Etiket Ceren Mert

Demirkubuz: ‘Yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı’

Türkiye sinemasına getirdiği farklı anlatım ve yorumuyla neredeyse “fanatik” bir hayran kitlesine sahip yönetmen Zeki Demirkubuz’a göre günümüzde bir çok yönetmen ve film yapımcısı belli başlı yönetmenlere öykünerek o kadar çok film üretmeye başladı ki, bir tür koleksiyonculuk yaklaşımı belirdi ve ortaya “yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı”. Demirkubuz, toplumdaki gerçeklerin filmlerinin her zaman esas malzemesi olduğunu belirterek, bazı özel efektler ve kurguların kendisinde de olduğunu, ancak gerçeğe sadık olma duygusunun her zaman daha ağır bastığını, filmlerini üretirken bu gerçekleri mutlaka işlediğini söylüyor. Ancak bu yaklaşımıyla taban tabana ters düşse de hayranı olduğu Dostoyevsky’nin ‘Suç ve Ceza’ isimli romanını bir gün Amerika’da çekeceği bir filme uyarlamak gibi bir arzusunun olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor:“Ama bunları klişe haline getirmeye gerek yok bence. Önemli olan gerçekliği en yalın haliyle yansıtabilmektir. İnsan bir meseleyi ele alıp onu yansıtırken, işlediği durumu ahlaki açıdan değiştirmemelidir.” Demirkubuz’un bu sözleri, yönetmenin yaşadığı toplum ve onun gerçeklerini gerek en yalın, gerekse de en yoğun biçimde filmlerinde ne kadar çok yansıtmaya çalıştığının bir kere daha altını çiziyor. 4 Mayıs 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi VCDMFA ve FTVMA programları kapsamında, Prof. Dr. Nezih Erdoğan’ın organizasyonu ve moderatörlüğü çerçevesinde, Santralistanbul Kampüsü’ne “Sesten Sessizliğe/Aydınlıktan Karanlığa” başlığı altında söyleşiye gelen yönetmen Zeki Demirkubuz, toplum ve birey, iç hesaplaşma ve insan ilişkileri gibi konular çerçevesinde filmlerini nasıl bir bakış açısıyla ortaya koyduğunu anlattı. Ana akım sinemada gözlemlenebilen bütünlüğü ve devamlılığı koruma dürtüsünü Demirkubuz kendi yaptığı filmlerde nasıl kırdığını şöyle ifade etti:“Görüntü için de aynı şeyi söyleyebilirsiniz. Gerçekten kendi deneyimlerinizden bu kırılmayı estetik adına filminizi süslemek için yapabilirsiniz. Günümüzde bunun daha yaygın olduğunu düşünüyorum; özellikle Avrupa sinemasında. Ancak bu durum Tarkovsky ve Bresson gibi yönetmenlerden, ‘80’lerden sonra, daha elistist bir hale geldi. Örneğin Haneke gibi bir yönetmen sesler ve görüntülerle oynarken aynı zamanda belirli bir duygu kırılmasıyla bunu yaptı.” Demirkubuz’a göre, özellikle de teknolojinin hızlı […]