“Elbise dolu bu üç kutu beni belediye başkanlığına götürecek”

İlknur Aydoğan Beyoğlu Galatasaray, Yeni Çarşı caddesindeki “iyi” emlakçı Halil Karlık’ı tanımaya gitmiştik biz. Dükkânı kapalıydı. Her esnaf gibi “bir yere kadar gitmişti, gelecekti.” Kapının önünde beklerken, buraya gelmemize neden olan, yaptığı iyilikle tanıştık. Halil Karlık’ın dükkanın önünde üç karton kutu var. Üzerlerinde “sebil, giymediğin eşyaları getir, olmayan faydalansın”, “parasız, ücretsiz giysiler, ihtiyacın varsa çekinme, alabilirsin” yazıyor. Biz kutuların olduğu kaldırımda otururken sanki görünmez bir yönetmen “motor” demiş gibi, insanlar sebile giysi poşetleri atmaya başladı. “Bu çok büyük sevap. Kıyafetleri alanları da görüyoruz, yerine gidiyor yardımlar” diyordu kutuları ilk hareketlendiren Olcay Yitikgil. Biraz sonra başka bir semt sakini, Mehmet Yıldırım elindeki poşetleri kutuya bırakıyordu. Kullanmadığı kışlıkları, küçülenleri getirmişti. “Çok iyi bir şey bu. Semtimizde çok insan var. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları görülüyor” diyordu, her mevsim sonu aynı şeyi yaptığını belirterek. İhtiyaç sahipleri de çok geçmeden kutuların başındaydı. “Çok yardımı dokunuyor”du o kutuların. Hatta “Benzer uygulamaların artması”nı istiyorlardı. Kutuları çekinerek kolaçan edenler ise “Yorum yapmasa daha iyi”ydi. Biz ise “bir kere kadar giden” ustanın yerine “dükkâna” göz kulak oluyorduk sanki. Çok geçmeden geldi “usta”.Elinden geldiği kadar ünlü Sohbeti keyif veren biri Halil Karlık. Gazetecilere yabancı değil. Mülakat vermedeki ustalığını gösterircesine “Sor, onu da sor” diyor bir sorunun ardından. Bir diğerine “Hah, şimdi ona gelsin sıra” diyor. Konuşurken, birden durup “Bu kelimeyi çok seviyorum” vurgusunda bulunuyor. Naifliğini kaybetmiyor yine de. Hani aile eşrafında bir tanıdığınız vardır; hep aynı, basit esprileri yapar. Yine de güldürür sizi. Her seferinde aynı şekilde gülmezsiniz belki ama en azından içinizde tebessüm uyandırır bu samimi çaba. Halil Bey’le konuşurken buna benzer bir şey de hissediyorsunuz. İşte o yüzden “Medyatik olmayı çok seviyorum” ya da “Elimden geldiği kadar ünlüyüm” sözleri batmıyor size. Sevimsiz gelmiyor. 56 yaşındaki Halil Karlık, 41 yıldır Beyoğlu’nda yaşıyor. Evli. Kendini anlatmayı seviyor. “Tekstilin tam ortasındaydım” diyor yıllarca uğraştığı işi tarif ederken “Yugoslavya’ya ihracat yaptım. Orada savaş […]

Kadınların sesiyle “Kadından Kentler”

İlknur Aydoğan Yazar Murathan Mungan’ın son kitabı “Kadından Kentler”, önceki gün Santralistanbul’da gerçekleşen özel gecede okuyucuya farklı bir şekilde tanıtıldı. Sinemanın, müziğin, tiyatronun önemli kadın isimleri Mungan’ın hikâyelerindeki kadınlar oldular ve hikayelerden parçalar okudular. Türkiye’nin 16 şehrinde geçen kadın hikayelerinden oluşan kitabın özel gecesinde Macide Tanır, Nedret Güvenç, Ayla Algan, Arsen Gürzap, Bennu Yıldırımlar, Türkan Şoray, Müjde Ar, Sezen Aksu, Derya Alabora, Jülide Kural, Başak Köklükaya ve Suzan Avcı vardı. Kenan Işık’ın sunduğu gecede mekan Santralistanbul’daki Enerji Müzesi’ydi. Davetlilerin ve basının toplandığı alandan yüksekte bir balkonda, her zaman bir araya gelmesi mümkün olmayacak kadınlar yanyanaydı. Tam olarak bir tiyatro sahnesi dekoru olmasa da kitaba fon oluşturacak bazı şeyler vardı hikâye kadınlarının yanında; gelinlik, dansöz kıyafeti giyen cansız mankenler, bavul ve komodin. Ayrıca salonun girişinde otogar sahneleriyle dolu bir film oynuyordu ve önünde türlü kadın ayakkabıları vardı. Bu ufak prodüksiyon bir kitap için, “Kadından Kentler” için hiçbir şeydi, zira yukarıda prodüksiyonun alâsı yapılıyordu. Kültür ürünlerinin birbiriyle iç içe geçmesine alışkınız ama bunun kanlı canlı insanlarla, kanı canı bize, Murathan Mungan’a mal olmuş kadınlarla gerçekleştirilmesi geceyi bambaşka bir hale getiriyordu. İlk hikâyeyi oyuncu Arsen Gürzap okudu, ardından Jülide Kural. Türkan Şoray farkı Sırası gelen o tanıdık sesler, sevdikleri yazar Murathan Mungan’ın kelimelerini okuyorlardı. O akşam “Okuma Akşamı’” olarak geçiyordu, okunan bir şeyi izlenebilir hale getirmek için isimler de mükemmeldi ama dinleyicilerin yekten izleyici olduğu an Türkan Şoray okumaya, oynamaya, yaratmaya başladığı andı. “Geceye damgasını vuran” yakıştırması belki oradaki bütün kadınlar için geçerli olabilir ama o akşam herkesi büyüleyen isim Türkan Şoray’dı. Aşağıdan ona bakan gözlerin hayranlığı bir yana, yanındaki kadınlar da onun oyunculuğuna tanık olmanın keyfini yaşadılar. Sezen Aksu, Müjde Ar, Ayla Algan, Bennu Yıldırımlar.., oradaki 12 kadının hepsi de hakkını vererek okudular öyküleri. Murathan Mungan’ın teşekkür konuşmasıyla sona eren okuma akşamının sonunda, Mungan’ın sihirli kelimeleri 12 kadının sesiyle Enerji Müzesi’nin atmosferine […]

Yarışma endüstrisi

İlknur Aydoğan En istikrarlı yarışma Bir yarışma endüstrisi haberi yaptığımıza göre, selam göndermemiz gereken bir yer var aslında. Yıllardır değişmeden devam eden “Bir Kelime Bir İşlem”, TRT’nin imaj tazeleme gereği duymadığı bir yapımı. Sunucusu, yarışmacısı değişiyor ama kullanılan dil ve moda hep aynı bu programda. Kravatlı, ‘sayın’lı konuşmalar arasında hiç “biraz yardım etseniz” gibi mağdurluk ifadesi yok. İsteyen kelimeleri buluyor, isteyen işlemleri çözüyor; danışmanlara soruluyor ve puanlar hesaba yazılıyor. Büyük paralar kazanılmıyor, teselli hediyesi olarak kitap veriliyor. Sunucusu ise oyuncu Levent Ülgen. Neden izleniyor? İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Haluk Üçel yarışma formatındaki programlarla ilgili şunları söylüyor: “Televizyon seti, bir ritüel, bir olayın gerçekleştiği yer; bir kısmı kazanıyor, bir kısmı kaybediyor. Hayatı temsil etme durumu var. Sunucu ilahi adaleti temsil eden, koruyan, cezalandıran kişi oluyor. Sanki bir tapınak gibi, orada dua edenler var, talep edenler var, o da dağıtıyor. Kimine veriyor, kimine vermiyor. Toplumu iyi tanıyan, dili iyi kullanan, popüler kültüre yakın olan başarılı oluyor. İzleyici açısından şöyle bir çekicilik var; izleyici katıldığı anda programı izleyebilir ve devam edebilir. Daha önce bir bilgiye ihitiyaç yoktur. En çok ilgi çeken yarışma programları şans oyunları üzerinden yürüyor. Bu, kitleleri heyecanlandırıyor. Hayatın böyle bir şans oyunu olması gibi bir algılama var. İzleyici kitlesi yarışmacıyla özdeşleşiyor. Orada o kişinin ne yaptığı önemli değil; kendisi kazanıyor, kendisi kaybediyor, bu da oldukça çekici. Özellikle ekonomik sorunların yüksek olduğu dönemlerde, bir şekilde kolay bir kazanca ulaştırdığı için büyük izleyici kitlesi çekmesi normal.”

Arkadaşım, şaka yapma!

İlknur Aydoğan Onlar aslında ünlü olmaya çalışan, iki bahtsız oyuncu. Bu yüzden smokin giyiyorlar. Sürekli azar işittikleri karanlık bir yönetmenleri var. Ama o en çok şaka yapmalarına kızıyor. Tolga Çevik nedenini şöyle açıklıyor: “Şaka bizi engelleyen bir şey. Sadece durum komedisi var bu programda. Yani bir usta-çırağın, yapamadıkları şeyin komik görünmesi olay. Şaka yapan çok program var. Onların riski şaka yapmaları. Her şaka herkese uymayabilir. O yüzden bu program herkese uyuyor. 50 sene sonra da seyredilecek bir şey bu. Çünkü içinde şaka yok. Tarihi geçmeyecek, tükenmeyecek.” Modern meddah gösterisi Programın asıl mimarı Tolga Çevik. Plato Film, ona bir proje yapmasını teklif ediliyor. Sonrasını şöyle anlatıyor Çevik: “Benim aklımda daha kenarları tam törpülenmemiş bir proje vardı. Onu ne yapalım, ne edelim derken, ‘bir tane de üstat lazım buraya’ dedik. Kafamdaki şey için sizi yontacak biri. Bu da Salih Kalyon’du. Bu proje metni olmadığı ve sağı solu belli olmadığı için çok zor. Ben de o konuda tecrübeme çok da güvenemiyorum hakikaten. Tek başına yapılacak bir şey değil çünkü bu. Böyle bir şans atışı yapıp, Salih ağabeye, ‘arzu eder misin?’ diye sorduk, kabul etti de şimdi gülüyoruz.” Salih Kalyon yaptıkları işin kökünde orta oyunu, meddahlık olduğunu söylüyor ve bunun gülmece tarihimizde önemli bir yeri olduğunu belirtiyor: “Bu modern meddah gösterisi. Ama meddah tek kişidir, biz bunu diyaloga dönüştürdük, Karagöz, Hacivat olduk. Televizyonda yayımlandığı için adı televizyon programı oluyor. Ama özünde tiyatro yapıyoruz. Bizim toplumumuz meddah, Karagöz tiplemeleriyle biliyor tiyatroyu. Bu topraklarda öyle bir kültür vardı.”“Tutmamasına imkân yoktu” Aslında programı izleyen ve bu formatın yurtdışından gelip gelmediğini merak edenlere de bir cevap oluyor usta oyuncunun dedikleri. Bir taraftan da her farklı şeyin yurtdışından geldiği kanısından hiç hoşlanmıyor Kalyon. İlkin Plato Film Okulu’nda, 80 kişilik bir salonda oynayıp çektikleri program, Kasım sonundan itibaren 650 kişilik, Ferhan Şensoy Tiyatrosu’na ait bir salonda devam ediyor. Seyirci katılımı […]