Genel

Yeni sosyal güvenlik yasası: Nihayet düzgün, anlaşılır bir izah…

Yazan: HaberVs

Alper Görmüş
agormus@medyakronik.com

Gazetecilerin kokmaz-bulaşmaz insanlar olmaları gerektiğine dair; işlerinin “olan bitenin fotoğrafını çekmek”ten ibaret olduğuna dair eski tip “objektiflik” giderek tedavülden kalkıyor. Onun yerine gazetecinin de bir tavrının, bir siyasi-ideolojik yaklaşımının olabileceğini, olması gerektiğini kabul eden, “dürüstlük ve hakkaniyet duygusu” sayesinde bu yeni gazeteciliğin muhtemel sakıncalarının ortadan kaldırılabileceğine inanan bir anlayış giderek güç topluyor.
Fakat tabii ideal bir durumdan söz ediyoruz… Biliyoruz ki, özellikle Türkiye’de bu yeni tip “sübjektif” gazeteciliği tercih edenlerin gazetecilik pratikleri bir felaket: Bol sübjektivizm ve fakat pek az dürüstlük ve hakkaniyet! Sonuç: Herkesin kendi kampının ezberini güçlendirecek haberlere abanma ev bu uğurda icabında haber gizlemeyi, manipülasyonu ve dezenformasyonu göze alma… Bu kötü gazeteciliğe bir de tembellik eklenince işler iyice felaket bir durum arz etmeye başlıyor.
Bu uzun girişi, son günlerin en tartışmalı konusu yeni sosyal güvenlik yasasına ilişkin haberlere atıfla yazdım. Fazla toptancı bulabilirsiniz yaklaşımımı. Fakat ne yapayım, beni yalanlayacak hiçbir haberle karşılaşmadım bugüne kadar. Yeni yasanın ne getirip ne götürdüğüne ilişkin her yeni haberi okuyup bitirdiğimde canım biraz daha sıkıldı. Ve nihayet bugün Vatan’da okuduğum bir haberle yüzüm güldü. Nihayet neyin ne olduğunu anladım.
Tümünü aktarıyorum, eminim okuyup bitirdiğinizde siz de benim gibi düşüneceksiniz.

Emekli aylığı hesabında büyüme katkısına tırpan
(Vatan gazetesi, 12 Mart)
VATAN, kazanılmış hakları geriye götürüp götürmediği çok tartışılan paketi mercek altına aldığında mevcut çalışanlar için en önemli gelir kaybının emekli aylığını belirleyen bağlama oranlarında olduğunu tespit etti. İşte çalışanı yakından ilgilendiren ve kazanılmış hakları geriye götüren en önemli değişiklikler:

Büyümenin yüzde 70’i uçuyor

Emekli aylığı belirlenirken bir ortalama kazanç rakamı üzerinden gidiliyor. Mevcut yasada ortalama kazanç her yıl TÜFE ve ekonomik büyüme oranlarında artışla güncelleniyor. Diyelim ki emekliliğe esas maaşınız 1000 YTL. Bir yıl sonrasında TÜFE yüzde 10 oldu, Türkiye GSMH’si de yüzde 10 büyüdü. O zaman ortalama kazanç, 100 YTL’si TÜFE’den, 100 YTL’si de büyümeden olmak üzere güncellenirken 1.200 YTL’ye çıkıyor. Ancak yeni yasa TÜFE katkısını aynen korurken ekonomik büyümeden gelen artışın yüzde 70’ini tırpanlayacak. Yani ortalama kazanç rakamı 1.200 YTL yerine 1.130 YTL olacak. Bu madde mevcut çalışanları etkiliyor. Yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren mevcut çalışanların maaş güncellemesi eski sisteme göre belirlenecek ve yasanın yürürlük tarihinden sonra emekliliğe kadar olan sürede büyüme katkısının yüzde 70’i ortalama kazanç hesabına dahil edilmeyecek. Yani emeklilik maaşı belirlenirken ortalama kazanç mevcut sisteme göre az çıkacağından emeklilikte alınacak maaş da mevcut yasaya göre düşecek.
Ayrıca aylık bağlama oranı da yüzde 60’tan yüzde 27’ye inecek. Daha basit anlatımıyla bugün 1000 YTL alan biri emekli olduğunda 600 YTL emekli maaşı alabiliyorken, yeni yasa ile birlikte 1000 YTL maaşı olan birinin alacağı emekli aylığı 270 YTL’de kalacak.

9 bin gün etkilemiyor
Yasanın bir diğer çok tartışılan noktası ise çalışanın emekliliğe hak kazanması için istenen prim ödeme gün sayısı. Hemen belirtelim ki halen sigortalı olarak çalışanlar bu maddeden kesinlikle etkilenmiyor. 8 Eylül 1999’da yapılan ve Yaşar Okuyan yasası olarak bilinen son yasaya göre prim ödeme gün sayısı 7 bin. Yani 2007’de sigortalı olan biri bile 7 bin gün prim ödediğinde emekli olabilecek. Ancak yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra prim ödeme gün sayısı her yıl 100’er gün artacak. Şayet yasa 2008’de yürürlüğe girerse, 2008’de ilk kez sigortalı olacaklar 7100 gün, 2009’da sigortalı olacaklar 7200 gün, 2010’da sigortalı olacaklar 7300 gün prim ödemeden sigortalı olamayacak. Her yıl 100’er gün atlayınca 2028 yılına gelindiğinde, o yıl ilk kez sigortalı olanın emekliliğe hak kazanabilmesi için 9 bin gün prim ödemesi gerekecek.

Emeklilik yaşı artıyor mu?

2036 yılına kadar emekliliğine hak kazanacaklar için emeklilik yaşı yine kesinlikle artmıyor. Yani 7 bin gün prim ödeme koşulunu 2035 yılına kadar yerine getiren kadınlar 58, erkekler ise 60 yaşında emekli olabilecek. Ancak prim ödeme süresi 2036’dan sonrasına sarkanların emeklilik yaşı 1’er yıl ötelenecek. 2036’da kadınlar 59, erkekler ise 61 yaşından önce emekli olamayacak. 2037’de bu sınır kadın için 60’a, erkek için ise 62’ye çıkacak. 2048 yılında ise hem erkek hem de kadın 65 yaşından önce emekli olamayacak. Özetle emeklilik yaşı artıyor ancak 2036 yılına kadar emekliliğine hak kazanacaklar için geriye gidiş yok.

Emekli maaşları düşecek mi?
Şu an emekliliğine hak kazanmış ve emekli maaşı alanların maaşlarına bir tırpan kesinlikle sözkonusu değil. Yani bugün eline emekli maaşı olarak 540 YTL geçen bir işçi emeklisi yeni yasa yürürlüğe girdikten sonra da 540 YTL almaya devam edecek.

İş görmezlik alt sınırı
Mevcut yasada sürekli iş göremezlikte alt sınır vardı. Kimseye 420 YTL’nin altında gelir bağlanamıyordu. Ama yasa çıktıktan sonra bu tutar 175 YTL’ye kadar düşecek. Ancak yine belirtelim bu yeni rakamlar da yasa yürürlüğe girdikten sonra ilk kez sigortalı olacaklar için geçerli.

Sağlık için yaş sınırı
Sağlıkta diş protezi hakkından yararlanmak için yaş sınırı yoktu. Şimdi yasa 18 – 45 yaş arası diye bir sınır getiriyor. Yeni yasaya göre, 18 ile 45 yaş arasındakilerin diş protez tedavi ücretlerinin yüzde 50’si sigortaca karşılanacak.

Tedavi için yoksulluk
Bugün iş akti sona eren sigortalıların 6 ay tedavi giderleri ödeniyordu. Yeni yasayla sigortalının tedavi giderlerinin ödenebilmesi için yoksulluğunu kanıtlaması gerekecek.
Evlilik yardımına tırpan
Kız çocuğuna evlilik yardımı 24 aydan 12 aya indiriliyor, erkek çocuğa evlenme yardımı kalkıyor.

1800 gün prim ödemeden ölenin eşine maaş yok
Dul eşe bağlanacak ölüm yardımını hak edebilmesi için gerekli prim ödeme süresi 900’den 1.800 güne çıkarılıyor. Yani sigortalı olduktan sonra 1800 gün prim ödemeden ölenlerin eşlerine aylık bağlanmayacak. Ayrıca yeni yasada bağlanacak aylık oranı da maaşın yüzde 75’inden yüzde 50’sine indiriliyor.

Emzirme yardımı bir ay
Yeni yasada emzirme yardımı altı aydan bir aya indiriliyor. Cenaze yardımı asgari ücretin üç katından bir asgari ücret tutarına düşürülüyor.

*****************************

2002 operasyonu gerçekleşseymiş 2004 darbesi kesinmiş!
Hürriyet gazetesi yazarı Şükrü Küçükşahin’in, bir kaynağının tavsiyesiyle giriştiği “2002’de TSK komuta kademesindeki değişiklik süreci” soruşturmasını izleyen beyanlar ve itiraflar, o yılın demokrasi tarihimizde çok önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Bu beyan ve itirafları, Nokta dergisinin “2004’te iki darbe atlatmışız” başlıklı kapak haberiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Hürriyet gazetesi yazarı Şükrü Küçükşahin’in, bir kaynağının bu uyarısıyla başlayan araştırması, bugüne kadar kulaktan kulağa yayılan bir iddiayı gerçek konumuna yükseltti. Küçükşahin, konuya ilişkin ilk yazısında, 23. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun, 2002’de emekli olmadan önce teamül gereği yeni genelkurmay başkanı olması beklenen Hilmi Özkök’ü engellemeye çalıştığını yazdı.
Yani, malûm iddia bir kez daha dile getirilmişti. Fakat ertesi gün Kıvrıkoğlu Küçükşahin’i arayınca iş değişti. Kıvrıkoğlu gerçekten de engellemek istemişti Özkök’ün genelkurmay başkanlığını… Hürriyet, eski genelkurmay başkanının açıklamalarını sürmanşetten şöyle sundu (11 Mart): “EVET ÖZKÖK’Ü İSTEMEDİM / Kıvrıkoğlu, ‘Ben iki yıl süreyle Hilmi Özkök’ü komutan olarak izledim. Bu izlemelerim sonucunda Genelkurmay başkanlığı’na irticayla mücadeleyi daha iyi yapabilecek birinin gelmesini istedim’ diye konuştu.
Haberin devamından, Kıvrıkoğlu’nun hükümete tavsiye ettiği plan tutsaydı komuta kademesinin nasıl şekilleneceği de anlaşılıyordu. Bu plana göre o sırada jandarma genel komutanı olan Aytaç Yalman iki aya sığdırılacak iki kademelik bir operasyonla genelkurmay başkanı olacaktı.

Görünen köy…
Nokta dergisinin 2007 Martında yayımladığı “2004’te iki darbe atlatmışız: Sarıkız ve Ayışığı” başlıklı kapak haberini bu anlatılanlarla birleştirdiğimizde ortaya ürpertici bir sonuç çıkıyor.
Bilindiği gibi Nokta’nın haberi, 2003 ve 2004’te görev yapan dört kuvvet komutanının, genelkurmay başkanı Hilmi Özkök’e rağmen “sarıkız” adını verdikleri bir darbe girişiminde bulundukları iddiasına ilişkindi.
Derginin yayımlanmasından sonra, dönemin dışişleri bakanı Abdullah Gül, “Biz bunları derginin yayımından önce zaten biliyorduk” demiş, bu sözler Milliyet’in manşetinden yayımlanmıştı. O sırada emekli olan Hilmi Özkök de “Ne desem ateşe benzin dökmek olur. Bazı bilgiler zamanı gelince açıklanır, belki ben açıklarım belki de başkaları” demiş, bu sözler derginin gündeme getirdiği darbe iddialarının doğruluğuna ilişkin kanıt olarak gösterilmişti.
Hilmi Özkök, bugün de benzer şeyler söylüyor. Kıvrıkoğlu’nun açıklamaları üzerine “TSK’yı incitmek istemediğini, konuşmayacağını” belirtiyor.

Öteki Özkök’ün derdi
Bugün de (12 Mart) Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök konuya dahil oldu. Özkök, bu tartışmada Hilmi Özkök’ten yana… Onun “irticayla iyi mücadele edemeyeceği” düşüncesine kesinlikle katılmıyor ve onu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en iyi komutanlarından biri ilan ediyor.
Fakat bir nokta daha var: Ertuğrul Özkök, Kıvrıkoğlu’nun Özkök’ü engellemekle Türkiye’ye iyilik ettiğini düşünmediğini, çünkü o dönemde “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok fazla siyasete bulaştığını” düşündüğünü yazıyor. Ben şahsen, bu cümlenin sonraki darbe girişimlerine bağlanacağını düşünerek adeta yazının içine düştüm, fakat karşılaştığım şey şu oldu:
“Ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız, 1 Mart tezkeresinin tartışıldığı günlerde askerlerin yaptığı siyasete bir bakın. Bakın ve kendinize şu soruyu sorun: O siyaseti en çok hangi komutanlar yaptı? Sakın, Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun ‘içerde bıraktığı’ veya ‘içeri soktuğu’ komutanlar olmasın? Hani tezkere görüşmelerinin en kritik günlerinde ‘asker rahatsız’ demeçleri verip, tezkere karşıtlarının ellerini güçlendirenler…”
Ben buradan şunu çıkardım: Özkök askerin “siyaset yapmasına” değil, bir tür siyaset yapmasına karşı… Kıvrıkoğlu’nun “içerde kalan” komutanları tezkereci olsaydı mesela?

********************************

Sezer yeni partinin liderliğini düşünüyormuş
Hayır hayır, “politika kulisi” gazeteciliğinin “neden olmasın” faslından uydurulmuş bir haberden söz etmiyorum; bilirsiniz, bu türden haberler çoğunlukla öyle olur.
Haberi Yeniçağ gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar, birinci elden değilse de ikinci elden doğrulatarak verdi bugün (12 Mart).
Sözü edilen yeni partide adı geçenlerden başlayalım: Hikmet Çetin, Celal Doğan, Onur Kumbaracıbaşı, Seyfi Oktay, Doğan Taşdelen… Bu grup Mesut Yılmaz’la yollarını ayırdıktan sonra Mustafa Sarıgül, Hasan Fehmi Güneş ve Mehmet Moğultay’ı da almışlar aralarına.
Önkibar, grubun, liderlik için eski cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in “nabzını tuttuğunu” ve onunla konuşulduğunu yazıyor. Zaten Sarıgül de “Bir seçim için sayın Sezer, ondan sonra sen” diye ikna edilmiş.
Bilgiler bu kadarla kalsaydı, buraya almazdım bile. Fakat Önkibar Hasan Fehmi Güneş’e sormuş iddiaları. Güneş Sezer’le konuşulduğunu ve henüz hayır ya da evet demediğini aktarıyor Sabahattin Önkibar’a…
Yani iş ciddi… Önkibar’ın yorumunu da öğrenmek ister misiniz:
“Sayın Sezer’in dürüstlüğü tescilli, ancak 7 yıldaki devlet adamlığı seyri de ortada. Açıkçası biz, Ahmet Necdet Bey modelinin emekli generallerin parti kurması gibi bir şey olacağı, ya da toplumda Yekta Güngör Özden vari bir karşılık bulacağı kanaatindeyiz

Yorum yazın