Etiket darbe

‘Türkiye sağı demokrasiye hep karşı oldu’

Burak Kurtar Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner Türkiye sağının solu hep “darbecilikle” itham ettiğini ama sağın kendisinin de fikir ve örgütlenme özgürlüğünün var olduğu bir demokratik ortama karşı ellerinden geleni artlarına koymadığını vurguladı.Laçiner İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 12 Mart konulu panelde yaptığı konuşmada “o dönemde Türkiye’nin sağının takibindeki yayınların herhangi birinde bir tane hayırhak cümle göremezsiniz” dedi. Çok fazla yalan ve iftira altında olduklarını belirten Laçiner, o zaman sosyalizmin haklı bir eleştirisine bile “kesin yalan söylüyordur” gözüyle baktıklarını söyledi. Laçiner, “1960’ların genel mantığının Türkiye’ yi modern, demokratik, özgür yapmak isteyen bir cereyan olduğunu ve bunun Tanzimat’tan beri gelen bir çizgi olduğunu vurguladı. “Bu çizgi Türkiye toplumunun büyük muhafazakar ve anti modernist direncine rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor” diyen Laçiner, Bunun karşısında da ideolojik gücünü dinden alan bir cenahın daha olduğunu ve bu cenahın demokrasi herkese oy hakkı verdiğinde sandıkta galip geldiğini belirtti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü’nün düzenlediği “40. yılında 12 Mart” başlıklı sempozyumda 12 Mart 1971 askeri darbesi, darbe öncesi ve sonrası Türkiye’de yaşananlar tartışıldı. Santralistanbul Kampüsü’nde 29 Nisan günü gerçekleştirilen panelin göze çarpan konuları “Üniversite Özerkliği”, “Mamak Cezaevi”, “68 kuşağı ve 12 Mart’ taki Feminist Hareketler”di.“Türkiye’de seçim sandığından sadece gericiler çıkıyor” Milliyet Gazetesi’nden Hasan Cemal 12 Mart 1971’de 27 yaşında bir sivil olduğunu ve o zamanlar Türkiye’ de bir darbe ortamı yaratmak için çalıştıklarını anlattı. O tarihte Devrim Dergesi’nde deyim yerindeyse “fedai” yazı işleri müdürü olarak çalıştığını söyleyen Cemal, dertlerinin ortamı huzursuzlaştıracak, istikrarsızlaştıracak bir hava yaratıp darbeye yol açmak olduğunu vurguladı. O zamanlar Türkiye’de seçim sandığından sadece gericilerin çıktığı ve gericilerin çıkardığı seçim sandığına son vermeden Türkiye’nin kurtulamayacağına inandıklarını belirten Cemal, gerici üreten o sistemin Türkiye’ye neden uymadığını bir sürü yabancı kitaplardan, makalelerden özetlediklerini belirtti. Cemal, o tarihlerde Devrim Dergisi’nde yaptıkları çevirilerle Suriye’deki Esat Rejimi’ni, Libya’daki Kaddafi rejimi’ni bütün tek parti rejimlerini model olarak yansıttıklarını vurguladı. “12 Mart günü […]

12 Mart 40’ıncı yılında Bilgi’de tartışılıyor

HaberVs Türkiye Cumhuriyeti’nde 12 Mart 1971’de yaşanan askeri darbenin üzerinden tam 40 yıl geçti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü tarafından düzenlenen ve 12 Mart 1971 askeri darbesinin, öncesi ve sonrasının tartışılacağı sempozyum 29 Nisan Cuma günü Santral Kampüsü (Santralistanbul) E-3, 101 Nolu konferans salonunda 14:00-18:00 arasında gerçekleşecek. Sempozyumda; Eski Dışişleri Bakanı Prof.Dr. Mümtaz Sosyal “12 Mart ve Üniversite Özerkliği”, Milliyet Gazetesi’nden Hasan Cemal “12 Mart 1971 Darbesi ve Asker-Sivil İlişkileri”, Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner “12 Mart ve Sosyalizm”, Radikal Gazetesi’nden Oral Çalışlar “12 Mart’ta Medya ve Mamak Cezaevi”, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Belge “68 Kuşağı ve 12 Mart’ta Edebiyat” ve Bianet’ten Nadire Mater “ 68 Kuşağı ve 12 Mart’ta Feminist Hareketler” başlıklı birer konuşma yapacak. Bilgi Üniversitesinden ve dışarıdan dinleyicilere açık olan sempozyuma katılmak isteyenlerin adresine mesaj göndermeleri yeterli olacak.

28 Şubat’ın yarattığı kutuplaşma hâlâ devam ediyor

“28 Şubat’ın askeri darbe süreci sona erse de toplumda yarattığı tahribatın sonuçlarını silmek pek de mümkün olmadı. Türkiye toplumda bugün yaşanan kutuplaşmanın temellerinin 28 Şubat sürecinde atıldığı ve toplumun bir kesiminin bu süreçte “ötekileştirilmesinin” yarattığı travmanın sonuçlarının hala toplum üzerinde hissedildiği belirtiliyor. Tarih Araştırmaları Kulübü’ nün düzenlediği “28 Şubat-Post Modern Darbesi” başlıklı sempozyumda 28 Şubat 1997’ de Türkiye’ nin yaşadığı post-modern darbe, darbe öncesi ve sonrasında yaşananlar tartışıldı. Santralistanbul Kampüsü’nde 7 Mart pazartesi günü gerçekleştirilen sempozyumda İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof.Dr. Ümit Cizre, 28 Şubat sürecini ve müdahale ardından gelen Türk siyasetini, bugün de çok kalıcı bir şekilde üzerinde hissettiğimiz bir nefret söyleminin başlangıcı olduğunu vurguladı. Cizre, bu dönemde toplumda nefret söyleminden kaynaklanan bir kutuplaşmanın olduğunu ve toplum üzerinde bir laik cephe oluşturulma hamlesinin yapıldığını söyledi. 28 Şubat’ ın en kalıcı mirası kutuplaşma TSK’ nın 28 Şubat’tan sonra toplumla ilişkilerinde tutturduğu bir yeni yol var diyen Cizre, TSK’ nın “laik cephe” dediğimiz bu blokun inşasına giriştiğini belirtti. Cizre, 28 Şubat’ın en kalıcı mirasının bu kutuplaşma olduğunu, laik cephe karşısında laik olmayan, zaman zaman irticacı, zaman zaman mürteci, zaman zaman islamcı bir cepheleşme içersinde yer aldığını vurguladı. Laik iktidar blokunun üniversiteler, yüksek yargı organları, STK’ lar, Kemalizme gönül veren bazı iş adamı kümeleri, zaman zaman örgütsüz bir halk grubuyla oluştuğuna değinen Cizre, dolayısıyla 28 Şubat sonrasında TSK’ nın bir siyasi partileşme olgusundan bahsedilebileceğine dikkat çekti. “Toplumla ilişkilerde 8 yıllık eğitimi işin içine katmak durumundayım” diyen Cizre, 8 yıllık eğitimin askeri bürokrasinin siyasal tercihlerinin tepeden inmeci bir biçimde topluma benimsetmeci faaliyetini gösteren bir öge olduğunu vurguladı. Merkez sağın silinmesi Cizre, 28 Şubat sonrasında askeri bürokrasinin AP’nin şemsiyesi altında yeni bir merkez inşasına giriştiğini, fakat bu hamlenin Türkiye’ de merkez sağın siyasetten tamamen tasfiyesiyle sonuçlandığını dile getirdi. Cizre, bunun temel nedenleri altında bu partilerin devletçi bir yapıya sokulmak istenmeleri, devlet yanında irtica karşıtı mücadelelerin […]

Görmüş’ün “Zor yazısı” eksik olunca!

Alper Görmüş, “Özden Örnek Günlüklerini gün yüzüne çıkartan, ardından da yargılanan gazeteci olduğunu yıllarca tekrarladığı halde” gazetecilerin bu gerçeği kavrayamayıp Şık’a mal etmelerine üzülmüş. Nedir bu Şık aşkı, Görmüş düşmanlığı? Nadire Mater/ Bianet Alper Görmüş, Ahmet Şık’ın “Özden Örnek Günlükleri”ni ilk yayımlayan gazeteci olarak anılmasının yanlışlığını “Zor bir yazı: Dört yıl sonra darbe günlükleri” başlığıyla bugün Taraf’ta açıkladı. Yazı, zor, eksik, dolayısıyla o kadar “doğru” değil. Görmüş, “Medya ironik” köşesinden anlıyoruz ki, “Özden Örnek Günlüklerini gün yüzüne çıkartan, ardından da yargılanan gazeteci olduğunu yıllarca tekrarladığı halde” gazetecilerin bu gerçeği kavrayamayıp Şık’a mal etmelerine üzülmüş. Nedir bu Ahmet Şık aşkı, Alper Görmüş düşmanlığı? “Darbe günlüklerini açığa çıkartan gazeteci Ahmet Şık” cümlesini her gördüğünde çaresizliği artmış olarak kendi kendine “ben şimdi ne yapacağım” diye soruyormuş. Görmüş, medyadaki bu “yanlış” tekrarını “tuhaf” karşılıyor; Ahmet Şık’ın “Ergenekon’la ilişkisi gerekçe” gösterilerek tutuklanmasını da tek kelimeyle tuhaf bulduğu gibi. Tutuklanması “tuhaf”, ve “anlaşılmaz bir gelişme”ymiş. O kadar! Kendi yazdığı Taraf gazetesi dahil “yandaş”ı, “yandaş” olmayanı topyekün medya nasıl bir araya geldi de böyle “yalan” üretti ve Görmüş’ün hakkını yedi? En iyisi Görmüş anlatılarına başvurmak. “Sözünü ettiğim haberler silsilesi” diyor Görmüş “Türkiye’deki gazetecileri “TSK karşıtı” ve “TSK yandaşı” diye tasnif eden bir “Genelkurmay andıcı”nın Nokta’nın 8 Mart 2007 sayısının kapak haberinin konusunu oluşturmasıyla başladı.” Görmüş, Tarafgazetesinde 11 Eylül 2009’da yayımlanan yazısında “Haberler silsilesi” derken 29 Mart 2007’de yayımlanan “Darbe Günlükleri”ne giden süreçten söz ediyor. Silsilenin ilk haberi 28 Şubat’tan 10 yıl sonra “Genelkurmay andıcı/ İki tür gazeteci vardır: TSK karşıtları, TSK yandaşları!” oluyor. İmzaya bakıyoruz: Ahmet Şık. Şık’ın ödüllü haberi Ahmet Şık, “Genelkurmay andıcı/ İki tür gazeteci vardır: TSK karşıtları, TSK yandaşları!” haberiyle 10 Nisan 2007’de de Metin Göktepe Gazetecilik Yarışması’nda Yazılı Haber ödülünü alıyor. Burada durumu netleştirelim; “darbe günlükleri” derken medya aynen Görmüş’ün de altını çizdiği üzere bir süreçten/silsileden söz ediyor, dolayısıyla Ahmet Şık’ın adı da […]

28 Şubat Bilgi’de tartışılacak

Türkiye’de askeri darbeler konulu sempozyum dizisi, tarihe “post-modern darbe” olarak geçen 28 Şubat’la devam ediyor. Darbenin, darbe öncesi ve sonrası yaşanan olayların tartışılacağı “28 Şubat Post-Modern Darbesi” başlıklı sempozyum 7 Mart 2011 Pazartesi günü Santralistanbul’da gerçekleştirilecek. Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü tarafından düzenlen etkinliğe İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Ümit Cizre, Kadir Has Üniversitesi’nden Hasan Bülent Kahraman, İstanbuy Bilgi Üniversitesi’nden Arus Yumul ve Erol Katırcıoğlu ile Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu ve AKDER (Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği) Genel Sekreteri Neslihan Akbulut Arıkan konuşmacı olarak katılıyor. Konuşmacılar ve Konuları:I. Oturum:– Prof. Dr. Ümit Cizre (İstanbul Şehir Üniversitesi) / “28 Şubat ve Asker”– Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman (Kadir Has Üniversitesi) / “Post-Modern Darbe 28 Şubat ve Bir Darbeden Ötekine: Değişenler ve Değişmeyenler”– Prof. Dr. Arus Yumul (İstanbul Bilgi Üniversitesi) / “28 Şubat ve Sonrasında Toplumda Kadın” II. Oturum:– Dr. Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak Gazetesi Yazarı) / “28 Şubat ve Medya, 28 Şubat’ın Siyasi Sistem Üzerindeki Kalıcı Sonuçları”– Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu(İstanbul Bilgi Üniversitesi) / “28 Şubat’ta Üniversiteler”– Neslihan Akbulut Arıkan (AKDER Genel Sekreteri) / – “28 Şubat’ta Öğrenci Olmak”

30 yıl sonra 12 Eylül

İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü’nün düzenlediği “30 yıl önce 30 yıl sonra” başlıklı sempozyumda 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, darbe öncesi ve sonrası tartışıldı. santralistanbul Kampüsü’nde 24 Aralık günü gerçekleştirilen panelde 12 Eylül’ün üniversiteler, milliyetçilik, Kürt sorunu ve medya üzerindeki etkileri konuşuldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mete Tunçay, 1960 sonrası Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel ile koltuğunu İsmet İnönü’ den devralan CHP lideri Bülent Ecevit çatışmasının Türkiye siyasi hayatını belirlediğini; 1945’ te çok partili hayata geçilirken bastırılan sosyalizim fikirlerinin bu dönemde yavaş yavaş tekrar ortaya çıktığını söyledi. 1960 Darbesi’nden sonra muhalefetin geliştirdiği platformun yetersiz kaldığına değinen Tunçay, böyle bir ortamda Türkiye İşçi Partisi’(TİP) nin kurulduğunu ve büyük bir başarı gösterdiğini hatırlattı.. Tunçay, 1965 seçimlerinde yüzde 3 civarında oy alan TİP’ in meclise 15 milletvekili sokmasının da etkisiyle Cumhuriyet Halk Partisi’ nin sol oyları toplamaya aday olduğunu, fakat solda bu parlamenter yöntemle hareket etme fikrinin özellikle gençleri tatmin etmediğini vurguladı. “Gençler parlamento dışı eylemciliğe yöneldi” diyen Prof. Tunçay, bu dönemde sağ ve solcu gençlerin provoke edilerek karşılıklı siyasi cinayetler işlediğini ve bu cinayetlerin 12 Eylül Darbesi’ nden sonra kesildiğine dikkat çekti.. 12 Eylül sonrası üniversiteler Prof. Dr Mete Tunçay, 12 Eylül Darbesi’ nden bir hafta sonra Sıkıyönetim Kanunu’na yeni bir madde eklendiğini, bu maddeyle her yerdeki sıkıyönetim komutanlarına herhangi bir kamu görevlisinin işten kovrma yetkisi verildiğini söyledi. “1983’ te işte ben de o meşhur kurbanlardan biriyimdir” diyen Tunçay, 1402 sayılı kanunla aşağı yukarı 5 bin kamu personelinin işten atıldığını ve bir daha herhangi bir kamu kuruluşunda çalışmalarının yasaklandığını belirtti. YÖK Kanunu’nun da 12 Eylül’ ün bir ürünü olduğunun altını çizen Mete Tunçay, yeni düzene göre artık asistanların yerine kalıcı kadroda yer almayan araştırma görevlilerinin olduğunu anlattı. İlk olarak sözleşmesi biten hocaların tasfiye edildiğine değinen Tunçay, hocaların üniversitelerden atılma nedenin altında gençlerin şiddet […]

Bilgi’de 12 Eylül sempozyumu

İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü tarafından düzenlenen “30 Yıl Önce – 30 Yıl Sonra” başlıklı sempozyum 24 Aralık Cuma günü gerçekleştirilecek. 12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye’de yaşanan askeri darbe ve darbenin Türkiye’ye etkilerinin ele alınacağı sempozyum saat 14:00’de, Santral Kampüsü’nde gerçekleşecek. Etkinlikte, Prof.Dr. Mete Tunçay “1980 Öncesi ve Sonrası Üniversiteler, Siyasi Hareketler ve YÖK”, Prof.Dr. Halil Berktay “1980 Öncesi ve Sonrasında Türk Milliyetçiliği ve Kürt Meselesi”, Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu “1980 Öncesi ve Sonrasında, Basından Medyaya Türkiye” ve Prof. Dr. Ergun Özbudun “1982 Anayasası’na Gidiş, 82 Anayasası ve Yeni Anayasa Paketi” başlıklı birer konuşma yapacak. “30 Yıl Önce – 30 Yıl Sonra” SempozyumuTarih: 24 Aralık 2010, CumaSaat: 14:00-16:30Yer: Santral Kampüsü E1 301

Kabine üyelerinin karnesi

Habervs Wikileaks’in yayınladığı ABD Ankara Büyükelçiliği belgelerinden en çarpıcı olanı 2005 tarihli hükümetteki bakanların tek tek değerlendirildiği telgraf. Edelman dönemindeki büyükelçilik görevlisi John Kunstadter imzalı “Kabine Değişikliği” başlıklı telgrafta, kabine değişikliğiyle Başbakan Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün kabinedeki etkisini azalttığı yorumu yapılıyor.Telgrafa göre dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler, büyükelçilik kaynaklarına “Kabine değişikliği Başbakan Erdoğan’ın Gül ve çevresinin kendi politikalarına ne kadar zarar verdiğinin farkına varması” demiş. Başbakan’ın yakın bir gelecekte o dönem Devlet Bakanı olan Beşir Atalay ve Adalet Bakanı olan Cemil Çiçek’i de görevden almak istediği iddia edilen raporda Atalay için “Gül’e çok yakın”, Cemil Çiçek için ise “Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı hırslarını gizlemeyen ve Erdoğan’a saygısız” ifadeleri kullanılmış. Telgrafta daha sonra tek tek görevden alınan ve atanan bakanlar değerlendirilmiş: Abdülkadir Aksu (Eski İçişleri Başkanı): Kürt kayırmacılığı, eroin ticaretiyle ilgisi olduğu iddiaları, küçük genç kızlara düşkünlüğü, oğlunun mafyayla ilişkisi nedeniyle kabinenin en zayıf halkasıydı. Başbakan tüm bunları devletin istediği zaman farkındaydı. AKP’nin kalbine yönelmiş bir yolsuzluk soruşturması yapan Gülenci bir polis şefi olan Hanefi Avcı’yı görevden alarak Erdoğan’ın amaçlarına hizmet etti. Ama Erdoğan’la hep problem yaşadı. Ama bir grup milletvekiliyle AKP’den ayrılacağı söylentileri çıktı. Kürşat Tüzmen (Eski Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı): Ultra milliyetçi MHP’li. Etkili olduğu Irak’a petrol karşılığı gıda takası ticaretindeki pek çok bağlantı tarafından “her türlü avantaya açık” olarak tanımlanıyor.Nimet Çubukçu( Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığına getirildi): Heybeliada’da yazlıkları olan bir ailede iyi koşullarda yetişti. MUSİAD’ın avukatlığını yaptı. Çubukçu aylardır hırslı bir şekilde bakan olmaya odaklanmıştı. AKP’li Şaban Dişli’nin 7 Haziran’da bize anlattığına göre seçilmesinden Emine Erdoğan’a yakınlığı etkili oldu. Mehdi Eker (Tarım Bakanlığına getirildi): Pasif, Erdoğan’a yakın. İngilizce biliyor ama seviyesini test etmedik. AKP’li bir isim ve konsoloslukla uzun zamandır diyalogu olan, AKP ile derin ilişkiye sahip iki kişi Mehdi Eker’i iyi, pasif ve Erdoğan’a yakın bir adam olarak tanıttı. Bu isimler ve Enerji Bakanı, Eker’in önceki tarım bakanı […]

AKP’deki çekişme belgelerde ortaya çıktı

Habervs Wikileaks belgelerinde en ağır iddiaların bir çoğunda, ABD’nin 2004-2005 yıllarında Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Eric Edelman’ın adı geçiyor. ABD Büyükelçisi Eric Edelman 30 Aralık 2004 tarihli “İktidarda iki yılın ardından Erdoğan ve AKP. Kendileri, Türkiye ve Avrupa üzerinde bir tutanak arıyorlar” başlıklı yazısında, “Parti içinde Erdoğan’ın güce duyduğu açlık kendini keskin bir otoriterlik ve başkalarına güven duymama olarak gösteriyor. Eski ruhani danışmanı ve eşi Emine ‘Tayyip Allah’a inanır ama ona güvenmez’ diyor. Erdoğan ve yakın çevresinin, Abdullah Gül de dahil olmak üzere yeteri kadar analitik derinlikleri yok” iddialarında bulunuyor. Belgelerde Edelman, Erdoğan’ı “aşırı gururlu, Allah tarafından seçilmiş olduğuna inanıyor, otoriter eğilimli, maço, kadınlara güvenmiyor” sözleriyle tanımlıyor. O dönemde çevresinde bulunan bürokrat ve danışman kadrolarının, yetersiz ve cemaatçilik esasına göre seçilmiş olduğunu öne sürülüyor. Daha sonraki belgelerde o kadrolar için, “Çoğu Ankara dışında siyasetin nasıl işlediğini bilmiyor” deniliyor. Bülent Arınç’ın, “Erdoğan’ın potansiyel rakibi ve sorun kaynağı” olarak gösterildiği James Jeffrey imzalı belgede ise, Arınç’ı Erdoğan’ın “kötü polisi” anlamına gelen “his attack dog” olarak tanımlanıyor. Mükemmeliyetçi, işkolik, adil, merhametli Bazı belgelerde Başbakanlık’tan üst düzey bir yetkilinin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında bilgi aktararak, Erdoğan’ın “mükemmelliyetçi, işkolik, adil ve merhametli bir kalbe sahip olduğunu” belirttiği kaydediliyor. 26 Temmuz 2007 tarihli, belgede, “İçerdekine göre patronu Erdoğan, çok demokratik, ancak genel tanımlaması daha çok, nüfuzundakileri katı otokratik kurallara göre yöneten cömert ve baskın bir figür olduğu yönünde” deniliyor. Belgede bu görüşlerin tek bir kişinin izlenimleri olduğu belirtildi ve bu kişinin Başbakan Erdoğan ile yakın bir mesai içinde olduğuna dikkat çekildi. Üst düzey yetkilinin Başbakan Erdoğan’ın kişisel tarzına ilişkin görüşlerini aktardığı ifade edilerek, Erdoğan’ın gerek kendisinden gerekse çevresindekilerden mükemmel iş beklediği, hatta mükemmel işleri bile daha da geliştirmek için yollar yarattığı belirtiliyor.İşkolik olarak tanımlanan Erdoğan için 3 günlük tatil süresinin bile uzun olduğu, çevresindeki personelin aynı tempoda çalıştığı aktarılıyor. Yine […]

‘Kapatma davası geleceğe darbe’

Habervs Wikileaks’ın açıkladığı ABD’ye ait gizli belgelerde, AKP’nin kapatılması davasının da ABD belgelerine yansıdığı görülüyor. “AKP’nin Kapatılmasının Sonuçları ve Bizim Duruşumuz” başlığı ve ‘Hizmete özel” koduyla yazılan 11 Nisan 2008 tarihli belgenin giriş cümlesinde, “AKP’nin kapatılması davası bu ülkenin geleceğine bir darbedir” ifadeleriyle başlıyor. Büyükelçi Ross Wilson tarafından kaleme alınan belgede davanın “Türkiye’nin, devletin, ülke demokrasisinin büyümesi ve dinin toplumdaki rolü gibi konuların doğasına ilişkin çözümlenmemiş ihtilafları yansıttığı” görüşüne yer verildi. Mevcut durumun bir nedeninin de, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Temmuz 2007’de yeniden iktidar geldikten sonra geçen 9 aylık dönemde sergilediği başarısız liderlik” olduğu ileri sürülen rapor şöyle:Dava, Türkiye’nin hükümetinin yapısına, popüler demokrasinin erişim alanına ve dinin toplum üzerindeki rolüne yönelik çözümlenmemiş tartışmaları yansıtıyor. Bu durum, aynı zamanda geçen Temmuz ayında yeniden göreve gelen Başbakan Erdoğan’ın geçen dokuz aylık süreçte sergilediği başarısız liderlikten kaynaklanıyor. Sonucun ne olacağı belirsiz olsa da burada yaşanan kriz, kusursuz ve darmadağın olmasa da kendine özgün bir işleyiş tarzı olan Türk demokrasisi çerçevesinde değerlendirilmeli. Başbakan Erdoğan kötü tökezledi ABD öncelikleri, ortak çıkarlarımız üzerine bu ülkeyle birlikte çalışabilmemizi ve bu ülkenin demokratik sürecini geniş çapta desteklememizi gerektiriyor. Yine de Türkiye politikaları üzerine fikir beyan etmekten kaçınmalıyız. Bu yaklaşımla, şu anda Türkiye’de ülkenin geleceğine yönelik yapılan ve demokrasinin olgunlaşması için hayati önem taşıyan şiddetli ve tarihi tartışmalara saygı duyarız.AKP’nin kapatma davasına yönelik farklı bakış açıları var. Bunlardan ilkinde, niyetlenilmiş anayasal bir darbe olarak bakılabileceği söylendi. Dava ilk olarak siyasi bir araç olarak kabul edildi. Partiyi ve 70’in üzerindeki liderleri siyasetten uzaklaştırmak için gazetelerde daha önce yayımlanan haberler kaynak gösterildi. En cesur iddialar arasında, AKP’nin laikliği bitirme niyetinde olduğu vardı ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ülkenin “ılımlı Müslüman” hükümetini ve AKP’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya desteğini öven sözleri basın sık sık yer aldı.Kapatma davasına yönelik diğer bir bakış açısıysa, davanın Türk demokrasi tarzıyla ne kadar uyuştuğunu sorguladı. Anayasa […]

Ergenekon soruşturmaları TSK’ye güveni azalttı

Habervs WikiLeaks’in yayımladığı belgelerde, 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak yapılan 47 gözaltının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve hükümete güveni arttırırken Türk Silahlı Kuvvetlere duyulan güveni azalttığı yazılıyor. 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak 22 Şubat’ta polisin 47 emekli ve muazzaf subayı gözaltına almasından bahsedilirken olayla ilgili TSK ya da hükümetin bir açıklama yapmadığı kaydediliyor. Belgelerde bu tip darbe planlarının ortaya çıkmasının TSK için kötü olduğu ancak AKP’nin işine yaradığı, TSK’nın sessiz kalmasının da ya dönemin komutanlarının gerçek bir demokrasi istedikleri ya da AKP’nin ilk adımı atması için bekledikleri yolunda yorumlanıyor. Yorumlar bölümünde ise darbe planlarıyla ilgili “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü verilerek kimi askerlerin geçmişte bu tür planlar yapabileceği açıklanmış. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın gelecek seçimlerin farkında olduğu ve tavrını da bu seçimlere göre sergilediği yapılan yorumlar arasında. Ordunun Gülen cemaatinin subaylar arasında sızmasından endişe ettiğine de değiniliyor ve bir Türk gazetecinin Amerikalı diplomatlara aktardığı bilgilere yer veriliyor. İsmi açıklanmayan Türk gazeteci Amerikalı diplomatlara, ordunun İslamcıları belirlemek için uyguladığı taktikleri şöyle anlatmış: Subayların çöplerini kontrol eden askeri müfettişler var. İçinde içki şişesi olmayan çöpleri tespit ediyorlar. Bazen da askeri liderler eşleriyle birlikte, ordu tesislerinde havuz başında düzenlenen partilere davet ediliyor. Bu partilere katılanların mayo giymesi bekleniyor. Dindar oldukları için gitmeyi reddeden kadınlar, kocalarının kariyerini tehlikeye atıyor.İddianamelerde komplo 29 Ocak 2010 tarihli Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen notta ise Ergenekon soruşturmalarında komplolar olduğunu da anlatıyordu: “Başbakan Erdoğan’ın İslamcı eğilimli hükümetine karşı darbe planları haberleri 2007’den bu yana Türk medyasının gıdası oldu. Türkiye’nin en üst düzey subaylarının iddialara bir temel bulunmadığı yolundaki protestolarına karşın halkın giderek artan bir bölümü en azından ordu içindeki bazı unsurların AKP hükümetini düşürmek ya da zayıflatmak için komplo içinde olduğuna inanıyor. Darbe iddiaları, Ergenekon kovuşturmasını yapan ekip için yem olarak kullanıldı ve resmi iddianameler üst düzey emekli askerlere karşı komploları da içerdi. Bu iddiaların […]

ABD’lilerin gözüyle AKP’liler

Habervs ABD’li diplomatlar tarafından 8 Aralık 2005’te yazılan 05ANKARA7215 kodlu bir başka raporda AKP içinde bölünme söz konusu olmadığı belirtilen raporda yer alanlar şöyle:Erdoğan’ın başında olduğu AKP’nin 357 milletvekili arasında bölünmeler olduğuna dair basında yer alan haberler ve muhalefette dolaşan dedikodulara rağmen, parti şimdilik bütünlüğünü koruyor. AKP içinde belirgin dindarlar, pragmatik ve milliyetçi akımlar mevcut. Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesinde yakın dönemde yaşanan olaylar, AKP’nin Kürt kökenli üyeleriyle diğer partinin geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltiyor. Gelecek yıl içinde AKP içinde yavaşça kopmalar yaşanabilir ancak büyük bir bölünme Erdoğan iktidarda kaldığı ve gücünü koruduğu sürece yaşanması düşük bir olasılık.Son bir yıl içinde Türk basını AKP içinde bölünmeler olacağına dair defalarca imalarda bulundu. AKP içinde ideolojik ve kişisel zeminde fay hatları bulunsa da, Erdoğan iktidarda kaldığı sürece büyük bölünmeler olması beklenmiyor. Hatta, partisinin önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Ankara milletvekili Yarbay Ersönmez, bölünme dedikodularının muhalefet tarafından erken seçim sağlamak için öne atıldığını belirtti. AKP’lilerin profili AKP, görüş açıları birbirinden çok farklı politikacılardan oluşuyor. Parti içinde üç büyük ideolojik akım var. Bunlar, dindar, milliyetçi ve pragmatik. Bu akımlardan hiçbiri belirgin bir çoğunluk oluşturmuyor ve özellikle dindar üyelerin kişisel sadakati ideolojiye baskın geliyor.Dindarlar: Neredeyse tüm AKP’li milletvekilleri bir dereceye kadar dini itaatkarlık gösteriyor. Örnek olarak birçoğu Ramazan’da oruç tutuyor. Öte yandan, daha büyük ve daha dindar üyelerden oluşan bir grup söz konusu. Bu gruptakiler geçmişte kapatılan Fazilet Partisi, Ulusal İslami Görüş gençlik grubu eski üyesi ve yasaklanan Müslüman Kardeşler grubu üyeleri. AKP’nin en üst düzey lider kadrosu bu gruba giriyor: Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Bülent Arınç, yardımcısı ve Saadet Partisi başkanı Necmettin Erbakan’ın eski sağ kolu İsmail Alptekin.Çok sayıda İslamcı Avrupa Birliği’ne (AB) karşı gelse de, AKP üyeleri partilerinin çizgisini takip ederek AB üyeliğini destekliyor. Tipik Türk İslamcısı olarak, Türk ordusunu sevmiyor, orduyla zorunlu […]

ABD belgelerinden AKP ve Doğan medyası

Habervs Wikileaks’in açıkladığı belgeler arasında Türkiye ekonomisine yönelik çeşitli iddialar da yer aldı. Bunların en ilginç olanı ise muhatabı tarafından yalanlanan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Doğan Grubu’na yönelik olanıydı. İddiaya göre, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’da buluştuğu uluslararası alanda faaliyet gösteren yatırımcılara Doğan Grubu hisselerini satmalarını söylediği ifade edildi. Belgede Şimşek’in hangi etkinlik sırasında yatırımcılarla biraraya geldiği bilgisi ise yer almadı. Şimşek’in “Doğan hisselerini satın” sözlerine gerekçe olarak ise, yakın zamanda Doğan Grubu’nun varlığını sürdürmeyeceğini söylediği de iddia olarak belgelerde yer aldı. Yayım tarihinin 15 Eylül 2008 olarak verildiği belgelerde, bu iddianın bir kaç hafta önce söylendiği de kaydedildi. 15 Eylül 2008 tarihinin ise ilginç bir yönü vardı. O da bu tarihin ABD’li finans devi Lehman Brothers’ın iflası ile aynı güne denk gelmesiydi. Amerika merkezli Lehman Brothers’ın batışı aynı zamanda küresel ekonomik krizin de başlangıcı anlamını taşımasıydı. Erdoğan’ın saldırısının başlamasından bu yana o tarihlerden Doğan Grubu hisselerinin yüzde 8 değer kaybettiği belirtiliyor. Hürriyet’in hükümet açısından kritik önemde bir gazete olduğundan bahsedilerek, XXX olarak belirtilen kişiden alınan bilgiler aktarılıyor. Erdoğan’ın Doğan’ın Ceyhan rafinerisi ihalesine girmesini engellediğinden, ihaleye davet edilmediğinden bahsediliyor. Ardından da Erdoğan’ın AKP’nin bir parti kongresinde zehir zemberek açıklamalar yaptığı ifade ediliyor. XXX’in ifadesine göre; tüm bunlar Doğan’ın bazı konularda Erdoğan’ı desteklemesine rağmen yaşanıyor. Erdoğan’ın Aydın Doğan’la arasının açılması olayı ise Deniz Feneri haberleriyle başlamıştı. Erdoğan da kendine yakın medya organlarıyla Doğan’ı hedef almıştı. İddialara yönelik yazılı bir açıklama yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, yurt dışında yabancı yatırımcılarla bu kapsamda herhangi bir görüşmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını ifade etti.Türkiye’nin Rupert Murdoch’u Wikileaks internet sitesinin iddiasında ‘ Türkiye’nin Rupert Murdoch’u ‘ olarak lanse edilen bölümde, Doğan Medya Grubu’nun birçok günlük gazeteyi ve üç önemli medya kanalını bünyesinde bulundurduğundan bahsedildi. Belgede, böyle bir gücün iktidarlar açısından her zaman tehdit olarak algılandığı da vurgu olarak yapıldı. Aydın Doğan’ın ismi verilerek devam […]

ABD’den bakınca Türkiye böyle görünüyor

Açıklanan belgeler sadece yüzde 1 Daha önce ABD’nin Irak savaşı ile ilgili olarak yayınladığı gizli belgelerle dünyanın gündemine oturan ve son 2 gün içinde elindeki 250 bin belgenin, sadece yüzde birini açıklayan Wikileaks kurucusu Julian Paul Assange, ilkin gazeteciliği değiştirdi şimdi görünen o ki yeni bir dünyanın şekillenmesine de hayli katkı sunacak. ABD’nin şiddetle yayımlamamasını istediği ve yayımından önce de bir çok ülke dışişleri bakanlıklarından peşinen özür dilediği belgeler, 2004-210 yılı martına kadar yapılan 250 bin adet gizlilik niteliği taşıyan diplomatik yazışmalardan oluşuyor. WikiLeaks internet sitesinde yayımlanarak dünyanın gündemine oturan belgerin kaynağı olarak adı ilk öne çıkan isim, 23 yaşındaki Bradley Manning oldu. Manning “2007 yılından itibaren gizli bilgilere dışarı sızdırmak” suçlamasıyla tutuklu bulunuyor. Manning’in WikiLeaks’e sızdırdığı belirtilen son belgeler yüzünden 52 seneye varan hapis cezası alabileceği söyleniyor.Tümü ABD’li diplomatların kendi görüşlerinden ve kendi elde ettikleri bilgilerden oluşan belge ve yazışmalar kanıt niteliği taşımasa da iddia olarak değer taşıyor. Yayınlanan belgelerde israil’den Fransa’ya, Japonya’dan Brezilya’ya kadar 274 ülkenin İçişleri, Dışişleri, Bakanları ve Başbakanları hakkında izlenimler ve “diplomatik dedikodular” bulunuyor. Wikileaks’in yayınladıkları arasında Washington’dan sonra en çok Ankara kaynaklı belgeler bulunuyor. Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı 8 bin 17 belgeye kaynaklık ederken, Ankara 7 bin 918 belgeye kaynaklık ediyor. Birçok belgeye kaynaklık eden diğer bazı başkentler ise Bağdat 6 bin 677, Amman 4 bin 312, Tel Aviv 3 bin 194, Kabil 2 bin 961 ve Beyrut 2 bin 368 oldu.250 bin belgenin ayıklanıp, önemli ve ilginç olanlarının kamuoyuna sunulması zahmetli ve bir o kadar da karmaşık bir uğraş. Zaten onca çok bilgi arasından hangisinin öne çıkarılacağını belirlemek de bir o kadar güç. O yüzden Türkiye ile ilgili iddiaların neler olduğunu bir arada bulabileceğiniz bir rehber haber olsun istedik.Erdoğan’ın İsviçre hesapları WikiLeaks’in yayınladığı belgeler arasında Türkiye ile ilgili en dikkat çekici olanı kuşkusuz ki ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın AKP hükümetindeki yolsuzluk […]

Yaşlanamayan 27 Mayıs

Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 27 Mayıs 1960, dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlandı ve böylece Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri oldu. Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından 21-22 Mayıs’ta gerçekleştirilen “27 Mayıs Darbesinin 50. Yıldönümü ve Türkiye Siyasetine Etkileri” isimli panelde, o dönemi yaşayanlar, tarihçiler, gazeteciler ve hukukçular tarafından 27 Mayıs, tartışıldı. Darbenin üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen açılan yaranın hâlâ geçmemiş olduğu da bir kez daha anlaşıldı. Panelin “Tanıklıklar” kısmında konuk olan gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak’ın babası Muammer Çavuşoğlu, ulaştırma ve bayındırlık bakanlığı yapmış Demokrat Parti milletvekillerinden biriydi. 27 Mayıs hatıralarını anlatırken kimi zaman gözyaşlarına engel olamayan Ilıcak, “Darbeler her zaman insanları birbirine düşman etti” diyor ve siyasetin kendi kendini daha iyi temizlediğini, siyasette askere yer olmadığını söylüyor. Celal Bayar’ın torunu ve Celal Bayar Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, 1982 öncesine kadar 27 Mayıs’ın Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlandığını ve darbeye “devrim, inkılâp” denildiğini belirtiyor. “Darbe mahkemesinin idam kararı vereceği başından beri belliydi” diyen Naskali, 27 Mayıs’ın kötü tohumlar ektiğini sözlerine ekliyor. Ordu içinde 1960 darbesini örgütleyen Milli Birlik Komitesi üyelerinden Numan Esin ise Naskali’nin kimi sözlerini doğruluyor ve 27 Mayıs’ın sesini duyuran bir devrim, ihtilal girişimi olduğunu söylüyor. Esin, Milli Birlik Komitesi’nden tasfiye edildikten sonra idamların gerçekleştiğini ve hiçbir zaman idamları tasvip etmediğini belirtiyor. “Hukuk ve Anayasa” isimli panelin konuşmacılarından Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin kardeş kavgasına sebep olduğunu, baskı rejimi uyguladığını ve bu sebeple de Milli Birlik Komitesi’nin harekete geçtiğini anlatıyor. Menderes döneminde, Rumların topluca yaşadığı yerlere saldırılar yapıldığını, 5 bin 17 mekânın tahribata uğradığını ve hükümetin bu saldırıları önlemek adına hiçbir şey yapmadığını belirtiyor. “Sertleşen muhalefet ve basının tepkisi DP’nin de sertleşmesine neden oldu ve birçok gazeteci tutuklandı, İstanbul ve Ankara Üniversitesi’nden bazı hocalar kürsülerini kaybettiler, uzaklaştırıldılar” diyen Azrak, […]

Tarihi değiştiren maymun

Yunan ordularının Anadolu’da yenilmesinin ardından gerçekleştirdiği darbeyle Yunanistan’da yönetimi ele alan cunta, aralarında dört eski başbakan ile bir başkomutan bulunan altı kişiyi idam etmişti. Şimdi bu dava yeniden açılıyor. İstiklâl Savaşı’nın 9 Eylül 1922’de sona ermesinden sonra aynı yılın Ekim ayında Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanır. Ama İstanbul’un resmi kurtuluş günü olan 6 Ekim 1923’e kadar yaşanan olaylar pek bilinmez. Yunanistan’da “Küçük Asya yenilgisi”nin yol açtığı gelişmeler Türkiye’nin resmî tarihinde de yer almaz. Oysa, bu gelişmeleri Türkiye’nin yakın tarihinin bir bölümü oarak ele almak gerekiyor… 11 Ekim 1922’de Sakız Adası’ndaki iki Yunan albay Nikolaos Plastiras ve Stilyanos Gonatas darbe yaptıklarını ilan edip, Kral Konstantin’in tahttan çekilmesini ve yenilginin sorumlularının cezalandırılmasını isterler. Darbecilerin kurdurduğu özel Divan-ı Harp, “Altılar davası” olarak tarihe geçen yargılamadan sonra, üçü başbakan, ikisi bakan ve biri de Anadolu’da Yunan ordularının başkomutanı olmak üzere altı kişiyi idam cezasına çarptırır ve 15 Kasım 1922’de cezalar infaz edilir. Kurşuna dizilen başbakanlardan Petros Protopapadakis’in torunu 2 Ocak 2008’de Yunanistan Yüksek Mahkemesi Arios Pagos’a başvurarak yeni kanıtların ele geçtiğini ve büyükbabasının bir vatan haini olmadığını, dolayısıyla 1922’deki davanın yeniden açılması gerektiğini dile getirdi. Talep, önce ceza dairesinde ele alındı ve beş yargıçtan üçü davanın kabulu, ikisi de reddi yönünde oy kullandı. Ceza Dairesi savcısı dosyayı genel kurula havale etti ve kurul, Ocak ayında 88 yıllık davanın yeniden görülmesine karar verdi. “Ulusal Bölünme” ve “Büyük Felaket” “Altılar Davası” adıyla anılan bu hukuk olayının ayrıntılarına girmeden önce, bu davayla sonuçlanan ve “ulusal bölünme” diye anılan Yunanistan’daki tarihsel koşullara bir göz atmakta yarar var. “Ulusal Bölünme”nin başlangıcı, Duvel-i Muazzama yani, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’nın 1897 Türk-Yunan savaşından sonra Girit’i Osmanlı egemenliğinde, ama “özerk” bir devlet olarak yeniden yapılandırmalarına kadar uzanır. Adaya vali olarak Prens George atanır. Adanın önde gelen politikacılarından birisi de Elefterios Venizelos’tur. Venizelos ile prens ilkin ada halkını, daha sonra da tüm Yunanistan’ı […]