Etiket televizyon

MTV, Türk müziğini dünya ile tanıştırıyor

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com MTV Türkiye 23 Ekim 2006’dan beri faaliyette… Acaba kanal, vermek istediği mesajı seyirciye iletebildi mi? Kanalın Sanatçı İlişkileri Direktörü Hakan Aldemir bu soruya olumlu cevap veriyor. Dünyanın her yerinde MTV’nin bir müzik çizgisi olduğunu söyleyen Aldemir, Türkiye’de de bu kuralı uyguladıklarının altını çiziyor: “Bir kanalın başarılı olabilmesi için öncelikle seyirciyle arasındaki iletişim problemini aşmış olması gerekiyor. Bunun yolu da seyircinin dilinden anlamaktan geçiyor. Bu, albümü yeni çıkan sanatçılar için de geçerli bir kural aslında. Mesela Ricky Martin, şarkılarını kendi dilinde söylemeye başlamadan önce tarzının Batı kalıplarına ne kadar uyduğuna bakmıştır. Türkiye’de de aynı şey oldu, bir yılın sonunda gerçek sanatçılarla, hemen tüketilen işler yapanları birbirinden ayırmış olduk.” “Duman’ın Seattle’lı bir grup olduğunu söyleseniz…” Peki ama MTV’de seyrettiğimiz klipler nasıl bir düzende yayımlanıyor? Mesela Madonna’nın yeni klibinden sonra hangi parçanın yayımlanacağına nasıl karar veriliyor diye merak ediyoruz. Aldemir, çalınan parçaları seçerken öncelikle aralarında bir ahenk olmasına dikkat ettiklerini söylüyor. Mesela arabesk müziği iyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorlar, yayımladıkları kliplerle bütünlük içerisinde olan çalışmaları seçmeye özen gösteriyorlar. Doğu’dan Batı’ya giden işleri değil, Batı’dan Doğu’ya uzanan yelpazede yer alan parçaları tercih ediyorlar. Aldemir Duman’ın bu konuda iyi bir örnek olduğunu söylüyor: “Duman’ın Türk müziğinden etkilenen Seattle’lı bir grup olduğunu söyleseniz kimse itiraz etmez mesela.” Yani Duman, parçalarında arabesk esintiler taşıyan bir grup olmasına rağmen MTV’nin kendisini yakın hissettiği Türk gruplarından biri. Kimlere destek oluyorlar? Bir de MTV’nin destek verdiği sanatçılar var. Onları sorduğumuzda Aldemir’in aklına ilk gelen isim Ceza oluyor. “Ceza, çok büyük bir birikime sahip. MTV’ye gelene kadar harcandığını düşünüyorum. Biz onun ne kadar değerli bir imza olduğunu gördük. Müzikal standartlarını ortaya çıkarması için fırsat tanıdık. Bir de kliplerini yayımlarken hiç zorlanmadık, bütün parçaları kendisinden sonra yayımladığımız şarkılarla bütünlük içindeydi zaten. Ceza hep Ceza idi anlayacağınız. MTV Türkiye ile ünü ikiye katlanmış oldu. Zaten, Ceza bu sene MTV Avrupa […]

Arkadaşım, şaka yapma!

İlknur Aydoğan Onlar aslında ünlü olmaya çalışan, iki bahtsız oyuncu. Bu yüzden smokin giyiyorlar. Sürekli azar işittikleri karanlık bir yönetmenleri var. Ama o en çok şaka yapmalarına kızıyor. Tolga Çevik nedenini şöyle açıklıyor: “Şaka bizi engelleyen bir şey. Sadece durum komedisi var bu programda. Yani bir usta-çırağın, yapamadıkları şeyin komik görünmesi olay. Şaka yapan çok program var. Onların riski şaka yapmaları. Her şaka herkese uymayabilir. O yüzden bu program herkese uyuyor. 50 sene sonra da seyredilecek bir şey bu. Çünkü içinde şaka yok. Tarihi geçmeyecek, tükenmeyecek.” Modern meddah gösterisi Programın asıl mimarı Tolga Çevik. Plato Film, ona bir proje yapmasını teklif ediliyor. Sonrasını şöyle anlatıyor Çevik: “Benim aklımda daha kenarları tam törpülenmemiş bir proje vardı. Onu ne yapalım, ne edelim derken, ‘bir tane de üstat lazım buraya’ dedik. Kafamdaki şey için sizi yontacak biri. Bu da Salih Kalyon’du. Bu proje metni olmadığı ve sağı solu belli olmadığı için çok zor. Ben de o konuda tecrübeme çok da güvenemiyorum hakikaten. Tek başına yapılacak bir şey değil çünkü bu. Böyle bir şans atışı yapıp, Salih ağabeye, ‘arzu eder misin?’ diye sorduk, kabul etti de şimdi gülüyoruz.” Salih Kalyon yaptıkları işin kökünde orta oyunu, meddahlık olduğunu söylüyor ve bunun gülmece tarihimizde önemli bir yeri olduğunu belirtiyor: “Bu modern meddah gösterisi. Ama meddah tek kişidir, biz bunu diyaloga dönüştürdük, Karagöz, Hacivat olduk. Televizyonda yayımlandığı için adı televizyon programı oluyor. Ama özünde tiyatro yapıyoruz. Bizim toplumumuz meddah, Karagöz tiplemeleriyle biliyor tiyatroyu. Bu topraklarda öyle bir kültür vardı.”“Tutmamasına imkân yoktu” Aslında programı izleyen ve bu formatın yurtdışından gelip gelmediğini merak edenlere de bir cevap oluyor usta oyuncunun dedikleri. Bir taraftan da her farklı şeyin yurtdışından geldiği kanısından hiç hoşlanmıyor Kalyon. İlkin Plato Film Okulu’nda, 80 kişilik bir salonda oynayıp çektikleri program, Kasım sonundan itibaren 650 kişilik, Ferhan Şensoy Tiyatrosu’na ait bir salonda devam ediyor. Seyirci katılımı […]

Sabah programlarının kadrolu seyircileri…

Sabah programlarına seyirci olarak katılalım, diye bir öneriyi nasıl yaptım ben de bilmiyorum. Gündem toplantısındakiler sanki hep bu anı bekliyormuş gibi, söylediğimin üzerine atladıklarında benim için artık çok geçti. Ben “kızlardan biri yapsaydı” filan derken kendimi Petek Dinçöz’in “Arım Balım Petiğim” programının kapısında bulmuştum bile… Yağmurlu bir Çarşamba günü Ayazağa Ata stüdyolarına saat 9:30 civarında vardım. Hava çok soğuktu ve kapı, ellerinde torbalar, çantalarla ve büyük bir heyecanla programa girmeyi bekleyen teyzelerle doluydu. Kapıdaki güvenlik beni gördüğünde yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. “Sapasağlam adamsın burada ne işin var?” bakışıyla, teyzelerin yanına gidip beklememi, on dakika içinde içeri alınacağımızı söyledi. Artık benim için ok yaydan çıkmıştı, bizden önce içeri alınan başka bir teyze grubunun arasına karıştım ve onlarla birlikte stüdyoya girdim. 20 metre yürüdükten sonra karşıma son hazırlıklarını yapan telaşlı bir set ekibi çıktı. Canlı yayına 20 dakika kalmıştı; kamera, ses ve ışık ayarları yapılıyordu stüdyonun sağ tarafında 5 katlı bir tribün vardı. Burası ağzına kadar seyirciyle doluydu ama dışarıda bekleyen bir o kadar kişi daha vardı ve içeriye girmek için çok sabırsızlanıyorlardı. Ben hemen aradan kaçarak kendime en üst köşede bir yer buldum. Oturduğum koltuk çok stratejik bir yerdi, hem stüdyoyu hem seyircileri geniş açıdan görebilecektim. Yayının başlamasına 10 dakikadan daha az kalmıştı ve seyirciler akın akın gelmeye devam ediyordu, ama oturacak hiçbir yer yoktu. İşte bu noktada ”grup başı” olarak adlandırılan teyzeler devreye giriyordu. Bu üst rütbeli teyzeler, diğerlerine nereye, nasıl oturmaları gerektiği hakkında talimat veriyordu; “Hey! Baştaki, sen geçen program öne oturdun, git arkaya sıkış!..” Daha sonraki gözlemlerimden anladım ki, bu üst rütbeli organizatör teyzeler ön sıralardan arkaya doğru en çalışkandan en tembele bir sıralama yapıyorlar… Her konuda yorum yapmayı seven, şarkılarda kendinden geçebilenler ön saflarda yer alırken, daha durgunlar onun arkasında, daha da durgunlar en arka sıralarda oturuyorlar. Eğer yetirince hareketli biri değilseniz ve o gün şansınız […]