Etiket ahmedinecad

Yanıbaşımızdaki uzak komşu: İran

Utku Güven İran’a gideceğimi aileme ve arkadaşlarıma söylediğimde verdikleri tepki çok da şaşırtıcı değildi. Annem bir süre düşündü ve ağlamaya başladı. Sonuçta anne. Çevremdekilerin tepkileri genellikle şöyleydi: “Sakın ölme!”, “Ne yapacaksın orada? Gidecek başka yer bulamadın mı?” “Seni orda ajan diye tutuklayıp asarlar?” Bazıları şakayla karışık, bazıları ciddi de olsa tepkileri yadırgamadım. Çünkü onlar da, herkes gibi kitle iletişim araçlarının bize yansıttıklarıyla karar veriyorlardı. Çoğunluğun gözünde sanki İran’da normal insan yaşamıyordu. Onlar İran’ı işinde gücünde, çoğunlukla geçim derdinde, kibar, güzel yardımsever insanların, Ömer Hayyam’ın, Hafız’ın, İslam rönesansının ülkesi olarak değil, köktendinci sapkın bir rejimin ve tüm dünyayı bombalamaya hazır bir grup teröristin ülkesi olarak biliyorlardı. Bu yaratılan algının yanlışlığını, kadim medeniyetlerin ve dinlerin doğduğu bu ülkeyi ziyaret eden herkes kısa sürede anlayabilir. 1979’daki Hümeyni’nin İslam devriminden bu yana inişli çıkışlı otoriter teokratik yönetime rağmen toplumu “islamlaştırma” projesi pek de gerçekleştirilebilmiş değil. Burada da yanlış bir algı var aslında. Her türlü muhalefetin ve özgürlüğün engellenmesine rağmen, dini alanda bir serbestlikten söz etmek mümkün. Musevi, Zerdüşt ve Hıristiyan -çoğunluk Asuri (Süryani) ve Ermeni- cemaat azınlık statüsünde ve mecliste birer delegeyle temsil ediliyorlar. Kendi ibadethaneleri, hatta Ermenilerin okulları bile var. Ama elbette Müslümanlar için bir özgürlük alanından söz etmek zor. Örneğin bir Müslümanın din değiştirmesinin cezası ölüm! Türkiye sınırındaki Urumiye şehrinde, İlk Hıristiyan kavimlerden Asurilere ait tarihi kilisenin kapısında tesbih çeken orta yaşlı bir kadının bu yasayı çiğneyenlerden biri olduğunu öğreniyoruz. İlk önce bilgi vermeye hevesli olmasa da, daha sonra kilisenin ölümcül hastalığını iyileştirdiğini ve bu “mucize” sonucu Hıristiyan olduğunu söylüyor. Ama elbette durumunun öğrenilmesinden korkuyor. Dediğim gibi, İran devletinin halkı “islamlaştırma” projesinin halk nezdinde, özellikle dış dünyayla internet ve uydu aracılığıyla etkileşim halinde olan gençler arasında tam anlamıyla kabul gördüğünü söylemek biraz zor. İdeolojik eğitime ve baskılara rağmen gençler her alanda özgürlük arayışı içinde. Ulemanın müziğin her türünü şeytan icadı ilan etmesine […]

İstanbul’a Ahmedinecad eziyetinin resmidir

Güventürk Görgülü Kentte yaşayanlar olmasa şu İstanbul ne güzel yönetilirdi değil mi? Bir üç beş sekiz değil hep böyle! Burası İstanbul ve bu şehre sürekli işadamları, devlet adamları sanatçılar vb. birileri geliyor. Sürekli bir yerlerde bilmem ne toplantıları düzenleniyor ve her seferinde İstanbullular aynı sorunu yaşıyor. Bugün şu geldi yollar kapalı, bugün bu geldi geçiş yasak, bugün şu toplantı var ulaşım yok, yarın şu olacak metro çalışmayacak vs. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın ziyaretiyle İstanbul’un eziyet günleri halkasına bir yenisi daha eklenmiş oldu. Daha öncekilerini ise saymakla bitmez; En akılda kalanlar, Papa ziyareti, NATO zirvesi… Başımıza geldikçe bağırıp çağırıyoruz, sonra bir yenisi olana kadar unutuyoruz ve sonra tekrar aynı sahneleri yaşıyoruz. Ahmedinecad’ın İstanbul’a geleceği öğle saatlerinde, yalnız Yeşilköy ve çevreyolu değil, Mecidiyeköy, Beşiktaş, Çırağan’a kadar tüm yollar yine saatlerce kapalı tutuldu. Beşiktaş Akaretler’den öteye, arabalı veya yaya kimse geçirilmedi. Belediye otobüsleri bile garajlara çekildi. Polise itiraz etmeye kalkanlar tartaklandı, korkutuldu, kovalandı. Ne işi olanlar işine gidebildi, ne evine gidecekler eve ulaşabildi. İstanbul söz konusu olduğunda belediye başkanından, valisinden, bakanından, başbakanına, cumhurbaşkanına kadar konuşmalarına bir bakın, mangalda kül bırakmazlar. “İstanbul şöyle dünya şehri, böyle dünya şehri, bu kente şunları yapacağız bunları yapacağız” diye makineli tüfek gibi saydırırlar. Sonra yabancı devlet başkanları, başbakanlar “Yahu bir de İstanbul’u görelim” dediler mi yandık. O “dünya kenti”nden geriye eser kalmaz. Yollar kapanır, insanlar işlerine gidemez, bulundukları yerlere hapsedilir, sokaklar insansızlaştırılır, ortada bir terör havası estirilir ki sormayın. O zaman ara ki bulasın şu meşhur “dünya kenti”ni… Başbakanımız da Cumhurbaşkanımız da çok geziyorlar, çok görüyorlar. Mesela Londra’ya, Paris’e, New York’a gittiklerinde onlar için kaç tane yolu kapatıyorlar? Tayyip Erdoğan geçecek diye New York caddelerinden insanları kovalıyorlar mı? Abdullah Gül Eyfel Kulesi’ni görmek isteyince kuleye çıkan bütün yolları kapatıyorlar mı? Bütün “dünya şehirlerinde” böyle mi yapıyorlar? Şimdi son zamanın büyük tartışması, daha doğrusu “geyiği”, İstanbul finans merkezi olacakmış… Ataşehir’e […]