Etiket milli gelir

Milli gelir, suyla nasıl hesaplanır?

Ünlü Avustralyalı iktisatçı Phillips, 1949’da savaş uçaklarının parçalarıyla, suyla çalışan bir makine icat eder. Amaç milli geliri hesaplamak ve gelirin oluşumunu açıklamaktır. Bu aletten yaklaşık 15 tane daha üretilir ve aynı dönemde bir örneği de 10 bin Sterlin karşılığında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne getirtilir. Moniac (Monetary National Income Analogue Computer) adı verilen milli gelir makinesinin dünyada en iyi korunmuş olanı Türkiye’de. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Serdar Ongan makinenin böyle sağlam kalmasının sebebini kıymetinin anlaşılamamasına ve bir kenara bırakılmasına bağlıyor. Serdar Ongan milli gelir makinesinin nasıl çalıştığını HaberVs’ye anlattı.  

1 Mayıs’ın inanılmaz faturası

Güventürk Görgülü Beklenen gün yaklaştı ve işçi sendikalarının “1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağız” taleplerine yanıt dün Bakanlar Kurulu’ndan geldi: “1 Mayıs birlik dayanışma günü olsun ama tatil olmasın, Taksim’de de kutlanmasın” Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek dün Bakanlar Kurulu sonrasında yaptığı açıklamada 1 Mayıs’ı tatil günü ilan etmemelerini son derece mantıklı bir de gerekçeye bağladı; “Tatil günü olursa iki milyar YTL fatura çıkar!..” Hükümet uluslararası finans çevreleriyle konuşurken “Biz durgunluktan etkilenmiyoruz” diyor ama sıra işçilere cevap vermeye gelince “zaten durgunluk var faturası ağır olur” demekten de geri durmuyor. Peki nereden çıkıyor bu “ağır” fatura? Cevabı çok basit.Ekonomide son derece başarılı olduğu iddiasındaki AKP Hükümeti’nin ekonomik büyüklüklerle ilgili açıklamalarının çoğunda gördüğümüz yanlış ve yanıltıcı bilgiler bu açıklamada da aynen tekrarlanıyor. Cemil Çiçek’in hesabına bir bakalım; Hükümet, Türkiye’nin yıllık Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’ndan (GSYİH) yola çıkıyor belli ki. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hesapladığı yeni milli gelir serisine göre 2007 yılında yurt içinde ürettiğimiz nihai mal ve hizmetlerin toplamı 856,3 milyar YTL’ye ulaşıyor. Herhalde dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında Başbakan, “Şu 1 Mayıs’ı tatil edersek maliyeti ne olur?” diye sorunca ve hükümette ekonomiden anlayan bir bakan –mesela Mehmet Şimşek olabilir- diyor ki “Yıllık GSYİH rakamını 365 güne bölersek tatilden ortaya çıkacak rakamı buluruz!” Ve bu dahice fikri uygulayarak 856,3 milyar YTL’yi 365 güne bölerek günlük 2,3 milyar YTL’lik bir üretim değerine ulaşıyorlar. Sonuçta dün akşamüstü Cemil Çiçek, çıkıp bu açıklamayı yapıyor. Peki böyle bir zarar gerçekten mümkün mü? Elbette ki hayır.Türkiye’nin bir günlük tatil sonucundaki kaybını bir ilköğretim dördüncü sınıf öğrencisi hesaplasa herhalde o da Cemil Çiçek’le aynı rakamı bulurdu. Çünkü hükümetin hesabına göre bir gün boyunca ülkedeki tüm ekonomik aktivite tamamen duruyor, kesintiye uğruyor ve hatta felç oluyor. Mesela ülkedeki tüm ama tüm fabrikalar tamamen kapanıyor; yani Erdemir’deki yüksek fırınları bile söndürüyorlar. O gün madenlerde üretim yapılmıyor, balıkçılar balığa çıkmıyor, köylüler pazara […]

Madem zenginiz bu faiz, bu kriz niye?

Güventürk Görgülü Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından uzunca bir süredir hazırlıkları sürdürülen 1998 bazlı yeni milli gelir serisinin 8 Mart’ta açıklanmasıyla birlikte, birkaç gün için de olsa ortalıkta iyimserlikle karışık bir böbürlenme havası esti. Şimdiye kadar hesaplanandan adam başı 2 bin dolar daha zengin olduğumuz ortaya çıkınca, ekonomiden sorumlu bakanlar topluca “Güçlüyüz, krizden etkilenmeyeceğiz” açıklamasını yaptılar, ama küresel kriz dalgası İMKB’yi vurunca, piyasalara aşılanmaya çalışılan iyimserlik havası da bir anda uçup gitti. Gerçekten de Türkiye ekonomisinin geçmişe göre daha güçlü, daha dayanıklı veya daha büyük olup olmadığını anlamak için yeni milli gelir serisinin özellikleri kadar zaman içindeki değişimini de iyi incelemek gerekiyor. Birçok iktisatçıya göre, bazı eksiklikleri olsa da yapılan güncelleme çalışmasının ekonomik gerçekleri anlamak açısından çok büyük faydaları var. Her şeyden önce yeni işyeri sayımı, yeni konut sayımı gibi bazı yeni verilerin eklenmesiyle ekonomik büyüklüklere daha gerçekçi bakılması mümkün olacak. Ayrıca, Avrupa Birliği standartlarıyla uyum sağlamak amacıyla daha önceden hesaba katılmayan bazı kalemler de hesaba katılarak diğer ülke ekonomileriyle sağlıklı bir karşılaştırma zemini elde edilmiş oldu. Hesaba yeni katılan kalemlerin hesaplama yöntemleriyle ilgili bazı kuşku ve kaygılar olsa da, ekonomiyle ilgilenen herkes gibi, ülkede bu tür ciddi verileri üretebilen tek kurum olan TÜİK’in ortaya koyduğu rakamları doğru kabul etmek durumundayız. TÜİK’in geçen günlerde adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarını açıklaması ve nüfusumuzun da tahminlerden az çıkması, kişi başına milli gelirimizi bir miktar arttırmıştı. Hükümet cephesinden, kişi başına gelirimizin son 6 yılda 8 bin dolara yükseldiği yönünde açıklamalarla birlikte “10 bin dolar hedefine ulaşmamıza az kaldı” ifadelerini artık sık sık duyuyoruz. Ama milli gelirde bir gece içinde kaydedilen bu artışın “aslında bir gecede” olmadığını, eğer gerçekten bir artış varsa bunun bir zaman serisi içinde gözlemlenmesi gerektiğini de unutmamak gerekiyor. Bu açıdan 1998’e kadar geri götürülen yeni milli gelir serisine baktığımızda, aslında eskiden de çok fakir olmadığımızı görüyoruz. Bu rakamları bir de […]

Büyüme döneminin sonundayız, sanayi politikası gerekli!

TÜSİAD tarafından düzenlenen “Uluslararası Uygulamalar Işığında Türkiye İçin Sanayi Stratejisi Arayışları” konulu konferansta konuşan Harvard Üniversitesi Uluslararası Ekonomi Politikası Profesörü Dani Rodrik, neo-liberal iktisatçıların ve politikacıların iddia ettiği gibi piyasa mekanizmasının hiçbir müdahaleye gerek olmadan bir verimlilik artışı yaratmadığının artık somut örneklerle ortaya çıktığını söyledi. Rodrik, ekonomik büyüme için verimlilik artışı, verimlilik artışı için sanayi, sanayi için de “öyle ya da böyle” bir sanayi stratejisinin gerektiğini vurguladı. Sanayinin, tarım ve hizmetlerden daha büyük bir kişi başı gelir yaratma gücüne sahip olduğunu ifade eden Rodrik, tarım gibi daha verimsiz sektörlerden sanayiye, sanayi içindeki verimi düşük sektörlerden de daha verimli sektörlere doğru üretim faktörlerinin kanalize edilmesini sağlayacak politikaların oluşturulması gerektiğini anlattı. Rodrik’e göre temel amaç, ekonomide böyle bir dönüşümü sağlamak olmalı ve bunu başarmak için de kamu ile özel kesim arasında kesintisiz bir diyalog platformu kurulmalı. Toplantının açılış konuşmasında dünya ekonomisinde uzun yıllardır devam eden büyüme döneminin artık sonuna gelindiğinin altını çizen TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Karamercan, şimdiye kadar Türkiye’de doğru düzgün tartışılmayan, tartışıldığında da bölgesel ya da sektörel teşvikler düzeyinde konuşulan sanayi politikasının artık açıkça tartışılması ve bir sanayileşme stratejisinin belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Koç Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Atilla Aşkar da konuşmasında ekonomide arz talep dengesine dayalı temel paradigmaların değiştiğine vurgu yaparak, artık temel girdinin hammadde değil bilgi olduğunu, bilginin maliyetinin de hammadde gibi kullandıkça artmadığını aksine azaldığını, bunun da ekonomide yeni bir model ortaya çıkarttığını anlattı. Artık ekonomide kısa süreli ve değişken merkezli dengelerin kurulabildiğini söyleyen Aşkar, bir sonraki denge noktasını izleyebilmek ve tahminde bulunabilmek için de Üniversite ve sanayi arasındaki işbirliğinin sıkılaştırılması gerektiğini ifade etti.. Temel amaç ekonomik dönüşümü sağlamak olmalı… Türkiye’de doğup büyüyen, Robert Kolej’i bitirdikten sonra kariyerine Harvard’ta devam eden “Türkiyeli” profesör Dani Rodrik TÜSİAD tarafından düzenlenen Sanayi Stratejisi konulu toplantıda son 50 yılda değişik şekillerde ve sürelerde de olsa .belirli bir ekonomi politikası uygulayan ülkelerin […]