Bir yol kurtuldu, iki sokak trafiğe boğuldu!

Ali Erişkin Trafik İstanbulluların daimi sorunlarından biri. Hayatlarının bir parçası… Bu sorun hiçbir zaman sorun olmaktan çıkıp vatandaşı memnun edecek düzeye gelemiyor. Trafiği iyileştirme adına yeni birçok düzenleme yapılıyor. Ama bazen yapılan bu yenilikler iyi kötü işleyen bir düzenin daha da kötü hale gelmesine neden olabiliyor.İşte yine böyle bir uygulamaya 2007 Kasım ayında imza atıldı. Etiler’den Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne bağlantı hattı, Tepecik Yolu’ndan Derince ve İncesu sokaklarına kaydırıldı. Ve bu kez halkın tepkisi büyük oldu. Etiler Mahallesi Muhtarı Seçil Eşki, uygulamanın Beşiktaş Belediyesi’nin isteği üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 28 Kasım 2006 tarihli, Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararı ile gerçekleştirildiğini söylüyor. Beşiktaş Belediyesi’nin yaptığı istekteki gerekçesi ise Tepecik Yolu üzerinde köprü nedeniyle yaşanan trafik sıkışıklığı. Fakat görünen o ki, bu yenilikle yaşanan trafik sıkışıklığı çözümlenmemiş, sadece adres değiştirmiş. Derince ve İncesu Sokakları üzerinde ikamet eden vatandaşlar tepkilerini önce apartmanlarına “Yeni trafik düzenini reddediyor, uygulamayı gerçekleştiren İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni şiddetle kınıyoruz” yazılı pankartları asarak gösterdiler. İsyan ve şikâyetlerinin gerekçesi ise gürültü, çevre kirliliği, trafik ve mecburi istikamet olması nedeniyle yolun her iki tarafına konan park yasağı. Bunların yanında zaten yokuş aşağı olan caddede sürücülerin boş olduğu zamanlarda sürat yapması, park cezası nedeniyle esnafın müşteri kaybetmesi, insanların evlerinin önüne park edememesi, etmesi durumunda sürekli caddede bulunan polis memuru tarafından anında park cezası kesilmesi mahalleliyi çileden çıkaran diğer nedenler olmuş.Mahalleli, geçişlerine Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinden izin verilen ağır vasıta araçlarının da artık Derince ve İncesu’yu kullanıyor olmasından memnun değil. Ağır vasıta araçlarının bu dar sokaklarda tehlikeli olabileceğini düşünüyorlar. Derince ve İncesu sakinleri, sesli protesto ve yazdıkları dilekçelerin bir sonuç getirmemesi üzerine 500’den fazla imza toplayıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne göndermişler. Bununla da kalmayıp Karayolları Genel Müdürlüğü’ne nakit gişelerinin daha ileri taşınması için talepte bulunmuşlar. Karayolları Genel Müdürlüğü ise bu talebe, 28 Nisan’da gişelerde nakit ödeme geçişini kaldıracakları yönünde bir açıklama ile cevap […]

‘Ben’ bir başkası için ‘öteki’ olabilir

Ali Erişkin “Kamusal alanda sanat” bazılarımızın farkında olarak, kalanımızın ise farkında olmadan tartıştığı bir konu. Bu konuda belki de bir “farkındalık” kavramı ortaya atmak gerekiyor. Çünkü bazen tartışılanın ne olduğu bulanıklaşabiliyor. Son zamanlarda bu konuya çok net bir şekilde dikkat çeken, hatta kendine tema olarak seçen 10. İstanbul Bienali sayesinde, hepimiz kamusal alanda sanat üzerine az, çok düşünür olduk.Bu konuda bir panel de geçtiğimiz günlerde Santralistanbul’da gerçekleştirildi. Pelin Tan’ın moderatörlüğünde, Rosalyn Deutsche, Gülsün Karamustafa, Gerald Raunig ve Erden Kosova kendi birikimlerini ve tecrübelerini sanatçı gözüyle dinleyenlerle paylaştı. Konuşmacılardan ilki olan Rosalyn Deutsche henüz panelin başında, katılımcıları kamusal alanda sanatla ilgili bazı sorular üzerine düşünmeye yönlendirip, tarihsel bazı oluşumlara dikkat çekti: Sanatı kamusal kılan belli bir yerde olması mıdır? Kamusal alanda ne meşru, ne değildir?18. yüzyılda erklerin yer değiştirmesinden, devletten halka geçmesinin öneminden bahseden Deutsche, günümüzde önemli olanın görünmezi görünür kılmak, kamusal alanın kapasitesini arttırmak olduğunu söyledi.Görünmez olan kavramı, bilmek istemediğimiz bir mevcudiyeti bilinir kılmaya ya da “öteki” kavramını düşünmeye sevketti konuyu. Konu kamusal alan olunca öteki olma durumunun algılanması gerekir; çünkü “ben” dediğimiz bir başkası için de “öteki” olabilir.Deutche, sanatta ifade kısıtlaması olmadan “öteki”nin görünür kılınması gerektiğini belirtti ve kamusal alanda sanata dair Hiroşima’da yapılan bir çalışmayı sundu. Hiroşima’ya atom bombası düşmesinden sonra ayakta kalan bir kulenin ve projeksiyonun altında konuşan bir insanın el hareketlerine yer verilen çalışmada, kule insana dönüşür. Bir yandan da konuşan kişinin sesi duyulur. Kişinin acı çektiği ve bombayla alakalı olduğu anlaşılır. ‘Meydanın Belleği’ Panel daha sonra Gülsün Karamustafa’nın “Meydanın Belleği” adlı kısa filminin gösterildi. 2005’te çekilen filmde perde üzerinde yanyana yer alan biri küçük diğeri büyük iki kare içinde iki ayrı kurgu görülmektedir. Birinde Taksim Meydanı’nda yaşanan olaylar gösterilir. Diğerinde ise o olayla eşzamanlı Taksim’de bir evde yaşananlar yer almaktadır. Meydanın belleğinden görülenler 1960, 1969, 1971, 1980 darbeleri, 36 kişinin öldüğü 1 Mayıs olayları ve […]

Santralistanbul’dan bir İranlı geçti: Shahram Entekhabi

Ali Erişkin Shahram Entekhabi 1963 Boroujerd, İran doğumlu bir sanatçı. Aslında sanatçı olarak kariyeri çok uzun yıllara dayanmıyor. Çalışma hayatının 20 yılını profesyonel bir mimar olarak geçirmiş. Altı yıl önce de kendi deyimiyle “biraz şans, biraz istek, belki biraz da destek sayesinde” sanatçı olmuş.Mimarken çalıştığı firmanın yaşadığı bir takım sıkıntılar, onu önce bir arkadaşıyla beraber bir maymun figüründen yola çıkarak grafik tasarımına, daha sonra da sanatçılığa yönlendirmiş. Yaptığı sıra dışı performanslar, videolar ve enstalasyonlarla adını kısa sürede tüm dünyaya duyuran sanatçı, sanatın satın alınıp evin duvarına asılmasına karşı çıktığını ve başlangıç noktasının aslında bu duruma bir isyan niteliği taşıdığını anlatıyor. Sanatın sahiplenilmesi durumunun onda yarattığı rahatsızlık nedeniyle yarattığı eserlerin birçoğu kamusal alanda sanata işaret ediyor.Bu konuda tüm dünyada farklı şehirlerde yaptığı performanslarda kamusal alanı kullanıp, kamusal alan içerisinde güvenlik bantlarıyla izole bir alan yaratmaya çalıştığı eserlerinde halkın bu konuda tepkisini ölçmeyi hedefliyor ve bunu gizli kameralarla gerçekleştiriyor.Kendisinin icra ettiği sanatı, yaptığı performanslara bakarak “kavramsal anlamda sanat” ile “teatral sanat” arasında bir yere konumlandırmak mümkün görünüyor. Ayrıca Entekhabi, altyapısı nedeniyle olacak ki, şiddetli bir biçimde sanatın siyasi olabileceğini savunmaktan da kaçınmıyor, bunu doğal bir sonuç olarak nitelendiriyor.Shahram Entekhabi ve sanatını daha iyi anlamak ve algılamak için aslında en doğru yol eserlerini incelemek. Çünkü kendisinin belki de biraz çizgi dışı tarzı, herkeste farklı anlamlar yaratabiliyor. Kariyerinin yaşattığı çeşitliliğin açık bir şekilde sanatına yansıdığını görmek mümkün. Eserleri mektepli ve alaylının farkına, bu çeşitliliğin her zaman olması gerektiğine dikkat çekiyor.Londra ve Berlin’de yaşayıp, çalışan sanatçının eserlerini incelemek için kendi web sayfasını ziyaret etmek herkes için değişik bir tecrübe olacaktır:http://www.entekhabi.org/