Manşette el bombası

Sabah gazetesi bugünkü manşetinde, Ergenekon terör örgütüne üye iki gazetecinin tutuklanma nedeni olan delillere inancını teşhir etti.

Sabah gazetesi bugünkü manşetinde, Ergenekon terör örgütüne üye iki gazetecinin tutuklanma nedeni olan delillere inancını teşhir etti.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin dördüncü yılında Agos Gazetesi önünde anıldı. Gazeteci Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de gazetenin Şişli Halaskârgazi Caddesi’ndeki ofisi önünde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Törene katılanlar, Agos’un önüne kırmızı karanfiller bırakarak mum yaktı; ”4 yıldır yargı yok”, ”4 yıldır meclis yok” yazılı dövizler taşıdı; “Hepimiz Hrantız”, “Hrant için Adalet” ve “Katiller halk hesap verecek” sloganları attı. Törene katılan gruplar Taksim Meydanı ve Cevahir Alışveriş Merkezi önünde toplandı. Gruplar eş zamanlı olarak saat 13.30 sıralarında Agos Gazetesi’nin önüne doğru yürüyüşe geçti. Devrimci müzik grubu Bandista da Taksim’den Agos gazetesinin önüne kadar şarkılarını söyleyerek yürüdü. Öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, gazete balkonundan bir konuşma yaptı. Dink’in eşi Rakel Dink de Agos’un penceresinden kitleyi selamladı.Tören nedeniyle cadde araç trafiğine kapatıldı. Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülenlerin ailelerinin oluşturduğu Toplumsal Bellek Platformu üyeleri de törene katıldı. Nükhet İpekçi, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülen Kemal Türkler, Ahmet Kaya, Sabahattin Ali, Orhan Yavuz, Doğan Öz, Necdet Bulut, Akın Özdemir, Abdi İpekçi, Cevat Yurdakul, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Sevinç Özgüner, Mehmet Zeki Tekiner, İlhan Erdost, Metin Göktepe, Necip Hablemitoğlu, Yusuf Ekinci, Yasemin Cebenoyan, Onat Kutlar, Hasan Ocak, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter, Uğur Mumcu, Nesimi Çimen, Behçet Aysan, Metin Altıok’un aileleri adına bir konuşma yaptı. Öldürülen Milliyetgazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi konuşmasında Hrant Dink’in “Ben büstleri sevmiyorum, ben insanları seviyorum” sözünü tekrarladı. Faili meçhul bırakılmış siyasi cinayetlerin bir an önce aydınlatılmasını istedi. İpekçi, “Biz tek tek katillerin peşinde değiliz. Ancak bu cinayetlerin birer insanlık suçu olduğunu biliyor ve adaletin bir an önce gerçekleşmesini bekliyoruz” dedi.

Az önce Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda bir futbol gaspına şahit olduk. Oynanan şeyin futbola benzeyip benzememesi elbette öncelikle sahadaki futbolculara bağlı bir durum. Fenerbahçe Beşiktaş karşılaşmasında forma giyen oyuncuların bir kısmı, örneğin Fenerbahçeli Fábio Bilica, bu niyette değildi. Bilica, az sonra Beşiktaşlı Bobo’nun atış kullanacağı penaltı noktasını ayakkabılarıyla oydu. Penaltı atışına müdahele etmek istedi. Etti de. Oynanan şeyin futbola benzeyip benzemeyeceği, oyunun kurallar çerçevesinde oynanmasını sağlamakla görevli hakem de bağlı. Ama Fenerbahçe Beşiktaş karşılaşmasının hakemi de (Hüseyin Göçek) bu niyette değildi. Bilica’nınki rakibe değil ama rakibinin hakkına bir müdahaleydi. Hakem ne yaptı? Bilica’nın oyduğu çimleri ayağıyla düzeltmeye çalıştı. Dikkât ederseniz konuştuğumuz şey, futbolun içindeki bir pozisyon değil. Tam tersine sahadaki şeyi futbol dışına çıkarmaya çalışan, oynanma şartlarını ortadan kaldıran bir müdahale. Bilica yetinmiyor; topu “çukur” dışına çıkarmaya çalışan Bobo’ya da müdahale etmeye çalışıyor. Topu tekrar hazırladığı yere taşıyor. Hakem, futbolcunun futbolu sabote etme ısrarına, ısrarla seyirci kalıyor. Ceza sahasında çalamadığı düdüğü (kendi ceza sahası içerisinde Lugano’nun topu elle kesmesi), ceza sahası dışındayken (Gökhan Gönül’e, ilkine çok benzer pozisyonda) çalabilmesi, top kazanmak için vücudunu kullanan futbolcunun (Beşiktaşlı Ernst) rakibine dirsek attığını sanarak kırmızı kart göstermesi, ofsayt olmayan birçok pozisyonun ofsayt gerekçesiyle kesilmesine seyirci kalması, rakibinin dokunmadığı Semih’in bir tiyatro oyuncusu gibi yüzünü tutarken, parmaklarının arasından hakeme bakmasını cezasız bırakmasını, hakemin beceriksizliğiyle, eğer çok iyi niyetliyseniz “takdir hakkı”yla açıklayabilirsiniz. Ama rakibinin futbol hakkını gasp eden futbolcunun cezasız kalması, hiç bir şekilde açıklanamaz. Bu davranışa, göre göre kayıtsız kalmak futbolun da top yekûn gaspıdır. Bilica, oynadığı şeyin futbol olmadığını göstermek için daha ne yapmalıydı? Örneğin sahanın çizgileriyle de mi oynamalıydı? Ya da kale direğini söküp başka bir yere mi koymalıydı? *** Futbolu değil hakemleri konuşmak, hemen her yenilgiyi “görünmeyen ellerin” üzerine yıkmak, yöneticisinden taraftarına hastalığımız. İşin daha da acıklı tarafı, inanmamıza rağmen bu eylemden vaz geçemememiz. Daha iki hafta önceki Fenerbahçe yenilgisi sonrasında, Galatasaray […]

Sihirli kelimeninin "büyüme" olduğunu söyleyen Enerji Bakanına “Dünyanın terk ettiği nükleeri Türkiye’nin neden sahiplenmeye çalıştığını" sorduk.

Türk edebiyatı azınlıkları ne zaman “öteki” yaptı? Siyaset Bilimci ve Yazar Herkül Milas anlatıyor.

Oruç Aruoba, “Bir şairin gözleri kapanınca, dünyada görülecek şeyler azalır” demişti. 19 yıl önce Cemal Süreya da, “Ölüyorum tanrım, bu da oldu işte / Her ölüm erken ölümdür, biliyorum tanrım / Ama ayrıca aldığın bu hayat, fena değildir… / Üstü kalsın…” diye yazdığının ertesi günü bir 9 Ocak günü bu dünyaya kapatınca gözlerini görülecek şeyler azaldı. Tüm günahların yarı yarıya işlendiği, bir sevişmenin gelip bir daha gitmediği, unutulmayacak aşkların her daim dörtnala sevişen kahramanıydı hâlbuki. Cemal Süreya henüz 6 yaşındayken daha, Dersim sürgünlüğüyle başlayan hüzünlü yaşamını; mutluluklarıyla, mutsuzluklarıyla, her birini sevdiği kadınlarıyla, evlilikleriyle, sözcüklere can veren şairliğiyle noktaladığında yazılmamış aşk şiirleri eksik, yazılanlar ise öksüz kaldı. Bu eksikliği, bu öksüzlüğü Can Yücel, “Aşk yok gayri memlekette / Cemal Süreya beri gideli” diye özetlemişti ardından yazdığı bir şiirde. Ahmed Arif’in, “Eros’tu kendi okuyla kendini vuran” dediği; aşkın en güzel hallerini, aşkın ya da aşığın çaresiz, başıboş hallerini dizeleriyle yudum yudum içiren bir şairdi. “Dünyanın en küçük devleti” Sevmeye ya da âşık olmaya neden arayan ve her seferinde de bulduğunu 20 ayrı şiirinin son dizesinde, “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” diye anlatan şairdi. Aziz Nesin’in,Jean Paul Sartre’yle birlikte, “Dünyanın en küçük devletleri. İkisinde de bir devlet olabilecek kadar birikim var” dediği, Ülkü Tamer’in, “Dilin ve şiirin yaman avcısı” diye tanımladığı bir sözcük ustasını, Cemal Süreya’yı, hangi kelimeleri yanyana getirdiğimizde anlatabiliriz? Cemal Süreya’nın dostu, sevgilisi, iş arkadaşı olan Tomris Uyar’ın, “Tanıdığı kaç kişi varsa o kadar Cemal Süreya vardır. Hepsi değişik. Belki temel öğeleri aynı kalıyor; politikaya, edebiyata, espriye tutkusu; çalışkanlığı, dürüstlüğü gibi, Ama çok değişken biri. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. 3 tane yazılabilir. 3 tane apayrı” dediği şair hakkında ne söylesek eksik kalacağını bilerek anlatmaya çalışalım istedik ölüm yıldönümünde. Kadere yazılan göçebelik hali Cemal Süreya 1931’de Erzincan’da bir yük vagonunda doğdu. Cemalettin Seber adı verilen geleceğin şairinin […]

Ergenekon iddianamesi ve ekleriyle birlikte ortaya çıkan fişleme belgelerine emniyet müdürleri de dahil oldu. Ergenekon tutuklularından Ergun Poyraz’ın ev ve işyerinde yapılan aramalarda elde edilerek iddianamenin ek belgeleri arasına konulan belgelerde 47 ilin emniyet müdürü ile İçişleri Bakanlığı görevlisi 35 mülkiye başmüfettişi ile çeşitli bakanlıklarda görevli, aralarında vali ve kaymakamların da bulunduğu 28 bürokrat hakkında notlar ele geçirildi. Sözkonusu fişlerde, Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu 2003 yılındaki kararnameyle atanan 47 ilin emniyet müdürleri ile mülkiye müfettişleri hakkında siyasi ve dini görüşleri ile ırk kökenleri ile ilgili bilgiler yer aldı. “Emniyet müdürleri hakkında bilgi notu” başlıklı belgede polis müdürleri için Fetullahçı, Nurcu, muhafazakar, Alevi, AKP’li, liberal, dürüst, Atatürkçü, menfaatine düşkün, tacizci, rüşvetçi, hırsız, namaz kılar, yalaka gibi notlar tutulurken mülkiye müfettişleri için ise irticacı, bölücü, İHL mezunu, istihbarat kaydı var gibi ifadeler kullanılıyor. Fişlenenler arasında AKP yanlısı olmayan müdür ve bürokratlar için de Atatürkçü, cumhuriyetçi, devlet yanlısı gibi ifadeler kullanılıyor. Ergenekon’un fişçisi Poyraz Hatırlanacağı gibi Poyraz’da ele geçirilen belgeler arasında 2003-2004 arasında AKP hükümetinin yaptığı bürokrat atamalarına ilişkin Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde hazırlanan fişleme dosyaları da bulunmuştu. “AKP’nin Kadrolaşma Çizelgesi” başlıklı 76 sayfalık belgede bin 500 bürokrat hakkında çeşitli bakanlıklara ve üniversitelere yapılan atamalarla ilgili tek tek değerlendirmeler bulunuyor. Poyraz ve diğer bazı sanıklarda bulunan fişlemeler Ergenekon iddianamesinde, “Ergenekon terör örgütünün belirledikleri amaç ve yöntemlerle binlerce vatandaşımız, siyasetçi, bürokrat, asker ve emniyet mensubu, yargı mensupları ve iş dünyası hakkında istihbari çalışmalar yaptıkları ve bu verileri sakladıkları tespit edilmiştir. Elde ettiği verileri bazen şantaj, bazen yıpratma ve sindirme bazen de örgütün basın-yayın organlarında yayınlayarak karalama ve dezenfermasyon amacıyla kullandığı anlaşılmıştır” diye anlatılıyor. Ergenekon sanıklarından Ergun Poyraz’da ele geçirilen, “Emniyet müdürleri hakkında bilgi notu” başlıklı fişler Ergenekon iddianamesinin ek dosyalarındaki 330 numaralı klasör içinde yer alıyor. Kararnameyle atanan 47 ilin emniyet müdürü ile İçişleri Bakanlığı emrinde çalışan 10 mülkiye müfettişi ve 4 bakanlık […]

‘Otur oğlum!’ deyince köpeğiniz sizi dinlemiyor; hoplamaya zıplamaya devam mı ediyor? ‘Saldır Bobi!’… Köpeğiniz aval aval yüzünüze mi bakıyor? Bu durumda siz de karizmanızın yara aldığını mı düşünüyorsunuz? Tasma üreticileri konuyla ilgilenmiş, derdinize deva elektronik köpek eğitim tasmaları üretmişler. Bu tasmalarla oturduğunuz yerden, uzaktan kumandayla sadık dostlarınızı eğitebiliyor, köpeğin havlamasını veya evde istemediğiniz bir odaya girmesini engelleyebiliyorsunuz. Peki ülkemizde de satışı devam eden ve pratik olması nedeniyle çok satılması kuvvetle muhtemel bu tasmaların hayvanlar üzerinde olumsuz etkileri var mıdır? Bu konuda veterinerler, hayvan psikologları ve petshop yetkilileri konuyla ilgili ikiye bölünmüş durumda. Kimilerine göre, bu tasmaların hayvanlar üzerinde oluşturacağı tahribat çok büyük olabilir. Bu nedenle, ürünlerin satışı hemen yasaklanmalı. Kimine göre de tasmaların hayvanlara hiç bir zararı yok. Zaten zararlı olsa uzun yıllardır yurt dışında satışı yapılmazdı. Bu konuda başvurulabilecek en önemli isimlerden biri İ.Ü. Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi, iç hastalıklar ve psikoloji uzmanı, ‘Köpek Psikolojisi’ adlı kitabın yazarı Prof.DR. Tamer Dodurka bu ürünlerin köpeklere zarar vereceğini düşünenlerden. Dodurka, özellikle içgüdüsel dürtülerin elektrikli tasma aracılığıyla engellenmesinin bu dürtülerin başka davranışlara kanalize olmasına yol açabileceğini, hayvanda parmak yalama, eşyalara zarar verme, istenmeyen yerlere işeme gibi davranış bozukluklarının şekillenebileceğini söylüyor. Bu tasmaların hayvana elektrik şoku veren, koku veya ultrasonik ses yayan çeşitlerinin bulunduğunu, elektrik şoku veren türlerinin Avrupa’da yasaklandığını belirten Dodurka’ya göre bu tasmaları kullanacak kişilerin mutlaka eğitimden geçirilmesi gerekiyor. Zararlı olsa Amerika’da satılmazdı.’ Elektronik tasmaların köpeklere herhangi bir zararı olmayacağını düşünenler de var elbette. Levent Veteriner Polikliniği Veterineri Yeter Öcal, bu ürünlerin apartmanda köpek besleyenler için çok faydalı olacağını söylüyor ve ekliyor: “Köpekler her zaman gerektiği için havlamazlar. Bazen havlamaları gereksizdir ve engellenmesi gerekebilir. Bu ürünlerin zararı olsa Amerika’da satışı yapılır mıydı yıllardır?” Arnavutköy Pakovet Veteriner Polikliniği’nden gelen yanıt da Yeter Öcal’ı destekliyor: ‘ Ürünler satılıyor. Şimdiye kadar bir şikayet gelmedi. Zaten zararlı olsa yurtdışında satılmazdı.’ Ürünlerin en fazla satıldığı ülke […]