Etiket resim

Enki Bilal: ‘Photoshop çizgiyi öldürüyor’

Hem çizgi romancı, hem film yönetmeni hem de hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyor kendisini Enki Bilal. Çizgi romanları, albümleri ve çektiği filmlerle adından sıkça söz ettirdi. Yaklaşık iki yıldır müzayedelerde sunulan eserleri satış rekorları kırdı. Yeni çizim tekniklerini denemekten hoşlanan sanatçının orijinal eserleri, “Enki Bilal İstanbul’da” başlığıyla, ilk kez Türkiye’de sergileniyor. 28 Mart’ta başlayan ve 2 Mayıs’a kadar devam edecek olan sergide, ayrıca Murat Cem Şerbetçi Koleksiyonu’na ait imzalı afişler, heykel ve sanat tasarımları, posta pulları ve kartpostallar gibi eserler de bulunuyor. Enki Bilal serginin açılışında kendisiyle ilgili soruları yanıtlamak üzere Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’nda sevenleriyle buluştu. Bazı ülkeler çizgi romanı kabul edemiyor Enki Bilal, dünya ülkeleri arasında çizgi romanın nasıl algılandığı sorusu üzerine, bazı ülkelerin çizgi romanı kabul edemediğini, bu romanların değersiz bulunduğunu belirtti. Bu durumu kültürel bir sorun olarak nitelendiren Bilal; “Elbette her sanat dalında olduğu gibi kötüleri de üretilmiştir. Ancak çizgi roman sanattır ve faydalanılmalıdır” şeklinde konuştu. Enki Bilal, photoshop gibi dijital tekniklerin ilerleme göstergesi olduğunu ancak yaratıcılığın “elle çizmekten” geçtiğini savundu: “Photoshop son dönemlerde bir iktidar kurdu, bu da kolaycılığı getirdi. Özellikle reklamcıların rötuş yapma, temizleme merakı olayı daha da vahim hale getirdi. Çizgi ölmeye başladı. Tenlerde yapılan temizlikle yüzler düzleşti. Kadın ve erkek ayrımı adeta ortadan kalktı. Çizimdeki insani ayrıntıları barındıran tensel doku bu rötuşlar sonucunda insanın kaybolmasına yol açıyor.” Cem Şerbetçi de, Bilal’in görüşlerine paralel olarak bir müzayedede, Enki Bilal eserlerinin 100 bin avroya satılmasının, elle yapılan çizime olan saygının arttığını göstergesi olduğunu vurguladı. “Özgürlüğü tercih ediyorum” Çizim sürecinde herhangi bir katı kurala bağlı kalmadığını söyleyen Bilal, yazı dilinden çok çizgi diline önem verdiğini belirtti: “Yazı diline çok önem vermiyorum. Kimi zaman çizgi, yazının eksikliğini gidererek tek başına da gerekli şeyleri anlatabiliyor. Ama bunun yanında yazı dili de önem taşıyor. Çünkü anlatılmak isteneni sözcükler çok daha iyi ifade ediyor.” Öykülerinin oluştururken özgürlüğü tercih ettiğini […]

Dali’nin aşırı realist ziyaretçileri

Müzeler genellikle sessizlikleriyle, ziyaretçilerinin belirlenmiş kurallarla nesnelere baktıkları yerler olarak bilinir. Bazen eserlere o kadar konsantre olursunuz ki, müzenin güvenlik görevlilerinin peşinizden gelmesi bile sizi rahatsız edebilir. Peki, Türkiye’nin dört bir yanından İstanbul’a gelen insanlar, Emirgan’daki Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki (SSM) dünyaca ünlü İspanyol ressam Salvador Dali’nin 270 eserinin yanısıra çeşitli dokümanlarını ve fotoğraflarını hangi şartlarda izliyor? Müzeye girebilmek için ilk önce bilet alıp, metal eşyalara karşı uyarı veren güvenlik detektöründen geçmek gerekiyor. Çünkü bu değerli eserler son yıllarda terörün sıklıkla kendini gösterdiği bir ülkede, Türkiye’de sergileniyor. SSM köşkünün girişindeki ıssız merdivenleri çıkarken müzedeki insanların çoğunun diğer gezginlere karşı düşüncesizce hareketlerini o güzel köşk bahçesinden içeri girip görmeden hayal etmek mümkün değil. Dali’yle baş başa kalamamak Bir cumartesi günü, akşam saatleri. Üç katlı geniş sergi alanındaki bütün resimlerin karşısında onlarca heyecanlı insan topluluğu göze çarpıyor. Müze çıkışındaki hediyelik eşya satan mağazada 10 YTL’ye satılan sergi resimlerinin bulunduğu katalogdan habersiz fotoğraf çekmeyi seven onlarca kişi, resimseverleri, makinelerinin flaşlarıyla ya da bedenleriyle rahatsız ediyordu. Güvenlik ve düzen kurma amacıyla insanların resimlere yaklaşmaması için resimlerin önüne çizilmiş beyaz şeridin önüne geçen onlarca insanın arasında Dali’nin büyüsüne kapılmak oldukça güç. İçerideki uğultuya ise bir süre sonra alışabiliyorsunuz. Müze gezginlerini devamlı uyarmaktan bezmiş güvenlik görevlileri bu duruma anlam veremediklerini, insanların resimleri incelemek yerine, resimlerin fotoğraflarını çekmeyi tercih ettiklerini ve benim gibi müze gezginlerinin azınlıkta olduğunu söyledi. Müze çıkışında Salvador Dali misafirlerinin karşısına çıkan, içinde müze kataloglarının da satıldığı hediyelik eşya dükkan ise içerideki kalabalığın aksine bomboştu. Amerika’da gözlemlediğim Dali Geçen yaz Amerika Birleşik Devletleri’nin Florida eyaletinin St. Petersburg şehrindeki dünyanın en geniş koleksiyonuna sahip Salvador Dali Müzesi’ne gitmiştim. Müze, okyanus kenarında, marinanın bitişiğinde, yemyeşil bir ortamda tek katlı, çok yüksek tavanlı bir bina. Binanın dış duvarında ise Dali ve eşi Gala’nın çatıdan yere kadar uzanan kol kola fotoğrafı asılıydı. Gittiğim zaman, müzedeki resimler sadece “Dali’nin Kadınları” […]

Duvarlara can veren şehir gerillası

Birbirleriyle öpüşen eşcinsel polisler, alışveriş sepeti taşıyan mağara adamları, bir demet çiçek atan yüzü maskeli bir gösterici, kitle imha silahı kullanan maymunlar, silahlı bir askeri duvara dayayıp üst araması yapan bir kız çocuğu, Londra Hayvanat Bahçesi’nde fillerin bulunduğu bölümdeki duvarda yer alan,“Dışarı çıkmak istiyorum. Burası çok soğuk. Bakıcı kokuyor. Sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı” yazısı, Londra Doğal Tarih Müzesi’nin duvarına güneş gözlüğü takmış, sırt çantalı ve elinde sprey boya olan Banksus Militus Ratus kimliğiyle tanıtılan ölü bir fare resmi… Bu graffitilerin ve burada anlatılamayacak kadar sayısız diğer örneklerin tümü başta Londra olmak üzere birçok Avrupa ile ABD şehrinin ve hatta İsrail’in Filistin’le arasına ördüğü güvenlik duvarının üzerinde yer alan eserlerin konularını oluşturuyor. Her biri sanat eseri değerindeki graffitilerin altında, kimliğini hiç açıklamadan ama dünyanın en çok tanınan “postmodern şehir gerillasının” imzası bulunuyor: Banksy. Meçhul bir hayalet Kentleri, yaşayanlarına egemen olmaya çalışan güçlere inat istediği şekilde dekore eden, “Bu işin bir parçası da çeneni kapamak ve insanlarla tanışmamaktır” diyerek gerçek adını hala gizli tutmayı başarabilmiş olan Banksy, ünlü olmayı reddettikçe ününe ün kattı. Esas kimliği üzerine dolaşıma giren rivayetlerin hiçbiri bugüne dek kanıtlanamadı. Bu kanıtlanamamış rivayetlerden en yaygın olanı ise gerçek adının Robert Banks olduğu. Son olarak The Independent gazetesinde yeralan bir makalede ise Banksy’nin adının Robin Gunningham olduğu iddia edildi. Ancak Banksy’nin manajeri bu iddiaya da tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi, “Ne yalanlarım ne doğrularım” diyerek aynı yanıtı verdi. Bu hayalet sanatçının kim olduğu dışında Banksy’nin aslında bir kişi değil, farklı bir sanat grubu olduğuna yönelik iddialar da inanılan yaygın tevatürlerden biri. Kim olduğu bilinmese de hakkında çok sayıda efsane üretilen Banksy hakkında “gerçek” olduğuna inanılan tek bilgi ise kasaplık eğitimi alan 1974 Bristol doğumlu bir İngiliz olduğu ve yıllardır önce İngiltere’nin sonra da dünyanın birçok kentinin duvarlarını graffiti ve resimleriyle süslediği. Gaz maskesiyle röportaj Kendisiyle bugüne dek röportaj yapmayı başaran tek […]

Aşk duygusunu ifade eden iki parça ekmek

Sadece vücutları olan, başı olmayan onlarca resim, görünmeyen figürlü sürrealist kompozisyonlar ve dahası… Hepsi de Dali’nin kendi fırçasından kendisini ifade etme biçimini içeriyor. Hiçbir notaya bağlı kalmadan özgürce, sınırsızca yakaladığı her bir düşüncesini elleriyle tablolara aktaran ressam, “Aşk duygusunu ifade eden iki parça ekmek” adını verdiği eserinde o kadar tanıdık geliyor ki…İnsanın aklına hemen şu cümleleri getiriyor: “Bu ne kadar da tanıdık, ne kadar yakın ve aslında ne kadar uzak.” Ya da şu soruları: “Ben de yaparım bunu, kafası olmayan bir adam ve kadın görüntüsü işte, biraz karalamayla aynısı olur, olmaz mı acaba?” Bir o kadar yalın, bir o kadar net ve bağımsız duyguların, dahi bir elden çıkan manzarası muhteşem… Dali tablolarının arasında gezerken, mütemadiyen sınırsız bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Birilerine bir şey anlatma derdinde olmayan bir ressamla tanışıyorsunuz. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dediği gibi; Sen ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayacağı kadardır.” Bilen ve hisseden bir gözün resmettiği, karşısında da her duygunun bir şeyler bulacağı odacıklar var sergide. Görünsün ya da görünmesin, okunsun ya da okunmasın, içinde pek çok hissiyatın olduğu tanıdık odalar hem de… Başı bulutlarla dolu adam“Beethoven’ın kafatası” adlı tablosunda da “Departure for the great journey”de de (Büyük seyahat için yola çıkış) hep aynı sadelik göze çarpıyor. Sözcüklerin anlamı büyüttüğü ifadeleri seçerkenki üslubu dahi eserine bir zarar veremiyor. Bu zarar kötü anlamda değil; eseri gören gözlerde yarattığı ya da yaratacağı etkiyi değiştirememesi anlamında…Sanattan anlayan bir insanın kılığına bürünerek zıplamaya, ya da sanki hep böyle bir dünyanın içindeymişsiniz gibi bir havaya bürünmeye ihtiyaç yok. Sadece kendi kimliğinizle, kendi özgür yolculuğunuzda, tıpkı sizin gibi özgür bir yolculukla tanışmaya bırakıyorsunuz kendinizi. Salvador Dali’nin eserlerini gören bir göz, ona çok da anlamlar yüklemek zorunda değil, çünkü o zaten anlamın kökenini sorgulamıyor. Bakan değil, görebilen bir gözün yandaşlığını istiyor sadece. Bunun için de büyük alıntıların okyanusunda, ya da büyük düşlerin sokağında yürümeye gerek […]

Bir atölye de siz ısmarlayın..

Santralistanbul Çocuk Atölyeleri Programı, 10 farklı başlık altında toplam 33 atölye ve iki konferansla 13 Nisan’da başladı. 8 Haziran’a kadar haftasonları gerçekleştirilecek atölyelerde, okul öncesi dönemden başlayarak her yaş grubu çocuklara yönelik çalışmalar yer alıyor. Atölyeler sırasında çocuklar; “Modern ve Ötesi” sergisi içinde sürpriz bir yolculuğa çıkacak, Enerji Müzesi içinde kendi vücutlarını bir makine gibi yönetecek, bir masal perisiyle yola çıkarak sanat eserleriyle ilgili kendi öykülerini oluşturacak, kendi bedenleriyle ışık – gölge oyunları oynayacak, elektronları yakından tanıyarak elektriğin sihirli dünyasına yolculuk edecek, kendi yaşadıkları şehri, İstanbul’u çizerek boyayacaklar. Dilerlerse anne – babaları, büyükanneleri, büyükbabaları ile birlikte “Elektro Şov”a katılabilecekler. Atölyeler, dans, koreografi, fizik, edebiyat, plastik sanatlar gibi pek çok alanda uzman eğitimciler tarafından yürütülüyor. Atölyelere katılım sınırlı olduğundan çocukların kayıt yaptırması gerekiyor. Atölyelere katılım için kayıtlar (0212) 444 0 428 no’lu İletişim Merkezi’nden yapılabiliyor. Askıda atölye Santralistanbul çocuk atölyelerine katılım bedeli ödeme olanağı olmayan çocukların da bu etkinliklere katılabilmesi için bir de “Askıda Atölye programı” yürütülüyor. Ebeveynler çocuklarının kaydını yaparken fazladan bir veya birkaç atölye ücreti ödeyerek Askıda Atölye havuzumuza katılabiliyorlar. Santralistanbul, bu katkılarla, Eyüp bölgesindeki devlet okulları ile kurduğu ilişki çerçevesinde bölge çocuklarının da olası en geniş katılımını sağlamayı amaçlıyor. Askıda Atölye katılımları bilgisi, her hafta sonu santralistanbul Çocuk Atölyelerinde duyuruluyor. Çocuk Atölyeleri Bahar Programı ana sayfası içinhttp://cocuk.bilgi.edu.tr/index.html

Çağdaş sanatta yeni diller

Nur Niyaz Bildik Fotoğraftaki renklerin canlılığına takılıyor gözlerim. Ardı sıra dizilmiş rujlar ne kadar da cezp edici. Biraz daha yürüyor ve 1970’lerde kadınlar arasında oldukça popüler olduğunu düşündüğüm parfüm şişelerine takılıyor gözlerim. Bu fotoğraflar gerçekten devasa boyutlarıyla vitrinlerin çekiciliğini aratmıyor. Biraz daha yaklaşıp fotoğraf bilgilerini okuyorum. Fakat o da ne? Bu bildiğimiz tuval üzerine akrilik çalışması! Kendimden utanıyorum o anda. İşte Nur Koçak’ın “Fetiş Nesneler”ini “Modern ve Ötesi”nde ilk gördüğüm an bunlar geçti aklımdan… Ardından daha akademik bilgiler olsaydı diye düşünürken İpek Duben ve Esra Yıldız’ın editörlüğünü yaptığı “Seksenlerde Türkiye’de Çağdaş Sanat: Yeni Açılımlar” adlı kitabı geçiyor elime. Ve sayfalar arasında Nur Koçak hakkında bilmediğim her şey… Ve daha fazlası… İpek Duben’in 2003’te, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde workshop olarak başlattığı “eleştiri olarak modernizm” seminerlerinin sonucu olan bu kitap, 1970’lerin sonu 1980’lerin Türkiye’sinde çağdaş sanatçılar ve “sanat tanımı toplulukları”na ışık tutuyor. Bir başvuru kitabı olarak tanımlayabileceğimiz bu kitap, İpek Duben’in öğrencileri tarafından hazırlanmış. Çiğdem Kaya, Rana Öztürk, Deniz Meltem Çebi, Çiğdem Sağır, Hande Dedeal, Bilgen Yılmaz, Asuman Kırlangıç, Seçil Serpil çağdaş sanatçıları ve “Sanat Tanımı Toplulukları”nı (STT) ince eleştirilere girmeden tanıtıyorlar. Ancak ciddi bir emeğin ürünü olan bu çalışma esnasında çağdaş sanatın kapsamlı dökümünü gösteren, örneklerin izlenebildiği bir müzenin bulunmayışından, yazılı ve görsel arşivin dağınık olmasından, sanatçılara ulaşmanın güçlüklerinden, görsel belgelerin eksikliğinden yakınıyor İpek Duben. Tüm bunlara karşın, Türk sanatındaki kırılmalar, evrilmeler ve oluşan yeni diller çıkıyor karşımıza… Kitapta öğrenciler tarafından tanıtılan sanatçılar ise şunlar: Füsun Onur, Sarkis, Şükrü Aysan, Ahmet Öktem, Serhat Kiraz, Cengiz Çekil, Canan Beykal, Ayşe Erkmen, Gülsün Karamustafa, İpek Duben, Nur Koçak, Erdal Aksel, Bedri Baykam, Candeğer Furtun, Azade Köker, Handan Börtüçene, Osman Dinç, Seyhun Topuz ve Sanat Tanımı Toplulukları (STT).

Beni Çin ressamlarına emanet ediniz

Mine SavaşPek çok ülke, ucuz ve sayıları yüz milyonları bulan işgücü sayesinde pazarlarını istila eden ucuz Çin mallarından şikayetçi. Oyuncaktan bisiklete, tekstile kadar yayılan birçok sektörde bunu görmek mümkün. Ama bu küresel istilayı en iyi açıklayan şeylerden biri, ucuz Çin resimleri. Sadece Türkiye’ye yılda yaklaşık bir buçuk milyon Çin resmi giriyor. Bu resim akını 1999’da başladı ve etkisini çabucak gösterdi. Bu zaman zarfında, örneğin, sadece Beyoğlu Asmalımescit’te beş galeri kapandı. Asıl etkilenenler ise, devlet dairelerine, turistik otellere, okullara, hastanelere ve restoranlara resim yapan küçük atölyeler. İstanbul’da, resim piyasasının en önemli mekânlarından Asmalımescit’te atölyesi bulunan Ressam Muzaffer Akyol, Çin’deki üretkenliğin ucuzlukla süslendiğini ve çok cazip bir çekim alanı oluştuğunu söylüyor. Çin resimleri Türkiye’de 10 ila 80 dolar arasında satılıyor; yani Türk resimlerinin onda biri fiyatına. Akyol, “Ressam boya, tuval, fırça alacak, çerçeve yaptıracak. Bunların hepsinin bir ederi var ve bu ederi ancak bir kazanımla ödeyebilir. Resim satın alan olmazsa, bu malzemeleri nasıl alacak, atölye kirasını nasıl ödeyecek?” diye durumu açıklıyor. Yüreği sanat sevdasıyla yoğrulmuş bir sanatçının, resmiyle zengin olmayı asla düşünmeyeceğini söyleyen Akyol’a göre, “Ressamlar zengin olmak isteselerdi, patates – soğan satarak daha çok para kazanırlardı”. Seri üretimEkspresyonist, sürrealist, natüralist ve daha birçok ekole ait her tür resmi yapan Çinli ressamlar her ülkenin nabzına göre hareket ediyor. Türkiye’ye senede ortalama 500 bin adet Çin resmi getiren ve yüzde yüz kârla satışa sunan Cevat Sarıkartal’ın verdiği bilgiye göre, en çok Atatürk, İstanbul ve manzara resimlerine talep var. Çin resimleri fabrikalara, dükkânlara, devlet dairelerine, turistik otellere, okullara, hastanelere ve restoranlara satılıyor. Dünyada en çok alıcı bulan resim ise, Van Gogh’un “Ayçiçeği Tarlası”… Portreler de en çok rağbet görenlerden: Shakira, David Beckham, George W. Bush, Mao, Bill Clinton, Elvis, Yaser Arafat… Muzaffer Akyol, üretilen resimlerin hiçbir sanatsal değeri bulunmadığına işaret ediyor. “Resimler özgünlükten uzak ve fabrikasyon. Benzetme var ama sanatın olması gereken olmaları yok.” […]

Ebru sanatı İstanbul’la buluştu

İşvecan Nur Özen Kamera Erdem Özüer Aşk, renkler ve İstanbul, bir tabloda buluşabilir mi sizce? Eğer bu sorunun cevabını merak ediyorsanız, haberimizi izledikten sonra gidip Hikmet Barutçugil’in sergisini gezebilirsiniz. Sergide sizi, renklerin dansları, minyatürlerin zarifliği ve İstanbul karşılayacak. Suyun üzerinde oluşan bu hayal aleminin büyüleyici etkisinde kalarak sergiden ayrılacaksınız. İstanbul’a ve ebru sanatına aşık olanlar bu sergiyi kaçırmasın!

Sanat alışverişte!

İşvecan Nur Özen iozen@medyakronik.com Metrocity’de sergi, Tepe Nautilus’ta sergi, Kanyon’da konser… Bütün alışveriş merkezleri, aynı zamanda bir sanat merkezi olmaya başladı. Mağazaların vitrinlerine bakarken kulağımıza gelen güzel ezgilere farkında olmadan alıştık belki de. Hatta o kadar alıştık ki canlı müzik olduğunda alışverişi bırakıp, müziği dinlediğimiz bile oluyor. Eskiden alışveriş merkezine gidip mağaza gezerdik; artık sergi geziyoruz. Hatta Profilo Alışveriş Merkezi kendi tiyatrosunu bile kurdu. Peki, neden bu kadar iç içe geçti alışveriş ve sanat? Alışveriş hayatımızın hep içindeyken, sanatı da hayatımızın hep içine sokma çabası mı bu? Yoksa yöneticilerin alışveriş merkezini canlandırmak için uyguladıkları bir taktik mi? Mini orkestra Levent’teki Kanyon Alışveriş Merkezi’nde 5 kişilik mini bir orkestra buranın en can alıcı yeri olan Starbucks’ın önündeki meydanda konser veriyor. Günlerden cumartesi ve birçok insan mini konserin olduğu yerde toplanmış. Kimi ayakta, kimi de bir yandan yemek yiyerek konseri izliyor. Orkestranın solisti Sema, verdikleri bu mini konserin müşterilere “hoşluk olsun” diye yapıldığını söylüyor. Kanyon yönetimi Türkçe şarkı söylemelerini istemiyormuş. Çünkü yabancı şarkılar ortama daha elit bir hava katıyormuş. Sanat aktiviteleri mutlaka alışveriş merkezlerinin en canlı ve kalabalık yerlerinde yapılmıyor. Bazen de küçük orkestralar ya da sergiler bu merkezlerin en sakin ve ölü noktalarında düzenleniyor. Tabii bu da bir strateji. Böylece, insanların pek gelip geçmediği noktalardan müzik sesinin yükselmesi müşterilerin, az ziyaret edilen mağazaların önlerine gelmesini sağlıyor. Adım başı sergi Sergiler de alışveriş merkezlerinde düzenlenen bir başka sanat aktivitesi. Ebru, fotoğraf, resim ya da el sanatları sergileri… Bu sergiler de alışveriş merkezlerine müzik gibi canlılık ve hareket katıyor. Bir sanat etkinliğini izlemek için artık herhangi bir günde herhangi bir alışveriş merkezine gitmek yeterli. Çünkü alışveriş merkezleri müşterileri tek bir gün bile sanatsız bırakmıyor. İnternet sitelerinden de yıl boyu yapılacak sayısız sanat etkinliğini duyuruyorlar. Belli ki alışveriş merkezlerinde sanatın amacı “sanat sanat içindir” veya “sanat toplum içindir” görüşlerinden çok “sanat müşteri ilgisini artırmak […]

Yedi gün 24 saat açık sanal sergi salonu…

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com 2000 yılında Scott Jarkoff ve Matthew Stephens tarafından kurulan deviantart.com beş yılda beş milyon üyeye sahip bir sanat sitesine dönüştü. Deviantart.com, her gün on binlerce kişinin ziyaret ettiği, yedi gün 24 saat açık bir sergi salonu gibi adeta. Sitenin kullanıcıları yarattıkları galerileri diğer üyelerle paylaşıyor. Yaptıkları işleri sitede pazarlamakla kalmıyor, izleyicilerin yorumları sayesinde kendilerini geliştirme imkânına da sahip oluyor. Üstelik deviantart.com, tüm üyelerinin yaptığı işleri özel bir sistemle koruyor. Yani yaptığınız bir resmi deviantart.com’a koyduğunuzda başka birinin imzasıyla yayımlanması ya da izinsiz kullanılması gibi bir tehlike söz konusu değil.Deviantart.com’un Türk üyeleri Sitede yer alan genç sanatçı adaylarına ait işler keşfedilmeyi bekleye dursun, deviantart.com’un bazı Türk üyeleri dünyaya seslerini duyurmaya başlamış bile. 2004 yılında deviantart.com’a arkadaşlarının tavsiyesi üzerine üye olan Banu Gürsel de bu isimlerden biri. Gürsel yaptığı çalışmaları deviantart.com’a koyduktan sonra işlerini Japonya’da yayınlanan bir dergiye satmış. Deviantart.com sayesinde dünyaya açılan isimlerden biri de Burcu Dayanıklı. Yaptığı illüstrasyonların ABD’de çok beğenildiğini söyleyen Dayanıklı da 2004 yılından bu yana deviantart.com’a üye. Yabancı forum sitelerinde sörf yaparken deviantart.com’u tesadüfen keşfeden Emir Arkman ise bardak ve canvas üzerine yaptığı baskıları yurt dışında pazarlıyor. Deviantart.com’un Türk üyeleri site sayesinde dünyaya açılma şansını yakalamaktan gayet memnun. Şimdilik tek endişeleri siteyi amacının dışında kullananların istila etmesi.Deviantart.com’da çalışmalarını sergileyen Türkler Banu Gürsel -www.banug.deviantart.comBurcu Dayanıklı- www.bluretina.deviantart.comEmir Arkman – www.thecotanak.deviantart.comÖykü Akgürgen – www.stupito.deviantart.comCem Dinlenmiş – www.cemdinlenmis.deviantart.com