Etiket opera

European students find a different ambiance at Sureyya Opera

Aneka Rusak “You cannot feel here the high class atmosphere that you feel at opera houses elsewhere. People don’t dress up with in their best anymore. The first thing that surprised me personally, when I visited this opera was people wearing sports shoes,” says Cesar Sevillano Gallach, 22, an exchange student from Spain who often attends performances at the Sureyya Opera House in Kadikoy. In most of the European cities opera and ballet performances are considered to be a part of elite culture. So, one should not be surprised at the comments coming from a young Spaniard. The Sureyya Opera House in Kadikoy was originally established to function precisely for this purpose. However, after being used mainly as a movie theater for more than 80 years, a restoration project recently has returned the ornate, art-nouveau building to its original function. ”The building should not be approached under the ubiquitous and vague concept of ‘cultural center’, which would detract from its value. The inhabitants of Kadiköy and surrounding districts are undoubtedly in need of a concert and opera house, and this building is meant to meet this specific need. The restoration project reveals the original architectural features of the building and transforms it into the Süreyya Pasha Concert and Opera House in accordance with its original purpose,” declares the website that informs us about the restoration project and the history of the building. However, as we understand from the comments of Gallach, how Turks perceive opera does not coincide with the perception of the Europeans. In European history, originally the opera house was the place where people with relatively high economic power used to go, dressing up in elegant suits and dresses and showing their new acquisitions, i.e. jewels, furs, etc. It was an almost inaccessible place for the middle class. […]

Leyla Gencer’in külleri, Aysun Özbek’in tesettürü…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com İyilik, fedakârlık, digerkâmlık… Daha sayabiliriz; insanlardaki yüce gönüllülüğe işaret eden bu türden vasıfları yanılgıya düşmeden test etmenin en kestirme yolu, onları bizden gayrılara, “yabancı”lara karşı ne ölçüde uyguladığımıza bakmaktır. Bugünlerde Güney Afrika’da olanlara bakın; Bu ülkenin tarihinde ilk kez siyahlar siyahları öldürüyor. Öldürülenler göçmen, suçları ise “yerli”lerin ekmeğine ortak olmak. “Biz”den siyahlar, “biz”im ekmeğimize ortak olduklarında, hatta belki onlar nedeniyle aç kaldığımızda bu sorun değil, fakat göçmenler nedeniyle aç kaldığımızda, onları öldürmek mubah! Kardeşinize, ana-babanıza, ailenize, geniş ailenize, arkadaşınıza karşı iyi, fedakâr, digerkâm olabilirsiniz… Müşkül şurada ki, iş aynı duyguyu “yabancılara”, “biz”den olmayanlara karşı beslemeye geldiğinde, bu iyi-fedakâr-digerkâmların sayısı hızla azalıyor… Aynı şey, bireysel tercihleri bize benzemeyenlere karşı beslediğimiz duygular için de geçerli. Zaten “biz”den olanların zaten yadırgamadığımız tercihleriyle çevrili bir kültürel ortamda hoşgörülü olmak kolay. Müşkül şurada ki, bu hoşgörü, tercihleri bize benzemeyenler karşısında bir anda tuz buz oluveriyor. Leyla Gencer’in külleri…Bugüngazetesi yazarı Nuh Gönültaş’ın “Leyla Gencer, külleriyle denizimizi kirletmesin” yollu tepkisini gazetelerde okumuşsunuzdur. İsterseniz, “bizim okurlara bu kadarı yeter” diyen gazetelerde yer almayan uzun versiyona da göz atalım: “Leyla Gencer, Türkiye’de etnik kimliği azınlık olarak ifade edilen bir sosyal gruptan geliyordu. Elbette bu suç da değil, suç kabul edenler için ise ‘Elbette bu onun suçu değil’ demek gerekir. Safranbolulu bir aileden gelen Leyla Gencer’in annesi Katolik Polonyalı. Hiçbir zaman Müslüman olduğunu hiçbir yerde deklare etmedi. Kültürel Hıristiyan bağlılığını faş etti. Felsefi hayat görüşüyle kendi cenazesini yakma yolunu seçti. Kendini Jesus’a (Hazreti İsa) yeniden veren bu kimlik küllerini Ortaköy’e saçtırıyor. Madem öyle külleriniz de İtalya’da kalsın, niye kirletiyorsunuz suyumuzu? O modern Türkiye’nin bir ürünüydü. Ama asla bizim tercihimiz değildi.” Bugüngazetesi, neyse ki diyelim, bu tüyler ürpertici tercih terörünün arkasında durmadı. Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sadıkoğlu, yazarın bakış açısını onaylamadığını, yazıdan haberi olsaydı yayımlanmasına izin vermeyeceğini açıkladı. Gazetenin konuya ilişkin haberleri de Sadıkoğlu’nun sözlerini teyit eder nitelikteydi. Fakat […]

Son diva

İşvecan ÖzenKamera: Erdem Özüer Operanın mabedi İtalya’nın La Scala Tiyatrosu’nda 50 yıl görev alan tek müzik insanıydı. 70’e yakın operada başrolü üstlendi. Dünya “La Diva Turca”yı son kez alkışladı. Milano’daki evinde, 10 Mayıs Cuma günü kalp ve solunum yetmezliğinden ölen “son diva” Leyla Gencer’in külleri Dolmabahçe’de düzenlenen bir törenle İstanbul Boğaz’ına savruldu. Leyla Gencer kimdir? Leyla Gencer (gerçek ismi Ayşe Leyla Çeyrekgil) 10 Ekim 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Belediye Konservatuarı’nda başladığı şan eğitimine İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte ile devam etti. 1950 yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni’nin Cavalleria Rusticana eserinde Santuzza rolünü yorumlayana dek Ankara Devlet Opera ve Balesi Korosu’nda görev aldı. Birkaç yıl içerisinde tanınan bir opera sanatçısı olan Gencer, birçok önemli devlet etkinliğine soprano olarak davet edildi. Gencer’in İtalyan sahnelerine adım atması Napoli San Carlo Tiyatrosu’nda yine Santuzza rolü ile oldu. Bir yıl sonra Madame Butterfly ve Yevgeni Onegin operalarını seslendirmek için tekrar Napoli’ye döndü. 26 Ocak 1957’de La Scala Tiyatrosu’nda ilk kez sahneye çıkarak Poulenc’in Les Dialogues des Carmelites operasının dünya prömiyerinde Lidoine rolünü yorumladı. Şubat 1957’de, Milano Duomo Katedrali’nde düzenlenen Toscanini’yi anma törenlerinde, şef Victor De Sebata yönetimindeki La Scala Tiyatrosu koro ve orkestrası eşliğinde, Verdi’nin Requiem’inin final bölümünü yorumlayan Gencer, yine 1957 Temmuz’unda, La Scala Tiyatrosu’nun Köln turnesinde La Forza Del Destino operasında başrolü seslendirdi. Ünlü soprano 1957 ile 1980 seneleri arasında La Scala Tiyatrosu’nda, Verdi’nin Don Carlos, La Forza Del Destino, Aida, Macbeth, Simon Boccanegra, I Vespri Siciliani; Bellini’nin Norma; Donizetti’nin Poliuto ve Lucrezia Borgia; Mozart’ın Idomeneo; Monteverdi’nin L’Incoronazione di Poppea; Gluck’un Alceste; Tchaikovsky’nin Maça Kızı; Britten’in Albert Herring ve Pizzetti’nin L’Assassinio nella Cattedrale eserinin 1958 yılı dünya prömiyeri de dahil olmak üzere bir çok başrol yorumladı.Kısa sürede ulusararası bir kariyere kavuşan Gencer; Gui, Serafin, Gavazzeni ve Muti gibi büyük İtalyan şeflerle çalıştı. Donizetti’nin unutulmuş operalarını başarılı bir şekilde yorumlayarak “Donizetti […]