HaberVs

HaberVs

Diyarbakır anlattı Erdoğan duydu mu?

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sorunlarını anlatmak için Ankara’ya giderek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile muhalefet partileriyle görüşen Diyarbakır sivil toplum örgütleri, sorunlar ve çözüm önerilerini içeren 20 maddelik rapor sundu. Dün (7 Nisan) Başbakan Erdoğan’la gerçekleşen görüşmede “ana dilde eğitim” talebini dile getirdiği için başbakan tarafından “yalan söylemek ve dürüst olmamakla” suçlanan Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Kürt sorununun çözümüne karşı bir direnç olduğunu belirterek, “Yapabileceğimiz tek şey olan demokratik taleplerimiz ve önerilerimizi ilettik. Sorunun demokrasi içinde ve şiddeti dışlayan biçimde çözümünde ısrarcı olmak gerekiyor ancak bizim dışımızda da girişimler olması lazım” dedi. Tanrıkulu, Başbakan Erdoğan’ın kendisini yalancılıkla itham etmesi üzerine, “Ben dürüstlüğümü kimseye sınatmam” diyerek toplantıyı terk etmişti. MHP randevu vermedi Baro Başkanı Tanrıkulu dışında Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ile Meclis Oda Başkanı Abdulselam Odabaşı, Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Fahrettin Akyıl, Esnaf Sanatkarları Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu, Ziraat Odası Başkanı Bahri Erdem, Tabipler Odası Başkanı Adem Avcıkıran, Mazlum-Der Başkanı Selahattin Çoban, Türk-İş Diyarbakır temsilcisi Zülküf Karakoç, Kadın Merkezi Başkanı Nebahat Akkoç, Diyarbakır Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk, Güneydoğu Sanayici İşadamları Derneği Başkanı İsmail Bedirhanoğlu, Müstakil Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Ahmet Öcal ve Doğu Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Federasyonu Başkanı Şeyhmus Akbaş’tan oluşan heyet bugün de (8 Nisan) Ankara’da bazı görüşmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Zeki Sezer ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’la görüşerek 20 maddelik sorunlar ve çözüm önerilerini içeren raporu sunan heyeti Milliyetçi Hareket Partisi ise randevu talebini geri çevirerek kabul etmedi. Siyasi ve ekonomik çözüm paketi Heyetin hazırladığı ve Cumhurbaşkanı, Başbakan ile muhalefet partileri liderlerine sunduğu siyasal ve ekonomik reformlar içeren raporda yer alan talepler özetle şöyle sıralandı:Anadilde eğitim, hizmet ve yayın hakkı hayata geçmeli.Yeni demokratik, özgürlükçü bir anayasa yapılmalı.Zorunlu göçe maruz kalanların […]

Kadın yönetmensiz sinema

Gezici Film-mor Kadın Filmleri Festivali’nin altıncısı, 10 Mart 2008 akşamı İstiklal Caddesi’nde, kadınların “sazlı sözlü” etkinliğiyle açıldı. 14 ülkeden 33 filme ev sahipliği yaptı; İstanbul’un ardından Van ve Diyarkır’da devam etti. Bu ayın sonunda, 25-26 Nisan 2008’de ise Samsun’da sona erecek. Bu yılkı teması “kadına yönelik şiddet” olan festival, Türkiye’de kadın sinemacıların sayıca çok kısıtlı olduğu gerçeğini bize hatırlattı. Biz de bu soruyu, festival düzenleyicilerine ve Gazeteci Ferai Tınç’a yönelttik.

Cepte durduğu gibi durmuyor

Umut Duranuduran@medyakronik.com Alexander Graham Bell’in aşık olduğu duyma engelli kadınla iletişim kurmanın yollarını ararken tesadüfen telefonu keşfetmesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Haliyle ilk telefon görüşmesi de buluşu gerçekleştiren Alexander Graham Bell ile yardımcısı Thomas Watson arasında yapıldı. Bell, yan odadaki Watson’a, ”Watson, buraya gel! Seni görmek istiyorum” demişti. İcadından neredeyse 40 yıl sonra 1915’te şehirlerarası ilk telefon görüşmesi de yine Bell ve Watson arasında yapıldı. Bell, New York’tan o anda San Francisco’da bulunan Watson’a yine onu görmek istediğini söylediğinde aldığı yanıt, “Bu bir hafta sürer” olmuştu. O yıllarda Amerikalı bir belediye başkanının, “Bundan bir gün her kentte bir tane olacak” demesi de hayli komik karşılanmıştı. O zamanlar gülünse de, zamanla telefon neredeyse her eve girdi. Yetmedi. İsteyen ve elbet parası olan herkesin sahip olabildiği, olağanüstü marifetleri olan küçücük bir kutuya dönüşerek cepte taşınır hale geldi. Telefon ilk icat edildiğinde bu kadar hızla yaygınlaşmamıştı, ama ceplerde taşınabilir hale gelmesinin üzerinden çok da zaman geçmeden kısa sürede milyonlarca kişinin kullandığı bir alet oldu. 1990’lara kadar kimsenin ihtiyaç olarak bile görmediği cep telefonları giderek herkesin bir parçası haline geldi. Son verilere göre dünyadaki cep telefonu kullanıcı sayısı 3,3 milyar civarında. Türkiye’de ise bu sayı 60 milyona yaklaşıyor.İnsan sağlığına etkileri araştırılıyor Şimdilik kimi bilim insanları ve cep telefonu kullanmayı reddedenler dışında kimse böyle bir teknolojinin gelecekte nelere malolabileceğini ne biliyor, ne de dikkate alıyor. Cep telefonları üzerinden kullanıcıya ulaşan zararlı ışınların oranı ve etkileri, baz istasyonlarının konumları, bunların çevreye ve halk sağlığına olan etkisi gibi konularla ilgili kimi bilimsel araştırmalar zaman zaman basında yer almakta. Bilimsel olarak kesin şekilde kanıtlanmamış olmakla birlikte, cep telefonu kullanımının beyin tümörleri oluşumu, hafıza kaybı, depresyon, uyku bozuklukları gibi pek çok hastalığa yol açabileceği ileri sürülüyor. Hepsi bir yana, cep telefonlarının çoğu kullanıcıda alışkanlık yaptığı kesin. İnsanlar üzerinde psikolojik bir bağımlılık yapıp yapmadığı ise incelenmesi gereken bir […]

Rent Müzikali’nin gala gecesi

Amatör ruhla porfesyonel faaliyetler gerçekleştirerek, üniversite tiyatrosu kavramına yeni bir anlayış getiren Tiyatro Candela, 2008 sezonunda onuncu prodüksiyonu olan Rent Müzikali ile seyirci karşısına çıktı. Oyun marjinal yaşamları olan sekiz gencin bir yıl içinde yaşadıkları mutsuzluklar, acılar, problemler ve küçük mutlulukları nasıl büyük mutluluklara çevirdiklerini anlatıyor.. Gala: 08 Nisan 2008, Salı 21.00 Oyun: 04 – 05 – 07 – 18 – 19 – 30 Nisan 2008, saat 20:30 06 -20 Nisan 2008, saat 15:30 Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü, BS2 Kurtuluşderesi Cad. No 47 Dolapdere Giriş ücretsiz…Haber: Beril Tekin

Berkan’ın görüştüğü ‘çok önemli bakan’ bir sır değil!

Dünkü (7 Nisan) Medyakronik’te yer alan “İsmet Berkan’dan Ergenekon savcısına çok önemli mesaj” başlıklı yazıdan şu satırları hatırlayarak başlayalım: “Radikal genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, 6 Nisan tarihli ‘Ergenekon’un Yakın Tarihi 3’ başlıklı yazısında Ocak 2004’te Başbakan Tayip Erdoğan Kıbrıs’la ilgili olarak ipleri eline aldıktan sonra New York’ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre’nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptığını belirtiyor. Berkan görüştüğü ‘çok önemli bakan’a askeri cepheden gelen darbe hazırlıklarıyla ilgili dedikoduları aktardığında ‘Hepsini biliyoruz’ şeklinde cevap alıyor. Berkan bu kez bakana ‘Peki ne yapıyorsunuz’ diye soruyor, ‘Bekleyin çok şey olacak’ cevabını alıyor. “Berkan aynı yazısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün, kendisine bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip olmadığını vurgulayarak, bu bilgilere sahip olmadan Ergenekon soruşturmasının gerçek darbe girişimine uzanması ihtimalinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor. Elbette bu cümlelerle İsmet Berkan, Türkiye için çok önemli sonuçları olabilecek bir soruşturmayla ilgili bildiklerini kamuoyuna açıklamış oluyor. Böylece yurttaşlık görevini de yerine getirmiş oluyor. Şimdi savcı Zekeriya Öz’e İsmet Berkan’ın bilgilerine başvurmak düşüyor.” Bizim dünkü özetlememizde olmayan, ama Berkan’ın tam metnini yayımladığımız yazısında yer alan şu cümleyi de unutmayalım (“çok önemli bakan”ın “Bekleyin çok şey olacak” şeklindeki çıkışından sonra): “Aradan dört yıl geçti, hâlâ bekliyoruz!” Nokta’nın yayınının hemen sonrası Nokta’nın 29 Mart- 4 Nisan 2007 tarihli sayısının kapak haberi şöyleydi: “Hayret verici ayrıntılarıyla SARIKIZ ve AYIŞIĞI… 2004’te iki darbe atlatmışız…”İçerde, İsmet Berkan’ın işaret ettiği “Sarıkız” darbesine tam 26 sayfa ayrılmıştı. Darbe girişimi şu spotla anlatılmıştı dergide: “Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinin en ilginç bölümleri, hiç kuşkusuz ‘Sarıkız’ adı verilen darbe planı… Neredeyse bir yıla yayılan darbe planlaması, 24 Nisan 2004’teki Kıbrıs referandumundan sonra tamamen rafa kaldırılmış. Başlangıçta birlikte hareket eden dört kuvvet komutanı zamanla görüş ayrılığına düşmüş. Örnek’in günlükleri, zamanın Genelkurmay başkanı Özkök’ün girişime başından sonuna karşı çıktığını gösteriyor.” Aynı haftanın […]

Ne bakışlar gördüm zaten yoktular

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com “Olabilirdi aşklar” kavram olarak belki hayatımızda yok ama fiilen var aslında. Kısa bakışmalarla ayaküstü yaşanan flörtler sonrasında elinizde ne bir isim kalır, ne bir telefon. O öylece gider; siz lazım olduğunda asla bulamadığınız cesareti, iyi örülmeyen kader ağlarının ilmiklerini sorgularsınız. Bir daha görme ihtimaliniz de düşük olduğu için o artık sizin “olabilirdi aşkınız” olmuştur. Ama onu oldurmanın yolu olarak interneti deneyenler var; ne kadar ‘başarı’ya ulaşılıyor, ona dair bir şey yok, ama ‘ne aşklar yaşan(m)ıyor’daki buruk tat okudukça okutturuyor insanı.www.kizmeet.com Bu site size arkadaş, değil kaderinizi buluyor. Sloganları “ilk bakışlar, ikinci şanslar” olan, Amerika menşeli kizmeet.com, normal arkadaş sitelerinden biraz farklı. Burada fotoğrafından, kişisel özelliklerinden beğendiniz kişiyi değil, gerçek hayatta zaten gördüğünüz insanı arıyorsunuz. Yani siz bir barda, spor salonunda, okulda, otobüste gördüğünüz, açılamadığınız ve unutamadığınız kadını ya da erkeği arıyorsunuz. Siteye mesaj bırakarak başlıyorsunuz. Öncelikle tarihi ve yeri belirtiyorsunuz. Üzerinizde ne olduğundan, diğer tarafın ne giydiğinden bahsediyorsunuz. Aranızda bir konuşma geçtiyse, onu yazıyorsunuz. Aradığı insanı bulmak için yazan da var, ama biri beni yazmış mı diye de bakılabiliyor. O zaman da kendi gittiğiniz mekânı ve tarihi yazıp aratabiliyorsunuz. Mesela sitede, Los Angeles’tan bir kadının markette karşılaştığı bir adama, 16 Şubat 2008 tarihli mesajı şöyle: “Ben senin yanındaki kırmızı lahanaya ulaşmaya çalışıyordum, senden izin istedim. Sense kereviz taşıyordun. Ne diyeceğimi bilemediğimden lahananın ambalajlı olmadığını söyleyiverdim. Sen de organik yiyeceklerin yararı üzerine yorum yaptın. Düşündüm de senle çay ya da kahve içmek güzel olabilirdi, fakat sen gitmeden önce düşünemedim bunu. Hâlâ ilgileniyor musun?”“Gelenekseli yaşatan teknoloji” Sitenin kurucusu Mark Jaffe yaptıkları iş için söyle demiş: “Geleneksel bir buluşma sitesi değiliz. Daha çok geçmişteki geleneksel buluşmaları hatırlatan bir tarzımız var. Bir insanı görürsünüz ve bir kıvılcım hissedersiniz; şimdi internet işleri kolaylaştırıyor; burası kimya ilk nerede tuttuysa, oraya gerçek bir dünya bağlantısı.”( Chicago Tribune, Mart 25, 2007) Şimdilik Amerika’nın 16 eyaletine hizmet […]

Ezilenlerin Tiyatrosu küresel ısınmayı tartıştı

İnci Ömüriomur@medyakronik.com Boyalı Kuş Tiyatrosu, 16 Mart’ta günümüzde çok büyük önem taşıyan küresel ısınma sorununu ele aldı. Rengârenk Sanat Atölyesi’nde “2 Dereceyi Beklerken” adlı oyun sahnelendi. Bu oyun biçim olarak “Ezilenlerin Tiyatrosu” örneğiydi. Ezilenlerin Tiyatrosu, toplumda “ezilenleri” konu alıyor. Kadına uygulanan şiddet, çocuk hakları ihlali, engellilerin hakları ve toplumdaki benzer sorunlar ilgi alanına giriyor. Klasik tiyatro gibi giriş, gelişme, sonuç biçiminde oynanmıyor. Önceden yazılmış bir metin olmaksızın, doğaçlama gelişiyor. Seyircilerin de oyuncu olduğu oyun, kriz anında sona eriyor. 16 Mart Ezilenlerin Tiyatrosu’nun kurucusu Augusto Boal’ın doğum günü olduğu için 26 ülkede 46 grup, küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla oyunlar sahneye koydu. Boyalı Kuş Tiyatrosu’nun oyunu da işte bu etkinliğin bir parçasıydı. Rengârenk Sanat Atölyesi, yabancılık çekmeyeceğiniz, genelde birbirini tanıyan insanların olduğu, ilk defa gittiğinizde bile güler yüzle karşılanacağınız bir yer. Mekânda aynı zamanda evlerdekine benzeyen küçük bir mutfak var ve ev yemekleri yapılıyor. “2 Dereceyi Beklerken” oyunu başlamadan önce “Gaia” adlı kampanya filmi gösteriliyor. Bu film küresel ısınmanın dünya üzerindeki olumsuz etkilerini ve çözümlerini anlatıyor. Küresel ısınma sonucunda dünyanın iki derece ısındığı ve çoğumuzun da bu duruma ilgisizliği gözler önüne seriliyor. Filmin ardından güzel bir performans geliyor. Bütün seyirciler oturdukları yerden kalkıp yan odaya geçiyor. Burada oyuncular tek sıra haline geçerek doğada oluşan sorunlar üzerine kelimeler söylüyorlar ve oradan diğer odaya geçiyorlar. Seyirciler yerlerine oturuyor ve oyun başlıyor. Odanın dışından küresel ısınmaya karşı sloganlar atarak iki öğrenci geliyor ve oyun açılıyor. Burası bir sınıf ve yedi öğrenci küresel ısınma üzerine konuşuyor. Öğretmen sınav kâğıtlarını dağıtıyor, öğrencilerden tepki geliyor. Çünkü çoğu yüz üzerinden sıfır alıyor ve bu durumun karmaşıklığını anlamaya çalışıyorlar. Öğretmen sınav kâğıtlarında “Küresel ısınma yoktur” diyenlere yüz, “Vardır” diyenlere ise sıfır veriyor. Bu durumdan şikâyetçi olan öğrenciler öğretmenle tartışıyorlar. Bu sırada sınıftan çekip giden, hocaya katılmayan ve tartışmakta ısrarlı olan öğrenciler oyunu kriz noktasına taşıyorlar ve oyun burada bitiyor. […]

IMF’den kamu müdahalesi çağrısı

Uluslararası Para Fonu IMF’nin sosyalist başkanı Dominique Strauss-Kahn, piyasalara küresel düzeyde bir kamu müdahalesi olması gerektiğini söyledi. Dominique Strauss-Kahn’ın tartışma yaratacak önerileri, dünya maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin Washington’da IMF ve Dünya Bankası toplantıları için bir araya gelmesinden birkaç gün önceye rastlıyor. Financial Times gazetesine konuşan Strauss-Kahn’a göre piyasalardaki çalkantının dünya ölçeğinde büyümeye olumsuz etkisi olacak. IMF direktörü, devlet müdahalesi gerekliliğinin artık daha da açık bir şekilde kendisini gösterdiğini söylüyor. Kredi sıkıntısının yalnız ABD’yi değil, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri de etkileyeceğini söyleyen Strauss-Kahn, “ortak uluslararası yaklaşım” çağrısında bulundu. IMF Başkanı, özellikle menkul değerler ve emlak piyasalarının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bugüne dek özellikle ABD’de piyasalara likit para sağlama konusunda ciddi birçok önlem alındı — ancak Amerika’da Bear Stearns ve İngiltere’de Northern Rock bankalarının kurtarılmaları dışında mali sisteme doğrudan müdahalelerde bulunulmadı. IMF direktörünün bu sözlerinin, son aylarda kapalı kapılar ardında piyasalara müdahale olasılıklarını tartışan merkez bankası başkanları ve maliye bakanları üzerindeki baskıyı artıracağı yorumları yapılıyor. Kaynak: BBC

Kişiye göre sağlıklı yiyecekler

Yasemin Sinopluysinoplu@medyakronik.com Çilek, kiraz, süt, yoğurt, brokoli… Sizce bu besinler yararlı mı? Cevabınız ne olursa olsun, yanılıyor olmanız mümkün. Çünkü uzmanlara göre sağlıklı sanılan birçok besinin bazı kişiler için ölümcül bir risk taşıma ihtimali var. Bilim insanları günümüze kadar herkes için sağlıklı olduğuna inanılan bazı besinlerin aslında bazı kişilere faydadan çok zarar getirdiği gerçeğini ortaya çıkardı. Lüksemburg’daki Reunis Kutter laboratuarı araştırmacılarının bulgularına göre, her gıda maddesi her bünyede farklı etkiler yaratabiliyor. Kimisi için iyi ve sağlıklı olan bir besin, bir başkası için can alıcı şekilde tehdit oluşturabiliyor. Gıda duyarlılığı testiyle kişinin tükettiği besinler ve bu besinleri yeme sıklığı değiştirilerek, kişinin şikâyetlerinden kurtulması hedefleniyor. Kimine yarar, kimine zarar Elmadan domatese kadar bütün besinler vücutta sindirildikten sonra ya bağırsaklarda iyi sindirilmediğinden ya da bireyin yatkınlığı olduğundan vücut o besini bir bakteri gibi algılıyor. Bu yüzden de, vücut kendini korumak için bir reaksiyon gösteriyor. Gıda duyarlılığının temeli de buna dayanıyor. Fakat gıda duyarlılığı yaratan besinler bazı testlerle ortaya çıkarılabiliyor. Bununla birlikte “alcat” isimli yeni bir testle de artık sadece gıda duyarlılığı değil, bazı ilaçlar, mantar ve küf gibi maddelerin vücuda zararları tespit edilebiliyor. Gıda duyarlılığı testinden sonra verilen beslenme reçeteleri ve besin listeleriyle kişilerin yaşam kalitesi yükseltiliyor; bazı kişilerin ise hayatı tamamen değiştiriliyor. Çoğunlukla farkına varılmasa da, gıda duyarlılığına karşı alerjik reaksiyonlar günümüzde en çok rahatsızlıklara neden olan faktörlerin arasında. İngiliz Alerji Vakfı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, Avrupa ve Amerika nüfusunun yüzde 45’inin gıda intoleransı (duyarlılığı) sorunları yaşamakta olduğu tahmin ediliyor. Gıdaların ve beslenmenin kronik hastalıkların oluşmasında büyük bir etken olduğunu belirten uzmanlar, bu rahatsızlıkların, genellikle bağışıklık sisteminin belirli gıdalara karşı tepki vermeleri sonucunda oluştuğunu söylüyor. Kişiye özel test Normalde zararsız olarak bilinen besinlere karşı oluşan duyarlılık, bağışıklık sistemini harekete geçirerek uzun vadede kronik rahatsızlıklara neden oluyor. Son zamanlarda gıdalara karşı duyarlılık diyabet, obezite, mide-bağırsak şikâyetleri, yorgunluk, romatizmal hastalıklar, halsizlik, sinirlilik, egzama, idrar […]

Bana ismini söyle(me)!

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Gençken çocuk sahibi olmak üzerine pek düşünülmese de, vakti geliyor, insan anne ya da baba olarak buluyor bir gün kendini. Evrimin doğal bir sonucu herhalde bu. Üreme isteği, soyu devam ettirme güdüsü, ya da sadece bir hayatı yönetme, bir eser vücuda getirme dileği… Nedeni ne olursa olsun bazılarının bir ya da birkaç (Başbakan’a sorarsanız tercihan üç) çocuğu oluyor işte nihayetinde. Ve çocuklar anne karnında gelişirken, dışarıdakileri de bir telaş, bir sıkıntı alıyor. Çocuğa ne isim koymalı? Aslında çok ciddi bir sorun bu. Çocuk ailenin midir, toplumun mudur, kimsenin değil midir; karar vermiş değiliz henüz. Dolayısıyla çocuğa verilecek isim konusunda da bir uzlaşı yok. Sözgelimi 1970’lerde çocuklara Deniz, Ulaş, Özgür, Devrim, Emek gibi siyasi isimler verilmesi yaygınken ve bu durum yadırganmazken, aynı eylem 80’lerin liberal değişimi sonrası “çocuğun yaşamına ipotek koyma” olarak değerlendirildi. Aynı şekilde, anne-babanın içinde ukde kalmış ismi çocuğa verdiği de görülen bir durum. Gelgelelim, çocukların kendi ismine karar vermesi beklenemeyeceği için mevcut model dışında bir yol gelmiyor akla. Bu sorunlu durumu aşmak için olacak, bir hal çaresi düşünmüş yurttaşlarımız. Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’den rastgele bir sayfa açılıp, yine rasgele sallanan parmağın düştüğü yerdeki kelime ad olarak konmaya başlamış çocuklara. Tabii, bu yöntemin de bazı sıkıntıları var. Arapçanın pek bilinmediği ailelerde -Kuran’daki konu çeşitliliği de göz önüne alınmadığından olacak- yeni doğmuş yavrulara pek hoş bir anlamı olmayan isimler verilmiş kazayla. Farsçadan gelen bazı isimler de, yine anlamı bilinmeden konulmuş çocuklara.Atla deve değil ya! İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Türkçe Okutmanı Şehmus Okur bizler için sıralıyor bu gibi isimleri bir çırpıda: Mesela Betül keçi demek. İsmini sık duyduğumuz iki hayvan daha var: Burak ve Buğra. Yani at ve deve. Beyhan koyarak boşboğaz, Belma koyarak ahmak, Kezban koyarak yalancı, Yavuz koyarak saldırgan demiş de olabilirsiniz evladınıza. Kara kaşlı, kara gözlü yağız delikanlıların, “kızıl sakal” demek olan Barbaros ismini taşıması da […]

Bu da STK andıçı

Mehmet Baransu/Taraf gazetesi Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nın 2006 yılı Mart ayında yayımladığı Andıç başlıklı belgeyle Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri’nin Faaliyetlerini tek tek sıralanıp, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, Rahmi Koç’a, Sabancı ailesinden, Eczacıbaşılara, Can Paker’den Oktay Ekşi’ye, TÜSİAD’dan TESEV’e kamuoyunca bilinen birçok isim ve derneğin Fişlendiği ortaya çıktı. Andıçta yer alan kişi ve kurumlar “Türkiye’yi bölmek isteyen ABD ve AB’nin projelerini Türkiye’de yürütmek için birçok fondan yardım almakla” suçlanıyor. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Harekat Başkanı Bekir Kalyoncu ve Bilgi Destek Daire Başkanı Tümgeneral N. Baykul’a gönderilen ve altı bölümden oluşan Andıç’ın konu bölümünde şu çarpıcı ifadeler var: “Bu andıç, ABD ve AB’nin kendi amaçlarına uygun olarak yönlendirdiği sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri hakkında bilgi vermek ve bu kapsamda alınabilecek karşı tedbirler hakkında onay almak maksadıyla hazırlanmıştır.” Hiyerarşik yapılanmanın tepesinde Musevilik varmış “Sivil Toplum Örgütleri ( STK’ler) her geçen gün gelişmekte ve yurtdışı bağlantıları önem kazanmaktadır. İnsan hak ve hürriyetlerinin uluslararası bir hüviyet kazanarak güçlü ülkelerin elinde siyasi bir koz haline gelmesi STK’lerin etkinliğini artırmaktadır” denen andıç’ın değerlendirme bölümünde ise sivil toplum örgütlerinin yaptığı organizasyonların “ABD, Almanya gibi ülkelerin hedeflerine uygun bir kamuoyunun oluşturulmasına hizmet ettiği” iddia ediliyor. 73 sayfadan oluşan Andıç, ünlü spekülatör George Soros’un kim olduğu ve dünyada hangi organizasyonların içerisinde bulunduğunun anlatıldığı bölümle başlıyor. Soros’un başkanlığını yaptığı Açık Toplum Fonu’nun desteklediği dünyadaki örgütler, Gürcistan darbesine yaptığı destek, Kıbrıs, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Soros Vakfı’ndan Türkiye’de parasal destek alan kişi ve kurumlar tablolarla gösteriliyor. Türkiye’deki STK’lar, kişi ve diğer kurumlara mali desteği gösteren tablonun en üstünde ABD’de Başkan’a bağlı dış politika konularını koordine eden resmi bir bürokratik yapı olan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin (National Securitiy Council) konulması dikkat çekiyor. Andıça göre mali destek buradan Natıonal Endowment For Democracy, Soros Vakfı gibi kuruluşlara geliyor ve oradan da Türkiye’deki kurumlara dağıtılıyor. Andıçtaki başka bir tabloya göre […]

İsmet Berkan’dan Ergenekon savcısına çok önemli mesaj

Ferda Balancarfbalancar@medyakronik.com Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, gazetesinde 4 – 6 Nisan tarihleri arasında üç gün süren “Ergenekon’un Yakın Tarihi” başlıklı yazılar yayımladı. Berkan’ın yazıları Ergenekon soruşturması kapsamında çok önemli bilgiler içeriyordu. Berkan, 6 Nisan tarihli “Ergenekon’un Yakın Tarihi 3” başlıklı yazısında Ocak 2004’te Başbakan Tayip Erdoğan Kıbrıs’la ilgili olarak ipleri eline aldıktan sonra New York’ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre’nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptığını belirtiyor. Berkan görüştüğü “çok önemli bakan”a askeri cepheden gelen darbe hazırlıklarıyla ilgili dedikoduları aktardığında “Hepsini biliyoruz” şeklinde cevap alıyor. Berkan bu kez bakana “Peki ne yapıyorsunuz diye soruyor, “Bekleyin çok şey olacak” cevabını alıyor. Berkan aynı yazısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün, kendisine bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip olmadığını vurgulayarak, bu bilgilere sahip olmadan Ergenekon soruşturmasının gerçek darbe girişimine uzanması ihtimalinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor.Elbette bu cümlelerle İsmet Berkan, Türkiye için çok önemli sonuçları olabilecek bir soruşturmayla ilgili bildiklerini kamuoyuna açıklamış oluyor. Böylece yurttaşlık görevini de yerine getirmiş oluyor. Şimdi savcı Zekeriya Öz’e İsmet Berkan’ın bilgilerine başvurmak düşüyor. İsmet Berkan, bunları yazarak yurttaşlık görevini yerine getirmişi oluyor olmasına ama aynı zamanda akıllara şöyle bir soru da takılıyor: Berkan’ın bugün yazdıklarını olayların gerçekleştiği günlerde, yayın yönetmenliğini yaptığı gazetede neden okuyamadık? “Ergenekon’un Yakın Tarihi”ni olayların üstünden yaklaşık dört yıl geçtikten sonra öğreneceğimize o günlerde öğrenmiş olsaydık acaba ne değişirdi? Umarız İsmet Berkan da bu sorulara önümüzdeki günlerde bir yanıt verir. Ergenekon’un yakın tarihi 04/04/2008İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, benim anladığım, bütün Cumhuriyet tarihinin en önemli soruşturmalarından birini yürütüyor. Halen bu soruşturma çerçevesinde 47 kişi tutuklu olarak çeşitli cezaevlerinde. Savcının iddianamesini yazarak davasını açması bekleniyor.Daha önce Ergenekon konusunu defalarca yazdım, ‘Büyük’ ve ‘Küçük’ Ergenekon’lardan söz ettim. Kendimi tekrarlamak pahasına zaten sizin de bildiğinizi düşündüğüm birkaç konuyu hatırlatmak istiyorum.Ergenekon denen örgütlenmenin geçmişini çok gerilere götürenler var, […]

Modellerini döven fotoğrafçı

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.com 1977’de Diyarbakır’da dünyaya gelen Cengiz Tekin yaşadığı coğrafyaya sadık kalmış ve nimetlerinden faydalanmayı başarabilmiş bir fotoğrafçı. Şaşırtmayı ve ironik göndermeler yapmayı kendine görev edinen Tekin, artık yerel bir fotoğrafçı olmaktan çok uzakta… Sanat hayatına karikatür çizerek başlayan Cengiz Tekin, 1990’larda güzel sanatlar fakültesine hazırlanmaya karar vermiş. 1994’te desenle başlayan resim hayatına sınavı kazanmasına rağmen devam etmeyen Tekin bu kararını “Ben resim çizmeyi sevmem, çizilirken izlemeyi severim” sözleriYle açıklıyor. Tekin’in fotoğrafla tanışması da ilginç; kendisini fotoğraf sanatçısı olarak görmeyen Tekin, fotoğraf makinesinin kendisiyle çalışmak istediğine inanıyor. Bunun dışında bir sokak sanatı olan grafitti ile de ilgileniyor. Çalışmalarındaki farklı kompozisyonlarla yaşadığı coğrafyayı, 1990’ların travması ve kendi iç çelişkileriyle harmanlayan Tekin, yaratıcılığının da bu iç çelişkilerden beslendiğini belirtiyor. Sürekli farklı kompozisyonlar kurmanın yaratıcılığı körükleyen bir diğer unsur olduğunu savunan Tekin, fotoğraflarında ruh ve beden halleri üzerinden ironik göndermeler yapıyor. Çalışmalarının merkezine oturttuğu mizahi bakış açısıyla politikadan topluma, iktidardan yerelliğe kadar her konuda yaşam ve sanatı biraraya getiren Tekin, ilk kişisel sergisini de doğup büyüdüğü Diyarbakır’da açtı. Şu ana kadar biri kişisel ikisi karma toplam üç sergide fotoğrafları yer alan Tekin, aldığı tepkileri çok önemseyen bir sanatçı; öyle ki, iyi tepki almadığı zamanlarda ancak arkadaşlarının desteğiyle toparlanabildiğini söylüyor. Fotoğraflarında göze çarpan farklılığın insanları çok şaşırttığını ve amacının tam da bu olduğunu söyleyen Tekin, şaşkınlık yaratan fotoğrafları çekerken halktan modelleri kullanmakta zorlandığı için ailesi ve yakın çevresiyle çalışmayı tercih ediyor. Tekin, ideolojik olarak da herkesin birbirine benzediği bir toplumun içindeki modellerden uzak duruyor. Fakat yine de bu kadar farklı fotoğraflar çekerken zaman zaman modellerini ikna etmekte güçlük çeken Tekin, bazen onları dövmekle tehdit ettiğini söylüyor.

Bir litre suyla arabanız yıkanır!

Ceren İnançcinanc@medyakronik.com Ömer Oktay babasıyla birlikte ithalat işi yapıyormuş. Fakat babasıyla iş konularında bir türlü anlaşamıyorlarmış. Sonunda tek başına bir iş kurmaya karar vermiş. Tamam, artık tek başına yapacakmış ama yaptığı iş acaba ne olacakmış? Bu zor soru kafasını epey bir oyalamış. Bir ay düşünmüş. Eline feneri alıp, Türkiye’de olmayan yeni bir fikir aramaya başlamış. Bu arada küresel ısınma ve dolayısıyla su sıkıntısı da kafasına takılan bir diğer dertmiş. Sonunda iki sorunu birleştirdiğinde patikadan ana yola çıkmış. İnternette Koreli Yan Kin’in 1998’deki bir buluşuna rastlamış: Buharlı oto yıkama sistemi. Oktay araştırdıkça bu sistemin ABD, Fransa, Macaristan, Yunanistan ve Suudi Arabistan gibi birçok ülkede kullanıldığını ve giderek yaygınlaşmakta olduğunu görmüş. Fakat her nasılsa henüz bu işi Türkiye’de yapan tek bir insan yokmuş. Buharlı oto yıkama sistemi, bilirkişiler tarafından “mükemmel bir icat” olarak gösteriliyor. Çünkü diğer sistemler bir sedan arabayı yıkamak için ortalama 160–180 litre su harcarken, bu yeni sistemde sadece bir ile 2,5 litre arasında su kullanılıyor. Üstelik kalkıp arabanızı bir yere götürmeniz gerekmiyor. İşlemi yapan, bir sandık büyüklüğündeki alet, arabaların ayağına götürülüyor. Bir telefon açıp, randevu almak ve adres vermek yeterli. Araba yıkatmanın bedeli ise, arabanın büyüklüğüne göre, 20–25 YTL. Buharlı oto yıkama aynı zamanda çevreye duyarlı bir sistem. Doğaya zarar veren deterjan ve köpükler kullanılmıyor. Pasta cila için kullanılan malzeme de bitkisel olduğu ve bir ağaçtan elde edildiği için ne doğa zarar görüyor, ne de arabalar. Ömer Oktay, pasta cilanın dakikalarca bez ovalayarak yapılmadığını da söylüyor. Pasta cila, farklı bir işleme gerek kalmadan otomatik olarak arabanın yıkanması esnasında yapılıyormuş. Sonunda hayallerinin işini bulan ve buharlı oto yıkama sistemini 6 ay önce ilk kez Türkiye’ye getiren Ömer Oktay da su sıkıntısı çeken bu dünyada, bir litre suyun bile artık altın değerinde olduğunu düşünüyor. Ve herkesin bu durumun bilincinde olmasını istiyor.

Ateş, engelli koşuyor

Gökhan TanPekin’de 8-24 Ağustos 2008’de gerçekleşecek 29. Olimpiyat Oyunları için Atina’dan yola çıkan Olimpiyat Ateşi’nin beşinci durağı Londra’ydı. Üç gün önce İstanbul’da taşınan meşale, Rusya’nın St. Petersburg kentine uğradıktan sonra bu kente geldi. Ateş, sporcu ve ünlülerin taşıdığı meşaleyle kentte dolaşırken, Çin, insan hakları ihlalleri ve Tibet sorunu nedeniyle protesto edildi. Londra polisi, 35 protestocuyu gözaltına aldı. Meşaleyi ilk taşıyan, beş olimpiyat altın madalyası sahibi, kürekçi Steve Redgrave oldu. Redgrave, koşunun başladığı Wembley Stadyumu’ndan çıkar çıkmaz ortalık karıştı. Meşale taşıyanlar, tur boyunca, Çinli güvenlik elemanlarının yanı sıra fosforlu üniforma giyen polisler tarafından korundu. Protestoların arttığı kalabalık noktalarda, koruma ekibine sivil polisler de eşlik etti. Ladbroke Grove’a gelindiği sırada bir protestocu, Bangladeş asıllı televizyon yıldızı Konnie Huq’un elinden meşaleyi almak istedi ancak etkisiz hale getirildi. Tepkilerin artması üzerine koşu parkuru değiştirildi ve meşale, Fleet Caddesi’nden St Paul Katedrali’ne kadar otobüsle taşındı. Meşalenin, Çin’in Britanya büyükelçisi tarafından “China Town”a sokulacağı da daha önce duyurulmamıştı. Başbakan Brown eleştirildi Olimpiyat Ateşi, Britanya Başbakanı konutu “Downing Street 10 Numara”ya da uğradı. Başbakan Gordon Brown, protestolara rağmen, meşale taşıyıcını konutun dışında karşıladı. Ancak meşaleyi tutmak istemedi. Çin, Tibetli Budist lider Dalai Lama ile görüşmeyi kabul etmediği için Brown’ın törene katılımı, muhalif politikacılar tarafından “kabul edilemez” olarak nitelendi. Buna karşılık Pekin Olimpiyat Komitesi’nin Qu Yingpu BBC’ye, “İnsanların politik görüşlerini dile getirmek için doğru yer ve zaman burası değil” açıklamasında bulundu. Polis: “Güç kullanmadık” Londra Polis Şefi Jo Kaye, göstericiler üzerinde aşırı güç kullanıldığı iddialarını reddetti. “Görevmiz, meşalenin sorunsuzca turunu tamamlamasıydı. İnsanlar, meşale taşıyıcılarına müdahale etmemeleri gerektiğini biliyorlar. Turun kesintiye uğramaması için onları durdurduk ve programı aksatmadık.” Londra’ya kıyasla çok daha az protestoya sahne olan İstanbul’da, meşalenin çevik kuvvet tarafından korunması ve polisin vatandaşlara sert müdahalesi dikkat çekmişti. Londra’da, Çin karşıtı gösteri yapan kitlenin büyüklüğüne rağmen polis silah taşımıyordu. Olimpiyat Oyunları’nın sembolü ateş, Londra’dan sonra dünyanın 130 kentini […]

Emekçiler Kadıköy’de “Mücadeleye devam” dediler

Yaklaşık 15 bin kişi bugün (6 Nisan), Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısının tamamen geri çekilmesi için Kadıköy’deydi. Kadıköy Tepe Natulius ve Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde, iki ayrı koldan, saat 13:30’da toplanmaya başlayan kitleler Kadıköy İskele Meydanına pankartlar, dövizler, sloganlar eşliğinde soğuk ve yağmurlu havaya aldırış etmeden yürüdüler. Emek Platformu’nun 1 Nisan’daki iş bırakma eyleminin ardından bugünkü eylemde öne çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti ile yasa adına hiçbir mutabakat sağlanmadığı ve yasa geri çekilene kadar mücadeleye devam etme karar alınması oldu. Bir diğer önemli gelişme de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk İş) ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Hak-İş) katılmadığı eyleme Türk İş’e bağlı 11 sendika katıldı. Ayrıca demokratik kitle örgütleri ve sendikalar 1 Mayıs’ın Taksim’de gerçekleşeceğini ilan ettiler. Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu miting tertip komitesi adına Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Ali Çerkezoğlu, TTB Genel Başkanı Gençay Gürsoy, Türk İş İstanbul Şubeler Platformu adına Harb İş Şube Başkanı Hüseyin Ömer, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası adına Alaatin Dinçer’in yaptığı konuşmalarda hükümetle uzlaşmanın söz konusu olmadığına vurgu yapıldı. SSGSS’yle kazanılmış hakların kaybına dikkat çekildi. Bundan sonrası içinse yeni eylemlere çağrı yapıldı. Ayrıca feministler adına yapılan konuşmada kadınların hayatında SSGSS’nin nasıl bir yıkıma yol açacağına değinildi. Miting programı konuşmaların ardından Grup Yorum’un konseriyle son buldu. “Direne direne kazanacağız”, “Genel grev genel direniş”, “Mezarda emekli olmayacağız”, “AKP yasanı al başına çal” sloganlarının atıldığı mitingin katılımcıları şöyleydi: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç Sen), Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal İş), Sosyal Haklar Derneği (SHD), Dev Sağlık-İş, Nakliyat-İş, Limter-İş, Sine-Sen ve Emekli-Sen, Tüm Bel-Sen, Yapı-Yol Sen İstanbul Şube, BES 3 No’lu Şube, Haber-Sen, Kültür Sanat Sen, Tarım […]

Kayserispor: Kendi liginde oynuyor

Aynı kentin diğer kulübüyle isim değiştirerek Super Lig’e “katılan” Kayserispor, 2004-2005 sezonunda, lige geldiği gibi giden takımlardan biri olmaktan son anda kurtulmuştu. O takım, son üç sezondur sağladığı oyuncu, teknik direktör ve yönetim istikrarı ile korkulan bir ekip haline geldi. Teknik direktörlük kariyerine Samsunspor’da başlayan Ertuğrul Sağlam’ın 2005-2006 sezonunda Kayserispor’a geçmesiyle takımın çehresi değişti. Sağlam’ın yönetimindeki iki sezonda da, ligi 51 puanla ve beşinci tamamladı. Bu sezonların ilkinde, kendi sahasında beş maç kaybetti. O sezon, evinde en çok kazanan üçüncü takımdı. UEFA macerasına talihsiz şekilde veda ettiği ikinci sezonda, sahasında yenilmemeyi öğrendi; sadece bir mağlubiyet aldı. Yakalanan çıkışta belki de en büyük paya sahip Ertuğrul Sağlam, içinde bulunduğumuz sezonda yerini Tolunay Kafkas’a bıraktı. Tolunay Kafkas, “Ertuğrul Sağlam’a bana böyle bir takım bıraktığı için teşekkür ediyorum. Elde edilen başarıların üzerine bir şeyler koymayı hedefliyoruz” diyerek takımı değiştirmeye değil geliştirmeye başladı.Kafkas, “Hücum yönü zengin, daha çok rakip yarı alanda top yapan, sahayı derinliğine ve genişliğine iyi kullanan bir futbol anlayışına sahip olduğunu” söylüyordu. Takımın ve Super Lig’in iki yıldızı Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal’a, Arjantinli Franco Dario Cangele’nin de katılımıyla hücum gücü arttı. Ve bir önceki sezon evindeki yenilmemeyi öğrenen takım, artık kazanmaya da başladı. Kayserispor, 28. haftada oynadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçına kadar, ligin yenilgisiz tek takımıydı. Deplasman fobisi Ancak bir temel sorun göze çarpıyordu: Takım, dış sahada oynadığı karşılaşmaları hala kazanamıyordu. Sezonun ilk yarısında deplasmanda hiç galip gelemedi. Tolunay Kafkas 11 Ocak 2008’de, “ İçeride kazanalım, deplasmanda beraberliğe razıyım” diyordu. Ne hikmetse o hafta, Manisa (Vestel) deplasmanından üç puan çıkarmayı başardı ve altı maçlık bir galibiyet serisi yakaladı. Alınan üç deplasman galibiyetinin de düşme potasındaki takımlara karşı olması dikkat çekici. Çünkü dış saha fobisi bu üç maçtan sonra gelen Galatasaray ve Trabzonspor deplasmanlarında kendini gösterdi. Şu anda evinde 10 golle en az gol yiyen ikinci takım Kayserispor. Şu anda ligin […]

Türk-İş’in sendikaları sokaklarda, kendisi yok

Herkese Sağlık ve Güvenli Gelecek Platformu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısının (SSGSS) geri çekilmesi için 6 Nisan’da İstanbul, Kadıköy’de eylem düzenliyor. Eyleme katılanTürkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (Türk-İş) bağlı 10 sendika şöyle: Türkiye Deri İş Sendikası (Deri İş), Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası (Petrol İş), Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (Hava İş), Basın Yayın Grafiker ve Ambalaj Sanayii İşçileri Sendikası (Basın İş), Cam, Çimento, Seramik ve Toprak Sanayi İşçileri Sendikası (Kristal İş), Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (Tümtis), Denizciler Sendikası, Türkiye Ağaç Sanayii İççileri Sendikası (Ağaç İş), Türkiye Liman ve Kara Tahmil-Tahliye İşçileri Sendikası (Liman İş), Türkiye Ticaret, Koop, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (Tez Koop İş). Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Musa Selvi eylemle ilgili olarak, “Türk-İş Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda SSGSS’ye hayır demek için, kadınların emek kayıplarını engellemek için emek bileşenleri olarak ortak tavır belirleme konusunda karar alınmıştı. Türk-İş Emek Platformunun katıldığı 13-14 Mart eylemlerinden sonra taban olarak beklediğimiz cevap verilmedi. Bu sonucu Türk-İş’in savsaklamasını, eyleme katılmamasını doğru bulmuyoruz.” dedi. 10 sendikanın basın açıklamasında “Konferasyonumuz Türk-İş, Emek Platformu sözcüsü olarak SSGSS’ye karşı ortak tavır almada tereddüt göstermemelidir. Konferederasyonumuz Türk-İş’e bu konuda düşen görev Emek Platformu dönem sözcülüğünün kendisine yüklemiş olduğu sorumluluğa uygun hareket ederek ortak tavırları sekteye uğratacak açıklamalardan kaçınmak olmalıdır. Konfederasyonuz Türk-İş Emek platformunun en önemli gücüdür” dediler. Konfederasyondan yapılan açıklamadaysa, “Türk-İş süreç boyunca sadece ve sadece kazanımlarla ilgilenmiştir ve bu çerçevede tasarı ile ilgili altın vuruşun 13-14 Mart eylemleri ile yapıldığını düşünmektedir,” deniyor. Türk-İş yönetimi “eylemin yerinde ve zamanında kullanılmasının gerekliliğine vurgu yaptığı açıklamada “aksi halde eylemliliğin ciddiyetini ve inandırıcılığını yitireceği” uyarısı yapıyordu. Hükümet Emek Platformu’nun 14 Mart’ta tüm Türkiye’de yaptığı eylemler üzerine bazı değişikliklere gitmişti. Türk-İş, Kamu-Sen ve Hak-İş süreci izleyeceklerini söylemiş Platformun diğer bileşenleriyse taleplerinin karşılanmadığını söyleyerek eylem çağrısında bulunmuştu. Kaynak: bianet.org / Nilüfer ZENGİN

Güler misin güldürür müsün…

Bilgi Üniversitesi ile Fransız Kültür Merkezi’nin işbirliğiyle düzenlenen Çağdaş Sirk ve Sokak Sanatları Atölyesi’nin ikincisi Santralistanbul’da devam ediyor. Francis Alberio’nun eğitmenlik yaptığı atölye çalışmasının bu seferki konusu palyaçoluk… 24 Mart-8 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen atölyeler ücretsiz katılıma açık.İrem Akın Funda Günaydın

S&P notu kırdı, Moody’s beklemede

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s’un (S&P) Türkiye’nin kredi notu görünümünü negatife çevirme kararının ardından, bir başka kredi derecelendirme şirketi Moody’s Türkiye’nin görünümünü “durağan”da tuttu… Moody’s tarafından yayınlanan raporda Türkiye`nin kredibilitesine olumlu yönde atkı eden faktörler olarak gösterilen unsurlar söyle sıralandı: – Avrupa ile derinleşen bağlar ve dinamik ekonomi– Politik ve ekonomik istikrardaki artış– Stratejik jeopolitik durum Kredibilite üzerinde olumsuz etki yapan unsurlar olarak ise şu noktalara dikkat çekildi:Yüksek oranda dış finansman zorunluluğu,Tarihi politik kargaşa kaynağı laik – antilaik tartışmalarının sürmesi Öte yandan notların görünümünün durağan olarak korunmasına karşılık ülkede yapısal reformların hız kesmesi ve yaşanan son sıyası gerginlikler nedeniyle riskler oluştuğu belirtildi. İngiliz finans gazetesi Financial Times da (FT) S6P’nin kararını değerlendirirken, “Türkiye’deki siyasi istikrarsızlık, küresel kredideki daralma ile birleşince ülkenin kredibilitesi darbe yedi” yorumunu yapmıştı. FT haberinde, bu kararın Türkiye’nin notunun bu yıl yükseltilmesi olasılığını ortadan kaldırdığını belirtti. Türkiye’nin uzun dönemli döviz cinsinden kredi notunun halen BB- olduğuna dikkat çeken gazete, bunun da hükümetlere ucuzca borçlanma olanağını sağlayan nottan üç basamak aşağı olduğuna dikkat çekti.