Etiket muhalif

Her hafta 16 sayfa muhalefet

Geçmişte hem ana akım medyada hem de bağımsız yayın girişimlerinde bulunmuş bir grup gazeteci, “bağımsız gazeteciliğin tam zamanıdır” diyerek “Haftalık muhalif” 16 Sayfa’yla tekrar yayın hayatına dönüyor adresinden ulaşılabiliyor. 16 Sayfa’nın kurucularından Cengiz Erdinç, Uğur Güç ve arkadaşları “Haftalık Muhalif” çizgilerini ve gazetecilik anlayışlarını HaberVs’ye anlattı. – Neden 16 Sayfa?Cengiz Erdinç: İnternet sayfası ve benzeri gibi işleri önceden ayarlamıştık. Yüksüz bir isim olsun ve altını biz dolduralım istedik. En az maliyetle, en kaliteli baskıyı yapıp en kaliteli haberleri verebilmek ve bunu 16 sayfa da sınırlayabilmeyi hedefliyoruz. İlerleyen zamanlarda yayınlarımız asla 16 sayfayı geçmeyecek ve bunu standart olarak belirledik. “Bizim patronumuz yok ve asla olmayacak!” -Sloganınız “Haftalık Muhalif”, siz neye muhalifsiniz?C.E: Biz günlük yaşam içerisinde muhalifiz. Bu sloganın politik imaları da var. Aslında evrensel kuralları gereği gazetecilik “muhalif” bir iştir. Gazetecilik yerleşik düzeni sorgular. Türkiye’de bir dönem sıkça gündeme getirilen “Türkiye’de iyi şeyler oluyor” furyası gazetecilik değildir. Gazete patronlarının çalışanlarından talep ettikleri şey gazetecilik değil. Gazetecilik özü itibariyle aslında eleştiri mesleğidir. Eleştiri de muhalif olmayı gerektirir. Uğur Güç:Haberler oluşurken artık muhabirler yerine ajanslar kullanılıyor. Örneğin; Anadolu Ajansı’ndan ve diğer ajanslardan haberler seçilerek gazetelere servis ediliyor. Bu nedenle örneğin sendikalarla ilgili haberler gazetelerde fazla yer bulamaz. Ayrıca büyük şirketlerle ilgili muhalif yazılar da reklam kaygısı nedeniyle gazetelerde yer bulamıyor. Gazetecinin işi araştırmak ve sürekli sorgulamaktır. Olmayanı yazabilmektir. Bu nedenle biz yaygın medyada pek itibar görmeyen, kullanılmayan haberleri yayınlayacağız. “Konusunda uzman herkese kapımız açık” -16 Sayfaya gazeteciler dışında başka meslek gruplarından da destek olacak mı?C.E:Gazetecilik aslında toplumun gözü kulağıdır. İfade özgürlüğü düşünüldüğünde herkesin yapabileceği bir iştir ama karmaşık dosyalar, yolsuzluklar, kamu kuruluşlarının yaptığı bir takım işler düşünüldüğünde gazetecilik ayrıca uzmanlık da gerektirir. Konusunda uzman herkes destek olabilecek, yazı yazabilecek. Örnek vermek gerekirse çevre sorunlarıyla ilgilenen ve davalar açmış HES’ciler kendi uzmanlık alanları dâhilinde gazetemizde elbette ki yazacaklar. Ayrıca bununla birlikte ifade özgürlüğü açısından […]

Amerika’nın son yabancısı: Sean Penn

Aktör Robert de Niro, geçtiğimiz gece gerçekleşen 2008 Oscar Ödül Töreni’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü adayı Sean Penn’i şu sözlerle anlattı: “Bunu nasıl başarıyor? Her rolde kendini öyle yok ediyor ki karşımızda Sam adında bir adam, Gizemli Nehir’den Jimmy Markum, sörfçü Spicoli, Ölüm Yolunda yolunda bir adam veya Harvey Milk oluveriyor. Sean aynı bağlılığı ekran dışındaki hayatında da -insan hakları için çalışırken, dünya liderlerine saygılı bir şekilde önerilerde bulunurken, paparazzilerle kibarca (!) uğraşırken de- gösteriyor…” Ve Niro hemen ardından ekledi; “Bu gece önemli olan büyük bir aktör olmak, hayatta önemli olan ise büyük bir insan olmak. İşte benim arkadaşım, Sean Penn…” 1960 Kaliforniya doğumlu Amerikalı aktör Sean Penn 1982 yılında Fast Times at Ridgemont High filminde Jeff Spicoli karakteriyle eleştirmenlerin ilgisini çekti. John Schlesinger’ın 1985 yapımı politik-drama The Falcon and the Snowman’da canlandırdığı uyuşturucu bağımlısı ajan karakteriyle başarı basamaklarını yavaş yavaş tırmanmaya başlayan Penn, 1985-1989 yılları arasında Madonna’yla olan evliliği ile de sadece eleştirmenlerin değil magazin basınının da yeni gözdesi haline geldi. Asi tavırları ve sıra dışı evlilik hayatlarıyla basına bol bol malzeme çıkaran çift, birlikte rol aldıkları Shangai Suprise filminin başarısızlığının ardından boşandı. Oyuncu en iyi çıkışını 1988 yılında Brian de Palma’nın yönettiği Casualties of War (Savaş Günahları) filmiyle yaptı. Michael J. Fox’la başrolü paylaşan aktör, Vietnamlı bir kızın kaçırılıp Amerikan askerlerince tecavüz edilmesini ve Vietnam halkına yapılan işkenceleri konu alan bu filmle, hem kariyerindeki ilerlemenin hem de politik duruşunun sinyallerini verdi. Robert de Niro ve Demi Moore ile birlikte yer aldığı We’re No Angels filmiyle de ciddi duruşunun yanı sıra kara mizahla da başa çıkabileceğini kanıtlamış oldu. 1991 yılında yeteneklerinin oyunculukla sınırlı olmadığını kanıtlamak istercesine yönetmenliğe soyunan Penn, Bruce Sprigsteen’in Highway Patrolman adlı parçasından esinlenerek yazıp yönettiği The Indian Runner’da birbirine tamamen zıt iki kardeşin öyküsünden yola çıkarak kasaba halkının yalnızlığını ortaya koyuyordu. Yönetmenliğe iyice ısınan Penn, […]