Etiket londra

Duvarlara can veren şehir gerillası

Birbirleriyle öpüşen eşcinsel polisler, alışveriş sepeti taşıyan mağara adamları, bir demet çiçek atan yüzü maskeli bir gösterici, kitle imha silahı kullanan maymunlar, silahlı bir askeri duvara dayayıp üst araması yapan bir kız çocuğu, Londra Hayvanat Bahçesi’nde fillerin bulunduğu bölümdeki duvarda yer alan,“Dışarı çıkmak istiyorum. Burası çok soğuk. Bakıcı kokuyor. Sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı” yazısı, Londra Doğal Tarih Müzesi’nin duvarına güneş gözlüğü takmış, sırt çantalı ve elinde sprey boya olan Banksus Militus Ratus kimliğiyle tanıtılan ölü bir fare resmi… Bu graffitilerin ve burada anlatılamayacak kadar sayısız diğer örneklerin tümü başta Londra olmak üzere birçok Avrupa ile ABD şehrinin ve hatta İsrail’in Filistin’le arasına ördüğü güvenlik duvarının üzerinde yer alan eserlerin konularını oluşturuyor. Her biri sanat eseri değerindeki graffitilerin altında, kimliğini hiç açıklamadan ama dünyanın en çok tanınan “postmodern şehir gerillasının” imzası bulunuyor: Banksy. Meçhul bir hayalet Kentleri, yaşayanlarına egemen olmaya çalışan güçlere inat istediği şekilde dekore eden, “Bu işin bir parçası da çeneni kapamak ve insanlarla tanışmamaktır” diyerek gerçek adını hala gizli tutmayı başarabilmiş olan Banksy, ünlü olmayı reddettikçe ününe ün kattı. Esas kimliği üzerine dolaşıma giren rivayetlerin hiçbiri bugüne dek kanıtlanamadı. Bu kanıtlanamamış rivayetlerden en yaygın olanı ise gerçek adının Robert Banks olduğu. Son olarak The Independent gazetesinde yeralan bir makalede ise Banksy’nin adının Robin Gunningham olduğu iddia edildi. Ancak Banksy’nin manajeri bu iddiaya da tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi, “Ne yalanlarım ne doğrularım” diyerek aynı yanıtı verdi. Bu hayalet sanatçının kim olduğu dışında Banksy’nin aslında bir kişi değil, farklı bir sanat grubu olduğuna yönelik iddialar da inanılan yaygın tevatürlerden biri. Kim olduğu bilinmese de hakkında çok sayıda efsane üretilen Banksy hakkında “gerçek” olduğuna inanılan tek bilgi ise kasaplık eğitimi alan 1974 Bristol doğumlu bir İngiliz olduğu ve yıllardır önce İngiltere’nin sonra da dünyanın birçok kentinin duvarlarını graffiti ve resimleriyle süslediği. Gaz maskesiyle röportaj Kendisiyle bugüne dek röportaj yapmayı başaran tek […]

Spor ayakkabılar otomatta

Hakan Cönbez Onitsuga Tiger’ın Londra’nın en işlek caddelerinden Carnaby’e yerleştirdiği ayakkabı otomatı sayesinde artık gençlerin en sık kullandığı spor ayakkabıları almak su almak kadar kolay olacak. Üstelik makinanın kullanımı da çok kolay. Kredi kartınızı makineye okutup şifrenizi girdikten sonra istediğiniz ürünü seçiyorsunuz. Londra’daki bu uygulama bir ilk değil aslında. 2004 yılında Reebok ayakkabı otomatları yaptı ancak makinelerdeki ayakkabı modellerinin azlığı ve istenilen her numaranın bulunamaması uygulamanın ömrünün fazla uzun sürmemesine neden olmuştu. Tiger’ın otomatlarında bu sorun giderilmiş, otomatta altı değişik numara ve 24 değişik çift ayakkabı modeli yer alıyor.Londra’da başlayan uygulamanın tüm dünyada yaygınlaşacağı öngörülüyor.

Ateş, engelli koşuyor

Gökhan TanPekin’de 8-24 Ağustos 2008’de gerçekleşecek 29. Olimpiyat Oyunları için Atina’dan yola çıkan Olimpiyat Ateşi’nin beşinci durağı Londra’ydı. Üç gün önce İstanbul’da taşınan meşale, Rusya’nın St. Petersburg kentine uğradıktan sonra bu kente geldi. Ateş, sporcu ve ünlülerin taşıdığı meşaleyle kentte dolaşırken, Çin, insan hakları ihlalleri ve Tibet sorunu nedeniyle protesto edildi. Londra polisi, 35 protestocuyu gözaltına aldı. Meşaleyi ilk taşıyan, beş olimpiyat altın madalyası sahibi, kürekçi Steve Redgrave oldu. Redgrave, koşunun başladığı Wembley Stadyumu’ndan çıkar çıkmaz ortalık karıştı. Meşale taşıyanlar, tur boyunca, Çinli güvenlik elemanlarının yanı sıra fosforlu üniforma giyen polisler tarafından korundu. Protestoların arttığı kalabalık noktalarda, koruma ekibine sivil polisler de eşlik etti. Ladbroke Grove’a gelindiği sırada bir protestocu, Bangladeş asıllı televizyon yıldızı Konnie Huq’un elinden meşaleyi almak istedi ancak etkisiz hale getirildi. Tepkilerin artması üzerine koşu parkuru değiştirildi ve meşale, Fleet Caddesi’nden St Paul Katedrali’ne kadar otobüsle taşındı. Meşalenin, Çin’in Britanya büyükelçisi tarafından “China Town”a sokulacağı da daha önce duyurulmamıştı. Başbakan Brown eleştirildi Olimpiyat Ateşi, Britanya Başbakanı konutu “Downing Street 10 Numara”ya da uğradı. Başbakan Gordon Brown, protestolara rağmen, meşale taşıyıcını konutun dışında karşıladı. Ancak meşaleyi tutmak istemedi. Çin, Tibetli Budist lider Dalai Lama ile görüşmeyi kabul etmediği için Brown’ın törene katılımı, muhalif politikacılar tarafından “kabul edilemez” olarak nitelendi. Buna karşılık Pekin Olimpiyat Komitesi’nin Qu Yingpu BBC’ye, “İnsanların politik görüşlerini dile getirmek için doğru yer ve zaman burası değil” açıklamasında bulundu. Polis: “Güç kullanmadık” Londra Polis Şefi Jo Kaye, göstericiler üzerinde aşırı güç kullanıldığı iddialarını reddetti. “Görevmiz, meşalenin sorunsuzca turunu tamamlamasıydı. İnsanlar, meşale taşıyıcılarına müdahale etmemeleri gerektiğini biliyorlar. Turun kesintiye uğramaması için onları durdurduk ve programı aksatmadık.” Londra’ya kıyasla çok daha az protestoya sahne olan İstanbul’da, meşalenin çevik kuvvet tarafından korunması ve polisin vatandaşlara sert müdahalesi dikkat çekmişti. Londra’da, Çin karşıtı gösteri yapan kitlenin büyüklüğüne rağmen polis silah taşımıyordu. Olimpiyat Oyunları’nın sembolü ateş, Londra’dan sonra dünyanın 130 kentini […]

Hüseyin Çağlayan ve Londra

Sanki pijama giymeye üşenmiş. Renkleri solmuş kot, tişört ve montuyla –hepsi siyah- yatağa girivermiş. Sonra sabah olunca da üzerini değiştirmeye zahmet etmeden, yüzüne buz gibi soğuk suyu çarpıp kendini hop sokağa atıvermiş. Kaldığı yerden devam etmeye. İşini ve hayatını sürdürmeye. Adamın işi öncelikle moda tasarımı. Bjork, Madonna, Naomi Campell, Kylie Minogue onun kıyafetlerini satın alanların sadece dördü. Tasarlaya tasarlaya sınırlar sınırsızlaşmış. Tasarlana tasarlana tasarımlar hayal gücünün sonsuzluğunda parendeler atmaya başlamış. Parendelere iki ters, bir düz derken taklalar eklendikçe, adamın giydikleri sadeleşmiş. Siyah kot, tişört, mont. Dümdüz. Kafasında bölünerek çoğalan fikirlerin ve ortaya çıkardığı işlerin tam tersi. Hüseyin Çağlayan çocukluğunda gelip-gitmiş de olsa, 18 yaşından beri sürekli Londra’da yaşıyor. Babası zaten burada çalışıyormuş. Okusun diye Kıbrıs’tan bu şehre yollanmış. Şehir kalabalık. 15 milyon insan yaşıyor. Şehrin dört bir yanında bir sürü binanın en tepesi ve en köşesinde hiç kıpırdamayan adamlar duruyor. Ya bekçilik ediyor ya da herkesi gözetliyorlar. Belki de intiharın eşiğindeler. Rüzgâr onları bir santimetre ileriye sürüklese düşüp, paramparça kırılabilir, yüzbinoniki parça olabilirler. Kırılırlar çünkü adamlar, adam değil. Heykel. Gerçek hayatta değil, sanatçı Antony Gormley’in bir enstalâsyonunda yaşıyorlar. Eğer bu şehirde yaşasaydınız, belki de bu heykel adamları fark etmeyip aynen yolunuza devam ederdiniz. Alışık olurdunuz her şeye ve de sürprizlere. 15 milyon insan yaşıyorsa bu şehirde, 15 milyon farklı tanımı var bu şehrin her birinin gözünde. Hokus ve de pokus. Sunar size milyonlarca farklı kılık. Seç içinden birini, yarat kendi evrenini. Hüseyin Çağlayan bayılıyor bu enstalâsyona, şehir zaten ona bayılacağı malzemeleri bol bol sunuyor. Adım başı onun gözlerini mıknatıs gibi kendine çekip yapıştıran bir şeyler Londra’nın damarlarında vuku buluyor. Onun kendi Londra’sı sanatla dolu. İşte şu meydandaki mesela. Sular bir anda yerden fışkırıp içinden geçen insanları hapsediyor. Dört bir yanlarında sudan duvarlar oluşturuyor. Çık çıkabilirsen içinden, at atabilirsen tek bir adım. Bazıları için aniden su fışkırtan fıskiyeler sadece… Hüseyin Çağlayan […]

Güzellikle olmazsa parayla!

Simge Sunguroğlu ssunguroğlu@medyakronik.com LONDRA – Avrupa’nın en yüksek hava kirliliğine sahip olan kenti Londra’da “Low Emission Zone” yani düşük emisyon alanı oluşturuldu. 4 Şubat 2008 tarihinde başlayan uygulamaya göre, havayı en çok kirleten araçlar bu bölgeyi kullandıkları zaman ağır cezalara tâbi tutuluyor. Kamyon, otobüs, TIR ve kamyonet gibi vasıtaları şehir trafiğinden uzaklaştırmak için başlatılan bu sistem, hava kalitesini yükseltmeyi hedefliyor. Sistem kent merkezi dışındaki hemen tüm yolları ve bazı otobanları (M1 ve M4) kapsıyor. Medyakronik’e konuyla ilgili bilgi veren Londra Düşük Emisyon Bölgesi Operasyon Müdürü Daljit Mahal sorunu şöyle özetledi: “Bu böyle giderse ve önlem alınmazsa Londra’daki PM10 (insan faaliyetleri sonucu ve doğal kaynaklardan doğrudan atmosfere karışan, insan sağlığına zararlı katı partiküller) kirleticisini azaltmak için başlatılan programın 2010 hedeflerine ulaşamayacağını tahmin ediyoruz. Karayolu ulaşımı, bu maddenin yayılmasının tek kaynağı. Bazı araçları düşük emisyon alanı standartlarını yakalamaya teşvik etmek, PM10’un havadaki yoğunlaşmasını azaltacak ve böylece de başkentte yaşayan, çalışan ve ziyarete gelen insanların sağlığı korunacak.’’ Mahal’in verdiği bilgilere göre uygulamanın kapsamı zamanla genişletilecek ve 2012 yılında, daha fazla taşıt düşük emisyon alanı için belirlenen standartlara uymak durumunda kalacak. Kapsam dışında kalanlar Düşük emisyon alanı dizel motorlu kamyonları, otobüsleri, yolcu otobüslerini, yüksüz ağırlığı 1,2 tonu geçen kamyonetleri, sekizden daha çok koltuğa sahip minibüsleri ve kamyon türü özel amaçlı araçları kapsıyor. Şu anda sadece ağır kamyonlara uygulanan sistem, 7 Temmuz 2008’de hafif kamyon ve otobüslere, 4 Ekim 2010’da büyük kamyonetlere ve minibüslere uygulanmaya başlayacak. Arabalar, motosikletler ve küçük kamyonetler şimdilik yaptırıma tâbi değil. En yüksek ceza 200 Sterlin Araçların, yeni üretilen taşıtlar için Avrupa Birliği tarafından belirlenen egzoz emisyonu standartlarına sahip olması gerekiyor. Emisyon standardına uyulup uyulmadığı, Driver and Vehicle Licensing Agency (Sürücü ve Araç Tescil Kurumu), Vehicle and Operator Services Agency (Araç ve Sürücü Hizmetleri Kurumu) ve Society of Motor Manufacturers and Traders (Motor İmalatçıları ve Tüccarları Derneği) tarafından sağlanan verilere göre […]