Etiket imf

‘Çok kutuplu bir dünyaya doğru gidiyoruz’

İstanbul’daki olaylı IMF-Dünya Bankası toplantılarının ardından küresel krizin geldiği noktayı ve dünya ekonomisindeki gelişmeleri Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Tonak, HaberVs için değerlendirdi. – Geçtiğimiz günlerde IMF-Dünya Bankası toplantılarında da dile getirildiği gibi küresel ekonomik krizden yavaş yavaş çıkılmaya başlandığı yönünde “İhtiyatlı” bir görüş yaygınlaşmaya başladı. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Ahmet Tonak: Krizin bitip bitmediğine karar vermek için önce nedenine bakmak gerekiyor. Küresel kriz Amerika’daki subprime mortgage piyasasındaki bazı sıkıntılarla bir anda tartışılmaya başlandı. Krizin nedeni olarak da bu piyasadaki bir takım düzensizlikler veya kimi şirketlerin, özellikle finansal şirketlerin aç gözlülüğü gösterildi. Ancak yavaş yavaş krizin daha yapısal nedenleri olduğu konusunda bir tartışma da başladı. Oysa benim gibi üniversitelerde okutulan egemen iktisat anlayışı dışında klasik marksist ekolden gelen birçok iktisatçı yıllardır böyle derin bir krizin geleceğini değişik şekillerde dile getiriyorlardı. Örneğin 2005 yılının aralık ayında Cumhuriyet Gazetesi’nde bir sayfa bu konuyu yazmış, özellikle konut borçlandırma piyasasında Amerika’da bu tip kırılganlıkların biriktiğini, asli neden olmasalar da bunların bir krizi tetikleyebileceğini dile getirmiştim. Bu durum Amerika’da dediğim gibi ana iktisat akımı dışındaki bazı iktisatçılar tarafından gözlemleniyordu bende o tartışmaları Türkiye’ye taşımaya çalışmıştım. Fakat kimse bunlara kulak asmadı. Ondan sonra 2008 yazında bu kriz patlak verince bir anda mesele gündeme oturdu. Az önce söylediğim gibi ana akım iktisadın dışından gelenler yani bizim gibi Marksçı bir yaklaşımla meseleyi ele alanlar için kapitalizmin dönemsel krizleri bilinmeyen bir şey değil. Kapitalizmin 3–5 yılda bir yaşanan iç çevrim dediğimiz kısa dönem bunalımlarının yanısıra aslında daha ciddi, daha derin 20-30 yılda bir gözlemlenen krizleri de yaşadığı, kapitalizmin yapısal nedenlerle bunları doğurduğu, yıllardır söylenir bilinir. Bu kriz de bence böyle derin, 20–30 yılda bir yaşanan krizlerden biridir. – Yaygın kabullerden biri de finans sektöründe ortaya çıktığı ve reel sektörü etkilediği yönünde… Evet, “Finans sektöründe bir takım şeyler oldu, ondan sonra finans sektöründe yaşanan bu kriz hali […]

IMF varsa gösteri de var

HaberVs IMF ve Dünya Bankası toplantılarına yönelik protestolar bugün de sürdü. Dün (6 ekim) Taksim ve civarında yaşanan olaylardan sonra İstanbul polisi Taksim ve Tarlabaşı ile Osmanbey’de yoğun güvenlik önlemleri almıştı. Beklenenin aksine Taksim’de herhangi bir olay çıkmazken, göstericilerin toplanma adresi Osmanbey’di. Sabahın erken saatlerinden itibaren bu eksende toplanmaya çalışan göstericiler gözaltına alındı. Eylem ve polise mukavemet Pangaltı Ergenekon Caddesi’nde başladı ve daha sonra E-5’e taşındı. Uzun süre müdahale edilmeyen göstericiler, görüntülerini çeken bir polis helikopterine roketatar gibi kullanılan havai fişekle saldırdı. Ergenekon Caddesi’nde toplanan ve sloganlar atarak yürüyüş yapan yaklaşık 200 kişilik bir grubun önü polis tarafından kesildi. Polisin dağılın uyarısına uymayan göstericilere önce tazyikli su ardından da gaz bombalarıyla müdahele edildi. Polise taş ve molotof kokteylleri atarak karşılık veren göstericiler ara sokaklara kaçtı. Bomonti üzerinden Çağlayan kavşağına kadar herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan yürüyen grup bazı banka şubelerini tahrip etti. Daha sonra E-5’e çıkan göstericiler karşılarına çıkan bir polis aracına da saldırdı. Zor anlar yaşayan polisler ise araç içinden havaya ateş açarak kaçtı. Kendilerini havadan izleyerek görüntülerini kaydeden polis helikopterine göstericiler, roketatar gibi kullanılan bir boruyla havai fişek atarak vurmaya çalıştı. 103 kişi gözaltında İstanbul Valisi Muammer Güler , CEBIT Bilişim Eurasia Fuarı’nın açılışı öncesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü karşılamak için beklediği sırada gazetecilerin IMF toplantılarındaki gözaltılarla ilgili sorularını yanıtladı. Vali Güler, “Basın açıklamalarından sonra polise saldırıldı. Polisin müdahalesi tamamen suçun önlenmesine yönelikti. 7 polis aracı 6 konsolosluk binası ve 11 bankanın camı kırıldı. 5 işyeri tahrip edildi. Bunu eleştiri konusu yapıyorsak, bu özgürlüklerin artık üzerinde iyi düşünülmesi lazım. Şiddet kullanmayla fikir hürriyeti düşünce açıklama hürriyetini mutlaka ayırmak lazım” dedi. Vali Güler 25’i bugün olmak üzere 47’si kadın 22’si 18 yaşindan küçük olmak üzere toplam 103 kişinin gözaltına alındığını söyledi.

IMF varsa gösteri de var

HaberVs IMF toplantılarına yönelik protestolar bugün de sürdü. Ancak bugünkü gösteriler dün yaşananların aksine hayli sönüktü. Sabahın erken saatlerinden itibaren Şişli ve çevresinde toplanmaya çalışan göstericiler gözaltına alındı. Pangaltı Ergenekon Caddesinde başlayan eylem, daha sonra E-5’e taşındı. Uzun süre müdahale edilmeyen göstericiler, görüntülerini çeken bir polis helikopterine roketatar gibi kullanılan havai fişekle saldırdı. Dün (6 ekim) yapılan sert müdahale üzerine yaşanan olaylardan sonra İstanbul polisi Taksim ve Tarlabaşı ile Osmanbey’de yoğun güvenlik önlemleri aldı. Beklenenin aksine Taksim’de herhangi bir olay çıkmazken, göstericilerin toplanma adresi ise Osmanbey’di. IMF ve Dünya Bankası toplantılarını protesto etmek için bir araya gelmeye çalışan gruplar sabahın erken saatlerinden itibaren gözaltına alındı. Pangaltı Ergenekon Caddesi’nde toplanan ve sloganlar atarak yürüyüş yapan yaklaşık 200 kişilik bir grubun önü polis tarafından kesildi. Polisin dağılın uyarısına uymayan göstericilere önce tazyikli su ardından da gaz bombalarıyla müdahele edildi. Polise taş ve molotof kokteylleri atarak karşılık veren göstericiler ara sokaklara kaçtı. Bomonti üzerinden Çağlayan kavşağına kadar herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan yürüyen grup bazı banka şubelerini tahrip etti. Daha sonra E-5’e çıkan göstericiler karşılarına çıkan bir polis aracına da saldırdı. Zor anlar yaşayan polisler ise araç içinden havaya ateş açarak kaçtı. Kendilerini havadan izleyerek görüntülerini kaydeden polis helikopterine göstericiler, roketatar gibi kullanılan bir boruyla havai fişek atarak vurmaya çalıştı. 103 kişi gözaltında İstanbul Valisi Muammer Güler , CEBIT Bilişim Eurasia fuarının açılışı öncesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü karşılamak için beklediği sırada gazetecilerin IMF toplantılarındaki gözaltılarla ilgili sorularını yanıtladı. Vali Güler, “Basın açıklamalarından sonra polise saldırıldı. Polisin müdahalesi tamamen suçun önlenmesine yönelikti. 7 polis aracı 6 konsolosluk binası ve 11 bankanın camı kırıldı. 5 işyeri tahrip edildi. Bunu eleştiri konusu yapıyorsak, bu özgürlüklerin artık üzerinde iyi düşünülmesi lazım. Şiddet kullanmayla fikir hürriyeti düşünce açıklama hürriyetini mutlaka ayırmak lazım” dedi. Vali Güler 25’i bugün olmak üzere 47’si kadın 22’si 18 yaşindan küçük olmak üzere toplam 103 […]

Bu da IMF gazı

HaberVs Taksim Meydanı, Harbiye Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen IMF toplantısını protesto etmek isteyen sendika temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları hazırlanmıştı. Ancak buradaki kalabalık beklenenin çok üzerine çıktı ve kısa süre içerisinde sayıları birkaç bini bulan göstericiler saat 11:00 civarında protestoya başladı. Basın açıklaması yapmak için toplanan grubun bir bölümü IMF toplantısının yapıldığı Uluslararası Kongre Merkezi’ne yürümek için polis barikatına yöneldi. Polisin bu girişime tepkisi çok sert oldu. Ortalık bir anda karıştı. Polis, kalabalığı biber gazı ve tazyikli su ile dağıttı. Göstericiler, molotof kokteyli ve taşlarla polise mukavemet gösterdiler. Bu karşılık polisin müdahalesini daha da sertleştirmesine neden oldu. Panzerler ve gaz bombalarıyla dağıtılan kalabalık Gümüşsuyu, Tarlabaşı, İstiklâl Caddesi ve Cihangir yönüne dağıldı. Polisle göstericiler arasındaki çatışma bu mevkilerde sokak aralarında devam ediyor. Gösteriler sırasında polisin, tıpkı 1 Mayıs olaylarında olduğu gibi en küçük gruba karşı bile biber gazı kullanmaktan çekinmediği göze çarpıyor. Saat 13:15 itibarıyla polisin 100 kadar kişiyi gözaltına aldığı bildiriliyor.

Bilgi’deki o meşhur salon…

IMF Başkanına atılan ayakkabıyla birlikte gözler İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde bulunan BS1 salonuna çevrildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi kurulduğu günden beri BS1 salonu pek çok önemli konuğu ağırladı. Üniversite tarafından veya değişik sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen organizasyonlarda ev sahipliği yapan BS1 salonu basında devlet başkanlarından işadamlarına kadar konuk konuşmacıları ve olaylarıyla her zaman geniş yer aldı. BS1’in dikkatleri üzerine çekmesi ilk defa 24-25 Eylül 2005 tarihinde Boğaziçi, Sabancı ve Bilgi üniveristelerinin ortaklaşa düzenlediği (daha önce 4.İl İdare mahkemesi kararıyla durdurulan) Ermeni Konferansı’yla oldu. Protesto gösterilerine sahne olan konferansta katılımcılardan bazılarının üzerine yumurta ve domates atıldı. İkinci gün toplantılarında da Bilgi Üniversitesi’nin tabelası üzerine yumurta ve domatesler fırlatıldı. Konferans nedeniyle Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere Kampüsü’nde yoğun güvenlik önlemleri alındı.Yine aynı salonda çekimi yapılan 32. Gün programına Şubat 2008’de konuk konuşmacı olarak katılan Abdurrahman Dilipak ile TKP’li öğrenciler arasından yapılan türban tartışması basında geniş yer bulan olaylar arasındaydı. Bugüne kadar Dolapdere BS’in konuk ettiği isimlerin listesine bakınca bu mekanın özellikle politik tartışmalar açısından ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu da hemen anlaşılıyor. Bu salonun IMF Başkanı Dominique-Strauss Kahn’dan önceki konukları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı René van der Linden, “Günümüzde Hâlâ Anti-Kapitalist Olmak Mümkün Mü?” başlıklı konferansıyla Slavoj Zizek, AB ve Küresel Kriz hakkında konuşan Belçika Eski Başbakanı Yves Leterme, 30’uncu yılında İran İslam Devrimi’ni anlatan İran Dışişleri Bakanı Başdanışmanı Muhammedi Manuşehr, demokraside çeşitlilik üzerine konuşan Yunanistan eski başbakanı Kostas Simitis gibi isimler yer alıyor. Dünya çapında tanınan önemli akademisyen ve konuşmacıların katıldığı konferanslara; tartışmalara ve çeşitli protestolara ev sahipliği yapan BS1’in hareketliliği, hemen bitişiğindeki BS2 salonuna pek de yansımadı. Ancak yine Dolapdere Kampüsü içinde yer alan Hukuk Fakültesi Mahkeme salonu, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in katılımıyla gerçekleşen, “Ülkemizde ve dünyada 2007” konulu konferansta sahne olduğu protestolarla BS1’in popülerliğini yakalamaya çalışsa da aynı performansı göstermekten uzak kaldı. Çoğu zaman olayların geçtiği mekanların bir […]

Protestocuyu ‘kurtaran’ adam

İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde gerçekleşen IMF Başkanı Dominique-Strauss Kahn konferansında meydana gelen “ayakkabı protestosunda” dikkatleri çeken bir nokta da protestocuya yapılan güvenlik müdahalesiydi. Eylemci Selçuk Özbek bu tür protestolarda alışılageldiği üzere, aşırı şiddet uygulanmadan ve çok çabuk bir zaman dilimi içerisinde salon dışına çıkarıldı. Olay esnasında protestocuyu engellemeye çalışan güvenlik görevlileri arasında Strauss’un özel korumaları, sivil polisler ve Bilgi Üniversitesi güvenlik görevlileri ve Güvenlik Müdürü bulunuyordu. Kısa süren bu arbede sırasında çekilen video görüntülerinde Strauss Kahn’ın yakın korumalarından birinin Selçuk Özbek’e müdahale etmek için elini pantolonunun arka kısmındaki silahına götürdüğü ancak başka görevli tarafından engellendiği görülüyordu. Bu görevli Özbek’e sarılarak salondakiler kadar eylemcinin de güvenliğini sağlıyordu. Bu müdahaleyi yapan görevli, 4 yıldır Bilgi Üniversitesi Güvenlik Müdürü olarak çalışan Yunus Sefer’den başkası değil. Sefer, emniyet teşkilatında geçirdiği uzun süre içinde Narkotik Şube müdür yardımcılığı ve İstanbul Valiliği yakın koruma amirliği gibi görevlerde bulunmuş deneyimli bir profesyonel. Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen olaylı Ermeni Konferansı ve yine protestolara sahne olan Süleyman Demirel konferansı gibi Bilgi Üniversitesi’nin evsahipliğinde gerçekleştirilen pek çok organizasyonun güvenliğini sağlayan Sefer, olayda kimsenin bir zarara uğramamasından memnun olduğunu söylüyor. Yunus Sefer, protesto sırasında gerçekleştirdiği müdahalenin yılların deneyimiyle, refleks olarak bir anda meydana geldiğini ve o ana dair çok şey hatırlamadığını belirtiyor. “Protestocu o an linç girişimine ya da sert davranışlara maruz kalabilirdi” diyen Sefer, protestocu dahil salondaki herkesin güvenliğinin birinci derecede öncelikli olduğunu vurgulayarak yaptığı işe bakışını “Ben de bir babayım ve bu üniversitenin içindeki herkes benim evladımdan farksızdır” sözleriyle ifade ediyor. Konferanstan bir gün önce konferans salonunu gerekli güvenlik önlemlerini almak için kendisinin eşliğinde Strauss’un özel korumaları ve polislerin gezdiğini belirten Sefer, Strauss’un platform arkasındaki kapıdan girmesini önerdiğini ancak IMF başkanının korumalarının, böyle bir tedbire ihtiyaç duymadığını ve başkanın da ön kapıdan girmek istediğini anlatıyor. Protestocuyu öğrenci sandığını fakat daha sonra “BirGün” gazetesi politika editörü Selçuk Özbek olduğunu öğrendiğini […]

Yoksa Marx haklı mı çıkıyor?

Geçtiğimiz haftayı 1 Mayıs tartışmaları ve “o meydan senin bu meydan benim” itişmeleriyle geçirdik. Emekçiler üzerindeki bitmek tükenmek bilmeyen devlet baskısı, Türkiye’de her zaman olduğu gibi “esas mesele”nin tartışılmasını engelledi. Oysa işçiler ve tüm çalışanlar için ekonomik krizin, gelir dağılımının, sosyal güvenliğin konuşulması, tartışılması gerekiyor. Bu konular Türkiye’de hâlâ “tartışılamazken” kapitalist sistemin merkez ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ve bütün dünyayı sarsan ekonomik kriz, etkisini arttırarak yayılmaya devam ediyor. 1980’li yıllardan itibaren dünya genelindeki ekonomik büyümeye karşılık, özellikle “Güney” olarak adlandırılan bölgelerde işsizliğin ve yoksulluğun artışı, dünyaya hakim olan neoliberal anlayışa karşı tepkilerin giderek yükselmesine neden oluyor. Yıllardır G7 zirveleri sırasında görülen küreselleşme karşıtı büyük gösteriler ve Latin Amerika’da güç kazanan sol iktidarlar, neoliberal anlayışın artık ivme kaybettiğinin açık bir göstergesi. Ekonomistler dünyayı saran ve finans sektöründen sonra reel ekonomiyi de etkisi altına alan krizin yeni bir sistemin habercisi olduğunda birleşiyorlar. Ancak yeni ekonomik düzende yoksulların ve emekçi sınıfların ne kazanıp ne kaybedeceği tartışma konusu. Liberal iktisatçılar her krizde olduğu gibi faturayı yine emeğiyle geçinen geniş kitlelerin ödeyeceğini düşünüyor. Oysa sol kesimden gelen ekonomistler, bunun bir kader olmadığını vurgulayarak emekçilerin ve yoksulların daha fazla örgütlenerek bu krizi daha iyi bir dünya yaratmak için kullanabileceklerini söylüyor. Prof Tonak: “Emekçiler açısından durum vahim” İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tonak, ekonomik krizin emekçi kitleleri derinden etkilediğini ifade ediyor. “Sadece işsizlik istatistikleri bile bu durumu görmek için yeterli. İşsizlik oranı yüzde 15,5 ile görülmemiş seviyesinde. Bu sadece resmi sayı. Yarım zamanlıları, iş aramaktan vazgeçenleri, gizli işsizleri, eğitim seviyesinde tekabül eden iş bulamayanları da eklerseniz işsizlik oranımız büyük buhran sırasında ABD’nin yaşadığı işsizliğin üstünde” diyen Tonak, işi olanların durumunun işsizlerden daha iyi olmadığını söylüyor. İşi olanların her geçen gün biraz daha borçlandığını belirten Tonak bankaların, ev sahiplerinin, bakkalların da işi olan, olmayan emekçilerin peşinde olduğunu da sözlerine ekliyor. Dünyada 230 milyon […]

Tehlikeli sulardayız kılavuzumuz da yok

Güventürk Görgülü Uluslararası Ekonomi Birliği (IEA) Başkanı Guillermo Calvo, bir dönemin yaygın görüşünün aksine henüz küresel krizler çağının kapanmadığını buna karşılık uluslararası ekonomik kuruluşların krizlerle başa çıkma yeteneğini kaybettiklerini söyledi. Türkiye Ekonomi Kurumu’nun Uluslararası Ekonomi Birliği ile birlikte düzenlediği 15’inci Dünya Ekonomi Kongresi İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde başladı. Kongre’nin açılış konuşmasını yapan Calvo, “Küreselleşmenin Meydan Okuması” başlığı altında gerçekleştirilen kongrenin hazırlık çalışmalarına başladıkları 2005-20069 yıllarında durgun ve dengeye ulaşmış görünen sermaye piyasalarına bakarak pek çok iktisatçının çok iyimser öngörülerde bulunduğunu hatırlattı: “Uluslararası kurumlarda çalışan uzman iktisatçılar, zaman geçtikçe daha güçlü bir biçimde makro krizler döneminin kapandığı, gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkacak sorunların da mikro nitelik taşıdığını söylemeye başladılar.” Buna karşılık başka iktisatçıların bu görüşe katılmadığını, arka planda olup bitenlerin yeni bir finansal kriz dizisine neden olabileceği konusunda şüphe duyduklarını dile getiren Guillermo Calvo, pek çok çevrede oluşan iyimserlik havası nedeniyle finansal galaksinin merkezinde oluşan sarsıntının pek çok insanı hazırlıksız yakaladığını söyledi. Finansal krizin seyrinin pek çok kişide “kuzey”le “güney”in yer değiştirdiği izlenimi yarattığını ifade eden Calvo, bu tespiti yapabilmek için de henüz çok erken olduğunu ama bu olayların, başlayan Kongre’nin heyecanını artırdığını dile getirdi. Columbia Üniversitesi’nden Ronald Findlay’nin sunumuna da atıfta bulunan Calvo, değişim dönemlerinin insanlık için oluşturduğu ciddi tehditlere şu sözlerle dikkat çekti: “Felaketleri bir kenara bıraksak bile, büyük değişimlerin yaşandığı dönemler, saçma sapan düşüncelerin ortaya çıkması için de pek çok fırsat yaratır. İlkesiz insanlar da kendi dar görüşlülüklerini ya da yanlış algılamalarını ileri sürmek için bu durumdan yararlanır. Bu ortamda siyasal yapılar da sarsılır, hatta demokrasi çirkin yüzünü göstererek birliktelik yerine parçalanmayı öne çıkartabilir.” Guillermo Calvo küreselleşmenin, durumu daha da karmaşıklaştırdığını belirterek artık bilmediğimiz ve kararsız sularda seyrederken bize yardımcı olacak uluslararası kuruluşlardan da yoksun olduğumuzu vurguladı. Calvo’ya göre geçmişte uluslararası ekonomik sistemi ayakta tutan pek çok kuruluş bugün artık eskimiş ve sıradan likidite krizleriyle dahi başa […]

IMF ile “Ayrılsak da beraberiz”

Mustafa Sönmez Türkiye, IMF’yle yaptığı son stand-by anlaşmasını tamamladı, 3’üncü gözden geçirme birden IMF yönetiminden geçti ve yaklaşık 3.6 milyar dolarlık kredinin serbest bırakılma kararı alındı. Böylece, 1998’de başlayan 10 yıllık bir yakın markajdan sonra “IMF’siz dönem” başlamış oldu. 1998’de Mesut Yılmaz Hükümeti ile başlayan IMF programı, devamında 57’nci Ecevit koalisyonu ile 2001 krizini yaşamış, acilen çağrılan Kemal Derviş ile devrilen araba düzeltilmişti. Bunun devamında AKP ile yeni bir stand-by anlaşması yapıldı. Bu 10 yılda ortalama yıllık yüzde 5’e yakın bir büyüme yaşanmakla beraber, bu büyümenin sosyal maliyeti ağır oldu. İşsizlik büyüdü, tarım çöktü, gelir dağılımı bozuldu, dış kaynağa bağımlılık ve varlıklarda yabancı egemenliği arttı. AKP iktidarı, yeni bir anlaşmaya gitmemekle beraber, IMF ile fotoğraf vermekten uzak durmuyor. Çünkü hala, dış kaynak girişine bağımlı ve borç verenlerin eninde sonunda IMF’nin sinyallerine bakarak musluk açıp kapayacakları açık.IMF ile fotoğraf vermenin avantajından mahrum kalmak istemeyen AKP iktidarı , yine de IMF’nin bağlayıcı kararlarını içeren bir anlaşmadan bir sure uzak kalmak, özellikle harcamalarda serbest davranmak istiyor. Bir taşta birkaç kuş Yerel seçimleri, AKP’nin kapatılması halinde yeni bir parti ile yerel seçimlerle birlikte erken seçimi hesaba katan AKP iktidarı, bir dizi cari ve yatırım harcama yapmak istiyor. Bu harcamalardan beklenen bir taşla birkaç kuş vurmak. Faiz dışı fazlayı yüzde 3,5’e indireceğini ilan eden AKP, bu sayede yapacağı yatırım ve cari harcamalarla şu 3 kuşu hedefliyor; 1- GAP’ta enerji ve sulama yatırımlarına yoğunlaşmak, böylece hem arz sıkıntısı olan yerli kaynağa dönük enerji üretimini ve sulama ile tarımsal üretimi artırmak,2- Bunu yaparken, güya Güneydoğu sorununa ekonomik ve sosyal destek vermiş olmak,3- Genişlemeci politikalardan yandaş sermaye için yeni iş alanları açmak, birikimden partiye de pay çıkarmak. Seçimlere de iş yapmış olarak girmek.. Global krizin her gün biraz daha etkisine girildiği, enflasyonda kontrolün kaçtığı, iş dünyasından sızlanmaların, homurtuların hızla arttığı, kapatmanın dayanılmaz ağırlığının giderek hissedildiği bir konjonktürde, böyle […]

Kırılganlık Avrupa’nın doğusunda

Güventürk Görgülü) IMF, büyümedeki yavaşlamanın halâ güçlü görünümünü koruyan işgücü piyasasına bağlı güçlü iç talep sayesinde kısmen dengelenebileceğine işaret etmekle birlikte küresel daralmanın beklenenden hızlı olması ve Avro’nun yukarı doğru baskı altında kalması nedeniyle kredi daralmasının sorun yaratabileceği ihtimalini de gündemde tutuyor. Raporla ilgili görüşlerini açıklayan IMF Avrupa Dairesi Müdürü Michael Deppler, ABD büyümesi azaldığında Avrupa’nın bunu izlediğini belirterek “Avrupa ABD’deki yavaşlamaya ve global finansal çalkantıya karşı kısmen direnç gösterebilmiş ise de tarihsel gelişim bunların giderek artan biçimde acısını ortaya çıkaracağınıbelirlemektedir.” diyor. Kırılganlığa dikkat Rapor, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan Avrupa ekonomileriyle ilgili olarak, “Azalan bir hızda da olsa, kalkınmış ekonomilerle yakınlaşmaya yönelik eğilim, özellikle verimlilik kazanımları olarak güçlü temellere dayanmaktadır ve bu nedenle de devam edecektir.” tespitini yaptıktan sonra kırılganlıklara da dikkat çekiyor. “Hızlı büyüme, zorlu bir yerli yerine oturmanın risklerini arttırarak büyük cari açıkları ve yüksek düzeylerdeki dış borçluluğu içerecek şekilde artan dış dengesizlikler eşliğinde sürdürülmüştür.” ifadesini kullanan rapor, gelişmekte olan ekonomilerin kalkınmış ekonomilere yumuşak da olsa bir yakınlaşma yoluna girmesi için makro ekonomik politikalar ve yapısal reformların gözden geçirilmesi gerekliliğine işaret ediyor. Öte yandan kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s da yayımladığı raporda, global kredi sıkışıklığının artması halinde gelişmekte olan piyasalar arasında Doğu Avrupa ülkelerinin kırılgan konumda olacaklarını açıkladı. Standard and Poor’s’un raporunda yayımladığı kırılganlık endeksine göre Türkiye, en kırılgan beşinci ülke konumunda. Listenin birinci sırasında ise İzlanda bulunuyor. S&P yayımladığı, “Global Kredi Krizi’nin Avrupa’daki Gelişmekte Olan Piyasaları Diğerlerinden Daha Olumsuz Etkileme İhtimalinin Nedenleri” başlıklı raporunda, her ülkenin kırılganlığının, dış dengesizlikleri finanse etmek ve ödemeler dengesi krizlerini savuşturmak için dış sermaye girişine olan ihtiyaçlarıyla doğrudan bağlantılı hale gelebileceği belirtiliyor. Standard and Poor’s kredi analisti Moritz Kraemer, “Doğu Avrupa’nın tehlikeye daha maruz bir konumda olduğuna inanıyoruz; buna karşılık Asya ve Latin Amerika, ticaret fazlaları ve büyük döviz rezervleriyle, global ekonominin daha keskin bir şekilde gerilemesi halinde başlarına […]

Gıda krizinin nedeni tekelleşme

Duygu Ertürk Türkiye Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu sözcüsü Abdullah Aysu, Türkiye’de yaşanmaya başlanan gıda krizinde, hükümetin çiftçiler yerine IMF ve Dünya Bankası’nı dinlemesinin etkili olduğu görüşünde. Dünya Çiftçiler Günü olan 17 Nisan’da Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Çokuluslu Şirketlerin Gıda Krizine Etkileri’ başlıklı panele katılan Aysu, “Dünyadaki gıda krizinin nedeni IMF, Dünya Bankası ve AB ortak tarım politikasıdır. Bu politika, çiftçiye verilen desteği azaltma, tarımsal kredi faizlerini piyasa düzeyine çıkarma, çiftçilere dayanak oluşturan tarımsal KİT’leri özelleştirme ve tarımda kullanılan suyu ücretlendirme politikasından başka bir şey değildir” diyor. Aysu, krizin altında yatan diğer sebepleri şöyle sıralıyor:Biyoyakıt üretimi: Afrika’nın 15 ülkesinde çok geniş tarım arazileri biyoyakıt üretimine ayrıldığını belirten Aysu’ya göre, gıda için kullanılacak toprakların otomobil depolarına ayrılması büyük bir insanlık suçu. Endüstriyel tarım modeli:Aysu’ya göre beş yıldır sürdürülen endüstriyel tarım, verimliliği arttırmıyor, tam tersi, insanları açlığa ve sefalete sürüklüyor. Abdullah Aysu, çiftçilerin tek isteklerinin IMF ve Dünya Bankası’nın sağlıksız reçetelerinden arınmış, bağımsız, demokratik, sosyal kısaca çiftçi üretimine dayanan bir tarım programı olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Çiftçiler bir süredir aktif bir mücadele içindeler, öyle ki, Dünya Ticaret Örgütü’nün yanlış politikalarını bile askıya almayı başardılar. Ancak bu konuda sizlere; gençlere, üniversitelilere hatta işçilere ihtiyacımız var. Ortak mücadelemiz büyümeli!” “Hükümet, gıda egemenliğini kendi elleriyle uluslararası sermayeye verdi” Bu konuda görüşlerini aldığımız Tütün-sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, esas problemin dünya gıda zincirinin az sayıdaki çokuluslu şirketin eline geçmesi olduğu görüşünde. “Gıda kontrolünün şirketlerin eline geçmesi demek, milyonlarca çiftçinin toprağından, üretimden kopması ve milyarlarca insanın gıda güvenliğinin tehdit altına girmesi demektir” diyor. Çokuluslu şirketlerin, sözleşmeli üreticilik yöntemiyle üretime ait her şeye müdahale etme hakkı kazandığını belirten Erdem, bu yöntem nedeniyle çiftçinin emeği üzerindeki denetimini kaybettiğinin ve ürettiği ürüne yabancılaştığının altını çiziyor. Üzüm-sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu’na göre ise, gıda savaşlarının en önemli nedenlerinden biri biyoyakıt kullanımı. AB’nin konunun ciddiyetini henüz kavrayamadığını iddia eden Çobanoğlu, “Biyoyakıt, sera gazına karşı […]

IMF’den kamu müdahalesi çağrısı

Uluslararası Para Fonu IMF’nin sosyalist başkanı Dominique Strauss-Kahn, piyasalara küresel düzeyde bir kamu müdahalesi olması gerektiğini söyledi. Dominique Strauss-Kahn’ın tartışma yaratacak önerileri, dünya maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin Washington’da IMF ve Dünya Bankası toplantıları için bir araya gelmesinden birkaç gün önceye rastlıyor. Financial Times gazetesine konuşan Strauss-Kahn’a göre piyasalardaki çalkantının dünya ölçeğinde büyümeye olumsuz etkisi olacak. IMF direktörü, devlet müdahalesi gerekliliğinin artık daha da açık bir şekilde kendisini gösterdiğini söylüyor. Kredi sıkıntısının yalnız ABD’yi değil, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri de etkileyeceğini söyleyen Strauss-Kahn, “ortak uluslararası yaklaşım” çağrısında bulundu. IMF Başkanı, özellikle menkul değerler ve emlak piyasalarının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bugüne dek özellikle ABD’de piyasalara likit para sağlama konusunda ciddi birçok önlem alındı — ancak Amerika’da Bear Stearns ve İngiltere’de Northern Rock bankalarının kurtarılmaları dışında mali sisteme doğrudan müdahalelerde bulunulmadı. IMF direktörünün bu sözlerinin, son aylarda kapalı kapılar ardında piyasalara müdahale olasılıklarını tartışan merkez bankası başkanları ve maliye bakanları üzerindeki baskıyı artıracağı yorumları yapılıyor. Kaynak: BBC