HaberVs

HaberVs

Cumhuriyet muhabiri: “Polis, öldürmek için vuruyor”

Ayçin Kırbaş – Duygu Ertürk Her günkü gibi işyerine gidiyordu. Ama gün 1 Mayıs’tı; devlet terörünün zirveye tırmandığı, insanların üzerine gaz bombalarının yağdığı, “ayaktakımı”nın ayaklar altına alındığı o gün. Cumhuriyet gazetesi muhabiri Ali deniz Uslu da bundan payına düşeni ziyadesiyle aldı; iş yerine girerken arkasından yaklaşan polisin cop darbesiyle kolu kırıldı. “Arkamdan geldi. İkaz etmeye çalıştım. Uzun saçlıyım ya, beni oradaki eylemcilerden biri sandı sanırım. Bir an göz göze geldiğimi hatırlıyorum. O kadar gözü dönmüştü ki, güvenlik “O bizden” demesine rağmen dinlemedi. Kılıcını kınından çeker gibi gerildi, tek darbeyle kolumu kırdı” diyor Uslu ve ekliyor “Kapıya tutunmasam camdan içeri girecektim. O zaman ne olurdu merak ediyorum. O da benimle içeri girecekti herhalde.” Güvenlik kılını kıpırdatmadı “İçeri de gaz bombası atmışlardı. Zaten herkes perişandı. Muhabir arkadaşım Esra Açıkgöz, gazeteci olduğunu söylemesine rağmen darp aldı. Onu korumaya çalışan arkadaşlar da darbe yediler” diyen Uslu’ya göre gazetenin güvenliği de kılını bile kıpırdatmamış. Uslu, güvenliğin müdahalesi olsaydı kolunun kırılmayacağı düşüncesinde. Uslu daha önce polis şiddetiyle ilgili pek çok haber yapmış, ama bu kez kendisi şiddete maruz kalmış. “Bu 1 Mayıs’ta restleşme vardı. Toplumda şiddet o kadar meşrulaştı ki polis, öldürmek için vuruyor, üstelik buna hakkı olduğunu düşünerek. Kız yere düşmüş, ne diye suratına vurursun? Taksim’de kız arkadaşıyla yürüyen turiste niye vurursun? Eylemciler polis düşmanı değil ki” diyor. Şiddet olaylarının, münferit polis hareketlerinden ziyade hükümetten talimat alan kitlesel polis hareketleri olduğunu söyleyen Uslu, tüm bu yaşananlarla nereye varılabileceği konusu üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gerektiği görüşünde.

Davutpaşa’da 1 Mayıs

Meltem Ürütmurut@medyakronik.comİlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com “Ne yapacaksınız Davutpaşa’da?” Davutpaşa’ya nasıl gidileceğini sorduğumuz birkaç insan önce şaşırdı sonra yolu tarif etti. Ama özellikle patlamanın olduğu, 23 insanın öldüğü yere gitmek istediğimizi duyan metro görevlisi orada olma amacımıza anlam veremedi. Davutpaşa’da ne işimiz olduğunu biliyorduk biz; 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda ölen işçiler anılacaktı. Ama Davutpaşa’nın rutin haber yapmaya imkân vermeyecek bir ruhu vardı ya da ruhsuzluğu. Davutpaşa’yı anlatırken kokusundan, dokusundan bahsedemeyiz. Kokusu, dokusu yok bu işyeri semtinin. Nefes almıyor. Üç ay önce yiten 23 nefesin buradaki havaya etkisi var kuşkusuz, bir de hala mezarlık gibi duran patlayan bina enkazının… Paydos zili çaldıktan sonra işçilerin tek mola yerleri enkaz alanının önü. “Burası bir mezarlık sayılır, insanların burada kanı döküldü. Ama şimdi belediyenin çöplüğüne döndü.” diyor Yaşar Soyaslan. Anma töreninde karanfiller, işçi Soyaslan’ın dediği gibi çöplüğe dönen patlama alanına bırakıldı. İşçiler sessiz kaldı Davutpaşa’da yaşananlar henüz çok taze olmasına rağmen patlamanın hemen yanı başındaki atölyelerde çalışan işçilerin çoğu, duruma sessiz kaldı. Oysa tören, diğer çalışanların da sesleriyle ortak olabilmeleri için 12.00’de yani öğle tatilinde başlatılmıştı. “Yaşasın 1 Mayıs” pankartlarının yanında patlamada ölenlerin fotoğraflarını da taşıyan grup, onlara katılmayan işçilere eylem çağrısı yaptı. Katılımcılardan biri “bunlar da şansa yaşayanlar işte” dediği işçilerin çoğu iş hanlarının pencerelerinden töreni sadece izledi. TEKSİF işçi temsilcisi Kadriye Akın ise “Bu yaşlı halimle geldim, siz de katılın, bu patlamada siz de ölebilirdiniz” diye seslendi. Patlamada ölen 21 yaşındaki bir kozmetik işçisinin teyzesi Emine Korkmaz yetkililerin sözlerini tutmadığından şikâyetçiydi. Ölen işçinin annesi devlet memuru olduğu için yardım talebi reddedilmiş. Teyze Emine Korkmaz ailelerin olay sonrasında acılarıyla baş başa bırakıldığını dile getirdi: “Bundan sonra onlardan hiçbir şey beklemiyoruz. 21 yaşındaki bir gencin hayatını geri getirebilecekler mi?” Davutpaşa’daki patlamadan sonra bilirkişi raporu hazırlanmıştı. Raporda İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi, Çalışma Bakanlığı ile elektrik kurumu suçlu bulunmuştu. Törende konuşmak için söz alan çorap işçisi Selim Yavuz: […]

Devlet için Taksim takıntısı fetiş mi?

Nur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com Emek örgütlerinin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istemesiyle başlayan gerilim, Hükumet, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nün tutumuyla doruğa çıkınca ortaya hepimizin tanık olduğu şiddet sahneleri çıktı. DİSK başta olmak üzere emek örgütleri için Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlaması yapmak, 37 kişinin öldüğü 1977 1 Mayıs’ından sonra adeta sembol haline geldi. Sendikalar, Taksim’de kutlama yapma isteğini üç sene önce dile getirmişti. 2007 yılında ise bilfiil Taksim’e çıkmak istemiş ancak polis şiddetine maruz kalmışlardı. Emek örgütleri 1 Mayıs kutlamalarını neden Taksim’de yapmak istediklerini her fırsatta dile getiriyor: Hemen her gerekçeyle kutlamalara mekan olan Taksim Meydanı’nın emekçilere de açık olmasını dile getiriyorlar. Özellikle 1977 katliamında ölenlerin anısına buraya gelmek istiyorlar. AKP hükümeti dahil, son 30 yılın tüm iktidarları, darbe dönemindeki sıkıyönetim komutanları, valileri ve emniyet müdürleri için “emekçileri 1 Mayıs’ta Taksim’e sokmamak” hatta mümkünse hiç kutlatmamak neredeyse bir “fetiş” haline geldi. 1 Mayıs Taksim’de neden kutlanılamaz?Neden böylesine fetişist yaklaşılıyor? Bu soruları, 1977 olayları sırasında Taksim’de de bulunan kişilere sorduk. Celalettin Can (78’liler Birliği Vakfı Başkanı): Hükümetin 1 Mayıs’a karşı tutumu takıntıdan öte bir şey. Bu işçiye, emekçiye karşı alınan bir tavırdır. Çok iyi hatırlıyorum ki Polis Bayramı da Taksim’de kutlanmıştı. Hatta Sertab Erener konser bile vermişti. Dolayısıyla hükümet Taksim’e karşı değil, işçiye, emekçiye karşı. “Aman burada kirli işlerini sergilemesinler” gibi bir bakış açısı var. Ve ne yazık ki bunu vahşice sergiliyor. Sadece işçiler değil normal insanlar bile oraya giremiyor. Düşmanlık bu ve bir refleks haline gelmiş. 1920’li yıllarda İngiliz işgali altındayken bile işçiler kutlama yapabiliyordu. Ancak bu hükümet işçi taleplerine karşı çelikten bir duvar ördü. Türban filan derken araya gaz bombaları girdi. İşçiye düşmanlık ve onların taleplerine kapalılık zaten vardı ama bu hükümetle birlikte durum daha da sertleşti. Ertuğrul Kürkçü (Gazeteci):Benim buna iki türlü açıklamam var. Birincisi, 1 Mayıs’ta Taksim’de gösterilerin yasaklanması sağcı kamplaşmanın bir parçası ve oradan dünyaya bakılıyor. Bu […]

AKP medyasına göre suçlu sendikalar

Simge Sunguroğlu1 Mayıs’ta yaşanan polis şiddeti bugünkü gazetelerin de manşet haberiydi. Genel olarak basın polisin sert tutumunu eleştirilirken, AKP taraftarı gazeteler olayların sorumlusu olarak sendikaları gösteriyordu. Zaman, Yeni Şafak, Starve Vakitgazeteleri haberlerinde polisi ve hükümeti koruyan bir tavır sergilerken Zamangazetesi 12. sayfasında kullandığı fotoğraflarda polis şiddetine yer vermekten kaçındı. Stargazetesi ise olayların, illegal örgüt mensuplarınca çıkarıldığını iddia etti. Yeni Şafak ve Bugün,DİSK’i baş sorumlu olarak gösterirken, en “sarsıcı” haber Vakitgazetesindeydi: Gazete, sendikaların Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak istemesinde Ergenekon “çetesi”nin etkisi olduğunu öne sürdü. Akşam: Şanlı Taksim MüdafaasıNe Çanakkale ne Kanije… Devlet ‘Taksim geçilmez’ dedi. Binlerce polisin kuşattığı meydanda değil 500 bin, 5 kişi bile toplanamadı. Gaz bombalı direnişte Taksim ‘ayaktakımı’na haram oldu. Birgün: Öldürmeye çalıştılarDİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ablukaya alınan binadan haykırdı: “Hükümetin gözü dönmüş, bizi burada öldürecekler, can güvenliğimiz yok…” Bugün: 1 Mayıs DehşetiDİSK’in inadının faturası Türkiye’ye çıktı. Polis kanunsuz eylemi biber gazı ve copla püskürttü. Gazdan göz gözü görmez hale geldi. Yüzlerce kişi hastaneye koştu. İstanbul savaş yerine döndü. Cumhuriyet: 1 Mayısta AKP terörüDemokrasi maskesi düşen hükümetin emriyle polis, İstanbul’u savaş alanına çevirdi. Halkın üzerine gaz bombaları yağdı. Orantısız güç kullanan polis yurttaşların suratını tekmeledi. Turistler bile coplandı. Evrensel: Orantılı faşizm1 Mayıs’ta “Orantılı güç kullanacağız” diyen hükümet, İstanbul’da “Bu faşizmdir” dedirtecek şiddet kullandı. 500’ü aşkın kişi gözaltına alındı. Güneş: Polisin GazabıTaksim’e çıkmak için toplanan her grup dağıtıldı. Göstericilere sıkılan gazdan çoluk çocuk, yaşlı genç onbinlerce masum kişi de nasibini aldı. Hürriyet: 1 Mayıs polis devletiTaksim’de 1 Mayıs yine olaylı geçti. Polis, işçilere DİSK binasından dışarı adım attırmadı, basınçlı suyla çıkanı ya içeri ya yola devirdi. Küçük grupların Taksim’e yürüme çabası, cop, gaz bombaları ve attıkları taşlar geri fırlatılarak kırıldı. Şişli Etfal Hastanesi’nde atılan gaz bombasından doktor, hemşire ve hastalar da nasibini aldı, Cumhuriyet Gazetesi muhabirinin kolu copla kırıldı, 530 kişi gözaltına alındı.Milliyet: Neden?Sendikalar ve hükümet arasında günlerdir […]

Hürriyet ve Cumhuriyet’te Ergenekon haberi!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Ergenekon haberlerine alerjisi artık iyice açığa çıkmış bulunan iki gazetemiz Hürriyet ve Cumhuriyet bu defa bütün gazeteleri “atlatarak” bir Ergenekon haberine ortaklaşa imza attılar. Benzer içerikteki haberlerin Hürriyet versiyonu şöyle: “İşçi Partisi (İP), ‘Ergenekon’ soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında, ‘Cumhuriyet Savcılığı göreviyle bağdaşmayan uygulamaları’ ve ‘görevini ihmal ve suistimal suçunu’ işlediği iddiasıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikâyette bulundu. İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey, Savcı Öz’ün, Ergenekon soruşturmasını Tuncay Güney’in 2001’de İstanbul Emniyet müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi’ne verdiği ifade ve teslim ettiği bazı uydurma belgelere dayandırdığını savundu.”

Erdoğan: “Varlığım Türk varlığına armağan olsun?”

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Aslında “olaylar”ı, Milliyet’ten Fikret Bila’nın, “adının açıklanmasını istemeyen çok önemli bakan”la gerçekleştirdiği söyleşiden başlatacaktım, fakat internette dolaşırken Mehmet Ali Birand’ın bu söyleşiden önceki bir tarihte kaleme aldığı satırları okuyunca vazgeçtim. Cemil Çiçek olduğuna dair neredeyse fikir birliği oluşmuş “adını açıklamak istemeyen bakan”ın “Söylensin, ne yapmamız isteniyor, bilelim ki biz de ona göre davranalım” yollu açıklaması, sanki Birand’ın o yazısından yola çıkılarak yapılmış gibiydi çünkü. Şöyleydi Birand’ın satırları (Posta, 18 Nisan): “AKP, türban adımını atarak Ulusalcıları tahrik etti. Yani ilk eşik aşılmış oldu. Şimdi Ulusalcılar tüm nükleer silahlarını AKP’ye yöneltmiş durumda.AKP türban konusunda geri adım atmadığı veya örneğin, bazı bakanlarını değiştirerek, kamuoyundaki bilinen kuşku ve kaygıları gidermek için bir iyiniyet gösterisinde bulunmadığı, başka bir deyişle, atacağı adımlar konusunda kesin kararlı, geri dönme niyetinde olmadığını gösterirse, Ulusalcılar nükleer füzelerini ateşleyecekler. (…) AKP tutum değiştirmezse, Türkiye’yi imha stratejisi devreye sokulacak ve düğmeye basılacak.” Ne kadar ilginç! Söz konusu bakan da zaten tam bu iki noktada “bir şeyler” yapmaya hazır olduklarını açıklamıştı kamuoyuna… Yani, “Türbanın ilk ve orta öğretim kurumlarında kullanılamayacağına ilişkin güvence verilmesi” ve “bazı bakanların, özellikle de Milli Eğitim Bakanı’nın değiştirilmesinin düşünülebileceği…”Bakana göre, AK Parti’nin kapatılmasının önüne geçebilmek için başka neler yapılabileceğini de konuşmaya hazırdı parti. Hayır, kendisi için bir şey istemiyordu AK Parti, sadece, partinin kapatılması durumunda ülkenin ekonomik krize girmesinden ve “Güneydoğu’nun kaybedilmesinden” korkuyordu. Hükümet içinden doğrudan bilgi alabildiği bilinen gazeteci Fehmi Koru’nun sözleri, bu çıkışın tahmin edilenden çok daha ciddi, üzerinde düşünülmüş bir çıkış olduğunu gösterir nitelikteydi: “Bu açıklamanın bir ‘deneme balonu’ olarak Ak Parti içerisinde üstlenilen bir görev gereği yapılıp yapılmadığını merak ediyorsunuzdur sanıyorum. Doğrusu ben de meraklardayım. Öyle ya, hükümette çok etkili bir koltukta oturan bakan böylesine bir çıkışı partisinin yönetimine haber vermeden yapmış olabilir mi? Bana sanki yapamazmış gibi geliyor. Haberleri olmasaydı Başbakan Tayyip Erdoğan veya onun adına konuşabilecek bir parti yetkilisi, mesela Dengir […]

“Şampiyon olmasını isterim, ama…”

Ligin başında hiç şans verilmeyen, hatta “küme düşmeye aday” görülen Sivassspor, son iki haftaya şampiyonluk iddiasıyla giriyor. Üstelik bu iddianın gerçeğe dönüşmesi o imkansız değil. Çünkü ligin tepesinde ve kendisinin üç puan üzerindeki Galatasaray’ı bu pazar günü, kendi sahasında ağırlıyor. Sivas bu maçı kazanır ve Fenerbahçe de kendi sahasında Gençlerbirliği’ni yenerse, üç takım, son haftaya aynı puanla girecek. Taraflı tarafsız herkes ligin, Anadolu’dan yeni bir şampiyon çıkarmasını arzu ediyor. Galatasaray ve takipçisi Fenerbahçe’nin taraftarları bile bu temenniye katılıyor. Fakat “Sivasspor’un şampiyonluk şansı nedir” sorusunu cevaplamaya gelince –tıpkı spor basınında olduğu gibi- işin rengi değişiyor.“Sokağın Dili” mikrofonunu bu soruyla yöneltti.Ersan Bayram-Asım Can Yılmaz

Biber tadında bayram

İstanbul’da 1 Mayıs’ın görüntüsü sıkıyönetim günlerini aratmadı. Binlerce polis, Mecidiyeköy, Şişli ve Dolapdere’de toplanıp Taksim Meydanı’na çıkmayı isteyen grupları güç kullanarak engelledi. Kentin bu bölgelerinde bulunanlar gün boyunca biber gazı soludu, 500’den fazla kişi gözaltına alındı. İstanbul belki de, bugünün bayram olarak kutlanmamasının gerekçesi olarak gösterilen kaybın daha büyüğünü yaşadı.Mustafa Kuleli-Berivan Yurtsevener

Biber gazı öldürücü değil mi?

İlknur Aydoğan- Meltem Ürüt Biber gazı, kimyadaki adıyla “O-Klorobenzalmalononitril”; kısaca “CS” (sies), gözde ve deride yanma hissi yaratıyor. Etkileri arasında göz yaşarması, burun tıkanması, burun ve boğazda şiddetli yanma, şuursuzluk, baş dönmesi ve nefes darlığı, görme bulanıklığı, vücut salgılarının artması, bilinç bulanıklığı, panik, aşırı öfke ve kızgınlık yer alıyor. Aşırı ölçüde maruz kalındığında kusma ve şiddetli öksürüğe neden oluyor. Etkileri çoğunlukla kısa süreli olsa da özellikle deri hastalıkları bulunan kişilerde bu durumun kötüleşmesine yol açabiliyor. Kimi insanlarda ise gazın etkileri hafiflese de aylarca sürebiliyor. Biber gazının etkisinin bu kadar uzun sürmesinin nedeni ise deriden emildikten sonra sinir uçlarında birikip yavaş yavaş salınması olarak gösteriliyor.. Yani uzmanlara göre biber gazı deriden temizlense bile etkileri bir süre daha devam ediyor.Ayrıca gazın düşüğe yol açtığı, damar hastalıklarına sebep olduğu ve hücrede mutasyona neden olduğuna dair bulgular da var.Birinci derecede risk taşıyan gruplar ise şunlar: – Astım, amfizem, pnömoni gibi solunum sistemi hastalıkları olanlar– Çocuk ve yaşlılar gibi vücut savunma sistemi zayıf olanlar– Vücudun savunma mekanizmalarını zayıflatan kronik hastalıkları olan kişiler– Gebeler, deri ve göz hastalıkları olanlar– Kontakt lens takanlar Biber gazı her ne kadar ölümcül bir silah olarak tanımlanmasa da kimyasal savaş maddeleri arasında adı geçen ve “karışıklık bastırıcı” olarak tanımlanan sınıfta yer alan bir kimyasal. 2000’de Amerika Birleşik Devletleri’nde Prof. Dr. Uwe Heinrich’in yaptığı bir çalışmaya göre, kapalı bir yerde bulunan ve gaz maskesi kullanmayan insanlar üzerinde CS’in ölümcül etkileri olabiliyor. Polisin kullandığı göz yaşartıcı gaz bombalarından biri Defence Technology şirketinin ürettiği Spede-Heat CS Long Range. Biber gazına karşı önlemler Uzmanlar biber gazına maruz kalındığında yapılması gerekenleri şöyle sıralıyorlar. – Sakin olun. Yavaş yavaş nefes alın ve bu durumun geçici olduğunu hatırlayın.– Gazın atıldığını görürseniz gözlüğünüzü, maskenizi takın.– Gazlı ortamdan biraz uzaklaşın. Arada bir öksürmeye çalışın, tükürün.– Kontakt lensleriniz varsa kimyasallara maruz kalmamış birinden lensleri çıkartmasını rica edin.– Gözlerinizi ovalamayın. Kaynaklar: Vikipedia, […]

“Hanemize tecavüz edildi”

Sabahın erken saatlerinden itibaren Şişli’deki Genel Merkez binası polis tarafından abluka altına alınan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi ve bazı sivil toplumu örgütü yöneticileri öğle saatlerinde can güvenlikleri bulunmadığı gerekçesiyle Taksim’e yürüyüş kararlarından vazgeçtiler. Polisin sabah saatlerinden başlayarak su ve biber gazıyla sendikacılara uyguladığı fiziksel şiddet ve baskı sonucunda DİSK Genel Merkezi önünde öğle saatlerinde çok sınırlı sayıda bir kalabalık toplanabildi. DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Taksim’e yürüme kararından vazgeçtiklerini açıkladıktan sonra Genel Merkez önünde yaptığı basın açıklamasında AKP hükümetini yalnız kendine demokrat olmakla suçlayarak şunları söyledi: “1 Mayıs’ı kutlayanları engellemek için akla gelen her türlü şiddet uygulanmıştır. Sendikamızın İşçimizin hanesine tecavüz edilmiştir, saldırılmıştır. Bunu kınıyorum. Gaz bombalarıyla, sularla işçi sınıfının birlik dayanışma gününde acımasızca, insanlık dışı her türlü uygulamayı yaptılar. İşte AKP iktidarının kendisine demokrat, yalnız türbana özgürlük isteyen ikiyüzlülüğü ortaya çıkmıştır. “Güventürk Görgülü Gökhan Tan 

“Taksim’de kutlama herkesin hakkıdır”

Avrupa Birliği de dahil olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde tatil ilan edilen ve resmi bayram olarak kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı Türkiye’de gerginliklere konu olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da sendikalar İstanbul’da 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama taleplerini İstanbul Valiliği’ne ilettiler. Her yıl olduğu gibi bu yıl da hükümet ve mülki idare yetkilileri güvenlik ve provokasyon ihtimali gibi gerekçelerle bu talebi reddettiler… Ancak geçen yıllardan farklı olarak emek örgütleri bu yıl Taksim konusundaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Biz de vatandaşa mikrofonu uzattık ve 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasıyla ilgili görüşlerini sorduk. Konuştuğumuz vatandaşların çoğunluğu 1 Mayıs’ın taksim’de kutlanmasının doğal bir hak olduğunu düşünüyor. Esnaf ise önceki yıllarda meydana gelen olaylardan özellikle de dükkanlarının içine kadar biber gazı sıkılmasından oldukça kaygılı.Muhabir: Akman Yengin Kameraman: Uğur Orakçı

Taksim’de 1 Mayıs’a izin yok, İstanbul’da sıkıyönetim var

Ahmet ŞıkÜç büyük emek örgütü Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) Taksim’de 1 Mayıs kutlaması yapmalarına hükümetten izin çıkmadı. Dün (28 Nisan) Ankara’da Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’le bir araya gelerek sorunu çözmeye çalışan sendikaların talepleri reddedildi. Faruk Çelik ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay birlikte yaptıkları açıklamada 1 Mayıs’ın emek ve dayanışma bayramı olarak mülki idarelerin gösterdikleri alanlarda kutlanması gerektiğini söyledi. Öte yandan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de bu konuda bir yorum yaparak 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasının “anayasaya karşı gelmek” olduğunu söyledi. Hükümetten gelen bu açıklamaya paralel olarak İstanbul’da bir basın açıklaması yapan sendikalar ise 500 bin kişiyle Taksim’de olacaklarını etti. “Taksim izin verilecek alan değil” Hükümet adına yapılan basın toplantısında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, 1980’den sonra kaldırılan 1 Mayıs’ın Bakanlar Kurulu kararıyla “Emek ve Dayanışma Günü” ilan edildiğini hatırlatarak, 1 Mayıs’ın kamplaşmalar ve ölümlerle değil demokrasi kültürünün zirveye çıktığı bir gün olarak hafızalarda yer etmesini istediklerini söyledi. Bu bakış açısının yeni açılımları da beraberinde getirebileceğini ifade eden Çelik, “Hükümet olarak önceliğimiz, nerede kutlanacağından ziyade, 1 Mayıs ile ilgili olumsuz imajı silmek ve ortadan kaldırmaktır. Tüm sivil toplum kuruluşlarının ve emekçilerinin bu konuda aynı duyarlılığı göstereceğine inanıyoruz. Olası hukuk dışı eylemlere, provokasyonlara ve yönlendirmelere emekçilerin rağbet etmeyeceğine inanıyoruz” dedi. İçişleri Bakanı Atalay da, 1977 yılından bu yana Taksim Meydanı’nın toplantı ve gösteri yürüyüşleri için tahsis edilmediğini belirterek, “Bunun haklı gerekçeleri vardır, bunun anlaşılması lazım. Taksim Meydanı giriş çıkışı çok olan bir meydandır, denetlenmesi zor bir alandır. İstanbul’daki belli bölgelere trafik akışının adeta merkezidir, vatandaşımızın günlük hayatını çok etkiler, çok özel bir bölgedir” dedi. İstanbul’da mitingler için belirlenmiş 4 alan bulunduğunu ve kutlamaların buralarda yapılmasını gerektiğini belirterek, “Taksim, bu manada değerlendirilen, bu manada izin istenebilecek veya izin verilebilecek bir alan değildir. […]

301’inci maddeye sadece makyaj yapıldı

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde değişiklik öngören kanun teklifi TBMM’de sert tartışmaların ardından kabul edildi. Özellikle muhalefet partileri Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) tarafından sert eleştiriler yöneltilen ve 65 ret oyuna karşın, 250 oyla kabul edilen kanun teklifinde, “Türklüğü” ibaresi “Türk Milleti”, “Cumhuriyeti” ibaresi de “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirildi. Bu suçtan dolayı soruşturma yapılmasını Adalet Bakanı’nın iznine bağlı kılan yenilenen 301. maddeye göre, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişilere de aynı ceza uygulanacak. Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları da suç oluşturmayacak. Adalet Bakanı’nın izni gerekiyor Avrupa Birliği üyeliğinin önünde de kimi zaman engel çıkaran tartışmaların odağındaki 301. maddede değişiklik öngören kanun teklifi dün (29 Nisan) Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldü. Saat 20:30’da başlayan ve geç saatlere kadar süren görüşmelerde teklifin 1’nci maddesi üzerinde muhalefet 7 önerge verirken, bunlardan 5’i reddedildi, 2’si ise önerge sahiplerince geri çekildi. Yürürlük maddesi olan 2’nci madde üzerinde 2 önerge, 3’ncü madde üzerinde de 1 önerge verildi. Önergeler AKP’lilerin oyları ile reddedildi. TBMM Adalet Komisyonu’nda 13 saat süren tartışmalı oturumun ardından teklifin tümünün oylaması, MHP’li milletvekillerinin talebi ile açık oylamayla yapıldı. Oylama sonunda TCK’nin 301. maddesine ilişkin teklif 65 ret oyuna karşılık 250 oyla kabul edildi. Kovuşturmanın Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını öngören düzenleme değiştirilerek soruşturma için Adalet Bakanı’nın izin vermesi gerekliliği düzenlemeye kondu. Muhalefetten eleştiri Görüşmeler sırasında CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay, değişikliğin anayasaya aykırı olduğunu savundu. MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal da 301. maddenin bölücüler ile Türkiye’yi masaya oturtmak isteyenlerin önünde bir engel olduğunu öne sürdü. Bu eleştirileri yanıtlayan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise “Cumhuriyeti, Türklüğü koruyan, […]

1 Mayıs geldi çattı, muamması bitmedi

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Taksim’de 1 Mayıs kutlayacaklarını açıklayan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Süleyman Çelebi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Başkanı İsmail Hakkı Tombul ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Başkanı Mustafa Kumlu, Ankara’da Başbakan Recep Tayip Erdoğan’la Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in de katıldığı toplantıda bir araya geldi. Daha sonra bir açıklama yapan Bakan Çelik, toplantıda miting talebinin gündeme gelmediğini, sendika temsilcilerinin Taksim’de kitlesel bir anma yapmak istediklerini söyledi. Çelik talebi değerlendirip açıklamayı yapacaklarını söyledi. Taksim konusunda Erdoğan da istekli değil İstanbul Valisi Muammer Güler’in 1 Mayıs’ta Taksim’i yasak alan ilan edip, kutlama yapmak isteyenlere “orantılı şiddet” kullanacağını açıklaması ve sendikaların da geri adım atmaması üzerine gerginlik tırmanmıştı. Vali Güler, dünkü basın açıklamasında Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarının “kanunsuz” olduğunu savunmuş, çağrı yapan sendika liderleriyle ilgili suç duyurusunda bulunulduğu bilgisini vermişti. Güler, polisin Taksim’e gelenleri “orantılı kuvvet”le zor kullanarak dağıtacağını da söylemişti. Bu gelişmeler üzerine sendika temsilcileri de bugün (29 Nisan), konuyla ilgili olarak Başbakan Erdoğan’la TBMM’deki makamında görüştü. Basına kapalı olarak gerçekleşen toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de katıldı. Erdoğan yaklaşık yarım saat sendikacılardan 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanması konusundaki taleplerini dinleyerek ayrılmasından sonra toplantı Bakan Çelik’le bir süre daha sürdü. Görüşme sonrasında açıklama yapan Erdoğan “Taksim’de anıta çelenk konulabilir. Ancak miting alanları bellidir. İşçiler yasal haklarını kullanmalı provokasyonlara izin vermemelidir” dedi. Kesin karar açıklanmadı Toplantının ardından Bakan Çelik de, sendika temsilcilerinin, “miting yerine anma” taleplerini değerlendireceklerini açıkladı. Çelik sendika temsilcilerinin görüşlerini başbakana ilettiğini belirterek, “Başbakanımız da genel asayiş ve güvenle ilgili değerlendirmelerini sundu. Biz kısa bir değerlendirme yapacağız. Sendikaların talebiyle bizim ülkede huzur, barış ve bugünün bir dayanışma günü olması konusundaki noktada bir uzlaşmanın hangi noktada olacağı konusundaki nihai açıklamayı yapacağız” dedi. Toplantıda miting talebinin gündeme gelmediğini, sendika temsilcilerinin Taksim’de kitlesel bir anma yapmak istediklerini söyleyen Çelik, “Güven çok önemli. İstanbul’un Taksim’in konumu […]

Bilgi’nin gözüpek snowboard şampiyonu

Devran Bekin 1985 doğumlu, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi ve en büyük tutkusu olan snow board’da Türkiye ikinciliğine yükselmiş başarılı bir sporcu. Ama Devran’ı diğer snow board’culardan ayıran önemli bir özelliği daha.var o da Extreme carving stilinde kayması… Bilgi Üniversitesi takımında yer alan Devran gelecek yıl Çin’deki uluslararası şampiyonalara hazırlanıyor bu konuda okulundan destek bekliyor. Snow board’un hayatta en sevdiği şey olduğunu belirten Devran Bekdik, okul bittikten sonra da bu işe Amerika’da profesyonel olarak devam edeceğini söylüyor. “Board bana kendimi çok iyi hissettiriyor, müthiş bir heyecan veriyor. Dağdan döndüğüm zamanlarda yürüyüşüm bile değişiyor” diyen Devran kaydığı stil olan ‘extreme carving’i şöyle anlatıyor; “Ben yarışçıyım, hoplamayı zıplamayı sevmem. Benim kaydığım stil çok zor, bacakları da çok çalıştıran bir stil. Normal bir free style board’un açıları beşe beş, ona on veya ona on beş’tir. Extreme carving yaparken açılar kırk beşe elli şeklinde olmalıdır ve mutlaka hard board kullanılmalıdır, yani kayak ayakkabısı olanlardan. Dizler kırık pozisyonda olmalıdır. Bu stilde Board’un altı hiç kullanılmıyor. Sadece kenarlarındaki çelikler kullanılarak yere paralel şekilde yatarak kayılıyor. O yüzden carving boardları diğerlerinden farklıdır çünkü çok sağlam olmaları gerekir. İki çeşit dönüş var. Biri front side, diğeri back side. Back side’ta sırtınızın üzerinde dönüyorsunuz, o yüzden bir hayli zor. Ben bile çok iyi beceremiyorum.” Çok çalışmak ve tehlikeleri göze almak Extreme carving stilinde kaymayı becerebilmek çok uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor. Devran’a göre en az üç ay boyunca dağa kapanıp sabah dokuz akşam altı bu işle uğraşmak gerekiyor. Burada iki tane önemli unsur var. Birincisi izleme becerisi, ikincisi ise azim. “Bu iş kilometre işidir. Çok kaymak lazım ama yüzlerce kere düşüp kalkmaya da hazırlıklı olmak gerekiyor” diyor Devran ve şöyle devam ediyor; “iyi tekniği olan insanları izlemek gerekiyor. Kimsenin anlatmasıyla, kaymayı öğrenemezsin. Ben izleyerek öğrendim. Bunların hepsinin yanında hocanın da iyi olması lazım. Ne kadar iyi tekniğe sahip bir […]

Sigara yasağı yaklaşıyor…

Kapalı ortamlarda sigara içilmesini tamamen yasaklayan yasa çıktı ama henüz yürürlüğe girmedi. İstanbul Bilgi Üniversitesi yasa yürürlüğe girmese de Şubat ayından beri yasakları tam olarak uyguluyor. Bilgi öğrencilerinin kimi bu yasaktan memnun kimi ise sigara içenler için ayrı bölmeler oluşturulmamasından şikayetçi. Bilgi üniversitesi öğrencileri ve yönetimine sigara yasağıyla ilgili düşüncelerini ve bu konuda yapılacakları sorduk….Beril Tekin Hande Çıkıkçı

Danıştay saldırısında Ergenekon bulgusu “yokmuş”

Türker Karapınar/Milliyet Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in yaşamını yitirmesine, 4 Danıştay mensubunun yaralanmasına neden olan saldırıları gerçekleştiren Avukat Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 9 sanığın yargılandığı davaya ilişkin gerekçeli kararını açıkladı. Milliyet Gazetesi’nin bugünkü (30 Nisan) haberine göre gerekçeli kararda, Ergenekon soruşturması ile Danıştay saldırısı arasında hukuki bir bağ olmadığı belirtildi ve bu nedenle soruşturmanın genişletilmesine ihtiyaç duyulmadığı kaydedildi. Kararda, sanıkların amacının, türbanı kendi bildikleri ve istedikleri şekilde yorumlamayan ve karara bağlamayan kurum ve kişilere yönelik şiddet yöntemlerine başvurarak cezalandırma amacı taşıdığı ifade edildi.Halkta korku ve paniğe yol açan eylemler 55 sayfalık gerekçeli kararda, sanıkların eylemden önce plan yapıp bir araya geldikleri, eylemlerin türbanla ilgili olduğu, Arslan’ın “adam bulmasını” istediği sanık Osman Yıldırım’ın sanık Erhan Timuroğlu vasıtasıyla sanıklar İsmail Sağır ve Tekin İrşi’yi bulduğu, eylemler için gerekli silah ve bombanın da sanıklar Süleyman Esen ve Aykut Metin Şükre’den sağlandığı anlatıldı. Sanıklar arasında dayanışma ve suç işleme hususundaki birliktelik ve devamlılığın yanı sıra hiyerarşik bir yapılanmanın da olduğu belirtilen kararda, sanıkların, türban örtüsü ile ilgili gerek Cumhuriyet gazetesi gerekse Danıştay’a yaptığı saldırıların çok ses getirdiği, bu saldırıların toplumda büyük infial uyandırdığı, halk üzerinde büyük korku ve paniğe yol açtığı anlatıldı.Saldırı gerekçesi türban denildi Kararda, sanıklar tarafından gerçekleştirilen saldırıların amacının da, “türban örtüsünü kendi bildikleri ve istedikleri şekilde yorumlamayan ve karara bağlamayan kurum ve kişilere yönelik cebir ve şiddet yöntemlerine başvurarak, cezalandırmak” olduğu vurgulandı.Kararda, bu amaç doğrultusunda yapılan Danıştay eyleminin, mevcut anayasal sisteme yönelik bir tehlike yaratarak, Anayasa’nın öngördüğü düzeni cebir ve şiddet kullanarak kaldırmaya ve yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs niteliğinde bulunduğu tespiti yapıldı.. Hukuki bağ yokmuş Kararda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmayla ortaya atılan iddiaların aksine, Danıştay saldırısı ile Ergenekon soruşturması arasında hukuki bir bağ tespit edilemediği de ifade edildi. Kararda, “Yapılan incelemeler sonucu sanıklar ve […]

Can almak kolay, ifade almak zor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın bugün (28 Nisan) yapılan 5. duruşmasında yine pek fazla bir ilerleme sağlanamadı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan da Erhan Tuncel’le ilgili daha geniş bilgi istenmişti; ama bu talebe hiçbir cevap gelmedi. Dink ailesinin avukatları, davanın Trabzon’daki davalarla birleştirilmesi talep etmişti. Davaların birleştirilip birleştirilmeyeceği söz konusu mercilerden gelecek cevaplara bağlı. Çetin’e göre bu bilgiler başka bir şeye daha yarayacaktı: “Trabzon Emniyeti ve savcılığından sağlanacak dinleme ve izleme kayıtları ve delil niteliğindeki diğer belgeler devlet içinde sorumluluğu olan kişilerin tespitini sağlayacaktı.” Emniyette imha edilen kayıtlar Mahkeme heyeti ise daha önceki celselerde Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden Erhan Tuncel’in cinayetten önce yaptığı telefon görüşmeleriyle ilgili belgelerin imha edildiğine dair imha tutanağını ve İstanbul Emniyeti’nden “Yasin Hayal’in cezaevinden çıktıktan sonra takip edilip edilmediği”ne ilişkin soruya cevap istemişti. Heyet, beklenen belgelerin geldiğini tutanaklara geçirtti. Böylece, Tuncel’in sözkonusu konuşma kayıtlarının imha edildiği ve Hayal’in takip edilmediği de kesinleşip kayıtlara geçti. 7 Temmuz’a ertelenen davada mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Müdahil avukatlar, duruşmanın görüntü ve ses kayıtlarının bir örneğinin kendilerine verilmesini talep etti, ama mahkeme reddetti. Buna mukabil, İstanbul ve Trabzon’da bulunan, cinayete açıklık getirebilecek 10’un üzerinde tanığın dinlenmesi talebini kabul etti. Avukatlar, 2004’te McDonalds bombalamasından sonra tutuklanan Hayal’i cezaevinde kimlerin ziyaret ettiğinin tespitini ve bu amaçla cezaevine ait bilgisayara erişim için bilgisayar şifresinin ilgili kurumdan sorulmasını istedi. Mahkeme bunu da kabul etti. Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın duruşması öncesinde, yargılamanın yapıldığı Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi çevresinde geniş çaplı güvenlik önlemleri alındı. Adliyeye girişlerde kimlik kontrolü ile üst ve çanta araması yapıldı. Dava artık basına açıkİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Tekirdağ, Kocaeli ve Edirne F tipi cezaevlerinde tutuklu olan sanıklar getirilirken, cinayetin tetikçisi O.S.’nin 18 yaşından küçük olması nedeniyle basına kapalı olarak gerçekleştirilen duruşmada, önceki celselerde olduğu gibi sesli ve görüntülü kayıt yapıldı. 7 […]

Önlem alınmazsa bakliyat ve buğday üretimi de düşecek

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Gökhan Günaydın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sürmekte olan kuraklığa işaret ederek, 2008 hasadında ortaya çıkacak üretim eksikliği konusunda hükümeti uyardı ve acil önlem almaya çağırdı. Günaydın, ZMO Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, bölge üreticisinin de yaşamının güçleştiğine dikkat çekerek Türkiye’nin başta kırmızı mercimek olmak üzere buğday, arpa üretiminde ciddi sorunların doğacağı uyarısını yaptı. Ziraat Mühendisleri Odası’ndan bir gün önce de Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar aynı yönde bir açıklama yapmıştı. Bayraktar, kuraklığın il bazındaki etkilerini tespit etmek amacıyla yaptıkları çalışmanın sonuçlarına göre Mardin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Hakkari, Muş, Siirt, Şırnak, Gaziantep ve Elazığ’da buğday ve arpada zarar oranlarının yüzde 90’a, kırmızı mercimekte yüzde 60’a ulaştığını açıklamış, rekoltedeki düşüş nedeniyle TMO’nun özellikle kırmızı mercimekte alım yapması gerektiğini dile getirmişti. “Fiyat artışları yaşanacak” Gökhan Günaydın da, Bingöl, Bitlis, Siirt, Hakkari, Muş, Van ve Şırnak illerinde ise önümüzdeki on günlük dönemde yağış alınamazsa kuraklık tablosunun daha da ağırlaşacağını söyleyerek, son yirmi yılda baklagil ürünleri ekim alanlarının neredeyse yarısının kaybedildiğini söyledi. “Üretim düşecek” Kırmızı mercimekte 271 bin tonluk, buğdayda 2.5 milyon tonluk, arpada ise 1 milyon tonluk üretim düşüşü öngördüklerini ifade eden Günaydın şöyle konuştu: “Baklagil ürünleri içinde, ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilen ürün kırmızı mercimektir. Kırmızı mercimek bölgenin Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Gaziantep, Adıyaman ve Şırnak illerinde ekim alanı bulmaktadır. Bunun yanında fasulyenin Kahramanmaraş, nohutunsa Diyarbakır ve Gaziantep’te ekimi yapılmaktadır. Buna karşılık, normal yıllardaki 580 bin tonluk kırmızı mercimek üretiminin neredeyse yarısı olan 271 bin tonluk üretimin kaybedilmesi, iç piyasada ve tüketici fiyatlarında ciddi bozulmalara yol açabilecek kadar önemli.” Önlem önerileri Günaydın, zaman geçirilmeksizin Toprak Mahsülleri Ofisi’nin baklagil piyasasını düzenlemesi gerektiğini belirterek, “Hasat sırasında üreticinin ürününe yüksek fiyat verilerek kamusal depolamaya gidilmesi, piyasa spekülasyonunun önlenmesi açısından çok önemli. Aksi takdirde, hasattan hemen sonra füze gibi fırlayacak fiyatlar karşısında Kanada, Hindistan ve Avustralya’dan çok […]

“Hrant İçin Adalet İçin” 5. duruşma

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın 5. duruşması bugün yapılacak. Dink’in öldürülmesinin üzerinden 15 ay geçmesine karşın hâlâ olayla ilgili tüm sorumlulukları tespit edilebilmiş değil. 8’i tutuklu 19 sanığın yargılandığı davanın bugün yapılacak duruşmasında eksik kalan sorguların tamamlanması beklenirken, Dink’in avukatlarından Fethiye Çetin, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasıyla birleşmesi gerektiğini söyledi. Duruşma öncesinde daha öncekilerde olduğu gibi Beşiktaş İskelesi’nde basın açıklaması yapılacak. Askerler itirafta bulunmuştu Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra Trabzon İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda görevli iki askerin, cinayette ihmalleri bulunduğu iddiasıyla açılan davanın Trabzon’da görülen son duruşmasında ortaya çıkan itiraflardan sonra soruşturma genişletilmişti. Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 19 Martta görülen duruşmada önceki ifadelerini yalanlayan itiraflarda bulunan sanık askerler Okan Şimşek ve Veysel Şahin, Dink’in öldürüleceği bilgisini üstlerine aktardıklarını ancak konuyla ilgili işlem yapılmadığını ve sahte evrak tanzim edildiğini söylemişlerdi. Bu gelişme üzerine Dink’in avukatları İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak dosyaların birleşmesi talebinde bulunmuşlardı. Başvuru dilekçesinde şüphelilerin 2006 yılı Temmuz ayından itibaren Yasin Hayal ve arkadaşlarının Dink’i öldürmeyi planladıklarını bildikleri, önlem alınması gerekirken ihmal ettikleri, ifade verenlere baskı uyguladıklarını öne sürülerek, şüphelilerin eylemlerinin İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın sanıklarıyla kişisel ilişkilerinin var olduğunu kanıtladığı anlatıldı. “Şüpheliler görevlerini gereği gibi yapsalardı Dink bugün hayatta olacaktı” denilen dilekçede, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nca haklarında soruşturma başlatılan ve aralarında eski Trabzon Jandarma İl Komutanı Albay Ali Öz’ün de bulunduğu 10 askerin, ceza kanununun “görevini ihmal ederek cinayetin işlenmesine yardım etmek” suçunu düzenleyen maddesi çerçevesinde Dink’in ölümünün gerçekleşmesini sağladıkları, sahte belge düzenleyerek asıl suçun işlenmesine yardım ettikleri öne sürülmüştü. “Hukuk ve vicdanlar tatmin olmayacak” Dink’in avukatlarından Fethiye Çetin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasıyla birleşmesi gerektiğini söyledi. Çetin, Trabzon jandarmasındaki görevlilerle birlikte tek bir dosyada yargılama olmazsa, Dink cinayetinde verilecek […]