Ahmet Şık'tan 'alınan' savcılar aranıyor

HaberVs editörü Ahmet Şık Silivri Cezaevi çıkışında sarf ettiği sözler nedeniyle bugün mahkeme önüne çıktı.

HaberVs editörü Ahmet Şık Silivri Cezaevi çıkışında sarf ettiği sözler nedeniyle bugün mahkeme önüne çıktı.
Gün Zileli* Beni belki biraz saf bulacaksınız ama yakın zamana kadar, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in peşindeki iz sürücüler, yazılı kâğıt takipçileri sürüsünün sadece halihazır iktidarın emrindeki polis ve savcılardan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer bu gazeteci avlama sürünün içinde epeyce polis köpeği de varmış. Kölelik dönemini anlatan bir illüstrasyon asılı dururdu başucumda, birkaç yıl öncesine kadar. Oradan oraya taşınırken sanırım kayboldu. Kölelerin başında bir köle-güdücü var, aynı diğer kölelere benziyor; onlardan tek farkı elindeki kırbacı. Demek kurban, avcıdan önce kendi gibi bildiğinden korkmalı. Tarafgazetesinin yazarlarından Emre Uslu’nun, Ozan Kütahyalı’nın yazdıkları bir süredir kanımı donduruyordu da, Halil Berktay’ın da aynı mealde polisiye bir yazı yazacağını nedense düşünmemiştim; belki de yaşananlar ne olursa olsun, insan eski arkadaşlarına bazı berbat davranışları yakıştırmaktan ısrarla imtina ediyor, psikolojik bir olay bu sanırım. Benim bir zamanlar o kadar yakından tanıdığım, gizlendiğimiz evlerde aynı lahmacunu paylaştığım, aynı makarnaya kaşık salladığım arkadaşım, şimdi nereye giderse gitsin bu kadar kötü olamaz, bu kadarını da yapamaz düşüncesi ya da ruhsal savunusu diyelim. Ama Cemal Süreya’nın deyişiyle, “bu da oldu işte” ve eski arkadaşım Halil Berktay da, Tarafgazetesinin (Zamanokumuyorum) bir kısım “gazeteci”-polislerinin girdiği yola girip o meşum yazıyı yazdı: “Ergenekon Yaşıyor Hâlâ”. Halil Berktay, Ahmet Şık’la Nedim Şener’i, aynı polis ve savcı Zekeriya Öz gibi, yazdıklarından dolayı suçlamaya girişmeden önce bugünkü hapishaneler düzeniyle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki hapishaneler düzenini karşılaştırıyor ve o günlere göre tutukluların kendilerini çok daha özgürce ifade ettiğini söylüyor: “Siz zulüm görmemişsiniz; insan utanır böyle şeyler yazmaya-söylemeye. 1971 ve 1980’de dikta rejimleri vardı ve bütün ülkede sıkıyönetim hüküm sürüyordu. Dayağı, işkenceyi, askerî hapishane koşullarını geçtim. ‘İhtilattan men’ edilmemişseniz, ancak aynı soyadını taşıyan yakın aileniz gelebiliyordu, haftada on dakika görüşe. Fotoğraf çektirmekmiş, sağa sola mektup yazmakmış, kamuoyuna seslenip kendinizi savunmakmış; ne mümkün! (…) Şimdiyse durum şöyle: görüş fiilen sınırsız ve kısıtsız (…); haberleşme serbest; isteyen mektup kaleme […]
Gazeteci Ruşen Çakır, Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve HaberVs Editörü Ahmet Şık ile Silivri Cezaevinde görüştü. Gazeteci Ahmet Şık, Ergenekon soruşturması nedeniyle 45 gün önce tutuklanmıştı. Ruşen Çakır, “dostum” dediği Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti. Çakır hem Ahmet Şık’ın yaşananlar hakkındaki düşüncelerini, hem de kendisinin Silivri Cezaevi izlenimlerini Vatan gazetesindeki köşe yazına taşıdı. Ahmet Şık’ın tutuklanmalarının Türkiye demokrasisi içi hayırlı olduğunu söylediği görüşmenin detayları, Ruşen Çakır’ın köşesinde şöyle yer aldı: UNUTTURAMADILAR, UNUTTURAMAYACAKLAR! Dün Silivri Cezaevi’nde dostum ve meslektaşım Ahmet Şık’ı ziyaret ettim. Her zamanki gibi coşkulu, heyecanlı ve duyarlıydı. Örneğin Cumhurbaşkanı Gül’ün, son veto kriziyle ilgili olarak BDP’nin eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı akşam Köşk’e davet ettiğini benden öğrendi ve sevincini, “Bu ülkeye demokrasiyi de Kürtler getirecek” diye dile getirdi. Herhalde daha sonra, Diyarbakır Bismil’de patlak veren olaylar nedeniyle Demirtaş’ın bu davete icabet edemeyeceğini öğrendiğinde tıpkı o da benim gibi üzülmüştür. Ahmet’le bir saate aşkın, karşılıklı bölmelerde, telefonla sohbet ettik. Söz dönüp dolaşıp, kendisi ve Nedim hakkında üretilen dezenformasyonlara, yalanlara, karalamalara geldi. Kendisine birkaç kez şunu tekrarladım: “Türkiye ve dünya kamuoyunda sizlerin suçsuz yere içerde tutulduğunuz yolunda neredeyse bir görüş birliği mevcut. Sizler hakkında bu yalanları uyduranlar, düştükleri suçlu durumdan kurtulmak için boşuna çırpınıyorlar. Onları umursamayın. Yazdıklarını okumayın, söylediklerini dinlemeyin; sakın onlara cevap yetiştirmeye çalışmayın. Böylece kendi yalanları içinde debelenip dursunlar.” OYUN BOZULDU Dün Silivri Cezaevi’nde, başına gelen adaletsizliklerin şokunu iyice atlatmış, olup bitenleri serinkanlılıkla değerlendiren ve ileriye bakan bir Ahmet gördüm, bu da beni çok sevindirdi. Nedim’in de tıpkı Ahmet gibi olduğunu duyuyor, biliyorum. Onların yıkılmamasında, hatta tam tersine daha bir dirençle ayakta kalmalarında, başta eşleri olmak üzere ailelerinin, dostlarının, meslektaşlarının ve tanımasalar bile demokrasi, temel hak ve özgürlükler adına onlara sahip çıkan herkesin payı var. Hatırlayacak olursak, daha önceki örneklerde gözaltına alınan kişiler hakkında ilk günden muazzam bir dezenformasyon faaliyeti yürütülür, sonra onlar unutulmaya terk edilirdi. Fakat Ahmet […]

İstanbul yeni bir “lale sezonu”na hazırlanıyor. İçinde bulunduğumuz günlerde belli başlı meydan, cadde ve parklara dikilen milyonlarca lale soğanının mart ortalarından itibaren çiçeklenmesiyle baharı, -İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tanımlamasıyla- bir festival ile karşılayacağız. Gelgelelim kent halkının tümü bu “festivali” aynı sevinçle kutlamıyor. Metropolü şenlendiren laleler çoğu kez olumlu bir uygulama olarak nitelendirilirken, bu renkli örtünün kente faturası kaygılanmayanlar da yok değil. Lalelerin maliyeti konusunda yapılan tutarsız açıklamalar, bu endişenin çok da yersiz olmadığını gösteriyor. Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 2004’ten bugüne devam eden “Lale Evine Dönüyor” projesinin bir amacının da, lalelerin İstanbul çevresindeki köylerde yetiştirilmesi ve bu sayede yöre halkına da gelir sağlaması olduğunu söylüyor. Zaman gazetesinin 27 Aralık 2010 tarihli haberine göre bu yıl, 11 milyonu Büyükşehir Belediyesi ve 4 milyonu ilçe belediyeleri olmak üzere kente 15 milyon lale soğanı dikilecek. Aynı haberde Ağaç AŞ Genel Müdürü Eyüp Karahan’ın verdiği bilgiye göre soğanların yaklaşık altıda biri, kent çevresindeki köylerden sağlanacak. Karahan’a göre projenin hedefi bir süre sonra 15 milyon tüm soğanın da İstanbul’da üretilmesi. HaberVs muhabirleri, son birkaç yılda lale soğanı üretimiyle hareket kazanan, Silivri Belediyesi sınırları içindeki Seymen köyünü ziyaret etti ve çiftçilerle görüştü.Üretici sayısı beş katına çıktı Seymen Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Necmettin Eren, dört yıldır devam eden, İBB’nin Alım Garantili Lale Soğanı Yetiştiriciliği projesinin köylerine fayda sağladığı görüşünde. “Bu aslında Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü bir sosyal sorumluluk projesi, hem yetiştiricilerimiz hem de köylülerimiz bu proje sayesinde ekmek yiyor” diyor. İBB’ye bağlı Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’nin yetiştirilen lale soğanlarının alıcısı olduğunu belirten Eren, tohumların Ağaç A.Ş tarafından kendilerine ücretsiz verildiğini, yetiştirdikleri soğan başına ise 65 kuruş yetiştiricilik ücreti aldıklarını söylüyor. “Üretime belli bir limit konmadığı için kendi tohumlarımızı da üretip soğan haline geldiklerinde alım garantili olarak Ağaç A.Ş’ye teslim ediyoruz. Şirket için ne kadar fazla soğan olursa o kadar iyi.” Dört yıl önce sadece dört üreticiyle başladıklarını […]