Yanıbaşımızdaki uzak komşu: İran

Utku Güven İran’a gideceğimi aileme ve arkadaşlarıma söylediğimde verdikleri tepki çok da şaşırtıcı değildi. Annem bir süre düşündü ve ağlamaya başladı. Sonuçta anne. Çevremdekilerin tepkileri genellikle şöyleydi: “Sakın ölme!”, “Ne yapacaksın orada? Gidecek başka yer bulamadın mı?” “Seni orda ajan diye tutuklayıp asarlar?” Bazıları şakayla karışık, bazıları ciddi de olsa tepkileri yadırgamadım. Çünkü onlar da, herkes gibi kitle iletişim araçlarının bize yansıttıklarıyla karar veriyorlardı. Çoğunluğun gözünde sanki İran’da normal insan yaşamıyordu. Onlar İran’ı işinde gücünde, çoğunlukla geçim derdinde, kibar, güzel yardımsever insanların, Ömer Hayyam’ın, Hafız’ın, İslam rönesansının ülkesi olarak değil, köktendinci sapkın bir rejimin ve tüm dünyayı bombalamaya hazır bir grup teröristin ülkesi olarak biliyorlardı. Bu yaratılan algının yanlışlığını, kadim medeniyetlerin ve dinlerin doğduğu bu ülkeyi ziyaret eden herkes kısa sürede anlayabilir. 1979’daki Hümeyni’nin İslam devriminden bu yana inişli çıkışlı otoriter teokratik yönetime rağmen toplumu “islamlaştırma” projesi pek de gerçekleştirilebilmiş değil. Burada da yanlış bir algı var aslında. Her türlü muhalefetin ve özgürlüğün engellenmesine rağmen, dini alanda bir serbestlikten söz etmek mümkün. Musevi, Zerdüşt ve Hıristiyan -çoğunluk Asuri (Süryani) ve Ermeni- cemaat azınlık statüsünde ve mecliste birer delegeyle temsil ediliyorlar. Kendi ibadethaneleri, hatta Ermenilerin okulları bile var. Ama elbette Müslümanlar için bir özgürlük alanından söz etmek zor. Örneğin bir Müslümanın din değiştirmesinin cezası ölüm! Türkiye sınırındaki Urumiye şehrinde, İlk Hıristiyan kavimlerden Asurilere ait tarihi kilisenin kapısında tesbih çeken orta yaşlı bir kadının bu yasayı çiğneyenlerden biri olduğunu öğreniyoruz. İlk önce bilgi vermeye hevesli olmasa da, daha sonra kilisenin ölümcül hastalığını iyileştirdiğini ve bu “mucize” sonucu Hıristiyan olduğunu söylüyor. Ama elbette durumunun öğrenilmesinden korkuyor. Dediğim gibi, İran devletinin halkı “islamlaştırma” projesinin halk nezdinde, özellikle dış dünyayla internet ve uydu aracılığıyla etkileşim halinde olan gençler arasında tam anlamıyla kabul gördüğünü söylemek biraz zor. İdeolojik eğitime ve baskılara rağmen gençler her alanda özgürlük arayışı içinde. Ulemanın müziğin her türünü şeytan icadı ilan etmesine […]

Dün gece rüyamda Anıtkabir’deymişim

Ümit Bayazoğlu, “Bir zamandır Yeni Aktüel’de yazıyordum. Ama bana ancak altı hafta tahammül edebildiler. Yayın yönetmeni Defne Er’in çıkmasına izin vermediği bu yazıyı ibreti âlem olsun diye aşağıda herkese takdim ediyorum” diyor. Dergi yönetimi, yayınlamayacağı yazının yerine yenisini isteyince, Bayazoğlu bir daha dergiye yazı göndermeyeceğini bildirmiş. İşte Bayazoğlu’nun yazısı Ümit Bayazoğlu Makul bir saatte yatmıştım. Hayret, hiç debelenmeden uyumuşum. Gecenin bir saatinde sanki kalbime bir bıçak saplanmış gibi acıyla uyandım, “Hayırdır inşallah, bu ne biçim rüya” diye homurdanarak yüzümü duvara döndüm, derken sanki bir kuyuya düşer gibi yeniden uyuyakalmışım. Gün ağarıncaya kadar böyle tekrar tekrar uyuyup uyandım, rüyam peşimi bırakmadı, sanki bir televizyon dizisi gibi her defasında kaldığı yerden devam etti. Yıllar önce, daha çocukken, Ankara’ya ilk gidişimizde ailecek kaldığımız bir otel vardı. Rüyamda işte bu oteldeymişim. Yıllar sonra gelip rüyamda bile olsa yine bu otele yerleşmiş olmamın bir izahı var: Çünkü bu otelin pencerelerinden Anıtkabir görülüyordu. O zaman gece inmiştik Ankara’ya, annem, babam, ablam ve ben. Sabah onlardan evvel uyanıp, hemen perdeleri açınca gördüğüm manzaradan irkilerek bir adım geri çekilmiştim. Karşımda sanki Atina’nın simgesi Akropol duruyordu. Sonra herkes uyanınca, babam “haydi bakalım, Atamızı ziyarete gidiyoruz, bir daha Ankara’ya ne zaman geliriz belli olmaz, hazır buradayken fırsatı değerlendirelim” demişti. Rüyamda perdeyi açınca bu defa Anıtkabiri göremedim. Çevrede o kadar çok katlı yapılar yükselmişti ki, buna fazla şaşırmadım. Kahvaltıdan sonra yürüye yürüye Anıtkabir’in yolunu tuttum. Fakat kent o kadar değişmiş ki, çocukluk anılarımın rehberliği bir işe yaramadı. Koskoca Anıtkabiri bulamıyordum. Sonunda gençten birine sordum, yüzüme alık alık baktı, herhalde o da benim gibi yabancı diyerek gelip geçen başkalarına da sordum, kimse bilmiyordu. Benim böyle kıvrandığımı fark eden yaşlıca bir hanım yanıma yaklaştı, o zaman fark ettim, kadının yakasında bir Atatürk rozeti vardı. Yolu tarif etti. Ardımdan “Dikkatli ol, artık orası pek tekin bir yer değil” dedi. Bu sözlerine hiçbir anlam veremedim, […]

“Müzelerin zamlanacağı aylar öncesinden biliniyordu”

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze ve ören yerlerine sezonun tam ortasında yüzde 100’le yüzde 400 arasında zam yapması, bunu da zam açıklamasının ertesi günü yürürlüğe koyması, turizm acentelerini ve tur operatörlerini kızdırdı. Acenteler ve operatörler, meslek örgütleri TÜRSAB’ın (Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği) yerden yere vururken TÜRSAB’tan bu konuda açık ve net bir açıklama gelmedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise Medyakronik Editörü Gökhan Tan’a yaptığı açıklamada zammın aylar önce belli olduğunu, zamanında önlem almayan bir kaç küçük acentenin bir bardak suda fırtına koparttığını söyledi. Zammın yılbaşında belli olduğunu, kararın TÜRSAB ve acentelerle birlikte alındığını dile getiren Günay, acentelerin maliyet artışı diye bir durumun sözkonusu olmadığını şu sözlerle dile getirdi: “TÜRSAB yılın sonuna kadar olan bilet ihtiyacını önceki tarihlerde yaptığı toplu alımlarla karşıladı. Sadece TÜRSAB üyesi olmayan, ferdi çalışan bir kaç turizmcinin şikayeti var onun dışında hiç bir ciddi şikayet yok” Aniden yapılan zam tartışmasıyla birlikte TÜRSAB’ın bazı acenteleri kayırarak zam öncesinde indirimli fiyattan bilet almalarını sağladığın iddiaları ayın başından itibaren turizm sektörünü karıştırmıştı. Tartışmanın alevlendiği yer ise turizmcilerin tartışma platformu olan Tursapnet adlı mail grubu olmuştu. Kayırma iddialarının gündeme gelmesi üzerine TÜRSAB, kayırıldığı iddia edilen acentelerin 2006’dan 18 Temmuz 2008’e kadar aldıkları bilet adetlerini yayınlamış, ancak bazı turizmciler esas alımların zammın hemen öncesinde, 20-31 Temmuz arasında gerçekleştirildiğini öne sürerek bu tarihler arasında satılan bilet adetlerinin de yayınlanmasını istemişlerdi. TÜRSAB’tan şu ana kadar bununla ilgili bir açıklama gelmedi. Ancak yine aynı mail grubunda TÜRSAB’ın isteyen tüm üyelerine eski fiyattan bilet satacağını dolaylı yollardan da olsa duyurması tartışmaların şimdilik dinmesine neden oldu. Bakan Ertuğrul Günay: “Birkaç küçük acente fırtına kopartıyor” Medyakronik editörü Gökhan Tan’ın müze ve ören yeri zamları nedeniyle turizimcilerin zarara uğradığı ve bu nedenle birçok günlük turun iptal edildiği yönündeki iddiaları dile getirmesi üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, şu yanıtı verdi: “Hiç bir iptal yok. Biz bu […]

Uzlaşma için iyi bir fırsat

Medyakronik/Anadolu Ajansı Siyasetçiler ve işadamları Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla siyasetin önünün açtığını düşünüyor. Kararın siyasi ve ekonomik reformlar için iyi bir fırsat olduğu görüşü ağırlık kazanırken karardan herkesin çıkartması gereken sonuçlar olduğu vurgulanıyor. Ertuğrul GünayAnayasa Mahkemesi’nin kararı ile ilgili, “Şuanda, birlik beraberlik içinde olmamız geren bir dönemdeyiz. Karar demokrasi için sağlıklı bir gelişme. Milletimiz, devletimiz ve demokrasi için hayırlı olsun.”Köksal ToptanKarar ciddi bir rahatlama yaratacaktır. Sayın Kılıç bütün partilerin üzerinde uzlaşacağı bir rejim arzusunu göstermiştir. Haşim Kılıç’ın temennilerine katılıyorum. Ahmet TürkToplumsal realiteyi, çağı ve değişimi göz önünde tutan Anayasa Mahkemesi, önemli bir karar verdi. Tabii en önemlisi Sayın Başkanın yaptığı açıklamadır. Parti kapatılmalarına karşı olduğunu, değişimi, dönüşümü, çağdaş dünyayı göz önünde tutarak Parlamentoya, siyasi partilere mesaj verdi ve gerçekten çağdaş değerleri içinde barındıran bir mantık açıklaması ve parti kapatılmasının sona erdirilmesini göz önünde tutarak bir çağrısı oldu. Bence bu çok önemli. Bu AKP’nin yanlışı yok anlamına gelmemelidir. Halkın iradesine sahip çıkma anlamında verilmiş bir karardır, hayırlı olsun. Zeki SezerAnayasa Mahkemesinin kararına saygılı olmak durumundayız. Biz DSP olarak saygılıyız da. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağına göre DSP, AK Parti’yi siyaseten yenmek için çalışmalarını sürdürecektir. Erkan MumcuBu gibi süreci, sancıları yeniden yaşamamak adına Türkiye demokratikleşmesindeki eksiklikleri mutlaka tamamlamalıdır. AK Parti’ye bir kez daha mağdur edebiyatı yapma fırsatı verilmemiş olması, bir siyasetçi olarak beni memnun etti. İnşallah yaşanılan bu tecrübeden bir şeyler öğrenmiş olarak ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda hem tutarlı hem onurlu bir tutum takınmayı karar sonrasında bir ilke haline getirebilirler. Mustafa Özyürekİhtarın ötesinde çoğunluk laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu noktasında birleşmiştir. Önemli olan budur. Daha önceki Anayasa değişikliği yapılmamış olmasaydı şu anda AKP kapatılmış olacaktı. Şu anda nitelikli çoğunluk arandığı için kapatılmıyor. “Türkiye’de parti kapatmak çok kolaylaşmıştır. Onun için bunu zorlaştıralım” diyenler yanılmışlardır. Türkiye’de parti kapatmak çok zorlaşmıştır. Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu çoğunluk kararıyla saptanmış olan bir parti kapatılmamıştır. Ama bundan […]

Özel hastaneler sigortalıya yine kapanıyor

Medyakronik Özel hastaneler Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) sosyal güvencesi olan vatandaşlara hizmet vermeyi durduruyor. Maliye Bakanlığı’nın 1 Temmuz’da yürürlüğe giren yüzde 30’luk katkı payını sınırlandırmasıyla ilgili genelgesi bazı özel sağlık kuruluşlarının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile sözleşmelerini fesh etmesine neden oldu. Fesh eden hastane kuruluşlarına göre yüzde 30’luk katkı payı birçok tedavinin masraflarını karşılamıyor. International Hospital, Amerikan Hastanesi, Mesa Hastanesi ve Bayındır Hastanesi gibi bazı ünlü sağlık kuruluşları sosyal sigortalı hasta kabul etmiyor. Hisar İntercontinental Hastanesi ve Acıbadem Sağlık Grubu gibi bazı kuruluşlar ise sosyal sigortalı hastalarını kaybetmemek için eski SSK katkı payları üzerinden hizmet vermeye devam ediyor. Bu arada kararını Henüz karar vermeyen hastaneler de randevuları 20 gün sonraya erteliyor. Güven Hastanesi, Memorial Hastanesi, Kent Hastanesi, Anadolu Sağlık Merkezi, Alman Hastanesi, Florence Nightingale karar veremeyen hastaneler arasında. Özel Hastaneler Ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Genel Sekreteri Yaşar Yıldırım devletin hem muayene hem de tahliller için belirlediği 25–30 YTL’lik fiyatla hizmet vermelerinin mümkün olmadığını ve dünyanın hiç bir yerinde bedavaya sağlık hizmeti verilmediğini ifade ediyor. “Her hastane, yatırımına göre değişen oranlarda katkı payı istiyor. Serbest rekabette bu doğal.”diyor.Özel Hastaneler Derneği Başkanı Muharrem Usta ise, sistemi işlemez hale getirecek değişikliğin büyük bir kargaşa yaratacağını ve iki aya kadar pek çok özel hastanenin iflas noktasına geleceğini söylüyor.Hastaneler sorunun çözümü ve katkı payı düzenlemesinin yeniden gözden geçirilmesi için Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu ile görüşmelere devam ediyor. 12 Temmuz’da sonuçlanması beklenen görüşmelerde hastane yöneticileri, işletmelerin maliyetlerinin farklı olduklarına ve katkı paylarının buna göre düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ayrıca, hastaneler arasında sınıflandırma yapılması gerektiğini ve buna göre de katkı paylarının belirlenmesi gerektiğini söylüyorlar. Katkı paylarının AKP’ye katkısı ne olacak? Hükümetin 2005 yılında “özel hastaneler herkese açıktır” söylemi ile sağlık sistemine getirdiği bu değişikliğin AKP’nin seçimlerde aldığı yüksek oyda büyük katkısı vardı. Şimdi ise bu yasa iptal edildi. Katkı payını kabul eden özel kuruluşların […]

2008 yılı mezunları diplomalarını aldı

Medyakronik Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampusü 3–6 Temmuz tarihleri arasındaki mezuniyet törenlerine ev sahipliği yaptı. İlk kez santralistanbul’da gerçekleştirilen törenler için haliç kıyısında özel bir tören alanı hazırlandı. Törenler 3 Temmuz Perşembe akşamı saat 19.00’da gerçekleştirilen İletişim Fakültesi mezuniyetiyle başladı. Yaklaşık üç saat süren törene 326 öğrenci ve İletişim Fakültesi akademisyenleri katıldı. Velilerle beraber yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı tören, diplomaların verilmesinden sonra kokteylle devam etti. 4 Temmuz Cuma akşamı Fen-Edebiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Fen Bilimleri Enstitüsü mezuniyet törenlerini; 5 Temmuz Cumartesi akşamı İktisadi İdari Bilimler Fakültesi törenleri izledi. Son olarak 6 Temmuz Pazar akşamı da Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrupa Birliği Enstitüsü ve Meslek Yüksek Okulu mezuniyet törenleriyle toplam bin 583 öğrenci diplomalarını aldı.. Törenlerin Fotoğraf ve video çekiminin yanı sıra müzik organizasyonuyla da VCD bölümü çalışan öğrencileri ilgilendi.

Sivas katliamı anıldı

Medyakronik Sivas Madımak Otelii’nde 2 Temmuz 1993’te meydana gelen katliamın 15. yıldönümü nedeniyle Sivas’ta sabah saatlerinden itibaren geniş güvenlik önlemleri alındı. Otelin bulunduğu Cumhuriyet Meydanı ve birçok cadde trafiğe kapatılırken Sivas’a giriş noktalarında kimlik kontrolü ve araç taramaları gerçekleşti, kentteki yüksek binaların çatılarına keskin nişancılar yerleştirildi. Madımak Oteli’nin önünde yapılan anma töreni, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Atatürkçü Düşünce Derneği, Cem Vakfı, Eğitim İş Sendikası, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve Cumhuriyet Okurları Kulübü (Cumok) tarafından düzenlendi. Törene farklı illerden katılanların yanısıra yurtdışından da çok sayıda kişi katıldı. CHP binası önünde toplanan, aralarında 25 milletvekilinin de bulunduğu yaklaşık 500 kişilik grup kent meydanında bulunan Atatürk Anıtı önüne gelerek saygı duruşunda bulunarak çelenk bıraktı. CHP binasında gerçekleşen programın ardından grup alkışlar eşliğinde Madımak Oteli’nin önüne karanfil bıraktı. CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, devleti yönetenlerin suskunluğunu bozarak, tarihteki bu kanlı olayla yüzleşmesi gerektiğini belirterek, yaşanan olaylardan en çok Sivas halkının zarar gördüğünü söyledi. Sivas’ın 2 Temmuz ile değil, 4 Eylül Sivas Kongresi ile özdeşleşmiş bir Cumhuriyet kenti olduğunu söyleyen Özdemir, yaşanan bu olayın laik Cumhuriyet’e karşı bir başkaldırı olduğunu ifade etti. CHP Grup Başkan Vekili Hakkı Süha Okay ise Madımak Oteli’nin mutlaka hoşgörü ve aydınlanma müzesi olması gerektiğini, otelin bulunduğu yerde hala bir lokanta olmasının büyük rahatsızlık yarattığını sözlerine ekledi. Programa destek veren kuruluşlar adına hazırlanan ortak bildiriyi okuyan CHP İl Başkanı Bülent Renda Deniz, “15 yıl önce gerçekleşen katliamın ve bu amaca yönelik hareketlerin bir daha yaşanmaması için devletin ve toplumun tüm güçlerinin gereken özeni göstermesini diliyoruz” dedi.

Borsayı düşüren üçlü

Medyakronik Uluslararası borsalardaki düşüşün etkilediği İstanbul Menkul Kıymetler Borsası içeride de Ergenekon ve AKP kapatma davalarından darbe üstüne darbe yiyor. 14 Mart 2008’de piyasaların kapanmasından sonra verilen kapatma davası dilekçesinin hemen öncesinde günü 42 bin 585 puandan kapatan İMKB 100 endeksi, üç buçuk ay sonra 33 bin seviyelerine gelmiş oldu. Böylece kapatma davasının açıldığı günden, Ergenekon davasında yeni toplu gözaltıların yaşandığı bugüne kadar İMKB 100 endeksi 9 bin puan ve yüzde 20 seviyesinde gerileme kaydederek iki yıl önceki seviyesine döndü. Piyasa uzmanlarının büyük bölümü bu gerilemede iç siyasi gelişmelerden çok uluslararası finans piyasalarında yaşanan dalgalanmanın etkili olduğunu belirtiyorlar. Nitekim Kapatma davası dilekçesinin verildiği sıralarda ABD’de ve 17 Mart pazartesi sabahı uzakdoğu piyasalarında ortalama yüzde 4’lük kayıplar yaşanmış ve İMKB’de açılışta yaşanan yaklaşık 3 bin 300 puan ve yüzde 8’lik kayıp daha çok bu gelişmelere bağlanmıştı. Bugünkü Ergenekon operasyonundan sonra da borsada artan satışlar endeksi yüzde 6 aşağı çekti. Endeks 32 bin 800 puana kadar geriledi. Uzmanlar, Avrupa borsalarında yaşanan düşüşün de etkisiyle satışların hızlandığını ancak Ergenekon operasyonunun da düşüşte etkili olduğunu belirtiyorlar. Yılbaşında 55 bin puanın üzerinde olan İMKB endeksinin bugüne kadar olan kaybı da yüzde 40’a ulaştı.

Ekonomi AKP’ye kan kaybettiriyor

Mustafa Sönmez 2001 krizi sonrası Kemal Derviş yönetiminde , IMF desteği ve disipliniyle maliyeti topluma ödetilmiş bir istikrarlı ekonomiyi devralan AKP iktidarının, dünyadaki likidite bolluğunun avantajıyla da seçmene sunduğu istikrar tablosu, 2008’de son hızla kararıyor. 2007 seçimlerinde oylarını yüzde 47’ye çıkarmada ekonomiden rüzgar alan AKP’de şimdi rüzgar ve şemsiye tersine dönmüş durumda. Tüm beklenti anketleri, güven endeksleri AKP’ye güvenin hızla azaldığını, AKP’nin hızla kan kaybettiğini, bunun da olası bir seçimde oy azalmasına mutlak olarak yansıyacağına işaret ediyor. AKP’nin ekonomi cephesinden büyük gedikler vermesinde iç dinamikler kadar dış ekonomik çalkantı ve kapatma davasının yol açtığı belirsizliğin rolü var. 2007’nin ikinci yarısında yavaşlayan büyüme, hızlanan fiyat artışları ve seçim harcamaları nedeniyle, büyüme, enflasyon ve bütçe hedeflerinde büyük sapmalar yaşayan AKP ekonomik programı, 2008’e bir dizi olumsuzluk ve düşüşle girdi. Türkiye ekonomisinin büyümesini dış kaynak girişine dayandırmış olan AKP iktidarı, dünyada likidite darlığının yaşanmaya başlaması ile birlikte, kaynak girişini sürdürmek, içerideki sıcak paranın dışa çıkışını önlemek için çareyi, hızla faizleri yükseltmekte buldu. Yükseltilen faizlerle kaynak girişini, dolayısıyla döviz kurunu belirli bir bantta tutabilen yönetimin bu politikası, ekonomiye ve topluma çok ağır bir yüksek faiz maliyeti yüklüyor. ABD ve AB’den, gelen faizleri yükseltmeme sinyaline, T.C. Merkez Bankası’nın daha uzun süre faizleri indirmeyeceği, hatta gerek görürse yükselteceği sinyali, yüksek faizli yaşamın ekonomik hayata uzun süre damgasını vuracağını gösteriyor. Yüksek faiz, fiyat istikrarının gerekçesi gibi gösterilse de, özünde ekonominin rüzgarı olan dış kaynak girişinin daim kılınması için olmazsa olmaz koşul. Bu dış kaynak girişi, döviz kurunu da istenen düşük seviyede tutarak, dış borç yükü olanları, ithalat siparişi bulunanları olası kabuslardan kurtarıyor, ama şimdilik… Bu yüksek faiz freninin hem iç borç yükü üstünden bütçeye, dolayısıyla topluma, hem de yüksek faiz ateşiyle yanacaklara getireceği maliyetler hızlı bir memnuniyetsizliğe yol açmış durumda. Yüksek faizin içten içe ciddi bir maliyet ödettiği açık. Bir anlamda yüksek faiz, fiili yaşanan krizin maskelenmesine […]

Gazeteci figüran oldu

Nazlı Hazal Tetik Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Eminönü Belediyesi ve İstanbul Valiliği tarafından düzenlenen Babıali şenlikleri kapsamında gerçekleştirilen medya konulu arama konferansında gazetecilğin günümüzde kar amaçlı bir ekonomik faaliyete dönüştüğü, bunun sonucunda da gazetecilerin de günü kurtarmaya yönelik birer figüran haline geldiği vurgulandı. Şenlik kapsamında 19 Haziran’da Çemberlitaş’ta bulunan Basın Müzesi’nde gerçekleştirilen “Medya Gerçeği: Dünü, Bugünü, Yarını” başlıklı konferansa konuşmacı olarak Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Melda Cinman, Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nurdoğan Rigel, Cumhuriyet Gazetesi’nden Şükran Soner, Birgün Gazetesi’nden Ahmet Tulgar konuşmacı olarak katıldı. 1984 yılında gazeteciliğe başladığını belirten Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan basının ikitelli’ye taşınmadan önceki “Babıali dönemi”nde sendikanın güçlü varlığı nedeniyle medya patronlarına karşı gazetecilik faaliyetlerinin başarıyla savunulabildiğini anlattı. Arsan, dünyadaki ekonomik değişimin Türkiye’yi de değiştirdiğini, bunun sonucunda basın sektöründe gazetecilik örgütlerinin varlığının zayıfladığını, sonuçta da gazeteciliğin bundan zarar gördüğünü vurguladı. Reklamveren düzeltebilir mi? Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Melda Cinman da gazeteciliğin iki var oluş amacını, “halkı bilgilendirmek” ve “halkı manipüle etmek” olarak tanımladı. Medyanın iş adamlarının ve holdinglerin elinde olduğunu her bir gün yenisi eklenen Doğan, Çalık, Ciner vb. grupların medyayı tekelinde tuttuğunu belirterek, bu işadamlarının da yalnızca “kar maksimizasyonu” amacına hizmet ettiklerini söyledi. Cinman, mevcut sistemle ortaya çıkan kötü durumun ancak reklamverenlerin zorlamasıyla daha düzeyli bir yere çekilebileceğini kanısında olduğu anlattı. Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Betül Çotuksöken ise gazeteciliğin toplum ve etikle olan ilişkisine değindi. Var olan parametreler ve olması gerekenleri “insan dünya bilgi” çerçevesinde değerlendirerek iletişim fakültelerinin mercek altına alınması gerekliliğini, karar vericilerin yapmaları gerekenleri etik tabanlı hukuk kapsamında değerlendirmelerinin önemini vurguladı. Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu öncelikle 1980 sonrası Türkiyesi’ne panoramik bir bakış açısıyla yaklaşarak yozlaşmayı yine medya patronlarının sermaye hırsıyla değerlendirdi. Gazeteciliğin de küreselleştirici üç büyük güç olan “IMF, Dünya Ticaret Örgütü […]

Erdoğan: Yanlış milletten döner

Medyakronik/Anadolu Ajansı Başbakan Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde türban serbestisi öngören anayasa değişikliğini iptal kararını, bugün ilk kez partisinin Meclis Grubu’nda değerlendirdi. Kararın Anayasa Mahkemesi adına “talihsiz” olduğunu belirterek gerekçesinin açıklanmamasına dikkat çeken Erdoğan, “Bunun altında ne var? Nedir acele? Hangi gerekçeyle anayasa değişikliğinin esastan görüşülerek karara bağlandığı hususu mutlaka açıklanmalı” dedi. Erdoğan’ın TBMM’de yaptığı konuşmadan satırbaşları şöyle: Bir tek CHP farklı konuşuyor Burası TBMM. Millet iradesinin tecelli ettiği çatı. İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis hiç bir vesayeti, hiç bir gölgeyi kabul etmedi. Bundan böyle de kabul etmeyecek. Burası milletin evidir. Bu evin 70 milyon sahibi vardır. Bu evde hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın herkesin hukuku savunulur. Milletimizin hukukunu ilelebet koruyacağız. Esen rüzgarlara göre yönümüzü belirlemiyoruz.Ümitleri taze tutmak zorundayız. Milletin sağduyusuna güveniyoruz. Siyasetin alanını daraltmaktan, erkler arası çatışmadan medet umanlar var. Herkes Meclis’in yasama yetkileri daraltılıyor derken, bir tek CHP farklı konuşuluyor. Geçen yıl da 367 kararı öncesinde Yüksek Mahkeme’yi tehdit ediyorlardı. Bugün de hedeflerinde Meclis var. Yasama ve yargı erklerini karşı karşıya getirmek istiyorlar.Korku siyaseti zarar veriyor Bütün demokratik açılımları, korku siyasetiyle durdurma çabası Türkiye’ye ciddi zararlar veriyor. Bu gölge oyunları, bu korku siyaseti, halkımızın ekmeğini, aşını büyütmez, büyütmüyor, ülkemizin itibarını yükseltmez, yükseltmiyor. Böyle korku ve vehimlerden beslenen hiçbir siyaset özgürlüğü, adaleti getirmez, getirmiyor.İdeolojik hukuk yorumlarıyla, TBMM’nin iradesini bloke etmeyi ‘muhalefet’ zannetmek, doğrudan doğruya halkın taleplerine, milli iradeye açıkça tavır almaktır, objektif hukuk kurallarını sabote etmektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel hukuk kaynağı Anayasadır. Her kurum, kişi veya kurul, Anayasa zemininde ve anayasadan aldığı meşruiyet çerçevesinde faaliyette bulunabilir. Anayasaya dayanmayan hiç bir karar anlam taşımayacağı gibi, anayasanın vermediği yetki de kullanılamaz. 148. maddeye göre mahkeme sadece yetki bakımından inceler ve denetler. Türkiye’nin erkler arası çatışmaya tahammülü yoktur.Yanlış milletten döner Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Hukukun üstünlüğünü, anayasanın mutlak bağlayıcılığını, anayasal kurumlarımızı tartışmaya açacak işlerden herkes kaçınmalıdır. Kimse bundan fayda ummasın. Türkiye’yi derhal, […]

İslami sermaye çatışmada, laikler beklemede

Mustafa Sönmez Taha Akyol, 7 Haziran 2008 tarihli Milliyet’teki , “Ordu, Yargı, CHP” başlıklı yazısında , türbanın iptali ile ilgili karardan yola çıkarak , İtalyan Marksist Gramsci’den araklama bir terimle , “tarihsel bloklar” analizi yapıyor ve şöyle diyordu; “Anayasa Mahkemesi’nin kararını alkışlamak veya eleştirmek mümkün. Ama kurumlara ve topluma yön veren tarihsel dinamiklere bakmak daha ufuk açıcıdır. Bu açıdan gözüken gerçek, ordu, yargı ve CHP’nin rejim konusunda benzer önceliklere sahip bir “tarihsel blok” oluşturduklarıdır… dünya görüşü ya da rejime ilişkin öncelikleri bakımından bu üç kurum arasında önemli fikri örtüşmeler var… Bundan başka bir “tarihsel blok” daha var: Terakkiperver ve Serbest Fırka’dan Demokrat Parti’ye, Adalet Partisi’ne, Özal’ın ANAP’ına, bugün AKP’ye uzanan ve halka dayanan, liberallerin de desteklediği bir tarihsel blok…” Bunu, Taha Akyol gözüyle, üstümüzde tepişen fillerin tarifi diye da okuyabilirsiniz..Bir filin bacağına körlerin dokunup tarifini istemişler. Her kör farklı bir tarif yapmış. Bu da Taha Akyol tarifi.. Bir gerçek var; Türkiye, bir yarılma , bir kutuplaşma yaşıyor ve bu filler savaşı, çimenleri ezerek yapılıyor. Çimenler, eğer ezilmekten yıldılarsa, bıktılarsa üstte tepişen filleri de doğru tanıyıp, doğru yerlerde saf tutup , olmadık değirmenlere su taşımamalıdırlar. Taha Akyol’un tarif ettiği “tarihsel blok”lar ne kadar gerçekçi ya da kendi deyimiyle, ufuk açıcı ? Hemen belirtelim ki, iktidar çekişmesinde , “tarihsel blok”lardan söz edeceksek, sınıf kategorilerini kullanmalıyız. Taha Akyol’un “tarihsel blok”larında sınıflar yok; ordu, yargı, CHP gibi ikisi sivil-asker bürokrasi, biri de politik parti olan iki farklı kategori var. Diğer tarihsel blokta ise, “…halka dayanan, liberallerin de desteklediği bir tarihsel blok” var..Yazının devamında bunların kimler olduğunu Taha Akyolvari sosyolojik terimlerle anlamaya çalışıyoruz. Kimlermiş? “..şehirleşme, eğitim, meslekleşme gibi dinamiklerle “kenar”daki “faso fiso vatandaşlar” okuyarak, iş tutarak yükseliyorlar, “Merkez”de yer almak, eşit olmak istiyorlar. Bunun için demokrasiye, liberal değerlere sarılıyorlar.”..Yani, diğer tarihsel bloku da “kenarda iken merkeze taşınmak isteyenler” oluşturuyormuş…. Kutuplaşmanın, bloklaşmanın, dar , hiçbir şey […]

Tuzla’da “seri katil” var

Medyakronik Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde meydana gelen ölümlü iş kazalarına bir yenisi daha eklendi. Pazar günü olmasına rağmen iş yoğunluğu gerekçesiyle işe çağrılan İhsan Turhan, yeni yapılan bir geminin arka kapağının altında çalışırken 600 kiloluk kapağın üzerine düşmesi sonucu olay yerinde hayatını kaybetti. Kafası kapak ile sac arasına sıkışan boru ustası Turhan’ın cesedi, önce GİSBİR Hastanesi’ne, buradan da Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Aynı tersanede 15 Şubat’ta meydana gelen tüp patlamasında Hasan Köse isimli işçi hayatını kaybetmişti. :Kazanın ardından tersanede çalışan işçiler evlerine gönderilirken, kazanın duyulması üzerine, işçi çalıştıran birçok tersane de işçileri evlerine gönderdi. Seri cinayetlerin hız kesmediği tuzla Tersaneleri’ndeki bu son olaylarla ölen işçi sayısı 97’ye çıktı. Kaza değil ihmal Limter-İş Sendikası üyesi Ali Doğan, “Gemi güvertesinde çalışırken geminin kıç kapağının kafasına düşmesi sonucu arkadaşımızın kafası güverteyle kapak arasında kaldı ve ezildi. Normal koşullarda, kapağın altındaki takviyelerin kaynatılması gerekir. Yapılmadığı için bu ihmal yüzünden iki çocuk babası arkadaşımız hayatını yitirdi. O kapağın kare ya da daire şeklinde olması gerekirdi. Kapak hem dikdörtgen şeklinde yapılmış bu da ağırlığın eşit dağılmamasına neden oldu. Hem de kaynatılmamış. Yasak olmasına rağmen pazar günü işçi çalıştıran ve çalışılan gemide önlem almayan tersane yetkilileri ölümden sorumludur” dedi. Bazı işçiler de Doğan’ı doğrulayarak, “Turhan’ın altında çalıştığı ve üzerine düşen kapak destekle tutturulmak yerine 1 dakika sürecek kaynak yapılsaydı, arkadaşımız ölmeyecekti. Pazar günü çalışıyoruz çünkü gelmezsek yevmiyemiz kesiliyor” diye konuştular. Yaşanan son ölümlerin ardından bazı iş güvenliği önlemlerinin alındığını, işçilere baret, maske, emniyet kemeri gibi iş güvenliği malzemelerinin dağıtıldığını söyleyen işçiler, bunları yapmanın yeterli olmadığının görüldüğünü, patronların önlem alma konusundaki samimiyetsizliklerinin bir kez daha ortaya çıktığını ifade ettiler. 16 Haziran’da grev var Bu arada tersanelerdeki ölümlerin önüne geçilmesi için, 16 Haziran’da Limter-İş’in düzenlediği grevle ilgili dün (8 Haziran Pazar) Türkiye Mimar Mühendisler Odası İstanbul Şubesi’nde bir basın toplantısı yapıldı. “Tuzla’daki son cinayetin” duyurusu yapılarak başlanan toplantıda, “İş cinayetlerinin […]

Medya postunda pornocular

Mustafa Alp Dağıstanlı, bu hassasiyetle yazıldığını anlayacaksınız. Post Medya’nın haberi sunuşunda bırakın bu hassasiyeti, ne bir nezaket var, ne bir dürüstlük var… Gazetecilik mahareti saydıkları ve sandıkları ucuz cinlik ve kabalık var. Şu başlıkla sunmuşlar: “Erotik film yıldızı bakireymiş.” Spotları da şu: “‘Feleğin çemberinden geçmiş’ erotik film oyuncusu Sevgi Deniz’in ilginç hayat öyküsü…” Böylece, bizim bilmediğimiz gazeteciliği sergileyip haberi okunur kılmış oluyorlar! Evet, Sevgi Deniz, kendisiyle yapılan konuşmada bakire olduğunu söylüyor, ama bu değil ki Sevgi Deniz’in hayatı ve hayat hikayesi. Ama Postmedya’nın “ilginç hayat öyküsü”nden anladığı bu. Sadece bu kadarla kalsa iyi, Post Medya’nın haberimizi koyduğu sayfadaki linklerbu, medya postundaki pornocuların foyasını ortaya çıkarıyor: “erotik video indir”, “en sıcak videolar”. Sevgi Demir’in “Başıma kakılmasından korkuyorum” dediği şeyin daniskasını yapıp, başkalarının en sıcak videolarını da onun başına kakıyorlar. Post Medya’da her habere tıkladığınızda, ekranda o habere uyumlu linkler beliriyor. Bu insan hikayesi için de uygun gördükleri linkeler bunlar. Hiç emek harcamadığınız, başkasının yaptığı bir haberi alıp, ruhundan koparacak şekilde sunamazsınız. Sevgi Deniz’i kıracak, rahatsız edecek şekilde, yazarını rahatsız edecek şekilde sunamazsınız; çünkü tecavüz etmiş olursunuz. Post Medya, işte bu yapılmaması gerekeni yapmış. Üstelik, muhabirimizin ve Medyakronik’in adını da koyduğu için biz böyle yapmışız gibi algılanıyor. Sevgi Deniz’le konuşmadık bu meseleyi, dolayısıyla nasıl algıladığını bilmiyoruz, ama muhabirimiz ve öğrencimiz İlknur Aydoğan’ın nasıl algıladığını biliyoruz. Post Medya’nın haberimizi kullandığını bildiren mesajında şöyle diyor: “Bir internet sitesi Sevgi Deniz haberini kullanmış ve ‘Erotik film yıldızı bakireymiş’ başlığını kullanmış. Tabii, haberde adım ve medyakronik de var. Bu normal mi? Tamam, yazı dilini değiştirmemişler falan, ama o başlık bize ait değil, nasıl olabiliyor bu? O internet sitesini ne kadar ciddiye alıp almamız gerektiğiyle ilgili bir şey olabilir bu, ama rahatsız etti beni… Atılan başlık hikayenin kendisine zarar veriyor ve ayıp ediyor. Ben, haberi yapan kişi, Sevgi Deniz’in fotoğrafının yanında o başlığı görünce utandım. O hikayeye […]

Çarşı feshedilir ama pes etmez!

Medyakronik Beşiktaş Çarşı Grubu’nun kendi kendini feshettiği haberi Beşiktaş taraftarları arasına bomba gibi düştü. Çarşı grubu üyelerinin pek çoğu bu kararı “kabul edilemez” bulurken, bunun “Beşiktaşlılık ruhu”nu yok edecek bir gelişme olduğunu düşünenler bile var. İşte “Çarşı kapanmaya da karşı” diyenlerden “Çarşı feshedilir ama pes etmez” diyenlere kadar taraftar görüşlerinden seçmeler…. Alen abimiz bu gün Çarşı’nın kendi kendini feshettigini acikladı… yani pes ettigini.. ama Çarşı pes etmez.. Çarşı affetmez… Çarşı engellenemez… Çarşı bir taraftar grubu değil bir duruş biçimidir.. Alen abime, lütfen iyi dinle bu lafımı ve lütfen yayınlayın: Çarşı feshedilemez, Çünkü Çarşı asla pes etmez.. Bir sürü etken sayabilirsiniz ama bunların hiç biri böyle bir tepkiye neden olamaz.. Tepkimizi her zaman olduğu gibi yine alışılmamış bir şekilde gösterebiliriz… Lutfen Beşiktaşımızın o muhteşem taraftarlarını ayırmayalım.. herkes ayrılır her şey bitebilir ama bjk ruhu sonsuzdur…Ali Sahan Alen abi, üç dört tane köpeğin lafıyla Çarşı bitemez. Yapmayın aba kıymayın Çarşımıza. O olmazsa Beşiktaşımız biter.Burak Yılmaz Sevgili Alen, inan bu duyduklarım ciğerime bir hançer gibi saplandı.Lanet olsun sizi bu karara iten gelişmeleri yaşatanlara.yazıklar olsun destek olmak varken köstek olanlara. Alen ,herşeyi anlatmışsın yazında.Ama ben bu kararınızı ve Çarşı’nın artık olmayacağını ,7 yaşındaki yavru kartalıma ,oğlum Can’a nasıl anlatacağım? Ne olur birde bunu söyle. Şerefsizlere , alçaklara KARŞI olmanın ,bir gün ayağına dolaşabileceğini sorduğunda ben ne diyeceğim oğluma? Hakkımız varsa helal olsun. Bizi sizsiz bırakmayın ne olur. Bu burukluğu yaşatmayın bize.Tolga Şaşmaz Abilerim büyüklerim alen abi yapmayın zaten çirkin oyunlara alet olan futbolun nadir güzelliklerinden olan Çarşı’yı futbolun keyfini hatırlatan Çarşı’yı kapatmayın Beşiktaş Çarşısız Çarşı Beşiktaşsız yapamaz. Çoğumuzun belki de sahip olmaktan övündüğü tek şey Çarşı’yı bizlerden almayın başkalarını cezalandırmak isterken suçsuz olanları yani bizleri cezalandırmayın gelin bu kararı bir daha düşünün futbolu Çarşısız bırakmayın dünya futbolunun Çarşıya daha çok ihtiyacı var saygılarımlaSerdar Gedikoğlu Ben bir Galatasaraylıyım ama rahmetli babam ve abim Beşiktaşlılardı sanırım […]

Avrupa’ya “kriz sürüyor” uyarısı

Medyakronik İngiliz Ulusal Yayın Kurumu BBC’nin Ekonomi Editörü Robert Preston’a konuşan Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet, son yıllarda aşırı şişkin bir hal alan piyasanın doğal dengelerine dönüş sürecinin devam ettiğini belirtti. Trichet eğer merkez bankaları faiz oranlarını indirme baskılarına boyun eğerse, daha da ciddi sorunlar yaşanacağı uyarısında bulundu. Avrupa Merkez Bankası başkanı Trichet, enerji ve gıda fiyatlarında son zamanlarda görülen artışları 1970’lerdeki petrol şokuna benzetti. 1970’lerde pek çok Avrupa ekonomisi daha sıkı para politikaları benimsemediği için maaşların yükseldiğini, sonuçta bölgenin rekabet şansının azaldığını ve kitlesel işsizliğin başgösterdiğini kaydeded Trichet bugün mücadele etmeye çalıştığımız işsizliğin, o dönemin mirası olduğunu da sözlerine ekledi. Trichet, Tüketici Fiyatları Endeksi’nde görülen artışa rağmen enflasyonun “sonsuza dek” yüksek kalmayacağına olan inancını da vurguladı. Avrupa Merkez Bankası, euro bölgesindeki ekonomik durgunluk işaretlerine rağmen enflasyonun yükseleceği korkusuyla, faiz oranlarını yüzde 4 civarında tutuyor. Jean-Claude Trichet bugünkü mülakatıyla yeni bir kesintiyi düşünmedikleri mesajını da vermiş oldu. Kaynak: BBC

Likör Fabrikası ihalesi iptal edildi

Medyakronik İstanbul Mecidiyeköy’deki eski Likör Fabrikası arazisi satışı Toplu Konut İdaresi tarafından iptal edildi. İhaleye 30 Mayıs’ta tekrarlanacak. Toplu Konut İdaresi (TOKİ), 25 Nisan’da yapılan açık artırmanın tek katılımcısı Kiler Holding’in Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisi için teklif ettiği 295.7 milyon YTL’ye ‘hayır’ dedi. TOKİ, ‘ihaleye sadece tek firmanın katılmasından dolayı kamuoyunun vicdanının huzursuz olabileceği gerekçesiyle iptal kararı aldığını açıkladı. İhale 30 Mayıs’ta yenilecek. İptal kararının ardından bir açıklama yapan Kiler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kiler ise, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın (GYO), ihalenin iptaline yönelik vermiş olduğu karara sonuna kadar saygılı olduklarını belirterek, 30 Mayıs’ta yapılacak yeni açık artırmada tekrar yerlerini alacaklarını söyledi. Kiler Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO), 23 bin 711 metrekarelik arsa için 25 Nisan 2008 tarihinde düzenlenen ihalede 295.7 milyon YTL teklif vermişti. Kiler Grubu, Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinde bir alışveriş merkezi ve rezidans inşa etmeyi planlıyordu. (Kaynak: AA)

Tüketici karamsar

Medyakronik Türkiye’nin kentsel alanında yaşayan, ekonomik olarak aktif ve çalışan nüfusun yaşam biçimlerinin ele alındığı Tüketici Trend Araştırması’nın 2008 birinci dönem sonuçları, tüketicilerin ekonomik gidişatla ilgili karamsar görüşlere sahip olduğunu ortaya koyuyor. İnterpromedya Araştırma Bölümü tarafından yapılan Tüketici Trend Araştırması, tüketicinin 2004’den beri ekonomik durumunda ilerleme kaydedemediğini gösteriyor. Önümüzdeki 2 yıl içerisinde de durumunun ve ülke ekonomisinin daha kötü olacağını öngören tüketiciler, açıklanan enflasyon oranlarına inanmıyor. Ayrıca tüketiciler bu gidişatın satın alma eylemini de olumsuz etkilediğini belirtiyor. Tüketici 4 yılda ilerleme kaydedemedi Araştırmaya göre, geçtiğimiz 4 yılda ailenin ekonomik durumu “değişmedi” diyenlerin oranı yüzde 34,2 olurken. ekonomik durumlarının 4 yıl önceye göre daha kötü olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 32,4’e ulaştı. Ankete katılanların sadece yüzde 9,7’lik kısmı “daha iyi oldu” görüşünü paylaştı. Şu an daha kötüye gidiyor diyenlerin oranı yüzde 8,8, “kötüydü daha iyi oldu” diyenlerin oranı ise yüzde 14,9 oldu. Görüşler başa baş Araştırma kapsamında sorulan “Önümüzdeki 2 yılda ailenin ekonomik durumunu en iyi anlatan ifade” için yüzde 33,9’luk bölüm daha kötü olacağına, yüzde 31,1’lik bölüm ise daha iyi olacağına inandığını belirtti. Bu iki zıt ifade için çok yakın oranların elde edildiği araştırmada, görüşülen kişilerin yüzde 23’ü ise değişmeyeceği yanıtını verdi. Yüzde 12’lik bölüm ise fikri olmadığını belirtti. Tüketici endişeli Ülke ekonomisinin gidişatı hakkında olumsuz görüşe sahip olan yüzde 70,4’lük kısmın yanı sıra yüzde 20,3’lük bölüm olumlu düşündüğünü belirtti. yüzde 9,3’lük kısmın ise ülke ekonomisi hakkında fikri yok. Ülke ekonomisinin şu anki durumu göz önüne alındığında satın alma davranışlarına yüzde 66,7 oranında olumsuz cevabı alınırken yüzde 19,6 oranında olumlu yanıt alındı. Geriye kalan yüzde 13,7’lik kısım ise satın almaları üzerinde ekonominin gidişatına ilişkin bir etki olup olmadığı konusunda fikri olmadığını belirtti. Enflasyon rakamlarına inanmıyoruz Satın alma eylemleri üzerindeki etki ve ülke ekonomisi hakkında olumsuz görüşün hakim olduğu araştırma sonuçlarında ayrıca açıklanan enflasyon rakamlarına inanma durumu da ele alındı. Enflasyon rakamlarına […]

Kanaltürk 30 milyon dolar

Medyakronik Önceki gün satıldığının açıklanmasından bu yana yoğun tartışmalara konu olan Kanaltürk’ün gerçek satış rakamı bugün belli oldu. İpek Matbaacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş, Kanaltürk’ün, tüm borçlar dahil 30 milyon dolara devir ve satın alındığını açıkladı. Halka açık şirket konumunda olan İpek Matbaacılık’tan İMKB’ye gönderilen açıklamada, “Bazı basın organlarında çıkan haberlere istinaden 12 Mayıs 2008 tarihli özel durum açıklamasına ek olarak açıklama yapma gereğinin hasıl olduğu” kaydedildi. Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Bağlı ortaklığımız ATP İnşaat ve Ticaret A.Ş tarafından Kanaltürk TV, Kanaltürk Radyo ve Internet sitesini bünyesinde bulunduran yayın grubuna ait, Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş’nin yüzde 99,99 hisselerine tekabül eden payların tümü ve bu şirketin sahibi olduğu Yaşam Haber Ajansı Ticaret Limited Şirketi, Rektur Reklam Pazarlama Limited Şirketi ve Gökcan Prodüksiyon ve Ticaret A.Ş şirketlerinin tüm mal varlıkları, televizyon ve radyo yayın lisansları ve marka hakları da dahil olmak üzere, toplam 30 milyon dolar bedelle devir ve satın alınmıştır. Yukarıda adı geçen şirketlerin tahakkuk etmiş vergi ve SSK borçları ile birlikte, personel ve diğer piyasa borçları satın alma bedeline dahil olup tüm borçlar bu bedelden karşılanacaktır.” Bu arada yedi aydır maaş alamadıkları belirtilen Kanaltürk çalışanlarına da maaş alacakları ödendi. Yapılan toplam 1,7 milyon YTL’lik maaş ödemesinin salı günü gece yarısına kadar sürdüğü belirtiliyor. Gazeteport Yayın Yönetmeni Yavuz Semerci’nin açıkladığı bilgilere göre Kanaltürk’ün maaş alacakları dışında kalan borç durumu şöyle: – 7 milyon dolar SSK ve vergi borçları– Yaklaşık 1 milyon dolar Digitürk’e olan yayın borcu– Henüz kesinleşmemekle beraber devlete yaklaşık 10 milyon dolara yakın vergi borcu– Yemek şirketi, prodüksiyon şirketleri vb. piyasaya 5 milyon dolara yakın borç Kanaltürk’ün vergi borcu ve haciz kıskacında bulunduğuyla ilgili belgeler de bizkackisiyiz.com sitesinde salı akşamı yayınlandı. Tutanaklarda Yaşam TV ve Rektur adlı şirketlerin menkul mallarının vergi borçları nedeniyle 8 Mayıs 2008 tarihinde icra memurları tarafından satışa çıkartıldığı, alıcı çıkmaması nedeniyle satışın 15 […]

Daha az mağaza, daha çok online alışveriş

Medyakronik Uluslararası ödeme sistemleri şirketi Visa Europe’un hazırlattığı bir araştırmaya göre, 2012- 2015 döneminde internet kanalıyla gerçekleşen satışlar, toplam cironun yüzde 18,8’ini oluşturacak. Visa Europe’un İngiltere’deki Perakende Araştırma Merkezi’ne hazırlattığı “Geleceğin Mağazası 2012-2015” araştırması, online kanalların yakın bir zamanda geleneksel perakendeciliğe üstün geleceği iddialarının tersine, bu iki alanın pazarda birbirlerini tamamlayıcı rollere sahip olabileceğini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre web sitelerinin daha çok, “işleme dayalı” hale geleceği, bunun sonucunda da perakende sektöründe teknolojinin uygulanmasının yaygınlaşacağı tahmin ediliyor. Ortalama perakende cirosunun yüzde 18’8’lik bölümü online kanaldan sağlanırken bu oran bazı ürünlerde yüzde 40’ın üzerine çıkıyor. Örneğin CD, DVD ve oyun satışlarının yüzde 42’si, cep telefonlarının yüzde 41,6’sı bilgisayarların yüzde 37,2’si, kitapların yüzde 34,7’si internetten satın alınacak. Buna karşılık bazı ürünlerin internet satışlarının toplam satışlar içindeki payı da düşük kalmaya devam edecek. Yüzde 10-12 arasında en düşük internet payına sahip ürünler ev eşyaları, mobilyalar, halılar ve süpermarket ürünleri olacak. İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç, İtalya ve İsveç’te 300 perakendeci ile yapılan araştırmaya göre, 7 yıl içinde, Avrupa’daki mağazaların sayısında bir düşüş bekleniyor. Araştırmaya katılan perakendecilerin yüzde 28.7’lik bir bölümü için, sokaktaki mağazalarının kaderi belirsiz görünürken; yüzde 70’i ise, bu süre zarfında yeni biçimlerin açığa çıkması ve daha fazla bilgi hizmeti sunulmasıyla birlikte, mağazaların bugünkü formatlarının dışında hizmet vereceğini düşünüyor. Araştırmaya göre, gelecek dönemde daha küçük mağazalar yüksek miktarda stok bulundurmak yerine hizmet ve bilgiye odaklanacak. Müşteriler için otomatik tarama Ön plana çıkan bir diğer gelişme de otomatik tarama – otomatik ödeme olacak. Müşterinin sepetindeki ürünleri kasiyer olmadan ödemesi anlamına gelen otomatik tarama veya otomatik ödeme sistemleri perakendecilerin yüzde 22’den fazlası tarafından önümüzdeki 5-7 yıl içinde kullanılmaya başlanacak. Yine perakendecilerin yaklaşık yüzde 50’sinin, nüfus ve müşteri kartı bilgilerini kullanarak e-posta ya da mektup yoluyla, müşteriyi hedefleyen promosyonlara yönelmesi de beklenen bir diğer gelişme olarak öne çıkıyor.