Kamp Armen’in çocukları

Tuzla Çocuk Kampı 2014 buluşmasında Garabed Orunöz, Hrant Dink’in “Kaybolmayın Çocuklar” yazısının konusu olan, bebekken evlatlık verilen kardeşini 15 yıl sonra kampta buluşunu anlatıyor.

Tuzla Çocuk Kampı 2014 buluşmasında Garabed Orunöz, Hrant Dink’in “Kaybolmayın Çocuklar” yazısının konusu olan, bebekken evlatlık verilen kardeşini 15 yıl sonra kampta buluşunu anlatıyor.

Hrant Dink için düzenlenen anma etkinliklerinin ilkine katılan konuşmacıların ortak görüşü: "1915’ten bugüne 'devlet sırrı' geleneği devam ediyor."

Akademisyenlere göre nefret suçunun temelinde "sürüden ayrılma" ve öteki olma endişesi yatıyor. Prof. Husband ve Prof. Dijk’in konuşmasından satır başları..

“Bu son kararla bir kez daha 19 Ocak 2007 cinayet günündeyiz” dedi Karin Karakaşlı. O günkü gibi Sebat apartmanının önü yine Hrant Dink caddesiydi.

Mahkeme karar verdi: Hrant Dink'in katli 'örgütsüz suç', 'azmettiriciye' ağırlaştırılmış müebbet.
İMC Televizyonu‘nun yayınladığı güvenlik kamerası kayıtları, Hrant Dink‘i katleden Ogün Samast’ın cinayet günü yalnız haraket etmediğini gösteriyor.

Hrant Dink cinayeti sırasında çevredeki güvenlik kameralarına kaydolan görüntüler, Ogün Samast’ın cinayet sırasında kesinlikle yalnız olmadığını, en az dört kişiden yardım gördüğünü kanıtlıyor.

HaberVs / Bianet Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davaya İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediliyor. Davayı, Paris Barosu’ndan bir hukukçu delegasyonu da izliyor. Hrant Dink’in arkadaşları saat 10.00’da Dolmabahçe’de biraraya gelerek Beşiktaş Adliyesi’ne yürüdü. “Hrant İçin Adalet İçin” internet sitesinde yayınladıkları açıklamada “Hrant’ın gerçek katilleri onları saklayan ve koruyan resmi örtünün altından çıkarılıp teşhir edilene kadar ayaktayız, sokaktayız. Sizi de Dink ailesi ve Hrant’ın arkadaşlarının yanında, adalet mücadelesine katılmaya çağırıyoruz.” diyen grubun ellerinde tutuklu gazeteci Ahmet Şık‘ın sansürlenen kitabı “İmam’ın Ordusu”nun temsili kopyaları da vardı. Dink Ailesi avukatlarının bu duruşmada, 19 Ocak 2007’de işlenen cinayetle ilgili Akbank kamera görüntülerinin silinip silinmediğini veya geri kazandırılıp kazandırılamayacağını ortaya koyamayan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) raporuyla ilgili taleplerini dile getirmeleri bekleniyor. Avukat Fethiye Çetin, son aylarda Ankara’da dinlenen kimi tanıkların beyanlarıyla ilgili mahkemeden bazı isteklerinin olacağını ifade etti. Ayrıca, bugünkü duruşmada da bazı tanıkların dinlenmesi bekleniyor. Avukat Bahri Bayram Belen ise bianet’e, “TÜBİTAK raporuna itiraz edeceğiz. Özellikle Emsale Çakmak gibi görgü tanıkların gelmesini çok önemsiyoruz. Polis, herkesi iğne deliğinden çıkarıyor da bu tanıkları bulamıyor” dedi. Paris Barosu’ndan Marie-Alix Canu-Bernard, Elise Erfi ve Paris Barosu Ermeni Avukat ve Hukukcular Dernegi (AFAJA) Eşbaskanı Alexandre Aslanian, Temmuz 2009’da da yargılamayı izleyen Brüksel Barosu eski başkanı Yves Oschinsky de duruşma için İstanbul’a geldiler. Davayı izlemek için beşinci kez İstanbul’a geldiğini söyleyen Aslanian, Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci Ahmet Şık ile birlikte tutuklanan Nedim Şener’in dava açısından önemine vurgu yaptı: “Nedim Şener bu dava için önemli olan bilgileri elde etmiştir. O yüzden bu dava çerçevesinde kendisinden bilgi alınacağına, sadece işini yaptığı için hapishaneye gönderildi. Bu neden yapılır, anlayamıyorum. Davayı büyük ilgiyle izliyoruz ancak çok da üzülüyoruz.” Paris Barosu yönetiminden Marie-Alix Canu Bernard da “Burada olmak zorundayız çünkü bunu hissettirmek istiyoruz. Adaletin nasıl işlediğini görmek önemli. Hakimler ellerinden geleni yapıyorlar ama ne kadar bağımsızlar şüpheliyim. ” diyerek […]

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının, Ergenekon soruşturmasına zarar verdiğini düşünen Orhan Dink: “Konuşmamam telkin ediliyor. Ama tam tersine, Ahmet ve Nedim’in çıkıp Ergenekon sürecinin doğru yönde devam etmesi için daha çok konuşmalıyız.”

“Biz de filanca haberden, yazıdan, konuşmadan ötürü onlarca yılla yargılandık. Neden kimse o zaman sesini çıkarmadı?” Demek istediğimiz tam da budur. Demokratik bir Anayasa yoksa… sayfalarımızdan izleyebilirsiniz ***Bağımsız mahkemeler?..İstiklal Mahkemeleri!27 Mayıs 1961 cuntasının mahkemeleri!12 Mart 1971 cuntasının mahkemeleri!12 Eylül 1980 cuntasının mahkemeleri! Bütün bu süreçlerde yargı devlet erkinin halka karşı kullandığı zorbalığın bir parçası olmanın ötesinde nasıl bir işlev yapmıştır? Eğer hukuk eğitimi almak bir ölçütse, bütün cunta zamanlarının savcıları, hakimleri, yargıçları da hukuk eğitimi almıştır? Yargı sisteminin iç işleyişine yüklenen anlamlarsa ölçüt ve bu anlamlar iddia edildiği gibi değişen her iktidarda/ yönetimde şayet “bir içerik değişikliğine uğramıyorsa” bütün bu süreçlerde geçerli olan bu anlam bütünlüğü bugün için de pekala geçerlidir. Değilse, bugün de bazı değişikliklerin olduğunu düşünmek zorunlu olmaz mı? Çok bilinen örneklerden ikisine bakalım: Gazeteci Metin Göktepe’yi işkence ederek öldürenlerin yargılanma biçimi ve sonucu ortada… Hrant Dink’i öldürenlerin araştırılma, soruşturulma ve yargılanma biçimine ilişkin yayımlananlar yargıya ilişkin yekpare bir kalıp kullananları hiç mi zorlamıyor? ***Bir ironi midir?Öyle bir ironi ki, görsen “İroni” demezsin!Yargının bağımlılığı, bağımsızlığı, yargının içinde yaşadığı devlete egemen olan güçlerle ilişkisi tarihin bütün aşamalarında sorgulanmıştır. Bu, bizim ülkemizin de çok yabancısı olmadığı bir durumdur. Şeyh Said’e idam kararı veren yargı; Seyit Rıza’yı yaşını bir gecede küçülterek, oğlunun yaşını bir gecede büyüterek idam veren yargı; Adnan Menderes ve arkadaşlarına ipe gönderen yargı; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı asan yargı; Necdet Adalı, Erdal Eren gibi elli genç insanı darağacına gönderen yargı… Bu kararlardan biri bile adilce bir yargının ürünü olabilmiş midir? Bu kararlardan bir tekinin sonucu bile, “Suç” sayılan fiillerden bir tekini ortadan kaldırmayı başarmış mıdır?Cumhuriyetin bütün dönemlerinde işkenceyle öldürülenlerin faillerini koruyan yargıya “Bağımsız” demek insan olanın vicdanını dibe itmek değil midir? *** Bir ironi midir?Hem de nasıl…Fransız devletine egemen olanları 1800’lü yılların ilk çeyreğinden başlayarak “Deliye” döndüren ressam, heykeltıraş, karikatürist Honore Daumier’nin, yargıyla ilgili bir […]

“Bir daha görüştüğümüzde bana tıpkı baban gibi sarılacak mısın yine?” diye soruyorsun: “Devletten mi öğrendik ki düşmanlarımızın adını, dostu da ondan soralım!” sayfalarımızdan izleyebilirsiniz. İşlerine geldi mi de “bağımsız yargı işini yapıyor derler”. Bu devletin yargı bağımsızlığı da orantılıdır, “masumiyet karinesi” de orantılıdır. Her bir şeyleri orantılıdır. İdeolojileriyle, işlerine gelmesiyle orantılıdır her işleri. Telefonları da orantılı dinlerler. Bir polis telefonda cinayet planlarından bahseder, mesleği gereği derler. Bir gazeteci haber peşinde koşar, örgüt üyesi derler. “Vatansever”ler cinayet planları yapar duymazlar, sosyalistlerin telefondaki devrimcilik geyiklerini delil diye toplarlar. Devlet’in kulakları da orantılıdır. Bu ülkede katilin tek bir adı vardır. Seni kimselerle karıştırmam elbet. Zaten oradaki kirli işler çevirenler, sen alındığında ellerini ovuşturanlar da asıl suçlarından, devletle tuttukları işlerden değil, tali işlerden yargılanıyorlar; belki rutin dışına çıktıkları doğaçlama işlerinden… Yargı kenar geziyor hep. Bir süre ortalarda olmamalarının daha iyi olacağını düşünmüşler belki de. Soruşturma meşruiyetini kaybettikçe, onlar da meşrulaşacaklar birer birer. “Güzel yaşanılabilir bir dünyanın, eşit ve adil bölüşüme dayalı sosyalizmle geleceğini düşünen bir sosyalistim dedim. Duymadılar” diyorsun. Onların orantılı kulakları duymaz. Duymasın. Biz duyduk. Duyuyorum. Sözünü öldüremezler. Söz, söylendi. Söyleyeni öldürebilirler, zindana atabilirler ama sözü öldüremezler. Bil ki düşlerimiz aynı. “Kuzu”larımız, o “ırkçı”ların ve “faşist”lerin de kuzularını yanlarına katarak, birlikte üretecekler o geleceği. Sen ve senin gibi dostların sözü, eylemi, tertemiz emeği umudumuzun kaynağı oldu hep. Babası ayan beyan bir kampanyayla hedef gösterilip, sonra da gözler önünde öldürülen bir çocuğun yüreğinde, daha o gün umudu yeşertebiliyorsa gücünüz, bir gün o güç adaletin zaferini de doğuracaktır biliyorum. Biliyorum, çünkü hiçbir nehir bir tabutu evinden mezara taşımak için doğup, yok olmaz. O nehir yerin altında çoğalmaktadır. Bir gün yüzeye çıkıp kendi zaferine, hiçbir mağdur yaratmayan zaferine akacak, adaletin toprağını besleyecek. Artık yas tutmaktan vazgeçip, üretecek elbet. Biliyorum. Şimdi, “bu kardeşim bunları niye anlatıyor” diyeceksin: Akşam olurken, daha yeni çökerken karanlık, ışıktan söz eder ya […]

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin dördüncü yılında Agos Gazetesi önünde anıldı. Gazeteci Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de gazetenin Şişli Halaskârgazi Caddesi’ndeki ofisi önünde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Törene katılanlar, Agos’un önüne kırmızı karanfiller bırakarak mum yaktı; ”4 yıldır yargı yok”, ”4 yıldır meclis yok” yazılı dövizler taşıdı; “Hepimiz Hrantız”, “Hrant için Adalet” ve “Katiller halk hesap verecek” sloganları attı. Törene katılan gruplar Taksim Meydanı ve Cevahir Alışveriş Merkezi önünde toplandı. Gruplar eş zamanlı olarak saat 13.30 sıralarında Agos Gazetesi’nin önüne doğru yürüyüşe geçti. Devrimci müzik grubu Bandista da Taksim’den Agos gazetesinin önüne kadar şarkılarını söyleyerek yürüdü. Öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, gazete balkonundan bir konuşma yaptı. Dink’in eşi Rakel Dink de Agos’un penceresinden kitleyi selamladı.Tören nedeniyle cadde araç trafiğine kapatıldı. Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülenlerin ailelerinin oluşturduğu Toplumsal Bellek Platformu üyeleri de törene katıldı. Nükhet İpekçi, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülen Kemal Türkler, Ahmet Kaya, Sabahattin Ali, Orhan Yavuz, Doğan Öz, Necdet Bulut, Akın Özdemir, Abdi İpekçi, Cevat Yurdakul, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Sevinç Özgüner, Mehmet Zeki Tekiner, İlhan Erdost, Metin Göktepe, Necip Hablemitoğlu, Yusuf Ekinci, Yasemin Cebenoyan, Onat Kutlar, Hasan Ocak, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter, Uğur Mumcu, Nesimi Çimen, Behçet Aysan, Metin Altıok’un aileleri adına bir konuşma yaptı. Öldürülen Milliyetgazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi konuşmasında Hrant Dink’in “Ben büstleri sevmiyorum, ben insanları seviyorum” sözünü tekrarladı. Faili meçhul bırakılmış siyasi cinayetlerin bir an önce aydınlatılmasını istedi. İpekçi, “Biz tek tek katillerin peşinde değiliz. Ancak bu cinayetlerin birer insanlık suçu olduğunu biliyor ve adaletin bir an önce gerçekleşmesini bekliyoruz” dedi.

Geçen yılın sonlarında Türk dış politikasında son dönemin en temel kırılmalarından biri yaşanmıştı; Ermenistan’la normalleşme süreci. İki ülke milli takımları arasında 2008 yılında oynanan iki maçla başlayan futbol diplomasisiyle Cumhurbaşkanları biraraya gelmiş ve süreç meyvelerini vermeye başlamıştı. Ertesi yıl İsviçre’nin arabuluculuğuyla sürdürülen Türkiye-Ermenistan görüşmelerinde bir noktaya kadar gelinmiş ve protokoller imzalanmıştı. Protokole göre Türkiye’nin Karabağ sorunu nedeniyle yıllardır kapalı olan sınır kapısı açılacak ve hatta karşılıklı diplomatik temsilcilikler faaliyete geçecekti. Çeşitli komisyonlar kurulmasını da içeren protokoller paraf edilse de arkası gelmedi. Ermenistan’la normalleşme süreci, beklentilerin aksine askıya alındı. Siyasilerin anlaşmazlıklarının çözümünü beklemenin vakit kaybı olduğunu düşünen ve iki halkın yakınlaşmasının toplumlar arası yürütülecek diyalog kanallarıyla mümkün olduğunu düşünenler, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da biraraya geldi. Ermenistan’daki Kafkas Enstitüsü ile Heinrich Böll Stiftung Derneği Güney Kafkas ve Türkiye ofislerinin Erivan’da ortaklaşa düzenlediği, Ermenistan ve Türkiye’den sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen Ani Diyalog Toplantıları 14-17 ekim tarihleri arasında yapıldı. Programın açılış konuşmalarında iki ülke ilişkilerinin temelde sivil halkın bir araya gelerek ortaya koyabileceği projelerle gelişebileceği özellikle Türkiye’nin bu konuda hızlı bir ilerleme gösterdiği vurgulandı. Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (ACNIS) Kordinatörü Richard Giragosian siyasi müzakere ve ilişkilerin kamuoyuna yönelik bir popülerlik aracı olduğunu belirttiği konuşmasında sorunların çözümünün geçmişin esiri olmamakla gerçekleşeceğini ve diyalogun sorunların çözümünde tek yol olduğunu söyledi. Kafkasya Enstitüsü Başkanı Alexandar İskandaryan da fiziki olarak kapalı olan sınırların ortak niyetlerin önüne geçemeyeceğini belirtti. Tüm konuşmacıların bir diğer ortak vurgusu ise kapalı sınırların bir an önce açılması gerektiğiydi. Siyasetçilerin sadece siyaset yaptığını ve iki ülke ilişkileri konusunda samimi davranmadığını düşünerek yola çıkan iki ülkeden farklı sivil toplum temsilcileri siyasetçilerin tıkadığı diyalog kanallarının nasıl açılabileceğini tartıştı bu toplantılarda medya ve gazetecilik, kültür ve miras, eğitim ve araştırma, insan hakları ve demokrasi ile çevre başlıkları altında farklı çalışma alanlarında bulunanların bir araya geldiği katılımcılar barış dilinin hakim kılınarak Türk-Ermeni ilişkilerinin nasıl kurulacağını tartıştı. […]

) kapaktan yer verdiği yazısıyla gıyabında tanışmıştım. “Beni daha iyi anlamanız için size dürüstçe ve samimiyetle kişisel öykümü anlatacağım” diye başladığı yazısında Giragosian, “Ben bir Ermeni milliyetçisiydim, bir dönem Türkler’e yönelik korku ve nefret ortamında aktif ve saldırgan bir diaspora Ermenisi olarak yetiştim. Ayrıca Ermeni siyasetindeki en milliyetçi grubun faal bir üyesiydim. Taşnak Partisi’nin (Türkiye ile yakınlaşmaya mesafeli duran radikal milliyetçi parti) bir mensubu olarak hayatım boyunca ‘Ermenistan ulusunu savunma ve ona hizmet etme’ yemini etmiştim. Bu kutsal ve doğal yemindeki vaadin ardında bulunabilecek anlamı sorgulamadan bu yemini çok ciddiye aldım” diyordu.Giragosian yazısının devamında, “Fakat yaşadıklarım, Türkiye’ye karşı militan bir eylemciden normalleşme sürecini destekleyen, ılımlı bir insana dönüştürdü beni” diyerek yaşadığı dönüşümü, belirttiği gibi samimiyetle anlatıyordu. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için çaba gösteren en aktif kişilerden biri olan Giragosian’la, Ermeni bir vatansever olarak yaşamayı seçtiği ve bir kaç yıl önce göç ettiği Erivan’da bu kez yüzyüze tanıştık. Ermenistan’daki Kafkas Enstitüsü ile Heinrich Böll Stiftung Derneği Güney Kafkas ve Türkiye ofislerinin Erivan’da ortaklaşa düzenlediği, Ermenistan ve Türkiye’den sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen Ani Diyalog toplantılarında. Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (ACNIS) Kordinatörü Richard Giragosian, şu sıralar askıya alınan Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve yürütülen müzakerelere ilişkin sorularımızı yanıtladı. Newsweek Türkiye dergisinde yayımlanan ve kendi hikayenizi anlattığınız yazınızda Taşnak Partisi yöneticisi Türk düşmanı bir Ermeni milliyetçisinden,Türkiye ve Ermenistan ile toplumları arasındaki yakınlaşmanın ılımlı politika yürütmekten ve diyalog kurmaktan geçtiğini savunan bir siyasetçiye dönüştüğünüzü yazmıştınız. Bize bu konuda biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Bu dönüşümü yaşayan tek kişi ben değilim. Aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan da kendi içlerinde bir şekilde değişim ve dönüşümden geçen iki ülke. Şu anda bu röportaj için aynı masada oturuyor olmamız bile önemli bir dönüşümün göstergesi çünkü bir kaç yıl önce böyle bir şeyi hayal bile edemezdik. Tabi ki bu süreçte ben değiştim olgunlaştım ama aynı zamanda ülkemiz de, toplumumuz da […]
Gazeteci Hrant Dink, öldürülüşünün 3. yıldönümünde anıldı. Dink’in kurucusu olduğu Agos gazetesinin İstanbul Şişli’deki bürosunun önünde yapılan anma törenine katılan yaklaşık üç bin kişi, suikastın gerçek faillerine ulaşılamamasını eleştirdi.Cinayetten 3 yıl sonra oğul Hrant Dink, ilk kez basının önünde sert bir konuşma yaptı. “Bu ülkede babası üç yıl önce öldürülmüş birisi olarak ağlayamıyorum” diyerek başladığı konuşmasında Arat Dink, babasını öldüren asıl faillerinin gizlendiğini belirterek, “Duruşmalarda bizimle dalga geçen çocukar yalnızlar mıydı? Üç yılda adalet adına ne oldu? Hesabı sorulcak 3 yıl daha eklendi. 100 yıl önce avdık, şimdi yem olduk” dedi.“Buraya bir kuş konmuş…”Öğle saatlerinden itibaren, Şişli Halaskargazi Caddesi’ndeki Agos gazetesi binası önünde toplanmaya başlayan vatandaşlar, Dink’in öldürüldüğü yeri de daha önce olduğu gibi yine karanfiller ve mumlarla donattı. Anma törenine katılanlan, Hrant Dink’in ”Tek yolumuz bir arada yaşamayı savunmak olmalı. Bu yol, hem aklın, hem vicdanın gereği” sözlerinin yazılı olduğu bir pankart önünde mumlar yakılarak, karanfiller bıraktı. Ellerinde “Hrant için adalet için”, “Katiller tanıyoruz” yazılı dövizler taşıyan vatandaşlar, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Katil devlet hesap verecek”, “Hrant’ın katili Ergenekon devleti” sloganları attı. Dink’in öldürüldüğü saat 15.00’te saygı duruşuyla devam eden törende yönetmen Sırrı Süreyya Önder yaptığı konuşmada, tehditler altında Dink’in nasıl hedef hale getirildiğini anlattı. Konuşmasına “Altına girmek için cevahir ömrünü feda ettiğin Anadolu topraklarının çocuklarına, henüz küçücük bebeklerken anlatılan bir masal vardır. Çocuğun minicik avcunun tam ortasına yetişkin bir parmakla basılır ve ‘Buraya bir kuş konmuş..’ diye başlar. Sonra devam edilir. O minicik parmaklar tek tek, bir güvercinin nasıl katledildiğine dair ayrıntılı bir ‘operasyona’ suç ortağı yapılarak anlatılır. “Bu tutmuş’ denilir önce. ‘Bu tüylerini yolmuş’ denir ardından. ‘Bu pişirmiş’ dedikten sonra, ‘Bu yemiş’ diyerek masalın vahşet boyutu iyice ballandırılır. Adını serçeden alan en küçük parmak ‘Hani bana hani bana?’ diyerek ağlamaktadır masalın sonunda…” diye başlayan Önder, “Bu ülkeyi kocaman bir avuç olarak düşün sevgili […]
“Nijeryalı Festus Okey polis kurşunuyla can verdi”, “Hrant Dink’i son yolculuğuna uğurladık”,”Rahip Andrea öldürüldü”, “Türbanlı kadın işinden oldu”,”Engelli kadını otobüsten attılar”, “DTP konvoyu taşlandı”,”Travesti öldürüldü” başlıklarıyla duyurulan haberler sıradan bir gazete okurunun bile aşina olduğu konular. Bu haberlerin öznesi olan birbirinden farklı kimliklerdeki bu insanların hepsinin ortak özelliği ise “nefret suçu” kapsamında değerlendirilebilecek olayların kurban ya da mağduru olmaları. Benzer nice haberler gazetelerde yer almaya devam etse de, türkiye’de hâlâ nefret suçuna ilişkin kapsamlı bir yasal düzenleme yok. Oysa ki bu haberler sadece bireylere karşı işlenen suçu anlatmanın ötesinde, kimilerinin kendilerine benzemeyenlere ya da doğruluğu tartışmalı genel geçer kurallara aykırı yaşayanlara duyduğu öfkeyi de temsil ediyor. Farklı etnisite, kültür, cinsiyet ya da dinden insanları aynı çatı altında barındırmaya çalışan Türkiye’de, birbirine benzemeyen birçok sesin çıkması da oldukça normal. Fakat sadece başlıkları verilen ve yaşananların küçücük bir bölümünü yansıtan yukarıdaki örnekler bir tartışma ortamından öte bir savaş alanını anımsatıyor. Peki çözüm ne? Konuya kafa yoranların dile getirdiği ortak payda ise sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturup halkın bilinçlendirilmesi ve en önemlisi caydırıcı cezai hükümler içeren yasal düzenlemelerin yapılması.Kapsamlı bir yasa yok Uluslararası metinlere göre kişilerin ırk, renk, etnik köken, din, fiziksel veya zihinsel engel, cinsiyet ya da yaşından ötürü kendisine ya da mülküne yönelik saldırıların mağduru olması cezai bir yaptırım gerektiren eylem olmasınn yanısıra nefret suçu olarak da tanımlanıyor. Nefret suçları sadece bir bireyi değil, o bireyin temsil ettiği özelliği de hedef aldığından önüne geçilmesi için ayrı bir yasa oluşturulması bakımından da önem taşıyan bir konu. İlk önce 80’li yıllarda, bu konuda hayli kötü ve kabarık bir sicili olan ABD’de “Nefret Yasaları” ya da diğer adıyla “Önyargı Yasaları” diye kabul edilen nefret suçlarına ilişkin yasal düzenlemeler zamanla birçok Avrupa ülkesinde de hayata geçti. Azınlıklara yönelik kimi zaman devlet eliyle gerçekleştirilen katliam ya da saldırıların yanısıra son yıllarda artış gösteren bir biçimde transeksüel […]


Agos gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 9. duruşması bugün (20 Nisan 2009) yapıldı. Cinayetin tetikçisi Ogün Samast, sağlık nedenlerini gerekçe göstererek katılmadığı iki duruşmanın ardından bu kez mahkemedeydi. Duruşmada Samast’ın yanısıra tutuklu sanıklardan Ersin Yolcu ve Ahmet İskender ile tutuksuz sanıklardan dönemin Alperen Ocakları Trabzon il başkanı Mustafa Öztürk’de hazır bulundu. Bir önceki celse yumruklaştıkları için mahkemenin bu duruşmaya getirilmemeleri kararı aldığı Erhan Tuncel ve Yasin Hayal ise duruşmada yoktu. Duruşmada Ogün Samast’ın bıyıklı ve kilolu hali dikkat çekti. Hrant Dink’in kızı Delal Dink, eşi Rakel Dink, kardeşleri Orhan ve Yusuf Dink’in yanısıra duruşmayı Paris Barosu’ndan avukatlar ve milletvekili Ufak Uras da izledi. Cüppe krizi Duruşmanın sabah oturumu avukat cüppesi kriziyle başladı. Bazı avukatlar duruşmaya barodaki cüppeler bittiği için cüppesiz katılmak isteyince, Mahkeme Başkanı Erkan Canak, “Cüppesiz almam” dedi. Avukatlar, “Adliyede çok duruşma varmış. Baroda cüppe kalmamış” deyince Mahkeme Başkanı duruşmaya gözlemci olarak katılan Paris Barosu’ndan avukatları kastederek, “Fransa’dan avukat gelmiş cüppeli, sizin cüppeniz yok” diye tepki gösterdi. Müdahil avukatlarından Bahri Bayram Belen “Arkadaşlarımız cüppesiz otursun. Ancak söz alırken biz cüppelerimizi onlara verelim” diye öneri sundu. Mahkeme Başkanı’nın Belen’e yönelik “Olmaz, burası gardırop mu?” sözleri ise salonda gülüşmelere neden oldu. Tetikçi başkasıydı iddiası Davanın sabahki oturumunda Dink cinayetiyle ilgili bilgileri olduğunu iddia ettikleri bir dilekçeyle ifade vermek istediklerini belirten adli suçlardan tutuklu 5 kişi tanık olarak dinlendi. Silivri Cezaevi idaresine dilekçe sunan çoğu cinayetten tutuklu Volkan Eryeliğ, Şinasi Şentürk, Veli Halis Çelik, Orçun Cürek ve Adil Orhan mahkemede verdikleri birbirine benzeyen ifadelerde, Ogün Samast’ın cinayette piyon olarak kullanıldığını ve tetiği çekenin başkası olduğunu öne sürdü. Tanıklar ifadelerinin kaynağının, cinayet suçlamasıyla Silivri Cezaevinde bulunan ve bir süre koğuş arkadaşlığı yaptıkları eski İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın oğlu Ertuğrul Balcı olduğunu söyledi. Tanıklar daha önce de cezaevi idaresine konuyal ilgili dilekçe yazdıklarını ancak […]
Ergenekon soruşturmasının ilkine göre içerik açısından daha hacimli görünen ikinci iddianamesinde darbe planlarının yanı sıra Hrant Dink suikastından, Gazi Mahallesi olaylarına dek birçok konu hakkında elde edilen bilgi, belge ve anlatımlara yer verildi. Savcıların mahkeme heyetine sunduğu dosyada şu iddialar yer alıyor: Hrant Dink suikastı Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde Hrant Dink suikastının ardındaki ismin Veli Küçük olduğu savına da yer verildi. İddianamede PKK itirafçısı Alaatin Kanat’a dayanılarak Hrant Dink cinayetinin sorumlusu olarak JİTEM ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük gösterildi. İddianamenin ilgili kısmında, 19 Ocak 2007’de öldürülmeden önce Hrant Dink’in yargılandığı basın davalarında şikayetçi ve müdahil olan Büyük Hukukçular Birliği’nden Kemal Kerinçsiz ve Agos gazetesinin Şişli bürosu önünde gazeteciyi ölümle tehdit edenler arasında bulunan Levent Temiz’in de, “oluşumun başındakiler” olarak yer aldığı ifade edildi.Gazi Mahallesi olayları İddianamenin örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatıldığı üçüncü bölümünde Gazi Mahallesi olayları ile ilgili “tanık 9” olarak gösterilen Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım’ın anlatımlarına yer verildi. Anlatımlarda Gazi Mahallesi olaylarının Osman Gürbüz tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü. Planlanan suikastlar İddianamede Ergenekon örgütünün yapmayı düşündüğü suikast listesine de yer verildi. İddianamenin 134. sayfasında yer alan iddialara göre ilk iddianamenin sanıklarından Muzaffer Tekin’le irtibatlı olan İbrahim Şahin’in bazı dini lider konumundaki insanlara suikast yapmayı planlaması üzerine operasyon yapılarak gözaltına alındığı belirtildi. Örgütün planladığı suikast planları da şöyle sıralandı: *Alevi Bektaşi konfederasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’a bombalı suikast planı,* Alevi Bektaşi Konfederasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç’e bombalı paketle suikast planı,* Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan’a suikast planı,* Ankara’da bir alışveriş merkezine bombalı eylem planı,*Sivas’ta Ermeni cemati kanaat önderi Minas Durmaz Güler’e el bombasıyla suikast planı. Büyükanıt’ı zehirleme girişimi Dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur’un darbeyi daha sağlıklı gerçekleştirebilmek amacıyla Kara Kuvvetleri Komutanı olmak için normal hiyerarşi içerisinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelecek olan Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın önünü kesmek için yıpratmaya ve sindirmeye yönelik ciddi çalışmalar yaptırdığının belirlendiği de […]

Ölümünün ikinci yılında çeşitli etkinliklerle anılan Hrant Dink, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bugün Anti-Kapitalist Öğrenciler Kulübü tarafından düzenlenen “Hepimiz Hâlâ Hrant’ız” başlıklı söyleşinin de konusuydu. Söyleşinin tek konuşmacısı, yazar ve öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Belge, genel olarak Türkiye’de milliyetçiliği tırmanışa geçiren ve Hrant Dink’in öldürülmesine neden olan etkenler üzerine konuştu. Murat Belge’nin, Dink’in TCK’nın 301. maddesinden yargılanmasına neden olan 2004 tarihli yazısı hakkında ”“Bana derste böyle bir yazı verse onu çaktırırdım” espirisi katılımcıları güldürdü. Murat Belge konuşmasına “Türkiye’nin uzun yıllardır mesafe kaydedemediği, çözümsüz gibi gözüken Kürt sorunu, Ermeni kıyımı, Kıbrıs gibi sorunları açmadan önce Hrant Dink’i anlamak lazım” sözleriyle başladı. “Bir iki kişi der, bir iki mahalleyi ağırlardı” 1990’lı yıllarda Helsinki Yurttaşlar Derneği Başkanlığını yürüten Belge, bir dernek toplantısında tanıdığını söylediği Dink’i şöyle anlattı: “Hrant’ın sosyalist bir geçmişi vardı, yaşamının sonuna kadar da öyle kaldı. Bir Ermeni olarak Türkiye’de yaşamanın zorlukları var elbette, o da bu zorlukları yaşadı. Lakin o bunu çözmekten, en azından peşini bırakmamaktan yanaydı. Mazlum konumda gözükürdü ama hiç öyle davranmazdı.” Dink’in en önemli özelliklerinden birinin de misafirperverliği olduğunu söyleyen Belge, “Hrant’a yemeğe gitmek ayrı bir olaydı. Bir iki kişi gelecek demesi bir iki mahalleyi ağırlayacak olması anlamına gelirdi.” Türkiye’de bir azınlık olarak yaşama zorluğunun gittikçe arttığının altını çizen Belge, “Hrant bu ülkeye çok bağlı bir vatandaştı. Burası benim olduğu kadar onunda ana yurduydu. Bilgi Üniversitesi’ndeki konuşmasında ‘Evet, bu vatanın toprağında gözümüz var alıp götürmek için değil en dibine gömülmek için’ demiş ve herkesi duygulandırmıştı” dedi. Türkiye’deki Kürt ya da Ermeni meselesinin çözülmesindeki demokratik zemin neredeyse Dink’in de herkesle beraber orada ve Avrupa Birliği’ne destek verenler arasında olduğunu söyleyen Belge, bu duruma örnek olarak kendisini verdi: “Türkiye’nin Ermeni sorununu düşündüğümde aklımdan geçenlerin, Hrant’ın da aklında olan şeyler olduğunu biliyorum.” “Kurşunu sıkan Vandal, kurşunu veren ise serinkanlı” 2004’te yayımlanan ve Dink’in TCK’nın 301. maddesi esas alınarak Türklüğü aşağıladığı […]