Şişli’de bir bakkaliye dükkânı soyulmadı, yanlış haber verdik

Basın tarihimizden baskı-sansür-yasak örnekleri derledim. Nasıl bir yerden geldiğimizi hatırlayalım, bilelim diye. “Modern” zamanlara gelmedim..

Basın tarihimizden baskı-sansür-yasak örnekleri derledim. Nasıl bir yerden geldiğimizi hatırlayalım, bilelim diye. “Modern” zamanlara gelmedim..

Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 27 Mayıs 1960, dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlandı ve böylece Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri oldu. Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından 21-22 Mayıs’ta gerçekleştirilen “27 Mayıs Darbesinin 50. Yıldönümü ve Türkiye Siyasetine Etkileri” isimli panelde, o dönemi yaşayanlar, tarihçiler, gazeteciler ve hukukçular tarafından 27 Mayıs, tartışıldı. Darbenin üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen açılan yaranın hâlâ geçmemiş olduğu da bir kez daha anlaşıldı. Panelin “Tanıklıklar” kısmında konuk olan gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak’ın babası Muammer Çavuşoğlu, ulaştırma ve bayındırlık bakanlığı yapmış Demokrat Parti milletvekillerinden biriydi. 27 Mayıs hatıralarını anlatırken kimi zaman gözyaşlarına engel olamayan Ilıcak, “Darbeler her zaman insanları birbirine düşman etti” diyor ve siyasetin kendi kendini daha iyi temizlediğini, siyasette askere yer olmadığını söylüyor. Celal Bayar’ın torunu ve Celal Bayar Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, 1982 öncesine kadar 27 Mayıs’ın Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlandığını ve darbeye “devrim, inkılâp” denildiğini belirtiyor. “Darbe mahkemesinin idam kararı vereceği başından beri belliydi” diyen Naskali, 27 Mayıs’ın kötü tohumlar ektiğini sözlerine ekliyor. Ordu içinde 1960 darbesini örgütleyen Milli Birlik Komitesi üyelerinden Numan Esin ise Naskali’nin kimi sözlerini doğruluyor ve 27 Mayıs’ın sesini duyuran bir devrim, ihtilal girişimi olduğunu söylüyor. Esin, Milli Birlik Komitesi’nden tasfiye edildikten sonra idamların gerçekleştiğini ve hiçbir zaman idamları tasvip etmediğini belirtiyor. “Hukuk ve Anayasa” isimli panelin konuşmacılarından Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin kardeş kavgasına sebep olduğunu, baskı rejimi uyguladığını ve bu sebeple de Milli Birlik Komitesi’nin harekete geçtiğini anlatıyor. Menderes döneminde, Rumların topluca yaşadığı yerlere saldırılar yapıldığını, 5 bin 17 mekânın tahribata uğradığını ve hükümetin bu saldırıları önlemek adına hiçbir şey yapmadığını belirtiyor. “Sertleşen muhalefet ve basının tepkisi DP’nin de sertleşmesine neden oldu ve birçok gazeteci tutuklandı, İstanbul ve Ankara Üniversitesi’nden bazı hocalar kürsülerini kaybettiler, uzaklaştırıldılar” diyen Azrak, […]