Etiket Savaş Yücepur

‘Türkiyeli’ Alex De Souza

Hayır, henüz Türk vatandaşı olmadı. Alex De Souza’nın bu konuda bir başvurusu bile yok… Ama Türkiye’yi anlamaya, öğrenmeye ve saygı göstermeye çalışan bir Brezilyalı gibi yaşıyor. ) Oysa aynı gün Hürriyet’in Ankara temsilcisi Metehan Demir, futbolcunun İçişleri Bakanlığı’na vatandaşlık için başvurusunun bulunmadığını söylüyordu. (Zaten “vatandaşlık başvurusu kabul edildi” diyen haberlerde herhangi bir kaynak belirtilmemişti.) HaberVs’nin edindiği son bilgiler, Alex’in Türk vatandaşlığına geçmek için başvurmadığını doğruluyor. Buna göre Alex, başvuru yapmak için ülkesindeki hukuksal durumu öğrenmek istiyor. Ancak vatandaşlık konusu bir yana Türkiye Alex’i, Alex de Türkiye’yi fazlasıyla benimsedi. Tatiller dahil yılın tümünü burada geçirmesi, çocuklarının İstanbul’da doğmasını istemesi, dilimizi öğrenmesi, kısacası Türkiyeli bir “vatandaş” gibi yaşaması onu diğer yabancı futbolculardan farklı kılıyor. HaberVs muhabiri Savaş Yücepur, Fenerbahçe muhabirleriyle görüştü ve “Türkiyeli Alex”i derledi. Düzenli bir aile yaşamı olan Alex, eşi Daianneve üç çocuğu ile birlikte Beykoz Konakları’nda oturuyor. Bir insanın anne ya da baba olduğu zaman çok olgunlaştığını düşünen Alex, çocuklarına çok düşkün. Geçtiğimiz sezon, Fenerbahçe’nin diğer Brezilyalılarının karıştığı iddia edilen magazin haberlerinde isminin hiç anılmaması, onlara “mesafeli” durması belki de bu yüzden. Kendini ülkede “misafir” bir futbolcudan ziyade, Türkiye’de yaşamayı bilinçli tercih eden bir profesyonel olarak görüyor. “Memleket özlemiyle” yanıp tutuşan, her küçük tatil fırsatını bu yönde değerlendiren Güney Amerikalı futbolcuların aksine burada kalıcı bir düzen kurmaya çaba harcıyor. Daianne ve Alex’in büyük kızı Maria, Alex Fenerbahçe’ye geldiğinde yeni doğmuştu. Çift diğer iki çocuğunu (küçük kızı Antonia oğlu Felipe) ise Türkiye’de doğurdu. Bilsen Koleji’nde eğitim gören Maria’nın Türkçesi kusursuz. Fenerbahçe’nin 6-0 kazandığı Ankaragücü maçı sonrası kameralar karşısında Türkçe konuşan Maria, izleyenleri şaşırtmıştı. Bunun nedeni Maria’nın yabancı öğrencilerle değil, Türk öğrencilerle birlikte eğitim görmesi. Türkçe konuşuyor, yazıyor Aslında Alex de Türkçe konuşuyor ve günlük hayatta tercümanı olmadan dolaşıyor. Dost sohbetlerinde akıcı bir Türkçe ile konuşan De Souza, gittiği restoranlarda siparişlerini Türkçe konuşarak verdiğinde büyük bir şaşkınlıkla karşılanıyor. Buna rağmen Türkçe’de […]

Şampiyon Arap atının öyküsü: Kafkaslı

Bahisçilerin “kalplerinde yer eden” bir ismi pistlerden uğurladık geçen hafta. Türkiye yarış tarihinin en çok kazanan atlarından Kafkaslı, 25 Aralık’ta İstanbul Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen jübile töreni ile pistlere veda etti. 9 yaşındaki safkan Arap atı, 2005’ten itibaren katıldığı 127 yarışın 64’ünde birincilik elde etmişti. Bu yarışlarda, sahibi Rezaman Kaya’ya gurur ve pek çok kupanın yanında, 8 milyon 656 bin 520 TL kazandıran Kafkaslı, Dünya Arap Atı Organizasyonu (WAHO) tarafından Türkiye’de 2006’nın en iyi Arap atı seçilmişti. Oysa satışa çıktığında hiç de umut vadeden bir görünümü yoktu. Şampiyon bir atın (Çaş) oğluydu ama bacakları yara ve kırıklarla doluydu. Remazan Kaya, Kafkaslı’yı ilk görüşünü ve onu alma hikayesini şöyle aktarıyor: “Kafkaslı’yı 2004’te, 15 tayın satışa çıkarıldığı açık arttırmada, Bursa Karacabey Tarım İşletmesi’nden aldım. Bu tay Ahunaz’ın kardeşiydi. Ahunaz da o zaman Hatay Koşusu’nu kazanmıştı. O taya eş olsun diye aldım. Açık arttırmaya 56 kişi katılmıştı. Kafkaslı’nın arka ayaklarında ve mor etlerinde nohut kadar, mercimek kadar çatlaklar ve kırıklar vardı. ‘At acıdan koşamaz’ diye kimse almamıştı. Tabii ki bu durum Bursa Veteriner Fakültesi’nden at sahiplerine bildirilmişti. Bunu bile bile, 40 bin TL bedel önerdim. Fakat satış komisyonu, miktarı 50 bin TL’ye çıkardı. 10 bin TL’nin fazla bir kayıp olmayacağını düşündüm ve teklifi 51 bin TL’ye çıkarttım. Komisyon at sahiplerine soruyor ‘alıcı var mı satıyorum’ diye. Yine kimse sesini çıkarmadı ve bize nasip oldu. Kazanamadıkları “Peki Kafkaslı’nın kazanamadığı yarış var mı” diye sormam üzerine Remazan Kaya, içi buruk bir şekilde “evet” dedi: “Şampiyon atımız 6 senelik yarış hayatında Cumhuriyet Koşusu’nu kazanamadı. Üç defa ikinci oldu. Bir yarışa ise sakatlığından katılamadı. Kazanamadığı bir başka yarış ise uluslararası nitelikteki Malazgirt Koşusu. Keşke bu yarışları da kazanıp pistlere öyle veda etseydi. Bunu çok isterdim. Ama Kafkaslı yine de, gelmiş geçmiş en iyi Arap atı!” Remazan Kaya’nın yere göğe sığdıramadığı Kafkaslı söz konusu olduğunda unutamadığı yarış ise, atının, […]

Konsollarla zamanda yolculuk

İlk oyun konsolu Magnavox Odyssey 1972 yılında piyasaya çıktığında büyük ilgi gördü. Bu ürün evde eğlence kültürüne yeni bir soluk getiren analog bir sistemdi. Odssey ilk olmuştu ama bu başarısı kısa soluklu olacak ve yerini Atari 2600 efsanesine bırakacaktı. 1977 yılında piyasaya sürülen Atari 2600, dünya çapında 30 milyondan fazla sattı. Ülkemizde “Karakutu” adıyla bilinen Atari, Pacman, Solaris, Battlezone gibi oyunları ile tozu dumana kattı. 2600’den sonra çıkardığı konsollarda aynı başarıyı sağlayamayan firma iflasın eşiğine geldi. Bugün tatlı bir hatıra olarak anımsanan Atari’nin bazı modelleri internette yüksek fiyatlara alıcı bulabiliyor. Büyük Kapışma: Nintendo Sega’ya Karşı Atari eski ihtişamını yitirirken birçok firma sırayla yeni konsollar piyasaya sundu. Nintendo, aynı adı taşıyan konsol ile 1983′de ve Sega da Master Systems adlı konsol ile 1986′da piyasaya girdi. Nintendo 60 milyonluk gibi büyük bir başarıya imza atarken Sega da Genesis modelinin 29 milyonluk satış rakamıyla buna cevap verdi. 1991’de Super Nintendo ile 49 milyon rakamını yakalayan firma Sega’yı alaşağı etti. Nintendo’ya karşı tutunmaya çalışan Sega , Saturn ve Dreamcast ile son bir hamle yapmış ama başarılı olamamıştı. Bu şirketler dışındaki Mattel 1980’de Intellevision ile, Coleco 1982’de ColecoVision ile NEC 1987’de TurboGrafx-16 ile ve Panasonic de 3DO Interactive Multiplayer ile 1993′de oyun konsolu üretse de sektörde tutunamayarak bugünkü bildiğimiz çalışma alanlarına yönlendi. Playstation ile gelen devrim 1994 yılında Sony Playstation’u piyasaya sürdüğünde kimse bu ürünün bir fenomen haline geleceğini öngörememişti. Gerek pazarlama stratejisi gerek de markanın gücü sayesinde dünya çapında 102 milyonluk bir rakama ulaşan Playstation, o güne kadar satılan bütün konsolların rakamının yarısına tek başına ulaştı. Bu donemde1996’da Nintendo bir ilki gerçekleştirererk 64 bitlik Nintendo 64 ‘u piyasaya sundu ama 32 bitlik olmasına rağmen oyun grafikleri ve kolay kullanımı ile Playstation’nın hızını kesemedi. Nintendo 64 her ne kadar istenilen satış rakamına ulaşamasa da işlemcisiyle kendinden sonra gelecek konsollara ilham kaynağı oldu. Mıcrosoft’tan Xbox sürprizi […]