Euro 2008

Ersan Bayram Avrupa Avrupa Futbol Şampiyonası, Euro 2008, 7 Haziran Cumartesi günü başlıyor. İlk kez 1960 yılında düzenlenen ve dört yılda bir gerçekleşen turnuvanın ev sahipliğini Avusturya ve İsviçre yapıyor. Turnuva, 29 Haziran’da gerçekleşecek final karşılaşması ile sona erecek. Ev sahibi Avusturya ve İsviçre’nin doğrudan katılma hakkı elde ettiği şampiyonada 16 takım, en büyük kupayı kaldırmak için mücadele edecek. Bu iki ülke dışındaki 14 takım, turnuva öncesinde yedi eleme grubunda ilk iki sırayı alan takımlardan oluşuyor. Ulusal takımlar, şampiyonada, dört grupta toplanıyor. A grubu: Türkiye, Çek Cumhuriyeti, İsviçre ve PortekizB grubu: Hırvatistan, Avusturya, Almanya ve PolonyaC grubu: İtalya, Hollanda, Romanya ve FransaD grubu: İsveç, Yunanistan, İspanya ve Rusya Grup maçlarında değerlendirme lig usulü yani puan toplama esasına göre yapılacak. Gruplarında ilk iki sırayı alan takımlar çeyrek finale yükselecek. Çeyrek final, yarı final ve final maçları ise eleme amacı taşıyan tek maç üzerinden oynanacak. Türk Milli takımı kadrosu Milli takım teknik heyetinin Euro 2008’de forma vereceği oyuncuların çoğu, uzun süre A takım formasını giymiş futbolculardan oluşuyor. Kale: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Rüştü Reçber (Beşiktaş) ve Tolga Zengin (Trabzonspor) Defans: Sabri Sarıoğlu, Hakan Balta ve Servet Çetin (Galatasaray) Gökhan Zan (Beşiktaş), Uğur Boral (Fenerbahçe) ve Emre Aşık (Ankaraspor) Orta saha: Mehmet Aurelio ve Kazım Kazım (Fenerbahçe), Mehmet Topal, Ayhan Akman ve Arda Turan (Galatasaray), Emre Belezoğlu (Newcastle-İngiltere), Tümer Metin (Larissa-Yunanistan), Hamit Altıntop (Bayern Münih-Almanya), Tuncay Şanlı (Middlesbrough-İngiltere) Forvet: Gökdeniz Karadeniz (Trabzonspor), Nihat Kahveci (Villareal-İspanya), , Semih Şentürk (Fenerbahçe), Mevlüt Erdinç (Sochaux-Fransa) Milli takım aday kadrosunda bulunan ve takımda önemli görevler üstlenmesi beklenen Fenerbahçeli savunma oyuncusu Gökhan Gönül, sakatlığı nedeniyle 24 Mayıs’ta kafileden ayrılan ilk futbolcu olmuştu. İbrahim Kaş (Beşiktaş), Halil Altıntop (Shalke 04-Almanya) ve Yıldıray Baştürk (VfB Stuttgart-Almanya) kesin kadronun açıklandığı 28 Mayıs’ta kafileden ayrılan diğer sporcular oldu. Teknik direktör Fatih Terim, özellikle Yıldıray Baştürk kararıyla ilgili çok eleştirildi. Türkiye İşviçre’de Avusturya ve […]

Araplar da ABD’ye güvenmiyor

Ersan Bayram Maryland Üniversitesi ile Zogby International tarafından yapılan bir kamuoyu araştırması Arapların, ABD’yle ilgili olumlu görüş taşımadığını ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 83’ü ABD hakkında olumsuz görüş bildirirken, yüzde 70’i ABD’ye hiç güveni olmadığını ifade etti. Suudi Arabistan, Mısır, Fas, Lübnan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde 4 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya katılanlar, nükleer denemelerine hız veren İran’ı da bir tehdit olarak görmediklerini belirtti. Irak’ın durumu işgal öncesinden kötü Araştırmada, ABD’nin geçen sene Irak’taki asker sayısını 30 bin artırmasının, çatışmanın azalmasını sağladığına inandığını belirtenlerin oranı yüzde 6’da kalırken her 3 Arap’tan biri Irak’ta şiddetin azaldığı yönündeki haberlere güvenmediğini söyledi. Her 10 Arap’tan 8’inin Iraklıların durumunun 2003’teki Amerikan işgali öncesinden daha kötü olduğunu belirttiği araştırmada yüzde 2’si ülkede şimdiki durumun daha iyi olduğu yolunda görüş belirtti. Araştırmaya göre ABD’nin iddialarının tersine, Arapların çoğu İran’ı tehdit olarak görmediklerini söylerken, yüzde 67’si Tahran’ın nükleer programa sahip olma hakkı bulunduğunu düşünüyor. Filistin topraklarında Hamas ile El Fetih arasındaki çatışmayla ilgili olarak da Arapların El Fetih’ten ziyade Hamas’a sempati duyduğu ortaya çıktı. Arapların yüzde 18’i Hamas’a, yüzde 8’i ABD’nin desteklediği El Fetih’e sempati duyuyor. yüzde 37’i ise her iki grubu da destekliyor. Lübnan’la ilgili olarak Arapların sadece yüzde 9’unun Washington’ın desteklediği iktidardaki koalisyona sıcak baktığı, yüzde 30’unun ise Hizbullah’ın önderliğindeki muhalefete destek verdiği ortaya çıktı.

Çeyrek final karaborsada

Ersan Bayram Fenerbahçe Spor Kulübü’nün maç biletlerinin satış hakkını elinde bulunduran Biletix firması, 21 Mart 2008 Cuma günü yaptığı açıklamada, Chelsea karşılaşması biletlerinin sadece Fenerbahçe Kart sahipleri ve kongre üyesine satılacağını duyurdu. Biletler, 24 Mart günü internet üzerinden ve Biletix gişelerinde satışa sunuldu. Ancakt 2 Nisan 2008’de oynanacak karşılaşma için Biletix’in internet sayfası üzerinden bilet almak isteyen Fenerbahçe Kart sahipleri bir sürprizle karşılaştı. Sistem, işlem sırasında kullanılan ve satın alınırken kart sahiplerine verilen kart şifrelerini kabul etmedi. Her zaman yaptıkları şekilde internetten bilet almayı uman binlerce taraftarın çabası sonuçsuz kaldı. Aynı gün, akşam saatlerinde Fenerbahçe Spor Kulübü’nün resmi yayın organı fenerbahce.org’da yapılan bir açıklama, tüm kart şifrelerinin 0101 sayısı ya da kart sahibinin doğum gün ve ayından oluştuğunu bildirdi. İnternette bilet alabilmek için saatlerce uğraşan pek çok taraftar, bu bilgiyi ancak internet kontenjanı dolduktan sonra öğrenebildi. Gişede tatsız sürpriz Kart şifrelerinin habersiz değiştirilmesinde yaşanan şaibe gişede de devam etti. İnternet üzerinden bilet edinemeyen spor severler gişelere koştu. Ancak 19 bin 880 adet bilet, satışa çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra tükendi. Fenerbahçe Kart sahibi binlerce taraftar, daha önce sahip oldukları bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişelerde öğrendi. Platinium Kart sahibi taraftarlar beş bilet, Gold Kart sahibi taraftar üç bilet ve Klasik Kart sahibi taraftarlar ise gişede iki bilet satın alabiliyordu.Tüm kart sahipleri, daha önce duyurulmamasına rağmen, bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişede öğrendi. Buna göre Platinium Kart sahipleri iki, Gold ve Klasik kart sahipleri ise birer bilet satın alabildi. Biletler tükendikten sonra yapılan açıklamada, Fenerbahçe taraftar kartı sahiplerinin tüm maçlar için geçerli bilet satın alma haklarının, sadece Turkcell Süper Lig ve Fortis Türkiye Kupası maçlarında geçerli olduğu duyuruldu. Biletler karaborsada Fenerbahçe kartının bir amacı da, biletlerin karaborsada satışını engellemek ve kulübün bu yolla gelir kaybına uğramasını engellemek olmasına rağmen, Chelsea karşılaşmasının biletleri, gişede tükendiği gün bazı internet sitelerinde satışa […]

İstanbul’da Anadolu’dan gelen üniversiteli olmak…

Ersan Bayram Ortaokul ve liseyi orta ölçekli bir il veya ilçede okuduktan sonra ÖSS sonuçlarının açıklanmasının ardından İstanbul’un kazanıldığı öğrenilir, ilk başta bütün aileden ses soluk çıkmaz, gözlerdeki endişe barizdir. Her gün gazete veya televizyonlarda çıkan kapkaç, gasp ve hırsızlık haberleri nedeniyle ailenin kafasındaki “İstanbul” mega bir suç kentidir. Bu korku bitmeden “kalacak yer” sorun olur, eğer ailenin maddi durumu iyi değilse yeniyetme üniversiteli genç yurt aramaya başlar. Kalacağı yer okula yakın mı soruları ile devam eden problemler, her gün aile fertlerinin kafasını kurcalayarak içinden çıkılması zor bir hayat problemine dönüşür. En sonunda okullar açılır ve İstanbul macerası başlar. İlk birkaç ay alışık olunmayan kalabalık ve gürültü ile boğuşmakla geçer zaman. Korkak davranan öğrenci, yabancı bir yer olan İstanbul’da yabancı insanlara ve yabancı suratlara yavaş yavaş alışmaya başlar. İstanbul’u keşfetmeye başlayan öğrenci İstanbul’un güzelliklerinin yanında olumsuzluklarını da görmeye başlar.İlk senenin ardından İstanbul’u “çözen” öğrenciyi bu sefer de başka bir problem olan “para sorunu” bekler. İlk yılın yabancılığından dolayı pek gezemeyen öğrenci için para sorun olmamıştı ama gezilecek ve görülecek yerlerin merakıyla endişe devam eder. Arkadaş ortamı gereğince sıkı sık dışarı davet edilen öğrenci için maddi sıkıntı ikinci senede de devam eder. Üçüncü yıla gelindiğinde artık kendini İstanbullu hisseden öğrenci, nereye giderse gitsin her yeri İstanbul’la karşılaştırmaya başlar. Dördüncü sınıfa geldiğinde ayrılık vaktinin yaklaşması İstanbul’u her zamankinden farklı olarak güzel yapmaya başlar. Okulda alınan eğitimin fazlasının İstanbul sokaklarında öğrenilmesi Anadolu’dan gelenler için yaşanabilecek en büyük hayat dersidir. İnsanları sahte İstanbul’a nazaran daha küçük şehirlerden gelen ve taşralı olarak nitelendirilen öğrencilerin çoğu insan ilişkilerinin sahteliğinden yakınıyor. İstanbul Yeditepe Üniversitesi 4. sınıf öğrencisi Uğur Ceylan İstanbul’a Isparta’dan gelmiş. Çoğu arkadaşlıkların “çıkarcılık ve maddiyatçılık” üzerine kurulduğunu söyleyen Ceylan’a göre bunun sebebi; medyanın yansıttığı haberlerden dolayı oluşan güvensizlik ve duyarsızlık.Küçük bir şehirden gelenler için bir diğer sorun olarak “ulaşım” aşılması gereken bir problem olarak gözüküyor. […]

Kurusıkı deyip geçme

Ersan Bayram Amerikan filmlerin beylik sahnesidir: Adamımız vızır vızır bir caddede bir dükkâna girer. Raflara sıra sıra dizili silahlara göz gezdirir. Satıcı, her birinin ne kadar üstün özellikleri olduğunu sıralar. Kahramanımız aklına ve eline yatan birisini seçer. Parayı öder, alır. Sonraki sahnelerde ise ortalama 90 dakikalık filmde onlarca insanın mevta oluşuna tanık oluruz. Filmden çıkanlar mutlu ve huzurludur. Kötü adam kaybetmiştir. Peki, kaybeden sadece kötü adam mıdır? Ya da yarım saatlik çizgi filmlerden, haber bültenlerine ve neredeyse tüm TV kanallarını istila etmiş o kötü filmlere dek ekranlarımızdan evlerimizin içine bizlerin ve çocuklarımızın beynine yerleşen silahlı şiddet görüntülerinin asıl kurbanları kim? Kurbanın kim olduğuna bağlı olarak zaman zaman ilk sayfalara da taşınan “3. sayfa haberi”lerine konu olan düğünlerde, asker uğurlamalarında, maç kutlamalarında yılda 700 kişinin ölmesi ya da yaralanması yanıtlıyor aslında soruyu. Peki, bunun sorumlusu kim? Şiddet dolu çizgi filmleri çocuklarının izlemesinde sakınca görmeyen ebeveynler mi? Silaha sahip olup onu ortalıkta teşhir etmekte beis görmeyen, at-avrat-silah üçlemesini şiar edinmiş ‘delikanlılar’ mı? Silah satın alma ve ruhsat edinmeyi bu kadar kolaylaştıran kanun yapıcılar mı? Küçük Amerika olma yolunda… Filmlerde sıkça görülen silah satın alma sahneleri henüz Türkiye’de gerçekleşmese de silah sahipliğini nüfusa oranladığımızda küçük bir Amerika olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Bireysel silahsızlanmaya yönelik etkinlikler yürüten Umut Vakfı’nın verilerine göre şu anda yurt çapındaki ruhsatlı tabanca ve tüfek sayısı 3 milyon civarında. Buna ek olarak 7 milyonun üzerinde de ruhsatsız silah taşınıyor. Buna her yıl ortalama 3 bin kişinin ateşli silahlarla hayatını kaybettiğini eklersek “küçük Amerika’ olma yolunda ne kadar yol kat ettiğimiz de ortaya çıkar. Kurusıkılar mafyanın da gözdesiGerçek silahları yasal yollardan dükkânlardan satın almanın zorlukları karşısında her yaştan “silah sever” çareyi yakın mesafeden atıldığında öldürücü olabildiği kanıtlanan kurusıkılara sahip olmakta bulmuştu. Yıllarca denetimden uzak ve sadece bir kimlik fotokopisiyle 18 yaşını dolduran tüm heveslilere satılabilen bu silahlardan Türkiye’de kaç kişide olduğuna […]