Kondüktör Cannes’de

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin yapımı "Kondüktör" belgeseli 8 Mayıs'ta başlayacak Cannes Film Festivali'nin "Short Film Corner" bölümüne seçildi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin yapımı "Kondüktör" belgeseli 8 Mayıs'ta başlayacak Cannes Film Festivali'nin "Short Film Corner" bölümüne seçildi.

Fransa’nın Oskar aday adayı, Türk oyuncuların rol aldığı “Mustang”, Türkiye’de bugün gösterime girdi. HaberVs’den Bensu Kaplan başrollerden Elit İşcan’la konuştu.

İçinde yaşadığımız hayat hep aynı aslında; ama herkes farklı tatlar alıyor ondan, farklı şeylere gülüyor, farklı şeylerle üzülüyor. En önemlisi ise, tek bir yolda giden bir sürü insan için zaman o kadar da farklı işliyor ki… Bir gün arkadaşı ile sohbet ederken şekillenen soru işaretleri ve aradığı cevaplara doğru attığı adımda “Bir Kaplumbağa ile Tavşanın Hikayesi’ni çekmeye karar vermiş Abdulbaki Yavuz. Ve bu film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin gösteri bölümünde seyircilerle buluşuyor. “Arkadaşım çok eğleniyordu anlatırken, ben ise sıkıntıdan zamanla kavga ediyordum. Bu konu uzun bir süre kafamı kurcaladı. Zamanların farklı işlemesi! Sonra kaplumbağa ile tavşanı hatırladım. Onlar için de zaman aynı şekilde işlemiyordu” diye anlatırken, ortada adil bir yarış olmadığının farkında vardığını söylüyor. Tüm bu akıp giden süreç içerisinde de, bir baba ile kızın yıllar sonra buluşmasını anlatmaya karar veriyor. Kısa metrajlı bu filmin hem senaryosuna hem de yönetmenliğine imza atan bu kişi Abdulbaki Yavuz. Yavuz, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi. Cannes’ın her sene belli dönemlerde halka açık başvuru aldığını ve bu sebeple yarışma ve gösterime başvurduğunu anlatırken, bu aşamada yarışma bölümüne kabul edilmediğini söylüyor. Fakat bir süre sonra gelen bir elektronik postayla filmin gösteri bölümüne kabul edildiğini öğreniyor. Benim adım kaplumbağa Yoğun iş temposu yüzünden bir senedir ziyaret edemediği babasını görmek için güne uyanan Funda’nın görüntüsüyle başlayan bu kısa metrajlı film, günün sonunda planların hiç de umulduğu gibi gitmediğini gözler önüne seriyor. Funda, sabah işe gidip, kendi işlerini hallettikten sonra babasıyla buluşmak üzere yola çıkar. Bir kır evinde yaşayan babası ise kızını yaklaşık bir senedir görmediği için kendine göre hazırlıklar yapar. Funda yola çıktığında sanki bir senedir görmediği babasını görecek gibi değildir. Erkek arkadaşı olarak tahmin edilen biriyle konuşur, bir tane iş görüşmesi yapar. Yol uzundur ve Funda arabasını bomboş ve upuzun giden yolda sürmeye devam eder. Filmin […]

Derleyen Hakan Çönbez Sıra dışı kariyerinden dolayı “Şeytanın Avukatı” olarak anılan Jacques Verges’in hayatı sonunda belgesel oldu. Sisteme karşı duran ve bugüne kadar Çakal Carlos’tan Miloseviç’e kadar terör ve insanlık suçundan yargılanmış birçok ünlü ismin avukatlığını yapan Verges’in belgeseli Fransız yönetmen Barbet Scroeder tarafından çekildi. Bu yılki Cannes Film Festivali’nde özel seçim filmlerden biriydi.”L’avocat de la terreur“(Terörün Avukatı) adlı belgesel, yaşayan gerçek kahramanının öyküsü… Yönetmen Barbet Scroeder, belgeselde Verges’in sekiz yıl ortadan kaybolduktan sonraki dönüşünü anlatıyor.Bütün dünya tarafından kesin suçlu olarak algılanan ve hiçkimsenin savunmasını yapmak istemediği davaları alan Verges, davalarını “Kopuş Savunması”yla temellendiriyor. Peki nedir bu kopuş savunması? Tayland’da Fransız bir babadan ve Vietnamlı bir anneden dünyaya gelen Verges, Hint Okyanusu’nda, Madagaskar’ın doğusunda Fransa’ya ait küçük bir ada olan La Reunion’da büyüdü. Fransız avukat 22 yıl önce bir söyleşide, savunduğu kopuş savunmasından söz etmişti. 1985’te gazeteci Vivet Kanetti’ye savunmasını şöyle anlatıyor Verges: “Kopuş savunmasında, sanık Sokrates gibi yapar, farklılığını öne sürer. Sokrates döneminde, biliyoruz ki bu tür davalar sanığın felaketiyle sonuçlanırdı. Ama o günden bugüne çok şey değişti. Bugün hiçbir önemli olay yoktur ki Pekin’de geçmiş olup Paris’te yankılanmasın, yorumlanmasın. Çünkü eğer sanık (fikri olarak) teslim olmamışsa, farklılığını öne sürüyorsa, dünyadaki bütün dostlarını etrafında toplar ama bu örgütlenme onu kurtarmaya her zaman yetmez.” Empati kurmakİlk okunduğunda gerçekten anlaşılması zor gibi görünen bu yöntemi Verges “aslında herkes bir açıdan haklıdır” varsayımına dayandırıyor: Bize, sistemin dışına çıkarak kaçırdığımız şeyleri göstermeye çalışıyor. Özellikle davasını aldığı insanları özenle seçiyor. Bu insanlar çoğunlukla bütün dünyanın katil olarak bildiği kişiler. Böylelikle zeki bir manevrayla medyayı, yani sürekli eleştirdiği sistemin en büyük güçlerinden birini kendi yanına çekiyor ve kendi felsefesiyle müşterilerini savunuyor.Kesin bir karara varmadan önce empati kurmamızı, kendimizi suçlu kişinin yerine koymamızı istiyor. Bir anlamda “siz olsaydınız ne yapardınız” sorusunu soruyor ve bununla birlikte iki hakikatten bahsediyor. Tek doğru ya da tek yanlış olmadığını söylemek […]