Etiket nefret söylemi

İki hashtag ve pek çok nefret kelimesi

Geçtiğimiz çarşamba günü sabah saatlerinde #KürtlerTehcirEdilmelidir (Kürtler tehcir edilmelidir) başlığı, Twitter gündeminin birinci sırasına oturdu. Bu hashtag’le (etiket) atılan tweetler sonrası farklı görüşler ortaya çıktı. Bazı kullanıcılar bu etiketi desteklerken, bazıları da bu duruma karşı #ÜlkücüİtlerSınırDışıEdilsin (ülkücü itler sınır dışı edilsin)…

Ya öteki olursam?

Akademisyenlere göre nefret suçunun temelinde "sürüden ayrılma" ve öteki olma endişesi yatıyor. Prof. Husband ve Prof. Dijk’in konuşmasından satır başları..

Kilisedeki 1915

Hiçbir millete, hiçbir topluluğa düşmanlık, kin beslenmeyen, önyargıyla yaklaşılmayan bir coğrafyada yolu 1915'ten geçen bir kilise ve bir mezarlık*.

Başka bir medyayı istemekle başlayacak her şey

Defne Devrimi’nin derin medya sorunlarını çözmesi beklenemez ama ne olursa olsun, değişim başka bir medyanın mümkün olduğuna inanmakla başlayacak. sitesinden son derece kapsayıcı ve özenle kaleme alınmış bir metinle ortaya çıktı. 9000’e yakın imzanın toplandığı kampanyayı ana akım medyanın anlı şanlı (!) kalemlerinin yüz çevirmesi ve bu harekete dudak bükmesi doğrusu kimseyi şaşırtmadı. Ancak Defne Devrimi her ne kadar olumsuzluklara karşı tepki olarak doğduysa da mücadelelerini asla belirli köşe yazarlarına karşı kişisel bir savaş sığlığına çekmedi, eleştirilerini olabildiğince kapsayıcı, makro bir düzlemde tartışmaya çalıştı. İmza verenlerin ve medya diliyle derdi olanların isimlerle değil genel yerleşik düşünce kalıplarıyla ve hantal, köhne bir medya sistemiyle mücadele etmesi gerekliliği vurgulandı hep. Üstelik bu gösterilmek istendiği gibi sadece bir avuç eğitimli, kentli kadının talebi de değildi. Defne Devrimi ana akım medyanın toplumun çok gerisinde kaldığını düşünen herkesin hareketi oldu. Defne Joy’un ölümüyle tetiklenen bu hareket son zamanlarda sanal ortamdan sokaklara ve üniversite amfilerine taşıyor. Kuşkusuz Defne Devrimi’nin derin medya sorunlarını çözmesi beklenemez ama ne olursa olsun, değişim başka bir medyanın mümkün olduğuna inanmakla başlayacak. *Doç. Dr., İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Öğretim Üyesi(Bu yazı 4 Temmuz 2011 tarihli Habertürkgazetesinde yayınlanmıştır.)