Etiket televizyon

‘Vedat’a mı özeniyoruz?

Kaldırılması için imza kampanyaları düzenlenen Sen Anlat Karadeniz dizisi, çok tartışılan şiddet sahneleri nedeniyle olmasa da sona erdi. Ancak uzmanlara göre ekrandaki şiddetle ilgili tartışma "Vedat"la da sınırlı değil.

Ekranda kavga neden satıyor?

Televizyonda ve özellikle yarışma programlarındaki kavgaya varan tartışmalar, reyting ihtiyacındaki medya tarafından körükleniyor. Peki izleyici ekranda kavgaya tanıklık etmekten memnun mu? Uzmanlar cevaplıyor.

Yeni Avatar’ın doğuşuna az kaldı

Avatar “The Last Airbender”(Son hava bükücü) çizgi dizisi serisi hem Türkiye’de hem de dünyada zirve yaparken, bu serinin filmi 2010 yılında vizyona girmiş, hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. Avatar’ın sıkı takipçileri, Avatar çizgi dizisinin yeni serisi için büyük beklentiler içine girmişken ve ayrıntıları merak ederken, Bu yıl başlayacak Avatar’ın yeni serisi “Legend of Korra” ile ilgili ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı… Avatar’ın yılın üçüncü çeyreğinde yayına girmesi planlanan yeni serisi “Legend of Korra” hikâyesi, önceki Avatar serisi “The Last Airbender”’ın 75 yıl sonrasını konu ediniyor. Hayranlarının özel ilgi duyduğu “Aang” yani Avatar, yerini “Korra”’ya bırakıyor. “Korra”’nın “Aang”’a göre en temel farkı kadın olması. Öyle ki hayranları yeni seride başka bir karakterin Avatar olmasından daha çok, yeni avatarın kadın olmasına şaşırıyorlar. Hatta yapımcılar çok önemli bir sırrı daha şimdiden ifşa etmeyi ihmal etmediler. Katara ile Aang evlenmişler ve bir de nur topu gibi çocukları olmuş. Bu çocuğun ismi Tenzinolacak ve Korra’ya hava bükücülüğünü öğretecek. Yeni serinin avatarı Korra’nın en çarpıcı özelliği ise ateş, su ve toprak bükücülüğünü çoktan öğrenmiş olması. Eski avatar serisini takip etmiş olanlar Aang’ın hava bükücülüğü dışında ki diğer bükücü özellikleri kazanabilmek için ne kadar uğraştığını çok iyi hatırlayacaktır. Ayrıca yeni avatarımız Korra’yı izlerken geçmişten flashbackler halinde Aang ve diğer karakterleri de görebileceğiz. Bu bilgiden yola çıkarak yeni serinin Korra’nın öğreneceklerinden daha çok, vereceği mücadeleyi konu edineceğini söyleyebiliriz. Direnişçilere karşı: Korra Yeni serinin hikâyesinin ayrıntılarında ilginç bir nokta var. Hikâyede Republic City adında bir bölge bulunuyor. Bu bölge su ve dağlarla çevrili. Republic City’de su, hava, toprak ve ateş bükücüleri birlikte yaşıyorlar. Alışılagelmiş avatar serüveninde böyle kozmopolit bir yerleşimle karşılaşmak pek mümkün değil. Bölgede suç oranı çok yüksek ve ayrıca bükücülere karşı isyan çıkartan “anti-bender”bir grup da bulunuyor. Korra’nın gençliği bu bölgede geçecek. Korra ilerleyen zamanlarda bu bölgede bükücülüğe karşı çıkan isyanlarda, “anti-bender”lar ile mücadele içerisinde olacak. Genellikle orta yolu […]

TV frekans tahsisleri on ay içinde yapılacak

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 6 Aralık’ta Televizyon Haberciliği ve Programcılığı Bölümü’nün (TVRP) “Tv Endüstrisinin Bileşenleri” dersine konuk olan Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) başkanı Davut Dursun, yıllardır gerçekleştirilemeyen frekans tahsislerinin önümüzdeki on ay içinde gerçekleştirileceğini açıkladı. Ayrıca İnternet yayıncılığının denetimiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü ve önümüzdeki yıllarda internetin denetiminin de RTÜK’e geçebileceğini açıkladı. Dursun, Türkiye’de karasal yayın yapan televizyon kanallarının hiç birinin hala tahsis edilmiş bir frekans sahibi olmadığını belirterek bu kanallar hakkında “gecekondu” benzetmesi yaptı. “Bu adeta devletin bir otobanıdır, köprüsüdür. Bunu kullanıyorsan sahibi olan kamuya bedelini ödemelisin” diyen Dursun, frekans tahsislerinin bir türlü gerçekleştirilememesinin esas nedeninin son RTÜK’ün kurulduğu 1994’ten beri işbaşına gelen hükümetler olduğuna pek değinmeden sürecin bu kadar uzamasının nedenlerini anlattı:“2002’de RTÜK’ten alınan frekans planlama ve tahsis etme yetkisi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) verilmişti. BTK bu planlamayı yapmış ve Haberleşme Yüksek Kurulu’na (HYK) sunmuştu. Fakat kuruldan onay gelmeyince plan, uygulamaya geçirilememişti. 2008’de telekominikasyon yasasının yenilenmesiyle yetki tekrar RTÜK’e devredildi. HYK, RTÜK’e ‘al bu planı uygula’ diyemeyeceği için frekanslar tahsis edilemedi.” Şu anda karasal yayınların kaçak yapılmasından dolayı birçok problemle karşılaşıldığına değinen Dursun, lisans süresinin 5 yıl gibi kısa bir zaman olmasını da sorunlardan biri olarak gördüklerini ve yeni yasa düzenlemesiyle bu süreyi 10 yıla çıkaracaklarını anlattı. Eğitime katkı olarak RTÜK’e aktarılan ayrılan yüzde 5 reklam gelir payının da yayıncılar için sıkıntı yarattığını; yeni düzenlemeyle bu oranı yüzde 3’e indireceklerini sözlerine ekledi. RTÜK başkanı Davut Dursun yabancı sermaye payının şu an yüzde 25 olduğunu, kalite ve rekabet amacıyla yeni yasada bu oranı yüzde 50’ye çıkarmak için çalışmalara devam ettiklerini açıkladı. Sayısal yayın ve internetin denetimi Sayısal yayınlarla ilgili sürecin dünyada çoktan başladığını ve Türkiye’nin de bu sürece bir an önce dahil olması gerektiğine dikkat çeken Dursun, yapılacak yeni yasal düzenlemelerle bu sürecin önünü açmayı planladıklarını ve tasarının yasalaşmasıyla 2014 veya 2015’te Türkiye’nin sayısal yayına geçmiş olacağını belirtti. […]

Bihter Behlül aşkı ne olacak?

Televizyon dizilerinin son furyasını romandan uyarlananlar oluşturuyor. Şimdiye kadar pek çok roman senaryolaştırılıp seyircilerin beğenisine sunuldu. Hatta son zamanlarda en çok konuşulan diziler de bu grubun içinde. Kimileri uyarlama dizilerle romanların katledildiğini düşünürken kimisi de bu diziler sayesinde edebiyat eserlerinin daha çok tanınacağını düşünüyor. Ancak kitapçılarda, “Aaa Aşk-ı Memnu’nun kitabı çıkmış” gibi cümleler kurulduğuna şahit olanlar da var. Öte yandan okuyup da sonunu bilenin dahi izlediği bu dizilerin rating uğruna uzatılmasının verdiği kabak tadı da cabası. Bir dönem kendisi de Bihter karakterini canlandırmış olan Müjde Ar, yaptığı televizyon porgramında, “Eğer dizi biraz daha uzarsa zavallı Bihter randevuevine düşecek” diyerek varolan durumu özetlemişti aslında.Bu değerli edebiyat eserleri, ortaya çıkan diziler ve oyunculuklarla internet sitelerinin de espri kaynağı olmaya devam ediyor. Aşk-ı Memnu’da Behlül’ün çığlık sahnesi üstüne eklenen sesler ve müziklerle hala internet ortamlarında binlerce kişinin eğlencesine yarıyor. Yaprak Dökümü’nün babası Ali Rıza Bey’in sürekli fenalaşmasına rağmen bir türlü ölememesi, Tahsin’in uzun bir süre bir türlü “siftah” yapamaması, eve gelenleri hep beraber karşılayan aile üyeleri gibi detaylar ise ekşisözlük’ten asparagas haber sitesi Zaytung’a kadar pek çok yerde espri malzemesi oldu. Televizyon ekranlarının fenomeni haline gelen Kurtlar Vadisi’nin hayranları ise dizileri hakkındaki “şiddete yöneltiyor” eleştirisine ise “Kurtlar Vadisi şiddete yöneltiyorsa, Aşk-ı Memnu da yengeye yöneltiyor” diye karşılık veriyor.Bunca hengame arasında kim haklı bilinmez ama bir süre daha fırtınası dinecek gibi görünmeyen bu uyarlama dizilerin her ne kadar kitapları okunmasa da rating rekorları kırdığı kesin. Habervs olarak izleyicinin merakını gidermek amacıyla, şu an hala gösterimde olan ve “sonları merakla beklenen” Halid Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu, Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü, Halide Edip Adıvar’ın Samanyolu ve Kalp Ağrısı ile Orhan Kemal’ın Hanımın Çifliği romanlarından uyarlanma dizilerin nasıl bittiğini “araştırdık”. Aşk-ı MemnuNihal: Behlül ve Bihter’in ilişkisini ikisinin konuşması sırasında duyduktan sonra baygınlık geçirir.Beşir: Nihal’e aşık olan ve onun üzüntüden hastalanıp yatağa düşmesine dayanamayan Beşir Behlül ve […]

Teknoloji gelişir eşya değişir

Gelişen teknoloji bir yandan hayatı kolaylaştırırken, sahip olduğumuz her ürün bir yenisini de beraberinde getiriyor. Cep telefonu alan bluetooth kulaklığını ya da kılıfını, bilgisayar alan görüntülü sohbeti sağlayan kamerayı, dijital fotoğraf makinesi alan yüksek kapasiteli hafıza kartları ya da taşınabilir bellekleri de satın alıyor. Evdeki tüplü televizyonları tahtından eden plazma ya da LCD televizyonlara sahip olmak ise ses ve sinema sistemleri ya da DVD oynatıcıları almayı da neredeyse “şart” kılıyor. Teknoloji gelişti “gereksinim” arttı Gelişen teknoloji ile beraber hayatımızda yeni gereksinimler oluştu. Daha önceleri cep telefonuna bile ihtiyaç duymayan bizler, bugün onsuz sokağa çıkamaz olduk. Şimdilerde bu ihtiyaçlar öyle bir noktaya geldi ki evdeki eşyaları dahi yeni aldığımız teknolojik aletimize göre değiştiriyoruz. Eski tüplü televizyonların yerini alan plazmalar salonun başköşesinde duran televizyon sehpalarının pabucunu dama attı. Artık ya duvara monte ediyoruz televizyonumuzu ya da alçak, modern televizyon sehpamızı kullanıyoruz. Öyle ki, plazma TV alınca yanında sinema sistemi alma ihtiyacı duymamız işten bile değil. Tabii sinema sistemi kurulunca da film alma ihtiyacımız doğuyor. Bir başka “temel” ihtiyacımız cep telefonlarının gerektirdiği başlıca şeyler arasında; kılıfları ve bluetooth kulaklığı saymak mümkün. Son günlerde cep telefonları da yetmez oldu. Cep bilgisayarları hem telefon hem bilgisayar olarak bütün ihtiyaçlara cevap verdiği için telefonların tahtına oynuyor. Bu bilgisayarlarla e-postalarımızı cevaplayabildiğimiz gibi internete 3G hızında erişmemiz de sağlanıyor. CD, DVD derken taşınabilir hafıza kartları Bilgisayarın hayatımızda yarattığı gereksinimler ise saymakla bitmiyor. Önceleri internetten indirdiğimiz filmleri, müzikleri saklamak için boş CD ya da DVD’ye ihtiyaçduyarken, şimdilerde boş CD sadece korsan filmcilerin ihtiyacı haline geldi. Artık indirilen filmler ve mp3 formatındaki müzikler harici hafıza kartları veya bilgisayarların hafızalarında saklanıyor. Kamera ihtiyacı ise internet üzerinden karşımızdakiyle daha samimi bir görüşme yapabilmek için bilgisayar ihtiyacımıza ilave oluyor. Harici disk ihtiyacı da bilgisayarımızın hafızasını biraz olsun rahatlatabilmek ve veri taşıyabilmek için günlük hayatımızdaki yerini alıyor. Küçük, büyük ebatlardaki bu harici disklerin fiyatlarıda […]

Yeni başlayanlar için Flash Forward

İngiliz Guardiangazetesi tarafından bu sonbaharda yayınlanması en çok beklenen dizilerin başında gösterilen Flash Forward, 6. sezonun sonunda bitmesi planlanan Lost’un seyirci kitlesine göz dikmeyi hedefleyecek kadar iddialı bir dizi olarak karşımıza çıktı. Türkiye’deki televizyon kanallarında yayınlanan ve ağalardan, basit kurgulu senaryolara uygun kahramanlardan ya da “çağdaş” bir görünüme kavuşturulan romanlardan uyarlanan dizilerin aksine hayli yaratıcı bir senaryosu olduğunu söylemek mümkün. Dünya üzerinde yaşayan herkesin kısa bir süre için geleceklerini görüp başlarına gelecek iyi ya da kötü olaylara doğru yol alışını anlatan dizi, yayımlanmaya başladığı ilk haftadan itibaren kimi sahnelerinde göndermelerde bulunduğu Lost gibi geniş bir fanatik kitlesine sahip oldu. 24 Eylül 2009 tarihinde Amerikan ABC kanalında gösterilmeye başlanan yükselen başarı grafiği ve kurgusu ile dikkat çeken dizi, ülkemizde resmi olarak gösterilmeye başlamadan önce de internet üzerinden hatırı sayılır bir izleyici kitlesine sahip oldu. Başrollerini ise Joseph Finnes, John Cho, Jack Davenport, Sonya Walger, Courtney B. Vance ve Dominic Monaghan gibi daha önce pek çok diziden ve filmden tanıdığımız başarılı oyuncular paylaşıyor. 2 dakika 17 saniyelik bir gelecek Her bölümünde giderek artan bir heyecan, yeni ipuçları, küçük ayrıntılar ve olaya yeni bir boyut katan dizi, gizemli bir etken nedeniyle dünya üzerindeki herkesin 2 dakika 17 saniye süresince bilinçlerini kaybederek bayılmalarıyla başlıyor. Hareket halindeki uçakların pilotları, trenlerin makinistleri, otomobillerin şoförleri de bayıldığı için aynı anda milyonlarca insanın öldüğü felaketler de yaşanıyor. Bayılma sürecinin sonunda sağ kalanlar içinse daha farklı bir hayat başlıyor. Çünkü dizi aynı anda herkesin bu bayılma süreci içinde altı ay sonraki geleceklerini görmelerini anlatıyor. Mesela, başroldeki FBI ajanı Mark Benford, bu gizemli olayın sırrını çözmeye çalışırken ofisinde saldırıya uğrayacağını; kahraman ajanımızın eşi Olivia Benford ise bu olayın sorumlularından biriyle kendini sevgili olarak görüyor. Lezbiyen bir karakter hamile kaldığını, intihar edeceği sırada bayılan ve gelecekte Japon bir sevgilisi olduğunu gören doktor Bryce Varley ise Japonya’da aşkını aramaya koyuluyor. İnsan geleceğini […]

İşlerinde gözümüz var!

“Senden gezmeni, yemeni, içmeni, sonra bunları yazmanı ya da çekmeni istiyoruz.” Televizyonda, gazetelerde çalışan ve işi gezmek olan insanların yukarıdaki iş teklifiyle nasıl bir alâkası var? Doğrudan bir alâkası yok belki ama yaptıkları işe karşı oluşan genel algıyı yansıttığı doğru. Bizi çatlatan, özendiren, “Neden ben değil de o” isyanına sürükleyen meslek gruplarının başında kuşkusuz işi gezmek olanlar geliyor. Onların varlığına, her hafta başka bir şehirde, başka bir sofrada olmalarına göre okuya alıştık. İşte tam da bu yüzden birilerinin onlara sorması gerekiyordu: “Nasıl oldu da gezmek sizin işiniz oldu?” ve “Bırakmayı düşünüyor musunuz?” diye. Peki onlar hangi yola saptı da böyle bir tâli yol buldular hayatta? Medyanın gezginleri Nuray Yılmaz, Tayfun Talipoğlu, Mehmet Yaşin ve Fatih Türkmenoğlu bu kez meslekteki yolculuklarını, yaptıkları işi ve zorluklarını(!) anlattı. “Annem artık ‘güle güle’ bile demiyor” Nuray Yılmaz (Gezelim Görelim, TRT)TRT’de, 25 yıl önce başladım bu işe, 27 yaşımdan beri yapıyorum. Ben ODTÜ işletme mezunuydum ve o zaman bu tür işler İstanbul’daydı ama ben Ankara’daydım. Sonra TRT’de eleman arandığını duydum. Müracaat ettim; kabul edildim. İlk girdiğim zaman prodüktördüm. Bir yıl sonra başladım programa. Nasıl oldu? Ne yapacaksın diye öneri verilirdi; ben de Türkiye’yi tanıtacağım dedim. Zaten magazinden hoşlanıyordum ve bir kadın olarak gezmenin dikkat çekeceğini biliyordum…Bunca sene sonra bile bir şeyi görüp öğrendiğim zaman acayip heyecanlanıyorum. Sürekli seyahattesin, sürekli başka bir yerde yatıyorsun; sanki bir yaşam biçimi, yapmak zorundaymışız gibi. Seyahat zamanı geldi, çık. Montaja gir, tekrar git başka bir yere. Bunlara katlanmak lazım, lüksü aramaman lazım, doğa insanı olman lazım. Tabii insan böyle bir şeye başlayınca başka bir iş cazip gelmiyor. Bizim için tatil demek evde oturmak demek. Ben eşimle çalışıyorum, beraber geziyoruz. O da bir rahatlık; kimse beklemez hanımını yıllar boyunca. Ailem de alıştı; annem ilk başlarda söylenirdi beni göremediği için ama şimdi “hoş geldin”, “güle güle” bile denmiyor. Bu arada her gittiğimiz […]

Romanın adı var kendi yok

Hemen her kesimin izlediği yerli – yabancı bir dizi var. Özellikle yerli diziler, ulusal kanalların gün içerisindeki büyük bir bölümünü kaplıyor ve böylelikle hayatımızı da büyük ölçüde etkiliyor. Bir dönemin çok izlenen “ağa” ya da “mafya” dizileri artık demode olsa gerek, çünkü dizilerin şimdiki moda akımı, edebiyat uyarlamaları. Halit Ziya Uşaklıgil’den Aşk-ı Memnu, Reşat Nuri Güntekin’den Yaprak Dökümü ve Dudaktan Kalbe, Ayşe Kulin’den Gece Sesleri gibi edebi eserleri televizyon kanallarında “edebi dizi” olarak izliyoruz. Senaristlerin ve yapımcıların gözbebeği haline gelen bu uyarlama diziler izlenme rekorlarına paralel olarak, dizilerin esin kaynağı olan eserlerin de satışını arttırıyor. Birçok kitabevi, uyarlama dizilerden sonra halkın romanlara olan ilgisinin arttığını belirtiyor. Halit Ziya Uşaklıgil’in eseri Aşk-ı Memnu, Özgür Yayınları tarafından piyasaya sürülüyor. Yayınevi, eserle aynı ismi taşıyan dizinin çekimlere başlamasından sonra kitap satışının 10 – 12 bin seviyelerine yükseldiğini söylüyor. İnkılâp Kitabevi’ne bağlı olan Reşat Nuri Güntekin’in eserleri Yaprak Dökümü ve Dudaktan Kalbe’nin satışlarında da geçen seneye oranla yüzde 20 – 25 civarında bir artış var. Aynı şekilde Remzi Kitabevi de kendileri tarafından çıkartılan Ayşe Kulin’in eseri Gece Sesleri’nin televizyonda dizi olarak yayınlanmaya başladıktan sonra satışlarında artış olduğunu, yıllar sonra kitabın en çok satanlar listesinin beşinci sırasına yükseldiğini söylüyor. “Romanlar katlediliyor” Edebi romanların son zamanlarda ilgi görmesi, yeterince kitap satışı olmayan ülkemizde iyi bir durum gibi gözüküyor. Fakat yayınevleri ve kitap eleştirmenleri farklı dönemlere ait romanların dizi haline getirilmesine ve içerik olarak çok fazla değişikliğe uğratılmasına karşı tepkili. Özgür Yayınları’ndan ismini vermek istemeyen bir yönetici, kitapların içerik olarak dizilerde katledildiğini, kitapların diziye çevrilmesinden yana olmadığını ve dizilerin eserlerle alakasız olduğunu söylüyor. “Kitap satışları arttı fakat bu artışın sebebi, diziyi izleyen kesimin dizinin sonunu merak etmesi ve dizi sonunun kitaplarda aranması” diyen yönetici, Aşk-ı Memnu’nun hikâye olarak diziye uygun olmadığını, dizi yerine güzel bir drama filmi olabileceğini anlatıyor. Hikâyeleriyle izleyenleri üzüntüden perişan eden uyarlama dizilerin sayısı […]

Bosna’da Savaş Sonrası Televizyon

İstanbul Bilgi Üniversitesi Televizyon Haberciliği ve Programcılığı Bölümü Öğretim Görevlisi Haluk Üçel’in “Bosna’da Savaş Sonrası Televizyon” belgeselinin uzun versiyonu ilk kez 3 Kasım 2008’de üniversitenin Kuştepe yerleşkesinde gösterildi.

Toplumun televizyonla imtihanı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Televizyon Haberciliği ve Programcılığı Bölümü Öğretim Görevlisi Haluk Üçel’in “Bosna’da Savaş Sonrası Televizyon” belgeselinin uzun versiyonu ilk kez 3 Kasım 2008’de üniversitenin Kuştepe yerleşkesinde gösterildi. Yugoslavya Federal Cumhuriyeti 1980’de Devlet Başkanı Josip Broz Tito’nun ölümünün ardından 1991 yılı itabariyle dağılmaya başladı. Slovenya, Hırvatistan ve Makedonya’nın ardından 1992’de ülkede düzenlediği referandum sonucu Bosna-Hersek de bağımsızlığını ilan etti. Referandumu da boykot eden Bosnalı Sırplar bunun üzerine Bosna’da Sırp Cumhuriyeti kurduklarını ilan ettiler. Böylece 3 yıl sürecek bir iç savaş başlamış oldu. 1995’te Dayton Anlaşması’yla sona eren iç savaşın ardından Bosna televizyonlarının ellerinde sadece yıkık binaları ve imha edilmiş vericileri kalmıştı. O günden bugüne Amerikan ve Avrupa Birliği fonlarından gelen yatırımlarla irili ufaklı bazıları kendi ayakları üzerinde durabilen televizyonlarını yarattılar. Haluk Üçel’le Bosna örneğinde, toplumla birlikte yeni bir televizyonun nasıl inşa edildiğini ve medyanın toplum üzerine etkisini konuştuk.Şavaş öncesinde Saraybosna’da televizyon nasıl bir yapıya sahipti?Sosyalist rejim içerisinde televizyon da basın da kapitalist dünyadan çok ayrı bir yapı içerisinde. Tek parti rejimi, Sovyet deneyiminden çok ayrı yaşanmış olsa da, onun haberlere hakim olması, “mind engineering” dediğimiz, tek tip hayat oluşturma projesi izleyiciyi doğal yaklaşımdan uzaklaştırıyor, yapay bir atmosfer yaratıyor. Hayatı algılama, siyasete katılma sadece tek bir parti tek bir görüşle mümkün. Bunun için televizyon da basın da bu partinin siyaseti doğrultusunda bir araç. Sosyalizm sonrasında özelleşen televizyonların milliyetçilik akımı ve dönemin baskın siyasi ideolojileri üzerindeki etkisi neydi?Bosna’nın Yugoslavya gibi çok yönlü bir etnik yapısı var. Zaten Dayton Anlaşması’yla da bu etnik yapıların temsiliyetiyle bir Bosna-Hersek oluştu. Tabii bu yapının üzerindeki tek parti baskısı kalkınca bu sefer kendi baskılarını yaratıyorlar. Sadece kendi etnik yapısıyla, kimliğiyle ilgili olan her şeye bakan ama diğerlerini “öteki” olarak gören bir yapı. Bunlar birbirlerini besleyen elementler. Zaten kendi milliyetçiliği de ötekinin milliyetçiliği üzerine kuruluyor.Savaşın ardından apolitik herhangi bir ideolojiden bağımsız özel televizyonculuğun yayılışının sebebi nedir?Savaşın geride bırakılmasının, […]

Reklamların sessizliği!

Duygu Ertürk Televizyon izleyicilerinin dikkatini çekmiştir; reklam kuşağı girdiğinde televizyonun sesi bir anda yükselir; ekran başındakiler neye uğradığını şaşırır, rahatsız olur. İngiltere’de reklam yayınlarını kontrol eden Reklamcılık Yayın Komisyonu (BCAP) da televizyon reklamlarının bu rahatsız edici ses seviyesinin düşürülmesi yönünde yeni düzenlemelere başladı. Yayın komisyonuna göre, reklamlarda kullanılan ‘işitsel sıkıştırma’ yöntemi reklamların ses seviyesini azaltacağı ve programdaki maksimum sesten daha yüksek olmasını engelleyeceği için, ses, izleyicileri ve komşuları rahatsız etmeyecek. Yapılacak yeni düzenleme sayesinde yayıncılar, programlar arası ses düzeyindeki dengesizliği en aza indirmek zorunda kalacak. Böylelikle izleyici, program arasında ses ayarı yapmak zorunda kalmayacak.Ses kontrolünü sağlamak için en güvenilir yolun, subjektif ses seviyesini ölçen, ‘gürültü düzey metresi’ adı verilen cihazı kullanmak olduğunu belirten komisyon, bu metreyi kullanmayan yayıncıların, reklam aralarında kanalın ses seviyesini değiştirmek ve programla uyumlu hale getirmek zorunda kalacağını söylüyor.Peki ya yayıncılar uygulamaya kulak asmazsa ve gürültülü reklam kuşakları yayınlamaya tam gaz devam ederlerse?… O zaman suçlu bulunan yayıncılar, İngiliz medya düzenleme kurumu Ofcom’a iletilecek ve cezalandırılmaları sağlanacak. Buna benzer bir uygulama daha önce ABD’de yürürlüğe girdi. Federal İletişim Komisyonu( FCC), reklamların ses seviyesini uygun bir desibelde tutuyor. Buna rağmen Amerikalı izleyiciler, reklamların programlardan daha yüksek seste olmasından yakınmaya devam ediyorlar.Tüm bu düzenlemeler bir yana, yayına reklam girdiğinde, Türkiye gibi izleyicilerin kulak sağlığını düşünmeyen ülkelerde, kanal değiştirmek veya televizyonun mute (sessiz) tuşuna basmak da naçizane çözüm önerileri tabii… Kaynak. The New York Times

‘Bazı çevrelerin sırtınızı okşaması başarı değil’

Bugün Kanal D’de yayınlanmaya başlayan “Yol Arkadaşım” adlı dizinin Senaryosu’nu da yazan ünlü yönetmen Çağan Irmak geçtiğimiz günlerde Colors of Bilgi Kulübü’nün davetlisi olarak santralistanbul’daydı. “Hayatımda taktik ve başarılı olma çabası yok. İşinize taktik ve başarı çabası girerse o zaman kurallara uygun filmler yaparsınız, belirli çevreler de sırtınızı okşar, ama o da gerçek başarı olmaz” diyen Çağan Irmak, televizyonda hiç yerli dizi seyretmiyor… Çağan Irmak’la özel söyleşimizi izlemek için videoya tıklayın…Bilgi’deki söyleşiden notlar… “Ulak’taki karakterlerin yeterince kötü olmadığını söyleyenler var, Kızını satan kadın, ot satan adam yeterince kötü değil mi? Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım” Çağan Irmak kendi deyimiyle, “yüzlerle senaryo yazan” biri… Kendisini en iyi anlatan filmin “Ulak” olduğunu söylüyor. Bu çok sevdiği filminin bir diğer farkı da “Ulak” karakterinin senaryoyu yazarken yüzü olmamasıymış. Yüzüne bir anda kavuşmuş film; dublörlerden birini görür görmez “Ulak sensin” demiş Çağan Irmak. Ömer’in elinde ekmek taşıyarak beyaz sisin arasından gelmesi ise bu filmde en sevdiği sahne. Ulak filmindeki kötü karakterler için yeterince kötü değil diyenlere ise şaşırıyor: “Kızını satan kadın ve ot satan bir adam yeterince kötü değil mi?.. Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım” Irmak’ın mesleğiyle ilgili tek “keşke”si ilk filmi. Yayınlanmasını istemediği tek filmi, “Bana Şans Dile”. “O acemilik, ergenlik öfkesi, dünyaya ders vermekti belki de” diyor. Filmini DVD’lerin arasında gördüğünde kafasını çevirmiş. Çağan Irmak’a göre o filmin tek faydası İsmail Hacıoğlu gibi, sinemaya başarılı oyuncular kazandırması olmuş. Türkiye’yi ağlatan filmi “Babam ve Oğlum” için “Televizyon dizisine yakın bir filmdi. Ağlatması da bilinçli bir tercihti” diyor. Aslında dizileri ve filmleri birbirinin devamı gibi. Televizyon dizisi olan ‘Çemberimde Gül Oya’ 80 darbesinde bitiyor. ‘Babam ve Oğlum’ 80 darbesinde başlıyor. Çocuğun da hayalleri bu filmde başlıyor. Ulak’ta ise hayallerin devamı geliyor. Çağan Irmak, Türkiye’de pek kimsenin görmediği fark etmediği şeyleri, kişileri fark edip göstermeyi seviyor. Ulak’taki ayakkabıların Troya, Harry Potter gibi Hollywood […]

‘Kazansan da vermem’ yarışması

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com Neredeyse her televizyonda kanalında gördüğümüz yarışma programlarından birine katıldınız ve çok başarılı bir yarışma çıkarıp 250 bin YTL’lik ödüle hak kazandınız… Ama bu, hak kazandığınız ödülü alacağınız anlamına gelmiyor. Aynı, Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel’in hak kazandıkları ödülü alamamaları gibi. Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel’in katıldığı yarışma programı, ATV’de geçen sezon yayınlanan ve sona eren “Milyoner (Veto)”ydu. Yapımcılığını Med Yapım’ın üstlendiği, Kenan Işık’ın sunduğu yarışma, isminden de anlaşıldığı gibi bir milyon YTL vaat eden ve iki kişinin ekip olarak yarıştığı bir bilgi yarışmasıydı.Makbule Dinçer televizyonda programın tanıtımını görünce babasını aramış ve “bir hatıra olur” diyerek babasını yarışmaya katılmaya ikna edince kendilerini stüdyoda bulmuşlar. Oldukça başarılı bir yarışma çıkaran baba kız 250 bin YTL ödül kazansalar da, yarışma sözleşmesinde yapılan bir kandırmacayla bu paraya hiçbir zaman kavuşamamışlar. Baba kız şimdi alamadıkları ödüllerini mahkeme yoluyla almanın peşinde. “Üzerimizden reklâm yaptılar” Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel, geçen yıl ATV’de yayınlanan Milyoner isimli yarışma programının konuklarıydı. 1 Şubat 2007 günü iki bölüm halinde çekimi yapılan program sonunda baba kız, 500 bin YTL ödüllü son sorunun yanıtından emin olmadıkları için yarışmadan çekildiler ve 250 bin YTL’lik ödülün sahibi oldular. Bir süre sonra yarışmayı yayınlayan TV kanalında, kendilerinin yarışmacı olarak yer aldığı bölümün tanıtım görüntüleri gösterilmeye başlandı.“Günde 3–4 kere olmak üzere reklâmlarını yayınladılar. Babamı, beni, soruları, cevapları, aradaki muhabbetleri ve 250 bin YTL’lik soruyu göstererek, ‘Saat 17.00 de, ATV’de’ diye bitiyordu” diyen Dinçer ve babası programın yayınlanmaması üzerine kanaldan ve yapım şirketinden muhatap aramaya başladılar. Fakat “Yayınlanacak”tan başka bir cevap alamadılar. ‘Kazansan da ödemem’ sözleşmesi Baba kızın zenginlik mutluluğu kısa süre sonra, yarışma öncesinde yapımcı firmanın kendilerine imzalattığı bir sözleşme nedeniyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Çünkü sayfalar tutan sözleşmede, kazanılan ödülün sadece programının yayınlanması halinde ödeneceği şartı bulunuyordu. Makbule Dinçer şöyle anlatıyor:“Orada burada beyanat vermeyeceksin, yayınlama hakkı ATV’ye aittir; ister yayınlar […]

Dizi sektöründe imitasyon devri

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.comMedium: Zeliha’nın gözleriAllison DuBois’nın gerçek yaşam öyküsünden uyarlanarak çekilen NBC’nin “Medium” isimli dizisi Türkiye’de “Zeliha’nın Gözleri” adlı Türkçe formatıyla STAR TV’de karşımıza çıktı. Her iki dizinin başkarakteri de işlenmiş cinayetleri ve insanların geleceklerini görebiliyor ve cinayetlerin çözümünde polise ve insanlara yardım ediyor. Lost: GölTüm dünyada olduğu kadar Türkiye’de de geniş bir izleyici kitlesine sahip olan “Lost”un Türk versiyonu ise henüz yayınlanmaya başlamadı. Şu anda YouTube gibi video paylaşım siteleriyle sesinin duyurmayı başaran “Göl” isimli dizi, merakla bekleniyor. Grey’s Anatomy : DoktorlarShow TV’nin sevilen dizisi “Doktorlar” da Dizimax’te yayınlanan “Grey’s Anatomy” isimli yabancı dizinin bire bir kopyası.Dawson’s Creek: Kavak YelleriKanal D’de yayınlanan “Kavak Yelleri”, cnbc-e’nin sevilen dizisi “Dawson’s Creek”in tam anlamıyla Türk uyarlaması. Bu iki dizi, senaryodan karakterlerin davranışlarına ve fiziksel özelliklerine kadar pek çok noktada benzeşiyor. Örneğin karakterler açısından bakıldığında, Deniz’in Dawson, Aslı’nın Joey, Mine’nin Jen, Efe’nin de Pacey olduğu açık seçik anlaşılıyor. ________________________________________________HaberVs’yi Facebook sayfamıza üye olarak da izleyebilirsiniz—————————————————————————————————————————— 24: Mahşercnbc-e’de yayınlanan “24” kadar etkileyici bulunmadığından mıdır bilinmez, atv’de yayınlanan “Mahşer” isimli taklit dizi kısa bir süre sonra yayından kaldırıldı. Sabrina: Acemi CadıOrijinaline sadık kalınarak çekilen bir diğer Türk dizisi ise “Acemi Cadı”. Sihir yapabilen bir lise öğrencisi genç kızın hayatını anlatan ve çocukların ilgiyle izlediği Sabrina seneler sonra Türk yapımcılar tarafından yeniden keşfedilince ona içerik olarak tıpatıp benzeyen Acemi Cadı Türk televizyonlarında yayınlanmaya başladı.My Name Is Earl: Hakkını Helal Etcnbc-e’nin bir başka sevilen dizisi “My Names Is Earl”, “Hakkını Helal Et” adıyla Türkçeleştirilip dini bir dizi formatına çevrildi. Orijinalinde sit-com olarak çekilen dizi, STV’de dini mesajlar veren bir diziye döndü.

Yarışma endüstrisi

İlknur Aydoğan En istikrarlı yarışma Bir yarışma endüstrisi haberi yaptığımıza göre, selam göndermemiz gereken bir yer var aslında. Yıllardır değişmeden devam eden “Bir Kelime Bir İşlem”, TRT’nin imaj tazeleme gereği duymadığı bir yapımı. Sunucusu, yarışmacısı değişiyor ama kullanılan dil ve moda hep aynı bu programda. Kravatlı, ‘sayın’lı konuşmalar arasında hiç “biraz yardım etseniz” gibi mağdurluk ifadesi yok. İsteyen kelimeleri buluyor, isteyen işlemleri çözüyor; danışmanlara soruluyor ve puanlar hesaba yazılıyor. Büyük paralar kazanılmıyor, teselli hediyesi olarak kitap veriliyor. Sunucusu ise oyuncu Levent Ülgen. Neden izleniyor? İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Haluk Üçel yarışma formatındaki programlarla ilgili şunları söylüyor: “Televizyon seti, bir ritüel, bir olayın gerçekleştiği yer; bir kısmı kazanıyor, bir kısmı kaybediyor. Hayatı temsil etme durumu var. Sunucu ilahi adaleti temsil eden, koruyan, cezalandıran kişi oluyor. Sanki bir tapınak gibi, orada dua edenler var, talep edenler var, o da dağıtıyor. Kimine veriyor, kimine vermiyor. Toplumu iyi tanıyan, dili iyi kullanan, popüler kültüre yakın olan başarılı oluyor. İzleyici açısından şöyle bir çekicilik var; izleyici katıldığı anda programı izleyebilir ve devam edebilir. Daha önce bir bilgiye ihitiyaç yoktur. En çok ilgi çeken yarışma programları şans oyunları üzerinden yürüyor. Bu, kitleleri heyecanlandırıyor. Hayatın böyle bir şans oyunu olması gibi bir algılama var. İzleyici kitlesi yarışmacıyla özdeşleşiyor. Orada o kişinin ne yaptığı önemli değil; kendisi kazanıyor, kendisi kaybediyor, bu da oldukça çekici. Özellikle ekonomik sorunların yüksek olduğu dönemlerde, bir şekilde kolay bir kazanca ulaştırdığı için büyük izleyici kitlesi çekmesi normal.”