Trafikte artan kadın motosikletçi sayısı görünürlüğü artırsa da, yol üstünde cinsiyet temelli önyargılar hâlâ güçlü. Kadın sürücüler, günlük rotalarında sadece trafikle değil, sözlü tacizden güvenlik ihlallerine kadar pek çok engelle mücadele ediyor.
Türkiye’de motosiklet trafiği son yıllarda ciddi bir ivme kazandı. TÜİK verilerine göre 2024–2025 döneminde trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı 6,6 milyonun üzerine çıktı. Motorlu taşıtlar içinde en hızlı büyüyen kategori de motosiklet oldu.
Bu artış, kadın sürücü profilini de doğrudan etkiliyor. Sürücü kursları, son iki yılda kadın motosiklet ehliyeti başvurularının belirgin biçimde yükseldiğini; bazı şehirlerde kadın öğrenci oranının yüzde 30’a yaklaştığını aktarıyor.

Firuzköy eğitim sahası. Fotoğraflar: Zehra İda Özkan / HaberVs
“Hafife alınma” trafikte en yaygın deneyim
Kadın motorcuların en sık dile getirdiği sorun, trafikte “yetersiz” ya da “tecrübesiz” görülmeleri. Bu algı, yalnızca rahatsız edici sözlerle sınırlı kalmıyor; çoğu zaman doğrudan tehlikeli sürüş davranışlarına dönüşüyor. Özellikle büyük hacimli motosiklet kullanan kadınlar, trafikte daha fazla sıkıştırıldıklarını, yol haklarının görmezden gelindiğini ve araçların bilinçli biçimde üzerlerine kırıldığını anlatıyor.
Üç yıldır motosiklet kullanan 29 yaşındaki Aynur Ö., önyargının nasıl risk yarattığını şu sözlerle ifade ediyor: “Yolda hata yapmam için daha yakından geçiyorlar, üstüme geliyorlar. Sanki düşmemi görmek ister gibiler.”
Aynur’a göre sorun yalnızca sürüş sırasında değil, duraklama anlarında da devam ediyor. Kırmızı ışıkta beklerken maruz kaldığı sözlü müdahalelerin dikkatini dağıttığını ve reflekslerini zayıflattığını söylüyor. “Bu motor sana büyük değil mi?”, “Düşersin şimdi” ya da “Yardım edeyim mi?” gibi cümleler, kadın sürücüler için yalnızca cinsiyetçi değil; trafikte konsantrasyonu bozan ve güvenliği riske atan unsurlar haline geliyor.
Türkiye’de motosiklet kullanımı hâlâ büyük ölçüde “erkek işi” olarak görülüyor. Bu algı, kadın motorculara yönelik şaşkınlık, alay ve küçümseme şeklinde yansıyor. Ancak bu tutum, çoğu zaman pasif kalmıyor. Kadın sürücüler, özellikle sollama anlarında kasıtlı yakın geçişler, ani hızlanmalar ve gereksiz korna kullanımıyla karşılaştıklarını aktarıyor. Aynur, trafikte yaşadığı baskının sürüş kararlarını etkilediğini söylüyor: “Bazen sırf üzerime gelmesinler diye hızımı değiştiriyorum. Bu da beni değil, trafiği daha güvensiz hale getiriyor.”
Kadın kurye olmak
Kadınların motosiklet kullanımı yalnızca kişisel ulaşımda değil, çalışma hayatında da artıyor. Özellikle büyük şehirlerde motokuryelik, kadınlar için giderek daha görünür bir meslek haline geliyor. Ancak bu görünürlük, riskleri de beraberinde getiriyor.
İstanbul’da motokurye olarak çalışan Derya K., trafikte kadın olmanın işini daha zor hale getirdiğini söylüyor: “Teslimata yetişmeye çalışırken bir de tacizle uğraşıyorsun. Yanına özellikle yanaşıp konuşmaya çalışanlar oluyor. Bu sadece rahatsız edici değil, ciddi bir güvenlik sorunu.”
Derya, teslimat sırasında bile motoru gerçekten kendisinin kullanıp kullanmadığının sorgulandığını, bunun da mesleki ciddiyetini zedeleyen bir yaklaşım yarattığını da belirtiyor.
“Sorun sürüşte değil, algıda”
Motosiklet sürüş eğitmeni Mehmet E., trafikteki eşitsizliğin teknik yetersizlikten değil, toplumsal kabullerden kaynaklandığını vurguluyor. Kadın sürücülerin eğitim sürecinde daha disiplinli ve risk yönetiminde daha dikkatli olduğunu belirten Mehmet E., sorunun kaynağını şöyle özetliyor:
“Kadın sürücüyü hâlâ istisna olarak gören bir trafik kültürü var. Bu algı değişmedikçe baskı da risk de sürecek.”

Sürücü adayı Cansu Köksal
Motosiklet sürücü adayı Cansu Köksal, girdiği motosiklet ehliyet sınavında “trafiği tehlikeye atmaktan” kaldığını söylüyor. Ancak kendisine bu gerekçenin sınav sırasında ya da sonrasında net biçimde açıklanmadığını belirtiyor. Köksal’a göre asıl sorun, sınav değerlendirmesinden çok, komisyonun yaklaşımı. “Sınavdan kaldığımı söylediklerinde nedenini sorduğumda net bir açıklama yapılmadı. Sadece ‘trafiği tehlikeye attın’ dendi ama hangi hareketimle, nerede, nasıl bir risk oluşturduğum söylenmedi.”
Cansu, sınav sırasında yaşadığı bir diyaloğun ise süreci onun için daha da kırıcı hale getirdiğini anlatıyor. Komisyon üyelerinden birinin kendisine söylediği sözleri şu şekilde aktarıyor: “Bana açık açık ‘Motor sürüp ne yapacaksın, bunu da yapmayıver’ dendi.”
“Yakın takip ve sıkıştırma bilinçli yapılıyor”
15 yıldır motosiklet eğitmenliği yapan ve ileri sürüş teknikleri üzerine çalışan Emre Saka, kadın motosikletçilerin en çok şikayet ettiği yakın takip ve sıkıştırma davranışlarının çoğu zaman tesadüf olmadığını. Özellikle yoğun trafikte, kadın sürücünün reflekslerini test etmeye yönelik bilinçli hamleler yapıldığını söylüyor: “Bazı sürücüler kadın motorcunun korkacağını ya da panikleyeceğini varsayarak daha agresif davranıyor. Motosiklette bir anlık refleks, hayati sonuçlar doğurabilir.”
Saka bu çelişkinin temelinde, sürücü eğitimlerinin yalnızca teknik beceriye odaklanmasının yattığını söylüyor. Trafik kültürü, empati ve toplumsal cinsiyet farkındalığının eğitim müfredatlarında neredeyse hiç yer almadığını vurguluyor: “Birine daha ehliyet almadan ‘Sen bu işi yapma’ derseniz, trafikteki eşitsizliği zaten baştan üretmiş olursunuz.”

Firuzköy eğitim sahası
Kadın motorcu sayısındaki artış, sürüş topluluklarında da kendini gösteriyor. Grup sürüşleri ve eğitim etkinliklerinde kadınların daha aktif rol alması, dayanışma ve deneyim paylaşımı açısından önemli bir alan yaratıyor. Ancak sahadaki deneyimler, görünürlüğün tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Kadın motorcular, her gün yolda yalnızca bir noktadan diğerine gitmiyor; aynı zamanda yerleşmiş bir algıyla da mücadele ediyor. Yollar kalabalıklaştıkça sorunlar kendiliğinden küçülmüyor. Ancak kadın sürücülerin artan varlığı, trafikteki bu algının dönüşmesinin de kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.

Yorum yazın