Etiket silahlanma

Hem elde hem belde

Silah bulundurma yaşının düşürülmesini öngören yasa tasarısı herkesin gündeminde. Birkaç gündür gazete manşetlerinden duyurulan haberlere bakılırsa TBMM Silah Alt Komisyonu’nun, silah lobilerinin isteği doğrultusunda yasa tasarısında yaptığı değişiklikler sadece silah bulundurma yaşını 18’e düşürmekle kalmıyor. İsteyen 5 silah ruhsatı alabilip bu silahlardan ikisini de üstünde taşıyabilecek. Eski sabıkalılara da silah bulundurma izni veren tasarıyla silah bulundurmak ve taşıyabilmek için artık heyet raporu da gerekmiyor. Böylece silah ruhsatı isteyenlerin nörolojik, psikolojik ve fiziki rahatsızlığı olup olmadığına dair tam teşekküllü bir hastaneden almaları gereken altı kişilik heyet raporuna ilişkin hüküm de ortadan kaldırılmış oluyor. Konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin karşı çıkmasına rağmen silah lobileriyle ilgileri bulunduğu öne sürülen millettvekillerinin bu konuda yaptığı baskılar nedeniyle Silah Alt Komisyonu 4 Ağustos 2009’dan bu yana görüşülen tasarıda tartışma yaratan değişikliklere imza attı. Bulunması, satın alması en kolay silah olduğu için yaygın olarak kullanılan pompalı tüfek taşıma yaşının 18’e düşürülmesinden karlı çıkacaklar ise sadece silah üreticileri ve satıcıları olacak. Hürriyet gazetesinda konuyla ilgili bugün (13 Aralık 2010) Sefa Kaplan’ın imzasıyla yayımlanan habere göre Silah Üreticileri, Satıcıları ve Sevenleri Derneği (SÜSASD) Başkanı Cuma İçten tasarıyı neden desteklediğini, “İç savaş çıkarsa silah gerekir, Boşnaklar silahlanmış olsaydı Sırplar bu kadar kolay katliam yapabilir miydi?” diyerek açıkladı. 10 milyon silah varBireysel silahsızlanma için çalışan Umut Vakfı’nın 2009 istatistiklerine göre, son 10 yılda silah sayısı 10 kat artmış durumda. Türkiye’de, ortakama her 65 kişiden birinin silahı olduğu belirtilen istatistikleri göre ruhsatlı silah sayısı 2,5 milyon, ruhsatsız silah sayısı 7.5 milyon civarında. Ancak bu rakamların gerçek verileri yansıtmadığı ve silah sayısının çok daha fazla olduğu da vurgulanan bir gerçek çünkü Emniyet Genel Müdürlüğü’nün (EGM) verilerine göreyse Türkiye’deki ruhsatlı silah sayısı 601 bin’in biraz üzerinde. Yine EGM’nin istatistiklerine göre ateşli silahlarla işlenen suçların yüzde 75’i de ruhsatsız silahla işleniyor. Her yıl yarısı ateşli silahla işlenen cinayetlerde ortalama 3 bin kişi ölürken 12 bin […]

Dünyadaki üç tabanca ve tüfekten ikisi sivillerin elinde

Ayçin Kırbaş Hıncal Uluç’un köşesine büyük bir kızgınlıkla taşıdığı silahlı şampiyonluk kutlamaları ve bundan zarar gören hatta ölen insanlar, eğer acil olarak önlemler alınmazsa pek bitecek gibi görünmüyor. Düşük kültürel düzey ve gelenekçi yapının bir sonucu olarak ortaya çıkan, futbol maçları sonrasında ve düğünlerde havaya silah sıkma alışkanlığı Türkiye ve Orta Doğu başta olmak üzere kuzey Afrika ve Asya coğrafyasında varlığını sürdürüyor. Ancak istatistikler bu gelenekler dışında kalan bölgelerde de bireysel silahlanmanın çok büyük bir sorun olduğunu gösteriyor. Verilere göre dünyadaki ateşli silahların yaklaşık üçte ikisi devletlerin veya güvenlik güçlerinin değil, bireylerin elinde bulunuyor. Bu durumda bireysel silahlanma eğilimi ya da alışkanlığı ortadan kaldırılmadan ateşli silahların her gün yanıbaşımızdaki insanların canının almaya devam edeceği de ortada. Devletlerin silahlanma yarışı Türkiye silah yarışında ilk 10 ülke arasında yer alıyor. “Uluslararası Barış Anlaşmaları Enstitüsü”nün hazırladığı raporda, dünyada askeri harcamaların son 10 yılda yüzde 37 arttığı açıklanıyor. Raporda, askeri harcamaların 2006 yılında 1 trilyon 204 milyar dolara ulaştığı ve harcamaları yapanların başında ABD’nin geldiği belirtiliyor. Rapora göre, Türkiye silah yarışında ilk 10 ülke arasında yer alıyor. “Dünyadaki askeri harcamaların, hükümetlerin sosyal alanlara daha fazla kaynak aktarmalarına olanak sağlayacak şekilde azalmasını” küçük bir ihtimal olarak gören raporda, “Askeri alana harcama yapan ülkeler savaşta olduğu sürece, dünyadaki askeri harcamalardaki artış eğiliminin tersine dönmesi beklenmiyor” deniliyor. Bireylerin silahlanma yarışı Ancak devletler kadar bireylerin de silahlanma yarışı içinde olması, dünyada silaha harcanan para miktarının düşürülmesini engelliyor. Uluslararası Küçük Silahlar Eylem Ağı (IANSA) verilerine göre siviller dünyadaki silahların yüzde 74’üne sahip. 2002’de yapılan küçük silahlarla ilgili araştırmaya göre, dünyada bulunan toplam 638.9 milyon silahın 378.3’ü (ortalama yüzde 59.2’si) sivillerin elindeydi bugün ise dünyadaki toplam 875 milyon ateşli silahın 650 milyonuna yani yüzde 74.3’üne siviller sahip bulunuyor. Bir başka deyişle siviller devletlerden daha hızlı silahlanıyor… Türkiye orta sıralarda Sivillerin elindeki silah adedinin toplam ateşli silahlara oranı sıralamasında Türkiye yüzde […]

Seni seven ölsün

Gökhan Tan “Seni sevmeyen ölsün.” 1980’lerin akılda kalan şarkılarından biriydi. Şarkıyı ilk kez, bugün ismini bile zor hatırladığımız Tüdanya söylemişti. Çok geçmeden İbrahim Tatlıses tarafından seslendirildi ve şöhreti ülke sınırlarını aştı. Şarkı, tribünlerin unutulmaz tezahüratlarından birine de ilham verdi. Şöyle deniyordu: Tribünlerde coşacaksın/ Kupaları alacaksın/ Sen şampiyon olacaksın/Seni sevmeyen ölsün Tezahüratın patenti, Ali Sami Yen Stadyumu’nun kapalı tribününe aitti. 14 yıl boyunca şampiyonluk sevinci yaşayamayan Galatasaray taraftarlarınca, 1986-1987 sezonunun ikinci yarısında yazılmış ve diğer takımların tribünlerinde de benimsenmişti. Galatasaray o sezon şampiyon oldu. Ve kulübün o dönemki başkanı Ali Tanrıyar, yıllar sonra gelen şampiyonluğun verdiği hafifliğe dayanamamış ve kutlamanın yapıldığı gece kendisine uzatılan mikrofona “Galatasaray’ı sevmeyen ölsün” demişti. Elbette bunu kast etmiyordu Ali Tanrıyar. Ancak sözleri, tribünde durduğu gibi durmadı. Bu şekilde algılanmak istendi ya da, empatiyle yaklaşılmadı. En büyük tepkiyi gösterenler de bizzat Galatasaray taraftarıydı. Bir taraftar, hiç unutamadığım bir mesaj göndermişti kendi kulübüne. “Doğma büyüme Galatasaraylıyım. Ama canımdan çok sevdiğim, hayattaki en önemli varlığım olan torunum, Fenerbahçeli. Torunumun ölmesi isteniyorsa ben de Galatasaraylı değilim” diyordu. Nitekim Ali Tanrıyar da özür dilemiş, açıklamasının amacı aştığını söylemişti. Ama sözleri unutulmadı. Hıncal Uluç’un bugünkü “İnşallah eleniriz” başlıklı yazısını okuyunca bu sözler geldi aklıma. Şunları yazmış Uluç: “İnanın fena halde böyle diyesim geliyor..…Bu kahrolası Allah’ın belaları yüzünden, hem de ulusça en ihtiyaç duyduğumuz günlerde zafere lanet edip, yenilgi dilenesim geliyor..Hep ayni hikâye.. Hep ayni trajedi..Bir futbol maçı kazandık mı patlayan tabancalar ve durup dururken ölen masumlar..…Cinsel iktidarsızlıklarını, eksik erkekliklerini saklamak için her fırsatta silaha sarılanlar, güya havaya saydırdıkları kurşunlarla gene, zaferi kana boyadılar. Yığınla yaralı var.. 12 yaşındaki İzel şimdi yoğun bakımda yaşam savaşı veriyor. Çıkar mı belli değil.. Çıksa bir daha sağlıklı olur mu belli değil? Söyler misiniz, dünyada hangi maçı kazanmak buna değer?İnsan canından kıymetli bir şey var mı? O canın bedeli var mı?” Uluç, yazının sonuna doğru şu soruyu […]

Kurusıkı deyip geçme

Ersan Bayram Amerikan filmlerin beylik sahnesidir: Adamımız vızır vızır bir caddede bir dükkâna girer. Raflara sıra sıra dizili silahlara göz gezdirir. Satıcı, her birinin ne kadar üstün özellikleri olduğunu sıralar. Kahramanımız aklına ve eline yatan birisini seçer. Parayı öder, alır. Sonraki sahnelerde ise ortalama 90 dakikalık filmde onlarca insanın mevta oluşuna tanık oluruz. Filmden çıkanlar mutlu ve huzurludur. Kötü adam kaybetmiştir. Peki, kaybeden sadece kötü adam mıdır? Ya da yarım saatlik çizgi filmlerden, haber bültenlerine ve neredeyse tüm TV kanallarını istila etmiş o kötü filmlere dek ekranlarımızdan evlerimizin içine bizlerin ve çocuklarımızın beynine yerleşen silahlı şiddet görüntülerinin asıl kurbanları kim? Kurbanın kim olduğuna bağlı olarak zaman zaman ilk sayfalara da taşınan “3. sayfa haberi”lerine konu olan düğünlerde, asker uğurlamalarında, maç kutlamalarında yılda 700 kişinin ölmesi ya da yaralanması yanıtlıyor aslında soruyu. Peki, bunun sorumlusu kim? Şiddet dolu çizgi filmleri çocuklarının izlemesinde sakınca görmeyen ebeveynler mi? Silaha sahip olup onu ortalıkta teşhir etmekte beis görmeyen, at-avrat-silah üçlemesini şiar edinmiş ‘delikanlılar’ mı? Silah satın alma ve ruhsat edinmeyi bu kadar kolaylaştıran kanun yapıcılar mı? Küçük Amerika olma yolunda… Filmlerde sıkça görülen silah satın alma sahneleri henüz Türkiye’de gerçekleşmese de silah sahipliğini nüfusa oranladığımızda küçük bir Amerika olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Bireysel silahsızlanmaya yönelik etkinlikler yürüten Umut Vakfı’nın verilerine göre şu anda yurt çapındaki ruhsatlı tabanca ve tüfek sayısı 3 milyon civarında. Buna ek olarak 7 milyonun üzerinde de ruhsatsız silah taşınıyor. Buna her yıl ortalama 3 bin kişinin ateşli silahlarla hayatını kaybettiğini eklersek “küçük Amerika’ olma yolunda ne kadar yol kat ettiğimiz de ortaya çıkar. Kurusıkılar mafyanın da gözdesiGerçek silahları yasal yollardan dükkânlardan satın almanın zorlukları karşısında her yaştan “silah sever” çareyi yakın mesafeden atıldığında öldürücü olabildiği kanıtlanan kurusıkılara sahip olmakta bulmuştu. Yıllarca denetimden uzak ve sadece bir kimlik fotokopisiyle 18 yaşını dolduran tüm heveslilere satılabilen bu silahlardan Türkiye’de kaç kişide olduğuna […]