‘Haksız tahrik’in yarattığı haksızlık
Kot pantolon giyip bir alışveriş merkezine gitmek ya da bir erkeğe saat sormak cinayet sebebi olabilir mi? Türkiye’de olabiliyor. Uzmanlar haksız tahrik indiriminin yanlış yorumlandığı görüşünde.
Kot pantolon giyip bir alışveriş merkezine gitmek ya da bir erkeğe saat sormak cinayet sebebi olabilir mi? Türkiye’de olabiliyor. Uzmanlar haksız tahrik indiriminin yanlış yorumlandığı görüşünde.

Ferda Balancar Raporu Medyakronik’e ulaştıran Türkiye Protestan Kiliseler Birliği Basın Sözcüsü İsa Karataş, başta hükümet olmak üzere ilgili kamu kuruluşlarını Protestanlara yönelik kamuoyunda her geçen gün daha da şiddetlenen linç kampanyalarına karşı aktif tutum almaya çağırıyor. Karataş, Medyakronik’e yaptığı açıklamada, önlem alınmadığı takdirde 2008’in Türkiye’de Protestanlar için 2007’den daha da kötü bir yıl olabileceğine dikkat çekiyor. İsa Karataş, medyayı da genelde Hıristiyanlara özelde Protestanlara yönelik linç kampanyaları konusunda daha duyarlı ve bilinçli tutum almaya davet ediyor. Karataş’a göre 18 Nisan 2007’de Malatya’da gerçekleştirilen ve üç Protestan’ın vahşice katledildiği saldırıdan sonra medyada son derece sınırlı ve yetersiz de olsa bir tutum değişikliği gözleniyor ancak bu yeterli değil. Karataş özellikle misyonerliği bir suç ve Türkiye’yi bölme faaliyeti gibi gösteren yayınların Türkiye’de Hıristiyanlara yönelik şiddet eylemlerini tetikleyen en önemli unsurların başında geldiğinin altını çiziyor. Aşağıda söz konusu raporun tamamını sunuyoruz. TÜRKİYE’DEKİ PROTESTAN CEMAATİ’NİN2007 YILI İÇERİSİNDE MARUZ KALDIĞI HAK İHLALLERİ GİRİŞ: Türkiye’de inanç özgürlüğü anayasal koruma altında olmakla beraber özellikle son 10 yıldır Müslüman olmayan gruplara karşı içinde fiziksel saldırıların da bulunduğu büyük bir karalama, aşağılama ve toplumu bu gruplara karşı kışkırtma kampanyaları devam etmektedir. “Misyonerlik” adı altında bir suç türetilmiş, suç veya kabahat olmamakla birlikte bazı kişi ve gruplarca suçmuş gibi haber ve yorum yapılarak kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesine yol açılmıştır. İnançlarını yayma çalışmaları, öğretilmiş önyargılar ve komplo teorileri ile birleştirilerek bu grupların ulusal bütünlüğe tehdit oluşturduğu, yabancı ülkeler ve onların istihbarat servisleri ile ilişkide olduğu, insanları para, iş, vize ve kadın vererek/vaat ederek inançlarını değiştirmeye çalışıldığı ileri sürülmektedir. Maalesef reyting peşinde olan medyanın bir kısmı da bu kampanyaya aktif ve pasif olarak katılmaktadır. Bu ve benzeri bilerek yanlış bilgilendirme ve de karalama, Müslüman olmayan cemaatleri özellikle radikal çevrelerin hedefi haline getirmiştir. Müslüman olmayan grupların inançlarını paylaşma ve yayma çalışmaları ulusal güvenlik sorunu gibi ele alınarak devletin en üst makamlarınca tartışılmıştır. Son yıllarda birçok […]