Bu operasyonla ilgili altının çizilmesi gereken nokta, ABD’nin hem Türkiye’ye hem de Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine belli bir çerçeve çizmiş olmasıdır; şu ana dek Kürtlerden herhangi bir çatlak ses çıkmamasının nedeni de budur. Ne zaman Türkiye çizilen çerçeveyi aşar, ki gidişata bakılırsa böyle bir şey olmayacak, o zaman Kürtler seslerini yükseltir. Bu operasyon daha öncekilere hiç benzemiyor. Daha önceki operasyonlarda Türkiye kimseden icazet almadan Irak […]