Etiket boş gezen ve kalfası

Hayat yaman, çok yaman…

Hani hep derler ya önce oku, okulunu bitir sonra adam olursun diye; nedense insanın aklı hep o “adam” sözcüğüne takılıp kalıyor. Bahsedilen adamın kriterleri neler olabilir acaba diye düşünürken, çoktan okul bitmiş, iş bulunmuş hale geliyor. Peki adam olunmuş mu? Çalışma hayatına başladıktan sonra insan bir durup arkasına baktığında, tatmin olamıyorsa, işte bu duruma isyan ediyor. Hatta bazıları işi bırakıyor, kendi kabuğuna çekiliyor. Tıpkı Ferhan Şensoy’un yazıp sahneye uyarladığı oyun olan Boş Gezen ve Kalfası’nda olduğu gibi. İnsanın kendisine göre kurduğu düzende var olmanın ona pozitif bir getirisini göremediği, üstüne bir de kazık yediği hayatın içinde, tüm bunları reddederek, bireyin kendine göre var olma çabaları sahneleniyor oyunda. Oyun, bir işe sahip olduğu halde, bir şekilde kendi gayreti içinde olan bir adamın, emeğinin karşılığını alamadığını fark ederek, tesadüflerle tanıştığı Konfüçyüscü bir başka adamı örnek alması ile yol alıyor. Sonuçta hep aynı noktaya parmak basılıyor; var olsak dahi, biz insan olarak kendi gayretimiz ile yoğrulurken, aslında o kadar çok şey kaçırıyoruz ki hayatta… Alışılmış bir takım kalıpların içine sıkıştırılıyor, üstelik bizden beklenildiği gibi davranmaya çalıştığımızda da tamamen bocalıyoruz. Oyunda her an vurgulanan Konfüçyüscü yaklaşımın etkisi oldukça fark ediliyor ve şöyle bir soru soruyor: “Madem geçinemiyoruz, niye çalışıyoruz?” Hayat güzel Dünyada çeşit çeşit insan var ve her biri hayatın farklı noktalarından tutunup nefes almaya çalışıyor. Herkes o kadar kendi içinde yaşıyor ki, adeta bir fanusun içinde gibi hareket ediyor. Yıllar boyunca tek düze bir hayat yaşamış, fakat daha sonraları bunun farkına varıp, o fanusu kırarak kendini özgür bırakan bir adam var oyunda. Kendisine “boş gezen” olarak hitap edilmesini istiyor. Daha doğrusu insanlarla tanışırken “Benim adım boş gezen” diyor. Hiçbir iş yapmayan, hiçbir evi olmayan, bütün eşyalarını üstündeki ceplerinde taşıyan bir boş gezen bu. Ve bu boş gezen Konfüçyüs’a o kadar saplanmış ki, iki lafının birinde ondan bahsediyor. “Ne demiş Konfüçyüs” diye başlayan cümlelerinin […]