HaberVs

HaberVs

Dizi sektöründe imitasyon devri

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.comMedium: Zeliha’nın gözleriAllison DuBois’nın gerçek yaşam öyküsünden uyarlanarak çekilen NBC’nin “Medium” isimli dizisi Türkiye’de “Zeliha’nın Gözleri” adlı Türkçe formatıyla STAR TV’de karşımıza çıktı. Her iki dizinin başkarakteri de işlenmiş cinayetleri ve insanların geleceklerini görebiliyor ve cinayetlerin çözümünde polise ve insanlara yardım ediyor. Lost: GölTüm dünyada olduğu kadar Türkiye’de de geniş bir izleyici kitlesine sahip olan “Lost”un Türk versiyonu ise henüz yayınlanmaya başlamadı. Şu anda YouTube gibi video paylaşım siteleriyle sesinin duyurmayı başaran “Göl” isimli dizi, merakla bekleniyor. Grey’s Anatomy : DoktorlarShow TV’nin sevilen dizisi “Doktorlar” da Dizimax’te yayınlanan “Grey’s Anatomy” isimli yabancı dizinin bire bir kopyası.Dawson’s Creek: Kavak YelleriKanal D’de yayınlanan “Kavak Yelleri”, cnbc-e’nin sevilen dizisi “Dawson’s Creek”in tam anlamıyla Türk uyarlaması. Bu iki dizi, senaryodan karakterlerin davranışlarına ve fiziksel özelliklerine kadar pek çok noktada benzeşiyor. Örneğin karakterler açısından bakıldığında, Deniz’in Dawson, Aslı’nın Joey, Mine’nin Jen, Efe’nin de Pacey olduğu açık seçik anlaşılıyor. ________________________________________________HaberVs’yi Facebook sayfamıza üye olarak da izleyebilirsiniz—————————————————————————————————————————— 24: Mahşercnbc-e’de yayınlanan “24” kadar etkileyici bulunmadığından mıdır bilinmez, atv’de yayınlanan “Mahşer” isimli taklit dizi kısa bir süre sonra yayından kaldırıldı. Sabrina: Acemi CadıOrijinaline sadık kalınarak çekilen bir diğer Türk dizisi ise “Acemi Cadı”. Sihir yapabilen bir lise öğrencisi genç kızın hayatını anlatan ve çocukların ilgiyle izlediği Sabrina seneler sonra Türk yapımcılar tarafından yeniden keşfedilince ona içerik olarak tıpatıp benzeyen Acemi Cadı Türk televizyonlarında yayınlanmaya başladı.My Name Is Earl: Hakkını Helal Etcnbc-e’nin bir başka sevilen dizisi “My Names Is Earl”, “Hakkını Helal Et” adıyla Türkçeleştirilip dini bir dizi formatına çevrildi. Orijinalinde sit-com olarak çekilen dizi, STV’de dini mesajlar veren bir diziye döndü.

Yeni sosyal güvenlik yasası: Nihayet düzgün, anlaşılır bir izah…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Gazetecilerin kokmaz-bulaşmaz insanlar olmaları gerektiğine dair; işlerinin “olan bitenin fotoğrafını çekmek”ten ibaret olduğuna dair eski tip “objektiflik” giderek tedavülden kalkıyor. Onun yerine gazetecinin de bir tavrının, bir siyasi-ideolojik yaklaşımının olabileceğini, olması gerektiğini kabul eden, “dürüstlük ve hakkaniyet duygusu” sayesinde bu yeni gazeteciliğin muhtemel sakıncalarının ortadan kaldırılabileceğine inanan bir anlayış giderek güç topluyor.Fakat tabii ideal bir durumdan söz ediyoruz… Biliyoruz ki, özellikle Türkiye’de bu yeni tip “sübjektif” gazeteciliği tercih edenlerin gazetecilik pratikleri bir felaket: Bol sübjektivizm ve fakat pek az dürüstlük ve hakkaniyet! Sonuç: Herkesin kendi kampının ezberini güçlendirecek haberlere abanma ev bu uğurda icabında haber gizlemeyi, manipülasyonu ve dezenformasyonu göze alma… Bu kötü gazeteciliğe bir de tembellik eklenince işler iyice felaket bir durum arz etmeye başlıyor.Bu uzun girişi, son günlerin en tartışmalı konusu yeni sosyal güvenlik yasasına ilişkin haberlere atıfla yazdım. Fazla toptancı bulabilirsiniz yaklaşımımı. Fakat ne yapayım, beni yalanlayacak hiçbir haberle karşılaşmadım bugüne kadar. Yeni yasanın ne getirip ne götürdüğüne ilişkin her yeni haberi okuyup bitirdiğimde canım biraz daha sıkıldı. Ve nihayet bugün Vatan’da okuduğum bir haberle yüzüm güldü. Nihayet neyin ne olduğunu anladım.Tümünü aktarıyorum, eminim okuyup bitirdiğinizde siz de benim gibi düşüneceksiniz. Emekli aylığı hesabında büyüme katkısına tırpan(Vatan gazetesi, 12 Mart)VATAN, kazanılmış hakları geriye götürüp götürmediği çok tartışılan paketi mercek altına aldığında mevcut çalışanlar için en önemli gelir kaybının emekli aylığını belirleyen bağlama oranlarında olduğunu tespit etti. İşte çalışanı yakından ilgilendiren ve kazanılmış hakları geriye götüren en önemli değişiklikler:Büyümenin yüzde 70’i uçuyorEmekli aylığı belirlenirken bir ortalama kazanç rakamı üzerinden gidiliyor. Mevcut yasada ortalama kazanç her yıl TÜFE ve ekonomik büyüme oranlarında artışla güncelleniyor. Diyelim ki emekliliğe esas maaşınız 1000 YTL. Bir yıl sonrasında TÜFE yüzde 10 oldu, Türkiye GSMH’si de yüzde 10 büyüdü. O zaman ortalama kazanç, 100 YTL’si TÜFE’den, 100 YTL’si de büyümeden olmak üzere güncellenirken 1.200 YTL’ye çıkıyor. Ancak yeni yasa TÜFE katkısını aynen […]

Sıradışı bir oyun

İşvecan Nur Özeniozen@medyakronik.comKamera: Erdem Özüereozuer@medyakronik.com Klasik bir tiyatro değil bu. Türkiye’de bilindiği söylenemez. Comedia Dell’Arte dünyada geleneksel İtalyan komedisi olarak tanınıyor. Farklı dillerde ve masklarla oynanıyor. Üstelik bu dilleri bilmeniz gerekmiyor. Çünkü oyundaki hareketler her şeyi anlatıyor. Bu tiyatronun ustası Antonio Fava geçtiğimiz günlerde “Pulcinella’nın Savaşı” adlı oyunuyla İstanbul’da Kenter Tiyatrosu’nda rol arkadaşı Merve Engin ile birlikte sahne aldı. İki saat aralıksız oynanan oyunda izleyiciler çok güldü ve eğlendi. Oyun maalesef sadece tek gecelikti. Antonio Fava’yı önümüzdeki yıla kadar beklemek istemeyenler haberimizi kaçırmasınlar!

Geri dönecekler!

Barselona’daki Deniz Bilimleri Enstitüsü (ICM) bilim adamlarının yürüttüğü araştırmanın sonuçları, Akdeniz’in son yıllarda yaşadığı denizanası sorununun artarak süreceğini gösteriyor. Araştırmacıların kentin turistik bölgesi Costa Brava açıklarında yaptığı çalışmaya göre, kışın üreyen, “mauve stinger’’ olarak isimlendirilen Pelagia noctiluca türü, karanlıkta parlayan tek hücreli denizanaları İspanya sahillerinde yeni bir istilaya hazırlanıyor. Araştırma, denizanalarının sadece yaz aylarında değil, yıl boyunca üreyerek çoğaldıklarını ortaya koydu. Bilim adamları, Kasım 2007 ile Ocak 2008 arasında Katalan sahili boyunca değişik ebatlarda dört ile 10 denizanasından oluşan 30 sürü buldu. Küresel dengesizlikICM araştırma profesörü Josep-Maria Gili’ye göre, bu sürüler geçen sonbaharda üredi. Yaz aylarında gerçekleşecek gel-git olayları, milyonlarca denizanasını derin sulardan iç kısımlara taşıyarak yeni bir istilaya neden olacak. Sahillerde gözlemlenen denizanası yoğunluğunun ilgilendikleri ana nokta olduğunu belirten Profesör Gili, bu türün artışındaki en önemli nedeni, aşırı balık avlanması sonucu denizlerde meydana gelen küresel dengesizlik olarak görüyor.Denizanalarını yiyerek beslenen kılıç balığı ve kırmızı ton balığı gibi büyük türlerin sayısı yanlış avlanma nedeniyle büyük oranda azalma gösterdi. Aynı zamanda sardalye ve ringa balığı gibi deniz canlılarıyla beslenen daha küçük balıkların sayılarında da önemli ölçüde azalma meydana geldi. Yara bandıKüresel ısınma, denizanalarının üremeleri için ideal koşulları da beraberinde getirdi. Bu durum 10 yılda bir meydana geliyordu, ancak son dönemlerde sıklaştı ve geniş alanlara yayılarak daha sık ortaya çıkmaya başladı. Gili, “Son dönemde meydana gelen büyük artış, bir şeylerin yanlış gittiğini yönünde denizden gelen bir mesaj. İnsanların, özellikle yetişkin balıkların denizde önemli bir rol üstlendiğinin acilen farkına varması gerekiyor. Aşırı balık avlanma ve avlanabilecek balık türleri konusundaki kanunları bir an önce yeniden düzenlemek zorundayız’’ dedi: “Denizanası popülasyonundaki artış; Japonya, Namibya, Alaska, Venezüella, Peru, Avustralya gibi birçok ülkede tespit edildi. Bu, uluslararası bir sorun.’’ Geçtiğimiz yaz İspanya’da, halk denizanaları hakkında uyarıldı ve bir sürü ile karşılaşmaları durumunda yetkilileri haberdar etmeleri istendi. Fakat söz konusu “alarm durumu” yaz aylarının sona ermesiyle birlikte bitirildi. […]

Sokağın Dili: “Kredi kartı olmasa ne yapardın?”

Akman Yengin – Uğur OrakçıKamera: Ersan Bayram – Asım Can Yılmazsokakdili@medyakronik.com Ülkemizde her geçen gün çoğalan kredi kartı kullanımını sorguladık. Bakalım sokaktaki insan “Kredi kartı olmasa ne yapardın?” sorusuna ne cevap verdi?

‘Kötü adam’ın fevkalade iyi hayatı

Meltem Ürütmurut@medyakronik.com Kenan Pars, Türk filmlerinin klişe senaryolarındaki kötü adam rollerinin vazgeçilmezlerindendi. Hem sarışın hem mavi gözlü olması, Erol Taş misali değil de kent soylu, mevki sahibi zengin kötü adam rollerini canlandırmasını sağladı. Filmde kötü adamsa eğer ki, hep öyleydi, başroldeki kızı büyük bir hırsla sevgilisinden ayıran zengin bir işadamı olarak izleyicileriyle buluşurdu. “İlk filmimde Turhan Seyfioğlu’nun, vuran kıran bir adamını oynadım. Kötü adamı yani. Sinemaya jön olarak değil, kötü adam olarak girdim öyle de kaldı” dediği röportajında, “Jönü de oynadım tabii. Bizde jön denen adam iyi adamdır. Oysa ben kötü roldeki jönüm” diye özetliyordu 500’den fazla film sığdırdığı on yıllarca süren sinema yaşantısını. Alaylı olarak girdiği sinemayı çok sevip birçok karakter oyuncusunun aksine yönetmenlik ve yapımcılık da yapan Kenan Pars, belleklerde kötü adam olarak yer etmesinin kırgınlığını da şöyle anlatıyordu: “Ne teklif gelirse gelsin, ben hep kötü adam oldum. Bu büyük bir dezavantajdı. Ne iyi bir rol gelir, ne de parası iyidir. Oysa kötü adam olmasa, jönler nasıl sivrilip sevilir.” “Mezarımda ne yazdığının önemi yok” Bir röportajda, “Oyunculuk dünyanın en güzel mesleği bence. Hiç pişmanlık duymadım. Şimdi teklif gelse, film setine parende atarak giderim” diyecek kadar tutkundu oyunculuğa. Türk sinemasının bunca çıkış yaptığı, dizi sektörünün bu kadar canlandığı bir dönemde Kenan Pars teklif almadı elbet ve bu röportajdan bir yıl sonra 88 yaşında hayata gözlerini kapadı. Kimi haber bültenleri kızının söylediklerine atfen “Son nefesinde Müslüman oldu. Kelime-i şahadet getirerek öldü” diyerek duyurdu Türkiyeli Ermeni Kenan Pars’ın ölüm haberini. Ama dinlerin ve ırkların üstünde bir yerdeydi:“Müslüman da ölebilirim. Mezarımdaki tabelada bundan sonra ha Müslüman, ha Hıristiyan yazsın, benim için hiçbir şey fark etmez. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Üsküdar’da doğdum. İstanbul’a döndük. Ailem 500 yüzyıllık Türkiyeli, ben 83 yıllık Bakırköylüyüm. Benim için Türk, Ermeni, Arnavut, Çekoslavak yok. Benim için Türkiye var. Sonuçta bu coğrafyanın çocuğuyum. Niye birbirimize ters bakalım? Arnavutu, Lazı, […]

Futbolun teknolojisi

Ersan Bayram1990’larda bilgisayar teknolojisinin sporda kullanılması mevcut yapıyı tamamıyla değiştirerek sporda yeni bir çağı başlattı, artık maçlar sırasında hangi futbolcunun kaç kilometre koştuğundan frikik atışlarının kaleye uzaklığına dek her şey ölçülebiliyor. Teknoloji geliştikçe daha matematiksel bir hale bürünen futbol, gittikçe bilgisayar oyunlarına benzer oldu. Bacasız endüstri olarak anılan ve milyarlarca doların döndüğü bu sektörün ulusal ve uluslararası dev organizasyonlarında ürettikleri malzemelerle yer almaya çalışan firmalar da teknolojinin olanaklarından sonuna kadar yararlanarak pazardan daha büyük pay kapma yarışına girdi. Performans arttırıcı formalar Üstün performans teknolojisiyle donatılan formalar; nem emici materyaller, ağ tabakaları ve kaynaklama teknolojisi kullanılarak üretiliyor. Eski modellere göre çok daha fazla avantaja sahip olan formalar; arkasında bulunan iki parçalı özel ağ kumaşı ve iç kısmında yer alan küçük delikler sayesinde futbolculara daha rahat hareket imkânı sağlıyor. İklim ve hava koşullarını da düşünen firmalar nem ve sıcaklığa bağlı olarak vücut ısısını düzenleyen ve “cool motion” denilen forma ve şortları da üretti. Astarı havayı geçiren polyester mikro liflerden, dış yüzeyi ise pamuklu kumaştan oluşan bu forma ve şortlar adeta bir baca işlevi görüyor. Oyuncu hareket ettiği zaman, iki tabaka arasında giysinin alttaki havalandırma açıklığından giren hava ısınırken, alttan giren yeni hava da, bu sıcak havayı yukarıdaki açıklıktan dışarı atıyor. Böylece vücut ısısı dengede kalarak nem de dağıtılmış oluyor. Lastik üreticilerinden futbol ayakkabısı En hafif ve en rahat ayakkabıyı üretme yarışında olan spor markaları da, sponsoru oldukları futbolcular üzerinde ayakkabı testi yaparak ürünlerini geliştiriyor. Futbolun giderek daha hızlı oynanması ve top kontrolünün güçleşmesi spor markalarının bu konuya yoğunlaşmasına neden oldu. Yeni nesil kramponlar sayesinde futbolcular her türlü hava ve saha koşulunda en üstün performansı gösterebiliyor. Örneğin, Umbro markası bir ilke imza atarak, otomobil lastiği üreten Michelin’le beraber eşsiz top kontrolü sağlayan yeni bir futbol ayakkabısı hazırladı. Yeni futbol ayakkabısı X Boot III’ün topla temas eden kısımları için silikon bazlı yeni bir doku […]

Türban’da başa dönüldü

AA/Medyakronik Danıştay 8. Dairesi, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın rektörlüklere gönderdiği, üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını sağlayan yazıyı “genelge” kabul ederek oybirliğiyle yürütmenin durdurulması kararı verdi. Danıştay’ın kararından sonra türban yasağında yine başa dönülmüş oldu. Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerinde yapılan değişikliklerden sonra YÖK Başkanı Özcan 24 Şubat’ta rektörlüklere, ”Başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören değişikliklerin yapıldığı Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığına” ilişkin bir yazı göndererek üniversitelere türban ve başörtüsüyle girebilmenin önünü açmıştı. Ama söz konusu yasa değişikliği farklı yorumlandığı için kimi üniversiteler yasağı uygulamaya devam ederken, kimi de türbanlı öğrencilerin öğrenimlerine devam edebilmelerini sağlamıştı. Bazı öğretim üyesi dernekleri de YÖK Başkanı Özcan’ın gönderdiği yazının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmıştı. Avukat Fikret İlkiz, Danıştay kararının hukuka uygun olduğunu belirterek, “Zaten Anayasa’da yapılan değişiklikler türban yasağını kaldırmıyordu. Danıştay’ın verdiği bu karar TBMM’nin bir kanun çıkarması gerektiğine işaret ediyor. Bu yapılmazsa yasak sürer” dedi. “YÖK Başkanının yazısı kanunsuz” Danıştay 8. Dairesi, YÖK Başkanı Özcan’ın rektörlüklere gönderdiği yazılı bildirimi yetki unsuru yönünden kanuna uygun bulmadığını belirterek, “YÖK Başkanı’nın tek başına işlem tesis etmek suretiyle düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığına hükmetti”. Daire, YÖK Başkanı imzasıyla gönderilen genelgenin, ”başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören değişikliklerin yapıldığı Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığı” yönünde rektörlüklere yapılan bir bildirim olduğunu vurguladı.Genelgede, bazı kız öğrencilerin başlarını örtmekte kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkını kullanamadıkları belirtilerek, “Söz konusu Anayasa değişikliği gözönünde bulundurulmak suretiyle uygulama yapılmasının kamu görevi ifa eden yükseköğretim kurumlarının yöneticilerinin görev, yetki ve sorumluluğundadır. Genelge bu haliyle yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine ilişkindir. Yükseköğretimin planlanması, düzenlenmesi ve yönetilmesine dair bir düzenlemeyi içermektedir” dendi. Oybirliğiyle dudurma Kararda genelgenin Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 2547 sayılı Yasa uyarınca belirlenen görev alanı içinde yer aldığı belirtilerek, “Yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyetinin gerçekleştirilmesi ve yükseköğretimin planlanması, […]

İki yeni araç yollarda

BilgehanAykulbaykul@medyakronik.com Otomobil severlerin merakla beklediği iki yeni araç Mart başında Türkiye yollarına çıktı. Yeni Ford Focus ve Fiat Bravo, fiyat ve donanımlarıyla ‘C’ segmentine yeni bir hava getirdi. Her parçası yeniden yorumlanan FocusFord Focus’un yeni modeli ilk bakışta eski çizgilerini halen koruyormuş gibi görünse de, esas değişikliği otomobile binince hissediyorsunuz. Kaliteli ve ergonomik bir çizgiye oturtulan ön konsol, kullanıcıya rahat bir sürüş sağlıyor . İç mekanda kullanılan plastik kalitesindeki artış aracın en büyük artısı. Hatchback versiyonunda, önden bakıldığında daha kaslı görünen gövde yapısı aracın arkasına doğru gelindikçe yüksek sütuna yerleştirilen arka park lambaları yüzünden bu görüntüyü tamamlayamıyor. Eski sedandaki klasik çizgi ise yeni Focus sedanda da devam ettirilmiş. Teknoloji, emniyet ve fiyatFocus’taki teknolojik yenilikler gerçekten ilgi çekici. Karanlığa duyarlı far sistemi sayesinde hava karardığında otomatik olarak yanan farlar sürüşe duyarlı hale getirilmiş. Ayrıca elektrohidrolik direksiyon sayesinde otomobili Standart, Comfort, Sport olmak üzere üç farklı şekilde yönetebiliyorsunuz. Elektrohidrolik direksiyonun hafifliği de park sırasında avantaj sağlayan özelliklerden biri. EuroNCAP güvenlik testinden beş yıldız alarak alnının akıyla çıkan Focus, Türkiye’de 1.6 litrelik dizel ve benzinli motor seçenekleriyle satışa sunuldu. Benzinli versiyonunda 100 hp ve 115 hp, dizel versiyonunda ise 109 beygir seçenekleri bulunan otomobilin başlangıç fiyatı 34.000 YTL. Ford Focus’un en üst özelliklere sahip modelinin fiyatı ise 44.500 YTL’ye kadar çıkabiliyor. Sıradışı olmak isteyenlere BravoFiat’ın “Sıradışı Olmayı Bilenlere Bravo” sloganıyla piyasaya çıkan yeni modeli Bravo da Türkiye’de satılmaya başlandı. Bravo bir buçuk senedir İtalya’da yollardaydı. Birinci nesil Bravo’dan hiçbir eser taşımayan, sönük model Stilo’nun izlerini unutturan yeni Bravo, sportif tasarımı ve yeni motor seçenekleriyle göz dolduruyor. Markanın kurtarıcısı Grande Punto’nun ardından daha fazla özen gösterilerek üretilen Bravo, ‘C’ segmentinde kendine iyi bir yer bulmakta zorlanmayacak gibi gözüküyor. Tasarım, motor ve fiyatİnsanların kafasında oluşan marka izlenimini bir anda silen bir otomobil Bravo. Geçmişteki hatalardan fazlasıyla ders alan Fiat, yeni Bravo’nun tasarımıyla ön plana çıkmasını […]

Moda haftası modası

Özgecan OkayModa haftası… İlginçtir, tasarımcıların ve moda evlerinin, en son ürünlerini sergilediği bu etkinlik türüyle II. Dünya Savaşı günlerinde tanıştık. İlk moda haftası, 1943 yılında New York’ta düzenlendi. Amaç, Avrupa’ya seyahatin savaş nedeniyle güç olduğu o günlerde dikkatleri biraz olsun, modanın merkezi Fransa’dan Amerika’ya çekebilmekti. İşe de yaradı. O ana kadar sayfalarını Fransız modacıların ürünleriyle dolduran Voguegibi dergiler, Amerikan modasına da yer verir oldular. Savaşın sona ermesiyle Paris, birkaç sene boyunca sallanan tahtını geri almakta gecikmedi. Ancak bu kez kendi kıtasında iki rakibi daha vardı: Londra ve Milano, çok geçmeden New York’taki etkinliğin bir benzerini organize ederek kendi moda haftasını başlattı. Paris, bu “moda”nın karşısında daha fazla direnemedi ve 1973’te, bugünkü formatında bir moda haftası düzenlemeye başladı. 2000’lere gelindiğinde “bu işte ben de varım” diyen kentlerin sayısı 40’ı geride bırakmıştı. Moda başkentleri Şubat ayı moda meraklılarının ve sektörün heyecanla beklediği bir ay… Modaya yön veren bu dört kent, sırasıyla New York, Londra, Milano ve Paris, dünyanın en gözde mankenlerin “catwalk” (kedi yürüyüşü) şovlarıyla taçlanan ve yaklaşık bir hafta süren etkinlikler düzenliyor. Tutkunları için yorucu geçen, yılın bu ilk bu maratonunun Paris’teki son halkası, 23 Şubat 2008’de başladı ve 3 Mart’ta sona erdi. Paris Moda Haftası’nda, 2008 sonbahar/kış dönemi kreasyonlarının sergilendiği defilelerde öne çıkan işler, Yves Saint Laurent’in Ortaçağ askerlerini andıran gotik tasarımları ve ilginç makyajları, Alexander McQueen’in İskoç kökenlerinden esinlenerek oluşturduğu romantik yaklaşımı ve Louis Vuitton’ın Anadolu semazenlerinden ilham alarak hazırladığı tasarımlar oldu. Türban rüzgârı Ünlü İtalyan markası Dolce&Gabbana’dan sonra Robert Normand da koleksiyonunda türbana yer verdi. Normand, hem klasik hem modern çizgileri barındıran yeni koleksiyonunda türbanı fiyonk şeklinde kullandı. Normand’ın tasarımlarında özellikle 1920’li yılların -Art deco- stili ile 1970 ve 1980’li yılların modasından etkilenildiği gözlendi. Modacılar, Rus modacı Igor Chapurin’in ise ünlü yazar Tolstoy’un “Anna Karenina” romanının kahramanından esinlendiği yorumunda bulundu. Rus modacının tasarımlarında çok fazla kürk kullanması hayvan […]

Sekreter Brook’tan Senarist Diablo’ya

Çeviri: Duygu Ertürkderturk@medyakronik.com Gerçek adı Brook Busey. 14 Haziran 1978 doğumlu. Katolik olarak büyümesine rağmen, bir yıl boyunca striptizcilik, sonrasında telefonla seks operatörlüğü yaptı. Bir süre sekreter olarak çalıştı. Kurduğu blogda “darling girl” ismiyle yazıları yayınlanıyordu. Güçlü kalemi, o blogda keşfedildi. Ardından, “Candy Girl: A Year in the Life of an Unlikely Stripper” (Şeker Kız: Başarısız Bir Striptizcinin Hayatından Bir yıl) isimli kitabı yayımlandı.Senaryosunu, bir arkadaşının hayatından yola çıkarak kaleme aldığı ‘Juno’ adlı film ona En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar getirdi. Sıradaki projesi, hikayesi Steven Spielberg’e ait olan bir sitcom. News Blaze adlı dergiden Prairie Miller’ın Cody ile söyleşisi hayli sıradışı… İsminin anlamı ne?Onu ben uydurdum! ‘El Diablo’ adlı şarkıyı dinliyordum. Nedendir bilmem, gece geç saatte eve dönerken, arabayı çok hızlı kullanıyordum. Arkadaşım yavaşlamamı söyledi. O an hissettiğim şuydu: “Hayır, şu anda bu arabayı Brook değil, Diablo Cody kullanıyor.” O an arabayı pervasızca kullanan kişi başkasıydı sanki. Yani bir yere yetişmemiz gerektiğinde direksiyona Diablo Cody geçiyordu. Arkadaşlarının yanında Brook musun, Diablo Cody mi?Arkadaşına göre değişir. 2003’ten beri isimler karışımı içindeyim. Neden striptiz yaptın?Blogculuk beni bu yola itti. Öyle bir noktadaydım ki, artık blogumda söyleyecek sözüm kalmamıştı. Sonra bir gün striptiz yaptım ve ne kadar eğlenceli olduğunu gördüm. Beni düşünmeye sevk etti. Bu konuda yazdıklarım ilgi gördü. Bu da blogum için iyi oldu.Striptiz yapmanın sebebi sadece blog muydu yani?Komik, değil mi! Dünyanın en kötü striptizcisiydim. Ama gecede iki saat dans ederek tam 100 dolar kazanıyordum; bu müthiş bir şey. Bunu yaparak, araba bile alabilirdim. Minnesota çok soğuktur ve karlı havada otobüs beklemek gerçek bir kâbustur. O yüzden, araba alana kadar bu işi yapmaya karar verdim. Striptiz yaparken beyin hücrelerini geliştirmek zorunda bile değilsin. Bağımlılık yapıcı!Merakımı hoşgör ama erkeklere cilve yaparken, kendini aşağılanmış hissetmedin mi?Ben doğduğumdan beri erkeklere cilve yapıyorum! Şaka! Aslında aşağılayıcı bir şey bu… Ama biliyor musun, sekreterlik yapmak, […]

Şeriat dedikleri…

Ferda Balancarfbalancar@medyakronik.com Sami Zubaida, İslam toplumlarında toplumsal değişimle birlikte farklılaşan siyaset ve devlet yapısı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Zubaida, “İslam Dünyasında Hukuk ve İktidar” adlı bu kitabında İslam toplumlarında hukuk ve iktidar ilişkisini kapsamlı şekilde ele alıyor. Son yıllarda sadece İslam dünyasında değil Batı’da da en çok tartışılan kavramlardan biri olan şeriatın tarihsel ve teolojik temeline dayanan İslam hukukuyla ilgili söylem ve uygulamaların tarihsel süreç içindeki evrimi ile uğradığı dönüşümlerin nasıl geliştiğini inceliyor. Zubaida’nın kitabının en önemli yönü konuyla ilgili oryantalist ve yeni oryantalist yaklaşımların tam tersini savunuyor olması. İslam toplumlarının sekülerleşmeye kapalı olduğunu, son dönemlerdeki “radikal” siyasi hareketlerin yarattığı İslami uyanışla birlikte dinin kitlelere “hayat verebilecek” tek ideoloji olduğunu öne süren pek çok oryantalist ya da yeni oryantalist olarak tanımlanabilecek Müslüman veya Batılı yorumcunun tersine Zubaida, bu hareketlerin doğrudan hedefinin iki yüz yıldır Mısır, Türkiye ve İran’la birlikte pek çok ülkede hukuk, eğitim, kültür gibi alanların yanı sıra günlük hayatta da gerçekleşmiş sekülerleşmeye karşı geliştiğini ısrarla vurguluyor. İslam toplumlarında şeriatın oluşumunu, kavram ve yöntemlerini İslam tarihinin ilk döneminden ele alarak Mısır, Osmanlı Devleti ve İran’da biçimlenen hukuk – iktidar yapılarıyla, tarih içinde gelişen seküler reformları ve bunlara karşı gelişen tepkileri altı bölümde inceleyen “İslam Dünyasında Hukuk ve İktidar” şeriat konusunda Türkçede bugüne kadar yayımlanan en önemli kitaplardan biri olma niteliği taşıyor.

Kanser tespitinde mamografi dönemi kapanıyor

Nur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com New York’taki Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi’nde yürütülen bir araştırmayla, yeni keşfedilen bir genetik kod uzantısına sahip kadınların, yüzde 40 ihtimalle göğüs kanseri olabileceği kanıtlandı. Göğüs kanseri yüzde beş ile yüzde 15’i kalıtımsal ve genetik faktörler yüzünden oluşuyor. Bunların yaklaşık yüzde 40’ının da BRCA1 ve BRCA2 genlerinin mutasyona uğramasından kaynaklandığı biliniyor. Ama “genlerarası ilişki haritası” adı verilen yeni ve güçlü bir teknikle göğüs kanseri ve diğer hastalıklara neden olan bilinmeyen genler açığa çıkarılmaya başlandı. Doktor Kenneth Offit ve ekibinin yürüttüğü deneyde, en azından üç kez göğüs kanseri vakası yaşamış 249 ailenin genetik kodları ile şu ana kadar bu hastalığın hiç görülmediği iyi tanımlı genlere sahip 299 bireyin genetik kodları karşılaştırıldı.“Sonuçlar heyecan verici” Bu iki grubun karşılaştırılması sonucunda bilimadamları göğüs kanseri riskini 1.4 kat arttıran bir kromozom ve üstünde iki geni kapsayan küçük bir bölge keşfetti. Bu keşif, hastalığı tetikleyecek genetik değişikliklerin yayılmasını takip etmeyi kolaylaştıracak.Ekibinin çalışmaları “Proceedings of the National Academy of Science” adlı Amerikan gazetesinde yayınlanan Dr Offit bu gelişmeyi şöyle değerlendiriyor: “Bu sonuçlar heyecan verici, çünkü göğüs kanseriyle ilişkili yeni moleküler geçiş yollarını gösteriyor.” Meme kanseri genellikle şu kadın tiplerinde görülüyor: Elli yaşın üzerinde, hiç çocuğu olmamış, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğurmuş, hiç emzirmemiş, ideal kilosunun yüzde 40 üzerinde olan, cinsel olgunluğa veya menopoz dönemine gecikmeli giren, ailesinde (anne veya kız kardeşlerde) menopoz öncesi meme kanseri vakasına rastlanan kadınlar. Kırk yaşın altında olup ailesinde kansere rastlanmayan kadınlar da, risk altında olmamalarına rağmen, 40 – 49 yaşları arasında en bir kez mamogram yaptırmalı. 50 yaşın üstündeki tüm kadınların ise her yıl düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeleri gerekiyor.

Çay ve şeker

Çeviri: Özgecan Okay Dundee Üniversitesi’nde 4 Mart 2008’de yapılan açıklamaya göre, siyah çayın içinde bulunan theaflavin ve thearubigin maddeleri insülin görevi görerek en çok rastlanan diyabet türü Tip 2’ye karşı direnç sağlıyor. Araştırma grubunun başkanı Dr. Graham Rena, bulguların henüz deney aşamasında olduğunu ve hastaların siyah çayı bir mucize olarak görmemelerini söyledi. Hastaları, doktorlarının verdiği ilaçlara devam etmeleri konusunda uyaran Rena, “Siyah çaydaki faydalı maddeler yalnızca diyabetiklerde değil başka hastalıkların tedavilerinde de yeni yollar açabilir” dedi. Dünyada tahmini 140 milyon insan şeker hastası var. Bu rakamın 2025 yılı itibariyle 300 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. (KAYNAK: BBC)

İsyankar odalar

Bilgehan Aykulbaykul@medyakronik.com Gardiyanlaratv’de yayınlanmaya başlayan “Parmaklıklar Ardında” adlı diziye Tüm Yargı Mensupları Derneği (TUYAM) tepki gösterdi. “Ceza infaz memurları aleyhinde olumsuz genellemelerde bulunulduğu” iddiasıyla Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna (RTÜK) başvurarak, diziyle ilgili “gerekli önlemlerin alınmasını ve yasal girişimlerde bulunulmasını” isteyen TUYAM, “Dizideki ceza koruma memurları aleyhine yapılan olumsuz genellemelerin, 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’a aykırı olduğu”nu söyledi. HamamcılarTürk halkını, “Hamamcılar Odası” ile ilk tanıştıran yönetmen Ferzan Özpetek olmuştu. Yönetmenliğini yaptığı “Hamam” filminde hamamda yaşanan eşcinsel bir ilişki söz konusuydu. Bunun üzerine Hamamcılar Odası Başkanı Ali Yılmaz, “Üzüntü verici, Türk hamamlarında böyle şeyler yaşanmaz” demişti. Yılmaz, filmi izlemeden yaptığı bu yorumlara daha sonra kendi de kızmıştı. Açık yüreklilikle de, “Birden gaza getirdiler, hemen çıktım konuştum, bugün olsa daha dikkatli olurdum” demişti. Ama Yılmaz saunalarda yaşanan yasadışı birtakım işlerin ortaya çıkmasıyla sessizliğini bir kez daha bozmak zorunda kaldı.Basına “Sauna Çetesi” olarak yansıyan haberlerde saunalarda yasadışı işler yapan birçok kişi hakkında soruşturma açılması Yılmaz’ın yeni açıklamalar yapmasına neden oldu. Sauna sahibi Zeliha Tüfekçi’nin şikayet dilekçesiyle başlayan soruşturma, uzun süre gündemde kaldı. Bu olayların üzerine sessizliğini bir kez daha bozan Hamamcılar Odası Başkanı Ali Yılmaz, Sabah gazetesine verdiği röportajda konu hakkında pek bir bilgisi olmadığını söylese de, mikrofon tutulunca kendini yorum yapmak zorunda hissetmiş olacak ki; “O konu daha bana intikal etmedi, ben de o işlere bakmadım hiç zaten; ancak bence orada saunacı arkadaş büyük yanlış yapmış. Müşteri velinimetimizdir, insan müşterisini çıplak haliyle çekip rezil eder mi hiç, bence kabahat saunacıda. Başka saunacı arkadaşlara tavsiye etmiyorum böyle bir şeyi. Ben Hamamcılar Odası başkanıyken hamama çete, mete sokmam” deyivermişti. BakkallarGeçen aylarda şarkıcı Hande Yener’in, katıldığı bir televizyon programında bazı meslektaşlarını hedef göstererek “Bakkal şarkısı yapıyorlar” demesi de büyük bir polemiğin başlangıcı oldu. Bakkallar Odası Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Keskin, Yener’in bu sözleri üzerine, “Bizi küçük düşürdü. Manevi tazminat davası […]

Paralı yol, rahat trafik

Simge Sunguroğlussunguroglu@medyakronik.com LONDRA – Büyükşehir Belediyesi geçen hafta, İstanbul’da trafik sorununu çözmeye yönelik yeni bir projenin hazırlığında olduğunu duyurdu. Başkan Kadir Topbaş İstanbul’u bazı bölgelere ayıracaklarını, trafiğin en yoğun olduğu sabah ve akşam saatlerinde, bu bölgelere girerken bir bedel ödeneceğini söyledi. Ayrıntıları yakın zamanda belli olacak bu projenin yasal altyapısı tamamlanınca hayata geçirilmesi planlanıyor. Türkiye’de yeni telaffuz edilmekle birlikte, ilk uygulayıcıları tarafından “congestion charge” diye isimlendirilen bu sisteme dünya yabancı değil. “Trafik yoğunluğu ücreti” olarak çevrilebileceğimiz sistemi yürürlüğe koyan ilk kent Londra’daydı; 17 Şubat 2003’ten itibaren kent merkezindeki tüm yollar ücretli hale getirildi. Londralılar, sadece hafta içi ve 07:00-18:00 saatleri arasında geçerli bu uygulamada, günlük beş sterlin (12 TL) kullanım ücreti ödedi. İlk yılında, Londra kent merkezini kullanan araç sayısında yüzde 18 ve trafiğin neden olduğu gecikmelerde yüzde 30 azalma gözlendi. Gün başına ortalama 50 bin araç “ücretli bölge”den uzak durdu. Otobüs kullananların sayısı yüzde 37 arttı. Ulaşımı rahatlatan ve bu nedenle zaman tasarrufu sağlayan uygulama, Londra ekonomisine 50 milyon sterline eşdeğer fayda sağladı. Tüm bunlara ek olarak hava kirliliği azaldı. Ken Livingstone fenomeniAraçlar için ücretli bölge yaratma, Londra’nın doğrudan seçilen ilk belediye başkanı Ken Livingston’un projesi. Kentin gelmiş geçmiş belki de en renkli yöneticisi Livingston, 2000 yılı seçim kampanyasında Londralılara trafik sorununu azaltma sözü verdi. Bunu“congestion charge” uygulaması getirerek ve toplu taşıma araçlarını arttırarak yapacağını söyledi. Sonuçlar “Kızıl Ken”i utandırmadı; dünyanın büyük kentleri içinde trafik yoğunluğunu gözle görülür bir oranda azaltan ilk şehir Londra oldu. Sivri dilli bir yönetici olan Livingston, bu başarının getirdiği güvenle de olsa gerek, 23 Mayıs 2004’te “Çocuklarını ciple okula getirenler aptaldır. Araba için harcadıkları parayı güzel bir tatile kullanmaları daha yararlı” diyerek bir kez daha dünya gündemine girdi. Bu sert açıklama kendi kentinde tepkiyle karşılansa da, ülke dışından destek gördü. Örneğin Fransız Yeşiller Partisi, “havayı daha çok kirleten ve fazladan yer işgal eden” bu […]

Güzellikle olmazsa parayla!

Simge Sunguroğlu ssunguroğlu@medyakronik.com LONDRA – Avrupa’nın en yüksek hava kirliliğine sahip olan kenti Londra’da “Low Emission Zone” yani düşük emisyon alanı oluşturuldu. 4 Şubat 2008 tarihinde başlayan uygulamaya göre, havayı en çok kirleten araçlar bu bölgeyi kullandıkları zaman ağır cezalara tâbi tutuluyor. Kamyon, otobüs, TIR ve kamyonet gibi vasıtaları şehir trafiğinden uzaklaştırmak için başlatılan bu sistem, hava kalitesini yükseltmeyi hedefliyor. Sistem kent merkezi dışındaki hemen tüm yolları ve bazı otobanları (M1 ve M4) kapsıyor. Medyakronik’e konuyla ilgili bilgi veren Londra Düşük Emisyon Bölgesi Operasyon Müdürü Daljit Mahal sorunu şöyle özetledi: “Bu böyle giderse ve önlem alınmazsa Londra’daki PM10 (insan faaliyetleri sonucu ve doğal kaynaklardan doğrudan atmosfere karışan, insan sağlığına zararlı katı partiküller) kirleticisini azaltmak için başlatılan programın 2010 hedeflerine ulaşamayacağını tahmin ediyoruz. Karayolu ulaşımı, bu maddenin yayılmasının tek kaynağı. Bazı araçları düşük emisyon alanı standartlarını yakalamaya teşvik etmek, PM10’un havadaki yoğunlaşmasını azaltacak ve böylece de başkentte yaşayan, çalışan ve ziyarete gelen insanların sağlığı korunacak.’’ Mahal’in verdiği bilgilere göre uygulamanın kapsamı zamanla genişletilecek ve 2012 yılında, daha fazla taşıt düşük emisyon alanı için belirlenen standartlara uymak durumunda kalacak. Kapsam dışında kalanlar Düşük emisyon alanı dizel motorlu kamyonları, otobüsleri, yolcu otobüslerini, yüksüz ağırlığı 1,2 tonu geçen kamyonetleri, sekizden daha çok koltuğa sahip minibüsleri ve kamyon türü özel amaçlı araçları kapsıyor. Şu anda sadece ağır kamyonlara uygulanan sistem, 7 Temmuz 2008’de hafif kamyon ve otobüslere, 4 Ekim 2010’da büyük kamyonetlere ve minibüslere uygulanmaya başlayacak. Arabalar, motosikletler ve küçük kamyonetler şimdilik yaptırıma tâbi değil. En yüksek ceza 200 Sterlin Araçların, yeni üretilen taşıtlar için Avrupa Birliği tarafından belirlenen egzoz emisyonu standartlarına sahip olması gerekiyor. Emisyon standardına uyulup uyulmadığı, Driver and Vehicle Licensing Agency (Sürücü ve Araç Tescil Kurumu), Vehicle and Operator Services Agency (Araç ve Sürücü Hizmetleri Kurumu) ve Society of Motor Manufacturers and Traders (Motor İmalatçıları ve Tüccarları Derneği) tarafından sağlanan verilere göre […]

İş dünyası ‘işsizlik’ sinyali veriyor…

Uluslararası finans piyasalarında başlayan olumsuz beklenti dalgasının yakında reel sektörü etkilemesinden ve işsizlik dalgası yaratmasından kaygı duyuluyor. Geçtiğimiz hafta “Kurumsal Risk Yönetimi ve 2008 Öngörüleri” başlıklı bir rapor yayımlayan Türk Sanayici ve İşadamları Derneği TÜSİAD, uluslararası finans piyasalarındaki dalgalanmanın reel sektörü tehdit edecek boyutlara ulaştığını, bundan etkilenecek ülkelerin başında da Türkiye gibi gelişmekte olan piyasaların geldiğine dikkat çekti. Hazırladığı raporda 2004-2007 arasında istihdamın sürekli arttığını ifade eden TÜSİAD, 2007’nin son çeyreğinde ise bu eğilimin tersine döndüğüne vurgu yaptı. Raporda Türkiye ekonomisindeki mevcut eğilim “istihdamın artmasına olanak sağlayacak bir yapıdan uzak” olarak niteleniyor. Raporda hükümete de ekonomi yönetiminde yeni bir vizyon ortaya koyması ve reform hamlesi başlatması çağrısı yapılıyor. Önceki hafta da İstanbul Sanayi Odası (ISO) üyelerinin 2007’nin ikinci yarısı için yanıtladığı “Ekonomik Durum Tespit Anketi”nin sonuçları yayımlanmıştı. Anket, geçtiğimiz 6 aylık dönemde sanayiciler açısından bazı göstergelerin negatife döndüğünü ortaya koymuş, İSO başkanı Tanıl Küçük hükümete, “Türbanla uğraşmayı bırakı, ekonomiye dönün” çağrısı yapmıştı. İstihdamdaki düşüş ve yükselen işsizlik tehlikesiyle ilgili bir uyarı da geçtiğimiz hafta iktisatçı Mustafa Sönmez’den geldi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan verilerin uluslararası standartlara uygun olmadığına dikkat çeken Sönmez, mevcut işsizliğin açıklanan rakamların daha üzerinde olduğunu ve Türkiye’yi “hiper işsizlik” tehlikesinin beklediğini öne sürdü. Sönmez’in değerlendirdiği işsizlik verilerine göre Türkiye’de işsizlik oranı resmi verilerdeki gibi yüzde 12 değil, yüzde 20’ye ulaşıyor ve 2008’de yaşanacak krizin etkileriyle Türkiye’deki işsizlik düzeyi “hiper” düzeylere gelebilir. Mustafa sönmez’in araştırmasından bazı satırbaşları şöyle: – Yüzde 10’luk resmi işsizlik bile Türkiye’yi yüzde 8 dolayındaki AB işsizliğinin ve yüzde 6,6’lık OECD işsizliğinin üstünde gösteriyor. – TÜİK’in hanehalkı işgücü anketlerinde, 49 milyon civarındaki 15 yaş üstü nüfusun ancak 23 milyonu işgücü sayılıyor. Bu da her 100 kişiden 48-49’unun çalışmak istemesi demek. Oysa işgücüne katılma oranı OECD’de ve AB’nin 15 üyesinde yüzde 65’in üzerinde. – Türkiye’de açıklanan işsiz sayısı 2 milyon 350 bin ve resmi işsizlik […]

Tekel satıldı

Tekel’in sigara bölümünün satışıyla ilgili ihale bugün saat 15:00’te Hilton Oteli’nde başladı ve kısa süren bir açık artırmadan sonra Tekel Sigara bölümü 1 milyar 720 milyon ABD Doları karşılığında British American Tobacco (BAT) şirketinin oldu. İhale sonucunda Türkiye’de sigara pazarında yüzde 34’lük paya sahip TEKEL’in yüzde 8 paya sahip BAT’a satılmasıyla BAT’ın Türkiye’deki pazar payı yüzde 42’ye yükseldi. Böylece BAT yüzde 43’le Türkiye’de pazar lideri olan Philip Morris’le başa baş noktaya gelmiş oldu. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), teklif vermenin son günü olan Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Tekel Sigara’ya Limak-PI Turkey, profesyonel Türk yöneticiler ve Cinven’in oluşturduğu Strand Investment, British American Tobacco (BAT) ve CVCI-Doğan Holding -Tütsab gruplarının teklif verdiğini açıklamıştı. Tekel’in ilk ihalesinde 1,1 milyar dolarla en yüksek teklifi veren JTI’ın pazar payı ise yüzde 10 düzeyinde kaldı. Türkiye’deki sigara üreticileri ve pazar payları şöyle: Philip MorrisMarlboro, Parliament, Chesterfield, L&M, Lark, Muratti, Bond Street, TürküTürkiye pazar payı %43Dünyadaki pazar payı % 17 BAT + TEKELKent, Dunhill, Lucky Strike, Pall Mall, Viceroy Davidoff, WestSamsun, Maltepe, Tekel 2000, Tekel 2001, Ballıca, BaharTürkiye pazar payı % 34+8= %42Dünyadaki pazar payı 12% JTICamel, Salem, Winston, Monte Carlo, MoreTürkiye pazar payı % 10Dünyadaki pazar payı % 11 Tekel’in fabrikaları hangi marka sigaraları üretiyor?İstanbul: Samsun ve MaltepeTokat: Samsun, Kutulu Maltepe, Tekel 2000, Tekel 2001, BaharSamsun Ballıca: Tekel 2001, BallıcaAdana: Samsun, MaltepeMalatya: Samsun, MaltepeBitlis: Kutulu Maltepe, Samsun

Nazım Hikmet Sergisi İstanbul’da

19 Ocak – 22 Mart 2008 tarihleri arasında açık kalacak sergide Nazım Hikmet’in daktilosundan, takım elbiselerine, plaklarından oyuncaklarına kadar birçok kişisel eşyası ilk kez şairin sevenleriyle buluşuyor. Özel belgeleri, imzaladığı kitapları ve el yazmalarının da bulunduğu sergide yer alan eşyalar, şairin eşi Vera Tulyakova ile paylaştığı ve son yıllarını geçirdiği Moskova’daki evinden getirildi. M. Melih Güneş’in küratörlüğünde hazırlanan serginin detayları için haberimizi izleyebilirsiniz.