Futbolun kronik sorunu: Hakemler

Spor Toto Süper Lig’te 14 hafta geride kaldı ve hakemler her zaman olduğu gibi en çok konuşulan ve eleştirilen taraf oldu

Spor Toto Süper Lig’te 14 hafta geride kaldı ve hakemler her zaman olduğu gibi en çok konuşulan ve eleştirilen taraf oldu

Türkiye basketbolunun ilk Euroleague finalinde bile sadece hakemi konuştuk, hakemi tartıştık.

Az önce Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda bir futbol gaspına şahit olduk. Oynanan şeyin futbola benzeyip benzememesi elbette öncelikle sahadaki futbolculara bağlı bir durum. Fenerbahçe Beşiktaş karşılaşmasında forma giyen oyuncuların bir kısmı, örneğin Fenerbahçeli Fábio Bilica, bu niyette değildi. Bilica, az sonra Beşiktaşlı Bobo’nun atış kullanacağı penaltı noktasını ayakkabılarıyla oydu. Penaltı atışına müdahele etmek istedi. Etti de. Oynanan şeyin futbola benzeyip benzemeyeceği, oyunun kurallar çerçevesinde oynanmasını sağlamakla görevli hakem de bağlı. Ama Fenerbahçe Beşiktaş karşılaşmasının hakemi de (Hüseyin Göçek) bu niyette değildi. Bilica’nınki rakibe değil ama rakibinin hakkına bir müdahaleydi. Hakem ne yaptı? Bilica’nın oyduğu çimleri ayağıyla düzeltmeye çalıştı. Dikkât ederseniz konuştuğumuz şey, futbolun içindeki bir pozisyon değil. Tam tersine sahadaki şeyi futbol dışına çıkarmaya çalışan, oynanma şartlarını ortadan kaldıran bir müdahale. Bilica yetinmiyor; topu “çukur” dışına çıkarmaya çalışan Bobo’ya da müdahale etmeye çalışıyor. Topu tekrar hazırladığı yere taşıyor. Hakem, futbolcunun futbolu sabote etme ısrarına, ısrarla seyirci kalıyor. Ceza sahasında çalamadığı düdüğü (kendi ceza sahası içerisinde Lugano’nun topu elle kesmesi), ceza sahası dışındayken (Gökhan Gönül’e, ilkine çok benzer pozisyonda) çalabilmesi, top kazanmak için vücudunu kullanan futbolcunun (Beşiktaşlı Ernst) rakibine dirsek attığını sanarak kırmızı kart göstermesi, ofsayt olmayan birçok pozisyonun ofsayt gerekçesiyle kesilmesine seyirci kalması, rakibinin dokunmadığı Semih’in bir tiyatro oyuncusu gibi yüzünü tutarken, parmaklarının arasından hakeme bakmasını cezasız bırakmasını, hakemin beceriksizliğiyle, eğer çok iyi niyetliyseniz “takdir hakkı”yla açıklayabilirsiniz. Ama rakibinin futbol hakkını gasp eden futbolcunun cezasız kalması, hiç bir şekilde açıklanamaz. Bu davranışa, göre göre kayıtsız kalmak futbolun da top yekûn gaspıdır. Bilica, oynadığı şeyin futbol olmadığını göstermek için daha ne yapmalıydı? Örneğin sahanın çizgileriyle de mi oynamalıydı? Ya da kale direğini söküp başka bir yere mi koymalıydı? *** Futbolu değil hakemleri konuşmak, hemen her yenilgiyi “görünmeyen ellerin” üzerine yıkmak, yöneticisinden taraftarına hastalığımız. İşin daha da acıklı tarafı, inanmamıza rağmen bu eylemden vaz geçemememiz. Daha iki hafta önceki Fenerbahçe yenilgisi sonrasında, Galatasaray […]

Günlerdir gazete sayfalarında ve TV ekranlarında Türkiyeli habercilerin iştahını en çok kabartan konusu tartışılıyor: Eşcinsellik. Birbirinden bağımsız olaylarla gündeme gelen konu en sonunda ortak bir noktada, homofobi bağlamında bir araya geldi. Önce Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın Bülent Ersoy ve Zeki Müren’i hedef alan sözleri geldi. Günay’ın, “Nice yalanlar gördük. Ben bir yıl hatırlıyorum, Zeki Müren Türkiye’nin en büyük erkek sanatçısı, Bülent Ersoy en büyük kadın sanatçısı seçilmişti, böyle bir absürt, dramatik, toplumun aklının karıştırılmaya çalışıldığı dönemlerden geçtik” dedi. Bakan sonradan özür diledi ama sözleri tartışma programlarına konu olmaktan kurtulamadı. “Liberal” İslamcı Zamangazetesi yazarı Ali Bulaç da söyledikleriyle bakanı aratır oldu. Bulaç’ın, Bülent Ersoy’un annesinin, “Benim oğlum bir erkekti ve eğilimleri de erkekçeydi. Onu basın bu hale getirdi” dediğini öne sürerek, “Yani, ‘Sen kadınsın, sen kızsın, senin kızlık duyguların çok daha önde’ diye o kadar çok teşvik edilmiş” diye başladığı sözlerini, “Irak ve Afganistan gibi ülkelerde yapılan sivillere yönelik toplu katliamların eşcinsel askerler tarafından yapılmıştır” diye sürdürmesi tartışmayı daha da büyüttü. Tartışmaların dumanı tüterken eşcinsel olduğu için kendisine görev verilmeyen bir hakemin sürdürdüğü mücadele yansıdı haberlere. Eşcinsellerin maruz kaldıkları kötü muameleler, dışlanmalar ve bunlara yönelik yıllardır verdikleri mücadeleye hepimiz tanık oluyoruz. “Diğer insanlarla eşit haklara sahip olabilmek, toplumda kabul görmek” için yükselen çığlıkları medyada yer verilmese de bilenlerin malumu. Eşcinselliğin hala bir “ayıp”, hatta “suç” olarak algılandığı birçok toplum yapısı olunca, haliyle çoğunluğu oluşturanlar bu çığlıklara kulağını tıkıyor; gözlerini kapıyor. Toplum baskısı ve şiddet zaten üzerlerine binmiş bir yükken, buna bir de iş bulma, para kazanma ve hayatlarını sürdürme gibi zorluklar ekleniyor. Farklı ülkelerde, yıllardır birçok insan ya işe alınmıyor ya da işinden kovuluyor. Ancak ne işini düzgün yapmadığı için, ne de işe ilgili bir anlaşmazlık yaşadığı için. Tek sebep, eşcinsel olduklarının ortaya çıkması.Askerlik yapmayana hakemlik de yok! Günlerdir eşcinsel olduğu için görev yapması engellenen 32 yaşındaki hakemin mücadelesine […]
Romanya amatör liginde Popesti Stefan ve Unirea Dragalina arasında 28 Mart 2009’da oynanan maçta orta hakemin verdiği tartışmalı gol kararı ev sahibi takımın taraftarlarını çileden çıkardı. Sahanın giren taraftarlar orta ve yan hakemin üzerine yürüyünce, maçın yan hakemi taraftarlardan korunmak için belinde taşıdığı silahı çıkardı. Ateş açmayıp sadece sinirli taraftarları uzaklaştırmak için silahını bir tehdit unsuru olarak kullanan hakem cep telefonuyla görüntülendi. Kayıtta hakemin tabancasına mermi sürdüğü de belgelendi. Güvenlik görevlilerinin hakemi gözaltına alması sonucu maç tatil edildi.

Kırmızı kartlarıyla çok tartışılan Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasının hakemi Cüneyt Çakır Futbol Federasyonu tarafından “dinlendirilecek”. Çakır, maçın gözlemcisinden 7,1 notu almıştı. Akla şu sorular geliyor: On üzerinden 7,1 düşük bir not mudur? Bu notu alan bir hakem neden altı maç dinlendirilir? Bir hakem neye göre değerlendirilir ve ceza alır? Türkiye Futbol Federasyonu Gözlemci Raporu’nda, maçın baş hakemi 10 ile beş arasında kalan toplam yedi not derecesi ile değerlendiriliyor. Buna göre 10 ile dokuz arasında bir notla değerlendirilen bir hakem “mükemmel/eksiksiz performans” göstermiş sayılıyor. En düşük aralık olan 5,9 ile beş arasında notla değirlendirilen bir hakem ise “çok zayıf/kabul edilemez performans”a layık görülüyor.Çakır’ın gerçek notu 2,1 Görüldüğü gibi, herşeyden önce değerlendirme sanıldığı gibi 10 üzerinden değil, beş üzerinden yapılıyor. Beşin altında bir notun verilmesi mümkün olmayan bir sistemde, değerlendirmenin 10 üzerinden yapılıyor gibi gözükmesi elbette bir soru işareti. Gözlemci ve Temsilci İşleri Müdürü Baki Şahin’den edindiğimiz bilgiye göre bu, FIFA ve UEFA tarafından uygulanan bir sistem. Sisteme göre, hakemin sahaya adımını atması 5 puan. Hakem, başlama düdüğünü çaldıktan sonra başka hiçbir şey yapmasa, mesela saha kenarına gidip bir seyirci gibi maçı izlese bile demek ki bu notu alacak. FIFA, UEFA ve Türkiye Futbol Federasyonu böyle bir sistemi uygularken ne düşünüyor, bilemiyoruz ama bu sistemin biz izleyicileri yanıltığı kesin!.. “10 üzerinden 7,1 notu alan bir hakem neden dinlendiriliyor” diye kendi kendimize soruyoruz.Oysa, sıfırın karşılığı bu sistemde beş ile ifade edildiğine göre, Cüneyt Çakır’ın aldığı 7,1 gerçekte sadece 2,1’e karşılık geliyor. Vasat performans, tutarsız ceza Gelgelelim 7,1 notu tabloda, 7 ile 7,4 arasındaki tüm notlar gibi “vasat/beklenenin altında performans” olarak değerleniyor. Bu durumda maçta “vasat” bir yönetim gösterdiği kabul edilen Cüneyt Çakır’ın neden altı hafta dinlendirildiği de cevaplanması gereken diğer soru. Gözlemcinin verdiği nota göre, hakemlerin ne kadar dinlendirileceğine Merkez Hakem Kurulu (MHK) karar veriyor. Ancak, Gözlemci ve Temsilci İşleri Müdürü Baki Şahin’e göre “Şu […]