Filmekimi’nde bu yıl dikkat çekenler

Filmekimi, bu yıl 25'inci yaşını oldukça iddialı yapımlarıyla kutluyor. Cannes ve Venedik'ten ödüllerle dönen usta yönetmenlerin merakla beklenen filmleri İstanbul'dan sonra İzmir ve bu yıl ilk kez Mersin'de.

Filmekimi, bu yıl 25'inci yaşını oldukça iddialı yapımlarıyla kutluyor. Cannes ve Venedik'ten ödüllerle dönen usta yönetmenlerin merakla beklenen filmleri İstanbul'dan sonra İzmir ve bu yıl ilk kez Mersin'de.

Sinema dünyasında Georges Méliès ve Lumière Kardeşler kurucu isimler olarak kabul edilse de, beyaz perdeye ilk konulu ve kurmaca filmi getiren yönetmen Alice Guy-Blaché’dir. Sinemanın kurucularından söz edildiğinde, uzun süre ismi unutulan veya unutturulan Guy-Blaché, Lumière Kardeşler’in 1895’teki ilk film…

Oscar ödül töreni, bu yıl 96’ncı kez Hollywood’daki Dolby Tiyatrosu’nda gerçekleşti. Törenin en ilgi çekici anlarından biri, Barbie filminin başrol oyuncularından Ryan Gosling’in, ilerleyen saatlerde en iyi şarkı ödülünü alacak olan “I’m Just Ken” (Ben Sadece Ken’im) performansıydı. Törenden sonra…

Türkiye'nin genç kuşak sinemacılarından Nisan Dağ ile ödüllü “Bir Nefes Daha” filmi üzerine bir söyleşi.
9. Avrupa Birliği İnsan Hakları Film Günleri kapsamında 5-8 Aralık'ta Ankara, Antalya ve İstanbul'da temel insan haklarını konu alan 12 film gösterimi ve söyleşiler düzenleniyor.

Cem Hakverdi’nin Köpek Filmi, Sokak Hayvanları Koruma günü vesilesiyle bugün 18.30’da Bilgi Üniversitesi Santral Yerleşkesi'nde, açık hava gösteriminde. Hakverdi, "Keşke böyle bir eksikliğimiz olmasa da farkındalık çalışmaları yürütüyor olmasak" diyor.

İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan'a göre yarın başlayacak Filmekimi, en iyi festival filmleriyle en iyi popüler filmleri buluşturuyor. Ayan, açılış filmi Joker'in her iki kategoriyi de karşıladığı görüşünde.

Hollywood’da ödüllü filmlerin senaryolarında kadın oyunculara ayrılan süre erkek oyuncuların neredeyse beşte biri. Kadının "sesi" neden duyulmuyor? Sinemacılara sorduk.

Twitter ve Instagram'da @nerdecekildi rumuzunu kullanan Kürşat Çetin Yeşilçam'ın en vefalı sosyal medya emekçisi: Film mekânlarını iğneyle kazar gibi keşfediyor, fotoğraflıyor. Türkiye sinemasının belirgin karakterlerini ve yıl dönümlerinde de unutmuyor.

Beyaz perdede gösterime giren çizgi roman uyarlamalı filmlerde küçük ama önemli detaylar gözden kaçıyor. Orijinal metinde olan bazı olaylar filmlerde daha farklı şekillerde ele alınabiliyor.

Fransa’nın Oskar aday adayı, Türk oyuncuların rol aldığı “Mustang”, Türkiye’de bugün gösterime girdi. HaberVs’den Bensu Kaplan başrollerden Elit İşcan’la konuştu.

13 Mart'ta 13'üncü kez perdelerini açan Filmmor Gezici Kadın Filmleri Festivali 60 filmle 6 kenti dolaşıyor.

Yönetmen Zeki Demirkubuz 15 Mayıs'ta Santralistanbul'da.

Akademi Ödülleri, daha tanıdık ismiyle Oskarlar sahiplerini buldu. Yedi dalda ödül alan Gravity törene damgasını vururken, Yılın En İyi Filmi 12 Years a Slave oldu.

"Hep seyretmek istediğimiz ama kaçırdığımız filmler" Başka Sinema ile salonlara taşındı.
Emek, Yeni Melek, Saray, Alkazar gibi kentin ünlü sinema salonlarından sonra şimdi de Beyoğlu sineması kapılarını kapatma kararı aldı.

Türkiye sinemasına getirdiği farklı anlatım ve yorumuyla neredeyse “fanatik” bir hayran kitlesine sahip yönetmen Zeki Demirkubuz’a göre günümüzde bir çok yönetmen ve film yapımcısı belli başlı yönetmenlere öykünerek o kadar çok film üretmeye başladı ki, bir tür koleksiyonculuk yaklaşımı belirdi ve ortaya “yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı”. Demirkubuz, toplumdaki gerçeklerin filmlerinin her zaman esas malzemesi olduğunu belirterek, bazı özel efektler ve kurguların kendisinde de olduğunu, ancak gerçeğe sadık olma duygusunun her zaman daha ağır bastığını, filmlerini üretirken bu gerçekleri mutlaka işlediğini söylüyor. Ancak bu yaklaşımıyla taban tabana ters düşse de hayranı olduğu Dostoyevsky’nin ‘Suç ve Ceza’ isimli romanını bir gün Amerika’da çekeceği bir filme uyarlamak gibi bir arzusunun olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor:“Ama bunları klişe haline getirmeye gerek yok bence. Önemli olan gerçekliği en yalın haliyle yansıtabilmektir. İnsan bir meseleyi ele alıp onu yansıtırken, işlediği durumu ahlaki açıdan değiştirmemelidir.” Demirkubuz’un bu sözleri, yönetmenin yaşadığı toplum ve onun gerçeklerini gerek en yalın, gerekse de en yoğun biçimde filmlerinde ne kadar çok yansıtmaya çalıştığının bir kere daha altını çiziyor. 4 Mayıs 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi VCDMFA ve FTVMA programları kapsamında, Prof. Dr. Nezih Erdoğan’ın organizasyonu ve moderatörlüğü çerçevesinde, Santralistanbul Kampüsü’ne “Sesten Sessizliğe/Aydınlıktan Karanlığa” başlığı altında söyleşiye gelen yönetmen Zeki Demirkubuz, toplum ve birey, iç hesaplaşma ve insan ilişkileri gibi konular çerçevesinde filmlerini nasıl bir bakış açısıyla ortaya koyduğunu anlattı. Ana akım sinemada gözlemlenebilen bütünlüğü ve devamlılığı koruma dürtüsünü Demirkubuz kendi yaptığı filmlerde nasıl kırdığını şöyle ifade etti:“Görüntü için de aynı şeyi söyleyebilirsiniz. Gerçekten kendi deneyimlerinizden bu kırılmayı estetik adına filminizi süslemek için yapabilirsiniz. Günümüzde bunun daha yaygın olduğunu düşünüyorum; özellikle Avrupa sinemasında. Ancak bu durum Tarkovsky ve Bresson gibi yönetmenlerden, ‘80’lerden sonra, daha elistist bir hale geldi. Örneğin Haneke gibi bir yönetmen sesler ve görüntülerle oynarken aynı zamanda belirli bir duygu kırılmasıyla bunu yaptı.” Demirkubuz’a göre, özellikle de teknolojinin hızlı […]

Dizi sektörü “Yerli dizi yersiz uzun” talebiyle Taksim’de eylemdeydi. Kanal yöneticileri ise, 45 dakikalık dizi talebinin gerçekçi olmadığı görüşünde.

Her gün farkında olmadan giriyoruz Google’a; arıyoruz, tarıyoruz, isimler çıkıyor karşımıza. Sonra Facebook’a düşüyor yolumuz. İstemeden. Bu sırada bir sekme de Twitter için açıyoruz, an be an yazmak için ne yaptığımızı çünkü o sırada yiyor içiyor oluyoruz, gülüyoruz, ağlıyoruz. O kadar sosyaliz yani, bunları yaşarken cep telefonu ya da bilgisayardan alamıyoruz kendimizi. Modumuza uygun müzik açıyoruz Fizy’den mesela ya da YouTube’da videousunu izliyoruz her ne kadar yasak da olsa. Sonra kendi blogumuzda derdimizi anlatıyoruz, ben burdayım, ben de varım demek için, paylaşmak için. Bütün bunların toplamına sosyal medya deniyor şimdilerde hatta okullarda dersleri bile veriliyor. Eskiden kulağa pek de manalı gelmezdi bu sosyal medya. Medya zaten sosyal olmaz mı? Bu yeni bir icat mı? Aynı eski zamanlarda, Facebook da saçmaydı. Klasik kız tavlama sitesiydi hatta. Bu klasik görünümlü akıllı site; benzer sitelerin eksiklerini, yanlışlarını kavrayıp, kullanıcı odaklı çözümlerle altı yıl içinde beş yüz milyona yakın kullanıcıyla dünya çapında en çok tıklanan yedinci site haline geldi. Aslında çok basit, yakın arkadaşın, uzak arkadaşın, şimdiki sevgilin, eski sevgilin, ilkokul öğretmenin, ortaokul sıra arkadaşın ve daha pek çok insan burnunun dibinde. Olay da bu zaten, herkesin hayatına erişebilir olmak, belki de fiziksel olarak yan yanayken bu kadar içli dışlı olamadığın insanların şu an yatak odalalarının neye benzediğini görebiliyor olmak, en son hangi partide sarhoş olduklarını ya da en son hangi ülkeyi gezdiklerini bilmek. Facebook böyle bir şey aslında. İnsanların en karşı koyamadıkları duyguları üzerine oynuyor; meraklarıyla. O ne yapmış, bu ne giymiş, yeni sevgili kimmiş?.. Seviyoruz da itiraf edelim. Ama yine de olmuyor on yıldır görmediğin arkadaşın ekleyince bir merhaba bile demiyorsun, demezsin çünkü desen tuhaf, iki yüzlülük. Samimiyetsiz de geliyor zaten, gelmez mi? Ben çok yaşıyorum tek başıma oturup sıkılırken bütün gün, bazen 500 arkadaşımın bir tanesi bile aramıyor. Bazen kapatıyorum tüm online hesaplarımı sonra bakıyorum ki arkadaşımın şifresini alıp girmişim, yine […]

Batman Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nün düzenlediği, Yapım 13 Film Prodüksiyon işbirliği ile 12-13 Kasım 2010 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Yılmaz Güney 1. Kürt Kısa Film Festivali için başvurular sona erdi. 40 yönetmene ait 43 adet filmi, yönetmen ve yapımcı Fatih Akın, yönetmen Özcan Alper, yönetmen Kazım Öz, yönetmen ve sinema eleştirmeni Ahmet Soner, yapımcı Suncem Koçer ve yazar Yavuz Ekinci değerlendirecek. Dereceye giren ilk 3 filme 5 bin, 3 bin ve 2 bin lira ödül verilecek. Bir de halk jürisi özel ödülü olacak. Kürt film festivali fikri Batman Belediyesi Kültür Müdürü Ali Sarıpınar, 2009-2014 stratejik eylem planlarını hazırlarken Kürt kültür ve sanat çalışmalarını teşvik edici Kürt Tiyatro Günleri, Kürt Edebiyat Günleri ve Hasankeyf Kültür Sanat Festivali gibi etkinlikler yapıldığını belirtti. Sarıpınar, Kürt Kısa Film yarışması fikrinin de bu yaklaşımın bir sonucu olarak ortaya çıktığını söyledi. Batman’ın tutuklu bulunan belediye başkanı Nejdet Atalay da, “Bir coğrafyada yaşanılan bir hikayeyi, en iyi o coğrafyada konuşulan dil anlatır” diyerek genç Kürt sinamacıları cesaretlendirmeye yönelik bir festival olacağını vurguladı. Neden Yılmaz Güney? Yılmaz Güney’in Türk sineması ve Kürt halkı için büyük bir değer olduğunu belirten Ali Sarıpınar, “Alternatif sinema adına yola çıkan tüm genç sinemacılar birgün Yılmaz Güney gibi olmayı hayal ettikleri bilinen bir gerçektir” dedi. Sarıpınar, Batman Belediyesi’nin 2005 yılında açmış olduğu sinema salonunun adının Yılmaz Güney Sinema Salonu olduğunu söyleyerek, böylesi bir etkinliğin adının da Yılmaz Güney olması gerektiğini belirtti.Kürtçe diyalogların kullanımı zorunlu Festivale katılan filmlerin katılma şartları arasında “Kürtçe diyalogların kullanımı zorunludur. Kürtçe’nin yanında diğer bütün dillerin kullanımı da serbesttir” ibaresi yer alıyor. Türkçe, Kürtçe ve İngilizce altyazılı olacak filmlerin ödülleri 14 Kasım 2010 tarihinde verilecek. Kültür Müdürü Ali Sarıpınar, beklentilerinin üzerinde bir katılım olduğunu belirterek “Bu organizasyonun, Kürt sinemasının gelişmesine katkı sağlayarak önümüzdeki yıllarda uzun metrajlı filmlerin yer alacağı büyük bir organizasyona dönüşmesini diliyorum” dedi.