Etiket merkez bankası

Tek kuruşumuz yok!

Süpermarkete gittiniz. Aldığınız ürünler toplamı 4,99 TL tuttu. 5 lira verip gider misiniz? Yoksa kuruşuna kadar alır mısınız? Darphane 1 kuruş hâlâ basılıyor, ama milletin cebinde yok.

Ajans haberini zenginleştireceğim, derken…

Alper Görmüş Mesele şu: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milletvekili Ali Uzunırmak, Türkiye’deki üst kurullar ve özerk kurum yöneticilerinin maaşlarına ilişkin bir soru önergesi vermiş. Önergeye verilen cevaptan ortaya çıkmış ki, bu müesseselerin başındaki kişilerin bir bölümü Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan dahi daha fazla maaş almaktadır. Merakınızı gidermek için önce “ilk beş”in maaşlarına (aylık) bir göz atalım:Merkez Bankası Başkanı: 31 bin 831 YTL.Türk Patent Enstitüsü Başkanı: 21 bin 534 YTL.Ziraatbank Genel Müdürü: 20 bin 825 YTL.Halkbank Genel müdürü: 11 bin 714 YTL.Türk Standartları Enstitüsü Başkanı: 10 bin 266 YTL. ANKA’nın bu ilginç haberi 2 Haziran tarihli birçok gazete tarafından kullanıldı.Bir ajans haberi iki tarzda kullanılabilir: Ya olduğu gibi aktarılır ya da gazete yazı işlerinin editoryal katkısıyla… Gazetelerin yazı işleri kadrolarının genel tercihi, habere anlamlı ve önemli katkılarda bulunmak ve sonra da “Bu artık benim haberim haline geldi” anlamında, haberi ajansın adını kullanmadan yayımlamaktır. Fakat sanmayın ki, yazı işleri kadroları böyle bir tasarrufa gitmek için ille de “anlamlı ve önemli katkılar”a ihtiyaç duyarlar. Hayır, hele ki gazetede fazla sayıda ajans haberi varsa buna hiç gerek görülmez; ajans haberi kes-yapıştır yöntemiyle gazete sayfasına buyur edilir, bu arada ajansın adı da kesiliverir… Haberi popülarize edeceğim, derken… Özerk kurumların başındaki yöneticilerin maaşlarına ilişkin haber, belli ki, ANKA tarafından “isimler” değil, “sıfatlar” öne çıkarılarak servis edilmiş. Mesela “Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın maaşı” denmiyor da, “Merkez Bankası Başkanı’nın maaşı” deniyor. Hiç kuşkusuz doğru bir habercilik: Çünkü o maaşlar kişiye değil, makama veriliyor. Yani Merkez Bankası Başkanı kim olsa, alacağı maaş değişmeyecek. Gazetelerimizin editoryal katkı heyecanı işte tam akla ilk gelebilecek bu noktada ortaya çıkıyor: Ajans haberinde “makam” olarak geçen maaşların hangi “kişi”ler tarafından kazanıldığını duyurmaya çalışıyorlar okurlarına. Tamam, bu kadarcık popülerlik kaygısı en ciddi gazetelerde bile olabilir; fakat bunun da bir sistemi olmalı değil mi? Mesela okurlarda “Bizimkiler bazı başkanların fotoğraflarını bulmuşlar fakat adlarını öğrenememişler” duygusunu uyandıracak […]

İngiltere resmen banka kurtarıyor…

İngiltere Merkez Bankası, mali piyasalarda küresel kredi sıkışıklığından kaynaklanan krizin etkilerini hafifletmek için piyasaya en az yüz milyar dolar pompalayacağını açıkladı. Bankadan yapılan açıklamaya göre, yüz milyar dolarlık planla, bankaların riskli emlak krizi alacakları, devlet tahviliyle değiştirilecek. Planla İngiltere Merkez Bankası, bankalararası para piyasasındaki tıkanmayı açmayı ve yüksek riskli emlak kredi krizinin engellediği normal borçlanma uygulamalarını düzenlemeyi amaçlıyor. Bankanın, varlık değişimini bir yıl süreyle önerdiği, ancak bu sürenin 3 yıla kadar çıkarılabileceği belirtiliyor. İngiltere bankaları planı memnuniyetle karşılarlarken, haberin duyulmasının ardından hisse senedi piyasalarında sınırlı bir yükseliş yaşandı. Öte yandan, devlet tahviliyle takasın, geçen yılın sonuna kadar edinilmiş varlıklar için söz konusu olduğu belirtilirken, takas edilen varlıklardaki kayıpların ticari bankalarda kalacağı ifade ediliyor. Merkez Bankasının kararını eleştirenler, bankaların geçmişte attıkları dikkatsiz adımların ve yaşadıkları zararların devletin sırtına yıkıldığını savunuyorlar. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervyn King, yaptığı açıklamada, bankanın özel likidite planıyla bankacılık sistemindeki likidite pozisyonlarını geliştirmeyi ve bir yandan da borçlardaki kayıp riskini bankalarda bırakmayı garanti altına alırken, mali piyasalardaki güvenilirliği artırmayı amaçladığını belirtti. Geçtiğimiz ay ülkenin büyük bankaları, kredi krizinin etkilerini hafifletmek için İngiltere Merkez Bankasının bir acil durum fonu oluşturulmasını talep etmişlerdi. Diğer yandan Amerikan bankacılık devi Citi Grup, son altı ay içinde ikinci kez rekor bir zarar açıkladı. Şirket bu yılın ilk çeyreğinde 5,11 milyar dolar zarar açıklarken bu rakamın grubun geçen yılın son üç ayında uğradığı 9,8 milyar dolarlık zararın neredeyse yarısı düzeyinde olması piyasada iyimserlik yarattı. Dünya çapında kredi krizinden zarar gören yatırımlarda kaydedilen toplam kayıp ise 200 milyar dolar civarında. ABD’li bazı uzmanlar ABD’de ve dünyada riskli mortgage dönemine son verildiğine dikkat çekerek, bundan böyle işlerin iyiye gideceğini savunuyor. Buna karşılık piyasalarda güven sarsıldığı için kimsenin borç vermeye yanaşmadığına, ayrıca Amerikan ekonomisinin kötüye gittiğine dikkat çeken bazı çevrelerse daha karamsar. Bu hafta başında Citi Grup’un başlıca rakibi Merrill Lynch yılın ilk üç ayında 1,96 […]

Küreselleşme döneminin en akut krizi

Bilkent Üniversitesi tarafından düzenlenen “Ekonomik Yönetişimdeki Mevcut Konular” başlıklı toplantıda konuşan Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, “Bugün finansal piyasalarda akut bir kriz yaşanmaktadır. Özellikle küreselleşmenin ortaya çıkmasından bu yana en akut kriz olarak adlandırılabilir…” dedi. Yılmaz, konuşmasında, Çin atasözü olarak bilinen “ilginç zamanlarda yaşa” sözüne atıf yaptı. Burada “ilginç” kelimesi ile tehlikeli ve çalkantılı zamanların kastedildiğini ifade eden Yılmaz, bu yüzden de aslında cümlenin bir atasözünden çok, beddua niteliği taşıdığını kaydetti. Daha sonra bu atasözünün aslında Çinlilere ait olmadığını, bilgece bir anlam yüklenmek istendiği için Çinlilere ithaf edildiğinin anlaşıldığını ifade eden Yılmaz, “Ancak kaynağı ne olursa olsun böyle bir lanetle karşı karşıya olduğumuzu şu anda söylememiz gerekiyor” dedi. Yılmaz, 2007’nin ortalarından bu yana global anlamda finansal bir çalkantı yaşandığını ve bu çalkantının büyüklüğünün 2006 yılında yaşanandan çok daha fazla olduğunu belirtti. Finansal kuruluşların yaşadığı zararlar ve tüketici güvenindeki düşüş sonucunda Amerikan ekonomisinde durgunluk görülme olasılığının arttığını ifade eden Yılmaz, risk algılamalarındaki bozulmaların, kalkınmakta olan ülkelerin risk primlerini de artırdığını ifade ederek, bu ülkelere Türkiye’nin de dahil olduğuna dikkat çekti. Şimdiye kadar Türkiye’nin risk primlerinde gerçekleşen artışların diğer kalkınmakta olan ülkelerdeki artışlarla uyumlu olduğunu kaydeden Yılmaz, “Her ne kadar son dönemlerde birtakım siyasi istikrarsızlıklar Türk finansal piyasalarını büyük bir sıkıntıya soksa da… Ben Türkiye’nin risk priminin, önümüzdeki yıllarda makroekonomik koşullarda gelişme olmazsa ve kurumsal reformlar yapılmazsa daha da yüksek olmasını bekliyorum” dedi. Yılmaz, son 20 yılın küreselleşme, regülasyon ve özelleştirme çağı olarak tanımlanabileceğini ifade ederek, “yönetişim” kavramının önemli bir konu haline gelmesinin tesadüf olmadığını söyledi. 1990’ların sonunda Güneydoğu Asya’da yaşanan ekonomik krizin, iyi yönetişim uygulamaları olmadığı takdirde, ekonomik kalkınma açısından başarılı olan ülkelerde bile sorun yaşanabildiğini gösterdiğini ifade eden Yılmaz, devletlerin ekonomi üzerindeki kontrolü azaldıkça yönetiş