Etiket tiyatro

Yoldan geçenler için sanat: Sokak tiyatrosu

Herhangi bir gün arkadaşınızla buluşmaya ya da alışverişe giderken ya da hava almaya çıkmışken onlara rastlayabilirsiniz. Sahneleri kaldırım, dekorları herhangi bir apartmanın kapısı, kostümleri günlük kıyafetleri, figüranları yoldan geçen birisi ya da köşedeki simitçi. Sokak tiyatrolarından bahsediyoruz. “Siz tiyatroya gelemezseniz, biz tiyatroyu size getiririz” diyerek hazırladıkları oyunları ülkenin dört bir yanındaki meydanlarda oynuyorlar. “Bir derdimiz var ki anlatmaya geldik buraya” diyerek; siyasi görüşleri, ırkı, dini, milliyeti, hayata bakış açıları farklı olsa da herkesin derdinin ortak olduğunu çok da uzun olmayan oyunlarla halka anlatıyorlar. Eğer bir gün sizin de karşınıza çıkarlarsa, tavsiyemiz kafanızı çevirip yürümeden önce bir kulak verin anlattıklarına. Belki sizin de derdinizdir anlattıkları.Devrimci Gençlik Köprüsü Sokak tiyatroları Türkiye’de 1960’larda yeni anayasanın yürürlüğe girmesiyle oluşan görece özgür ortamda filizlendi. “Devrim için hareket” tiyatroları o dönemde sokaklarda politik oyunlar oynadı. Aradan geçen zaman ve yaşanılan darbeler tiyatrocuları sokaktan soğuttu. Ardından 1960’lı yıllarda İstanbul Boğazı’na köprü yapılsın mı yapılmasın mı tartışmaları yaşanırken bir grup tiyatrocu Hakkâri’de, üzerinde köprü olmadığı için Zap suyunun öte yanındaki köyünden karşı köydeki okuluna gidemeyen bir kızın hikâyesini sokakta sergiledi. Bu olay Hakkâri’ye köprü yapılması için büyük bir kamuoyu oluşturdu. Boğaz’a köprü yapılmasına, bu tür yatırımlardan herkesin yararlanabilmesi fikrinden hareketle karşı çıkan bir grup üniversite öğrencisi “Boğaz’a değil Zap’a köprü” kampanyasını başlatır. Dönemin siyasi gençlik liderlerinin önderlik ettiği kampanyaya Milliyet Gazetesi de katılır ve bir yardım kampanyası açılır. Gelen desteklerle yola çıkan öğrenciler köylülerle el ele vererek 22 gün gibi kısa bir sürede köprüyü tamamlar. Adı da “Devrimci Gençlik Köprüsü” olur.Devrim tiyatrolarından Yenikapı’ya Sokaklarda, toplumcu sanat anlayışıyla sorunları dile getiren, daha adil bir ülke düzeni için oyunlar sergileyen kısaca dert anlatanlardan biri de İzmir merkezli Yenikapı Tiyatrosu. En büyüğü 30’lu yaşlarını süren çeşitli alanlarda eğitim almış 13 kişilik bir ekipten oluşan Yenikapı Tiyatrosu, 14 – 30 Kasım 2008 tarihleri arasında düzenlenecek 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin açılış oyununu […]

Suna Pekuysal; Yarım asırlık tiyatro emektarı

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde kalça kemiğini kırdıktan sonra ameliyata alınan ve daha sonra yoğun bakımda tutulan tiyatrocu Suna Pekuysal, kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybetti. Asıl adı Suna Belener olan Suna Pekuysal, 24 Ekim 1933 yılında İstanbul’da doğdu. Pekuysal, İstanbul Belediye Konservatuvarı Şan ve Bale Bölümü’nde öğrenim görürken, 1949 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümünde Kadri Ögelman’ın “Artist Aranıyor” adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıktı. Aradan üç yıl geçtikten sonra, 1952 yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu drama bölümü kadrosuna geçti. 1964 yılında tiyatro sanatçısı Ergun Köknar ile evlendi. 1973 doğumlu Sait Ali isimli bir oğlu olan sanatçı, tiyatronun yanı sıra televizyon ve sinema filmlerinde de rol aldı. 1984 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeye başlanan, Ekrem Reşit Rey’in 1933 yılında kaleme aldığı, Cemal Reşit Rey’in bestelerini yaptığı ve Haldun Dormen’in sahneye Koyduğu “Lüküs Hayat” operetindeki rolünü Zihni Göktay ile birlikte 14 yıl süreyle aralıksız oynadı. Büyük bir başarı kazanan ve yediden yetmişe her yaştan seyirciye nostalji yaşatan Lüküs Hayat”ın ardından emekli olan sanatçı, Şehir Tiyatroları’nda Joseph Kesselring’in yazdığı ve Çetin İpekkaya’nın yönettiği ”Ahududu” adlı oyunda konuk sanatçı olarak rol aldı. Adı her zaman Türk tiyatrosunun en iyileri arasında anılan sanatçı, 1979 yalında Fakir Baykurt’un uyarlaması olan “Tırpan”daki rolüyle 1980 Avni Dilligil ve Ulvi Uraz ödüllerini, “Lüküs Hayat”taki rolüyle de 1986 Sanat Kurumu ve 1987 İsmail Dümbüllü ödüllerini kazandı. Birçok televizyon reklamı ve dizisinde, rol alan Pekuysal, 54 yıl Şehir Tiyatroları’nda görev yaptıktan sonra, 24 Ekim 1998’de Şehir Tiyatroları’ndan emekli oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden sanat yaşamı boyunca 250’den fazla oyunda, 100’e yakın da sinema filminde rol aldı. Ödülleri ”1980 Avni Dilligil Ödülü (Tırpan), 1980 Ulvi Uraz Ödülü (Tırpan), 1986 Sanat Kurumu Ödülü (Lüküs Hayat), 1987 İsmail Dümbüllü Ödülü (Lüküs Hayat), 1998 Afife Tiyatro Ödülleri-Nisa Serezli Aşkıner ”Yaşam Boyu Başarı Ödülü”, 2000 Belkıs Dilligil Onur Ödülü, 2001 38. Antalya Altın Portakal […]

Ev kadınları yolunu buldu

Özgecan Okay “Hiçbir şey için geç olmadığını bu yaşta kavradık” diyor İkinci Bahar oyuncularından 56 yaşındaki Zerrin Gün. “Bana ne mutluluk getiriyorsa hangi yaşta olursam olayım onu yaparım. Bu oyunla, hayatımıza renk kattık” diye ekliyor. Kabare Dev Aynası oyuncularından Ali Erdoğan’ın kurduğu ve en genç üyesinin 42 yaşında olduğu İkinci Bahar adlı tiyatro grubunun çoğunluğu emekli ve ev hanımlarından oluşuyor. “Yolumuzu Bulalım” isimli kabereyle gencinden yaşlısına, şehirlisinden köylüsüne, kadının başından geçen acı, tatlı, komik olaylar gözler önüne seriliyor. Oyuncuların, eşlerinden izin alarak gruba dâhil olduklarını söyleyen Zerrin Gün, “Tiyatrodaki ve evdeki sorumluluklarımızı beraber yürütebildik ve bu yaşta bir kadın olarak neler yapabileceğimizi gösterdik” diyor. 20 senedir spor eğitmenliği yapan Gün oyundaki en renkli karakterlerden Cazip Bey’i canlandırıyor. Yasemin Yalçın’ın “kadın düşkünü” Şuayip karakterinden esinlenerek oluşturulan Cazip Bey, karısını defalarca kendinden oldukça genç kadınlarla aldatan uslanmaz bir adam. Zerrin Gün ise bunu o kadar gerçekçi ve başarılı canlandırıyor ki sonunda seyirciyi kahkahalara boğuyor. Gezilerde arkadaşlarla beraber bu tip skeçler hazırlayarak kendi aralarında eğlendiklerini söyleyen Gün, “Yolumuzu Bulalım”ı sahneye koyarken de bu skeçlerden pek çok alıntı yaptıklarını belirtiyor. “Keşke daha önce fırsat bulabilsem ve tiyatro yapabilseydim” diye düşünüp düşünmediği sorduğumuzda Zerrin Hanım, tereddüt etmeden, hiç pişman olmadığını her şeyin zamanı gelince yaşandığını söylüyor. “Geç de olsa bir yerden başladık. Kim bilir belki bastonlu nineler olana kadar bu işi devam ettiririz” diye ekliyor. İkinci Bahar oyuncularından 51 yaşındaki ev hanımı Nazire Balioğlu ise günlük hayatta çok çekingen biri olduğunu, arkadaşlarının yüreklendirmesiyle gruba dahil olduğunu söylüyor. Tiyatro çalışmalarının onu daha girişken yaptığını ve diksiyonunu da geliştirmesine çok faydası olduğunu belirtiyor. Oyun kısıtlı imkânlarla sahnelenmiş. Sahneyi belediye ayarlamış, dekorları yok, kostümleri ise oyuncular temin etmiş. Bütün bu zorlukların ve emeğin sadece sahne arkasında yaşanan o tatlı heyecan için, perde aralığından sevinçle “Kim gelmiş? Kalabalık mı?” diye bakabilmek için olduğunu söylüyorlar. Grup üyeleri arasında çok sağlam […]

Doğaçlama tiyatro gece hayatına girdi

Nihan Ozannozan@medyakronik.com Beyoğlu’nda bir cumartesi gecesi. İstiklal Caddesi yine kalabalık. Hedefimiz, Old City Comedy Club. Barda sahne alacak ve doğaçlama tiyatro yapacak grubun adı: Yersiz Oyuncular. Girişte alınan biletlere içki dâhil değil. Masalar önceden ayırtılmış ve hemen hemen her masa üzerinde isim var. Saat 20:30’da darbuka sesleri ve alkışlar eşliğinde Yersiz Oyuncular sahneye çıkıyor. Grup beş kişiden oluşuyor. Kısa bir tanıtımdan sonra oyun başlıyor. Birinci oyun seyirciyi ısıtmak için. Darbuka ritimlerine masalara vurarak, alkışlayarak, ıslık çalarak katılmamız isteniyor ve bir iki dakika içinde herkes coşuyor. İlk oyunun adı: Don Yazılı bir metin ya da yönetmen yok, oyunun gidişine seyirci karar veriyor.Oyun birkaç bölümden oluşuyor, oyuncular her oyun başlangıcında az sonrası için bilgi veriyorlar. İlk oyun “Don”. Seyirciden bir yönelim alıyorlar ve bu doğrultuda spontane gelişen bir oyun oluşturuyorlar. Her oyuncuya belli bir süre düşüyor, süresi biten oyuncu donuyor ve karşısına gelen yeni kişi konuyu devam ettiriyor. Don oyununda seyirci “bir ilişki” istiyor. Gelen seçeneklerden doktor-hasta ilişkisi tercih ediliyor ve oyun başlıyor. Oyuncular dönüşümlü olarak bu ilişki doğrultusunda oyunu devam ettiriyorlar. Oyun düdük sesiyle son buluyor.Etrafta dolaşan garsonlar, sahneyi saran sigara dumanı, masalara taşınan bardak bardak biralar ya da fazla kaçan kahkahalar, grubun konsantrasyonunu bozmuyor ve ikinci oyun başlıyor. Bu sefer seyirciden bir mekân söylemeleri bekleniyor. Bir helikopter pistine karar veriliyor ve bunun etrafında dönen bir oyun oluşturuyorlar. Üçüncü oyun için de bir “dil” isteniyor. İki oyuncu seçilen dil üzerine bir oyun oluşturuyor, diğer iki oyuncu da onların tercümanlığını yapıyor. Seçilen dil İtalyanca, oyunun konusu da mafya olunca ortaya çıkan tercüme şahane oluyor. Seyirci de sahneye çıkıyor On dakikalık bir aradan sonra oyun devam edecek. Yan masalardan gelen konuşmalara bakılırsa oyun çok beğenildi: “Haftaya yine gelmeliyiz. Nasıl olsa aynı gösteriyi izlemeyeceğimiz garanti!” Grup yine sahnede ve bu kez dört de seyirci davet ediyorlar. Ayrıca sahneye dört tane de nesne istiyorlar. Her […]

Kartondan Ajda Pekkan sahnede!

İtalyan sanatçı Ennio Marchetto kartondan yaptığı kostümleriyle birçok ünlü ismi canlandırdığı gösterisiyle İtalya’dan sonra ününü bütün dünyaya duyurdu. Güney Afrika’daki gösterilerinden sonra Türkiye’ye gelen sanatçı 8–15 Nisan tarihleri arasında Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sahne alıyor. Venedik’te doğan ve sanat okulunda eğitim alan sanatçı gösterisinde, bir saniye içinde başka birine dönüşüyor. Marilyn Monroe, Gloria Gaynor, Kyle Minogue, Madonna, Celine Dion, Elvis Presley karakterlerinden sadece bir kaçı. Türkiye’ye özel repertuarına Ajda Pekkan ve Müslüm Gürses’i de katan Marchetto’nun bu dünyada benzeri olmayan gösterisini izlemek istiyorsanız, haberimizi kaçırmayın!Haber: İşvecan Nur Özen iozen@medyakronik.com Kameraman: Erdem Özüer

Rent Müzikali’nin gala gecesi

Amatör ruhla porfesyonel faaliyetler gerçekleştirerek, üniversite tiyatrosu kavramına yeni bir anlayış getiren Tiyatro Candela, 2008 sezonunda onuncu prodüksiyonu olan Rent Müzikali ile seyirci karşısına çıktı. Oyun marjinal yaşamları olan sekiz gencin bir yıl içinde yaşadıkları mutsuzluklar, acılar, problemler ve küçük mutlulukları nasıl büyük mutluluklara çevirdiklerini anlatıyor.. Gala: 08 Nisan 2008, Salı 21.00 Oyun: 04 – 05 – 07 – 18 – 19 – 30 Nisan 2008, saat 20:30 06 -20 Nisan 2008, saat 15:30 Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü, BS2 Kurtuluşderesi Cad. No 47 Dolapdere Giriş ücretsiz…Haber: Beril Tekin

Ezilenlerin Tiyatrosu küresel ısınmayı tartıştı

İnci Ömüriomur@medyakronik.com Boyalı Kuş Tiyatrosu, 16 Mart’ta günümüzde çok büyük önem taşıyan küresel ısınma sorununu ele aldı. Rengârenk Sanat Atölyesi’nde “2 Dereceyi Beklerken” adlı oyun sahnelendi. Bu oyun biçim olarak “Ezilenlerin Tiyatrosu” örneğiydi. Ezilenlerin Tiyatrosu, toplumda “ezilenleri” konu alıyor. Kadına uygulanan şiddet, çocuk hakları ihlali, engellilerin hakları ve toplumdaki benzer sorunlar ilgi alanına giriyor. Klasik tiyatro gibi giriş, gelişme, sonuç biçiminde oynanmıyor. Önceden yazılmış bir metin olmaksızın, doğaçlama gelişiyor. Seyircilerin de oyuncu olduğu oyun, kriz anında sona eriyor. 16 Mart Ezilenlerin Tiyatrosu’nun kurucusu Augusto Boal’ın doğum günü olduğu için 26 ülkede 46 grup, küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla oyunlar sahneye koydu. Boyalı Kuş Tiyatrosu’nun oyunu da işte bu etkinliğin bir parçasıydı. Rengârenk Sanat Atölyesi, yabancılık çekmeyeceğiniz, genelde birbirini tanıyan insanların olduğu, ilk defa gittiğinizde bile güler yüzle karşılanacağınız bir yer. Mekânda aynı zamanda evlerdekine benzeyen küçük bir mutfak var ve ev yemekleri yapılıyor. “2 Dereceyi Beklerken” oyunu başlamadan önce “Gaia” adlı kampanya filmi gösteriliyor. Bu film küresel ısınmanın dünya üzerindeki olumsuz etkilerini ve çözümlerini anlatıyor. Küresel ısınma sonucunda dünyanın iki derece ısındığı ve çoğumuzun da bu duruma ilgisizliği gözler önüne seriliyor. Filmin ardından güzel bir performans geliyor. Bütün seyirciler oturdukları yerden kalkıp yan odaya geçiyor. Burada oyuncular tek sıra haline geçerek doğada oluşan sorunlar üzerine kelimeler söylüyorlar ve oradan diğer odaya geçiyorlar. Seyirciler yerlerine oturuyor ve oyun başlıyor. Odanın dışından küresel ısınmaya karşı sloganlar atarak iki öğrenci geliyor ve oyun açılıyor. Burası bir sınıf ve yedi öğrenci küresel ısınma üzerine konuşuyor. Öğretmen sınav kâğıtlarını dağıtıyor, öğrencilerden tepki geliyor. Çünkü çoğu yüz üzerinden sıfır alıyor ve bu durumun karmaşıklığını anlamaya çalışıyorlar. Öğretmen sınav kâğıtlarında “Küresel ısınma yoktur” diyenlere yüz, “Vardır” diyenlere ise sıfır veriyor. Bu durumdan şikâyetçi olan öğrenciler öğretmenle tartışıyorlar. Bu sırada sınıftan çekip giden, hocaya katılmayan ve tartışmakta ısrarlı olan öğrenciler oyunu kriz noktasına taşıyorlar ve oyun burada bitiyor. […]

Başka bugün yok!

Duygu Ertürkderturk@medyakronik.comNur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com Önceki oyunları Popcorn, Kare As, Hair ve Cinnet ile tabir caizse “klasik üniversite tiyatrosu” kavramına yeni bir boyut katan Tiyatro Candela, 15 yıldır Broadway’de kapalı gişe oynanan Rent müzikalini Türkiye’de ilk kez görücüye çıkarıyor. Sahnelenmesi zor oyunlarıyla tanınan Tiyatro Candela’nın kurucularından Ömer Vatanarttıran, bunun sebebini “doğum sancılarını, birbirlerinin sınırlarını zorlamayı ve meydan okumayı seven bir ekip” olmalarına bağlarken, gelecekte de Candela’nın farklılığını sürdürmek için denenmemişi yapmaya ve özgür ruhunu terbiyeden korumaya devam edeceğini söylüyor. Topluluğun yönetmeni Bora Severcan ise Rent’i neden seçtiklerini şöyle açıklıyor: “Bir müzikal bu. O yüzden her şeyi zordu, ama altından kalktık. Ayrıca, böyle bir oyunu seçiyorsanız, tedirgin olmayacaksınız. Korksaydık, kendimizle çelişirdik. Zaten şu anda dik çıkan, derdini anlatmaya çalışan bir profesyonel tiyatro kalmadı… Haklı olarak riske girmeden aynı oyunları çevirip çevirip oynuyorlar ya da müthiş bir buluşmuş gibi Barok müzikle birleştiriyorlar. Amatör tiyatrolarsa çok fazla elitist olmaya çalışıyor ve seyirci bulamıyorlar.” Ve kulağımıza bir sır fısıldıyor: “Hair’la açtığımız yolu Rent’le devam ettiriyoruz. Bu bir üçleme olacak, elimizde çok gizli bir oyun daha var ama asla söyleyemem!” “Unutmayın tek hazineniz var o da hayatınız!” Rent müzikali Bora Severcan’ın deyimiyle “yaşamın anlamını dakikalarla ölçmeyen, sadece tadını çıkarmaya çalışan, hayatın tüm dayatmalarına karşı aşka ve sanata tutunan bohem sanatçıların bir senelik yolculuğunu” anlatıyor. Grup, büyük bir cesaret örneği göstererek, toplumun önyargıyla yaklaştığı birçok öğe barındırmasına rağmen, oyunu sansüre bulamadan sunuyor seyirciye. Travestiden AIDS hastasına kadar marjinal kesime cesurca yer verilen oyunda, orijinaline uygun olarak, eşcinsel ilişki ve öpüşme sahneleri bile var. Rent’in öne çıkan karakterlerini canlandıran oyuncular ise rolleri için şunları söylüyor: Göktuğ Sarı (Travesti Angel)“Çok zor bir şey kadın kılığına girmek; her gün traş olmak, topuklu ayakkabılarla dans etmek, sesini incelterek şarkı söylemek… Angel da çok zor bir karakter. Aids hastası ama çok umutlu ve diğer insanlara da yaşam enerjisi veriyor. Ailem ilk başta […]

Savaş Dinçel yaşasaydı, 66 yaşına basacaktı

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com1942 yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde doğan Savaş Dinçel, Koca Ragıp Paşa İlkokulu’nu bitirdikten sonra İstanbul Erkek Lisesi’ni kazandı. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro eğitimi almaya başlayan Dinçel, aynı günlerde karikatür çizmeye de merak sardı. Sahneye ilk adımını İstanbul Şehir Tiyatroları’nda atan Dinçel, 12 Eylül 1980’de tiyatrodan uzaklaştırıldı. Bunun üzerine Güldürü Eğitim Merkezi’nde karikatürler çizmeye başlayan Dinçel, Günaydıngazetesine de “Tonton” isimli bir bant hazırladı. İki kez karikatür sergisi açan Dinçel’in, “Çizgilerle Nazım Hikmet” isimli bir kitabı da var. 1980 darbesinin etkileri azalmaya başladığında Danıştay kararı ile Şehir Tiyatroları’nda tekrar çalışmaya başlayan Dinçel, Küçük Prens, Keşanlı Ali Destanı gibi edebi eserleri tiyatro sahnesine taşıdı. Ziya Öztan’ın yönetmenliğini yaptığı Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerinde İsmet İnönü’yü canlandıran Dinçel, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, AST ve Münir Özkul ile birçok projeye imza attı. Bunun yanı sıra yazarlıkla da uğraşan Dinçel’in Uçurtmanın Kuyruğu, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye, Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye isimli üç oyunu var. Sessiz Gemiler isimli dizi çekimi sırasında rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan Dinçel, ciddi bir operasyon geçirdi. Ameliyat sonrasında 20 Aralık 2007’de iç kanama geçiren Dinçel, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Aldığı ödüller:* 8. ÇASOD “En İyi Oyuncu” Ödülleri, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar20. İstanbul Film Festivali, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar22. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2000, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar2. Lions Tiyatro Ödülleri, 2002, Yılın Oyun Yazarı, Uçurtmanın Kuyruğu Rol aldığı yapımlar:* • Sessiz Gemiler Mümtaz bey 2007• Bir İhtimal Daha Var Mercan 2006• Esir Kalpler Rüçhan Akerman 2006• Eve Dönüş Sacit 2006• Sevda Çiçeği Naşit 2006• Can 2006 Bir Salkım Üzüm 2005• Ölümüne Sevdalar Barbayani 2005• Peki Olur Şekerim 2003• Abdülhamit Düşerken Tevfik Paşa 2002• Ekmek Teknesi Nusrettin 2002• Çemberler 2000• Sinekli Bakkal 2000• Bizi Güldürenler 2000• Abuzer Kadayıf 2000• Dar Alanda Kısa Paslaşmalar […]

Biz kadınların halleri…

Özlem Özbaşoozbas@medyakronik.com Haftalarımı alan feminizm konulu ödevim vesilesiyle Adem’le Havva’ya kadar dalmıştım ve tek niyetim bir oyun izleyip biraz kafa dağıtmak mıydı, neydi? “Hareket Atölyesi”nin “İnsan(lık) Hali”ni izlemek üzere koltuğa kuruldum ve kendimi bir tuhaf “kadın(lık) hali”nin tam da ortasında buldum.Hareket Atölyesi, 1999’da bir atölye çalışması olarak kurulmuş. Grup 23-67 yaş arası kadınlardan oluşuyor. İnsanın kendini ifade etme şekillerini araştırırken ister istemez mekân, mimari – ses, müzik – hareket, dans – metin, edebiyat – film ve medya alanlarının karşılaştığını gören ekip, kendine bir sınır koymuyor ve dolayısıyla ne yaptığını tarif ederken zorlanabiliyor.İnsan(lık) Hali topluluğun ikinci profesyonel çalışması ve “Biz kadınlar…” diye başlayan eksik cümlelerin hemen hepsini tamamlamakta iddialı.Oyunun yönetmeni Zeynep Günsür. Oyunda performanslarıyla göz dolduran isimlerse Gülsu Aren, Meral Erdoğan, Nilgün Günsür, Sibel Günsür, Zeynep Günsür, Gamze İneceli, Dizem Kaftan, Ece Ulutan ve Deniz Olgay Yamanus. Oyunun seyirciyle kurduğu samimi ilişki onları sıcacık tutmaya yetiyor. Her bölümde farklı şekillerde kullanılan naylonlar ve yine poşetli dekor, “haşır huşur”lar herhangi bir şey izliyor olmadığını hatırlatıyor seyirciye. -i hali, -e hali… “…Kendi halimize acıyarak, gülerek, isyan ederek, cinnet geçirerek, dalga geçerek ve daha birçok ruh hali içinden bakarken aklımıza gelenler… Belki de eleştirisini yaptığımız her şeyin kendimizde de olduğunu bilmekten kaynaklanan bir ruh geçmesi hali, ya da sıkıntılı anların ötesinde bir iç geçirme, iç dökme biçimi ve belki de böylece göze görünür hale gelenlerle birlikte bir öteye geçme umudu… Bir (lık) hali güzellemesi…”Sahnedeki bu dokuz kadın, tuhaflığımızı vuruyor yüzümüze. Yemek yapan, alışverişe doyamayan, çocuk yetiştiren, hemcinslerini kıskanan, tacize uğrayan, “tacize rağmen” sessizce yol alan ve sonunda bir “Boşveeer!” çekerek hayatın gözyaşlarına değmeyeceğine ikna oluveren kadınlar… Eleştirdiğimiz birçok şeyin neticede “dişi canlı” olarak yaratılmış hemen her varlıkta mevcut olduğunu hatırlamak kısa süreli kedere sebebiyet veriyorsa da, bir iç çekiyorsunuz. Geçiveriyor.İnsan(lık) Hali, kendi haline acıyarak, gülerek, isyan ederek ya da cinnet getirerek bakmak isteyenler için […]

Sıradışı bir oyun

İşvecan Nur Özeniozen@medyakronik.comKamera: Erdem Özüereozuer@medyakronik.com Klasik bir tiyatro değil bu. Türkiye’de bilindiği söylenemez. Comedia Dell’Arte dünyada geleneksel İtalyan komedisi olarak tanınıyor. Farklı dillerde ve masklarla oynanıyor. Üstelik bu dilleri bilmeniz gerekmiyor. Çünkü oyundaki hareketler her şeyi anlatıyor. Bu tiyatronun ustası Antonio Fava geçtiğimiz günlerde “Pulcinella’nın Savaşı” adlı oyunuyla İstanbul’da Kenter Tiyatrosu’nda rol arkadaşı Merve Engin ile birlikte sahne aldı. İki saat aralıksız oynanan oyunda izleyiciler çok güldü ve eğlendi. Oyun maalesef sadece tek gecelikti. Antonio Fava’yı önümüzdeki yıla kadar beklemek istemeyenler haberimizi kaçırmasınlar!

Tiyatroda bir meyhane

İşvecan Nur Özeniozen@medyakronik.comKamera: Erdem Özüereozuer@medyakronik.com Tiyatro salonundan içeri girildiğinde yan yana dizilmiş koltuklar yerine, üzeri mezeler ve rakılarla donatılmış masalar karşılıyor izleyiciyi. Sıradışı olan oyun da zaten bir meyhanede geçiyor. İzleyiciler bir yandan yemeklerini yiyip rakılarını içerlerken bir yandan da hem oyunu izliyorlar hem de şarkılar söyleyip saz ekibine eşlik ediyorlar. Bir taşla iki kuş vurmak isteyenler önce haberimizi izlesinler. Sonra da rezervasyon yaptırıp bu eğlenceli oyuna gitsinler.Gitmeye karar verenlere şimdiden iyi eğlenceler!

Tiyatro Triole’den “Tanrı”

Dilek Gündüzdgunduz@medyakronik.com Önceki senelere göre profesyonelliğe doğru büyük bir adım attığı seyirciler tarafından da fark edilen Triole, bünyesine kattığı yeni oyuncularla daha da büyümüş ve Tanrı oyununun kişi ihtiyacını en iyi şekilde karşılamıştı. Triole’nin kurucuları Seçil Kılıç ve Nazan Diri, oyunun sonunda en çok alkış alan isimler oldu. Salon, bir önceki sene sergilenen oyun “Abacı Kebeci Sen Neci?”ye göre daha kalabalıktı, eleştiriler de çok daha olumluydu. Zaten oyunun sonunda, oyuncuların sahneye çıkması ile kopan alkış da bunu bir kez daha kanıtladı. Nazan Diri ve Seçil Kılıç’ın yanı sıra, Triole’ye yıllardır dışarıdan katılan ve desteğini eksik etmeyen Suat Ünaldı da oyunculuğuyla göz doldurdu. “Tanrı”nın bir sonraki gösterimi 19 Ocak’ta Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampusü BS2 salonunda gerçekleşecek. Oyunun galası ise Şubat ayında yapılacak. Ayrıca Triole bu sene iki yıl önce sahneye koyduğu “Çetin Ceviz”i de bir kez daha sergileme kararı aldı.

Arkadaşım, şaka yapma!

İlknur Aydoğan Onlar aslında ünlü olmaya çalışan, iki bahtsız oyuncu. Bu yüzden smokin giyiyorlar. Sürekli azar işittikleri karanlık bir yönetmenleri var. Ama o en çok şaka yapmalarına kızıyor. Tolga Çevik nedenini şöyle açıklıyor: “Şaka bizi engelleyen bir şey. Sadece durum komedisi var bu programda. Yani bir usta-çırağın, yapamadıkları şeyin komik görünmesi olay. Şaka yapan çok program var. Onların riski şaka yapmaları. Her şaka herkese uymayabilir. O yüzden bu program herkese uyuyor. 50 sene sonra da seyredilecek bir şey bu. Çünkü içinde şaka yok. Tarihi geçmeyecek, tükenmeyecek.” Modern meddah gösterisi Programın asıl mimarı Tolga Çevik. Plato Film, ona bir proje yapmasını teklif ediliyor. Sonrasını şöyle anlatıyor Çevik: “Benim aklımda daha kenarları tam törpülenmemiş bir proje vardı. Onu ne yapalım, ne edelim derken, ‘bir tane de üstat lazım buraya’ dedik. Kafamdaki şey için sizi yontacak biri. Bu da Salih Kalyon’du. Bu proje metni olmadığı ve sağı solu belli olmadığı için çok zor. Ben de o konuda tecrübeme çok da güvenemiyorum hakikaten. Tek başına yapılacak bir şey değil çünkü bu. Böyle bir şans atışı yapıp, Salih ağabeye, ‘arzu eder misin?’ diye sorduk, kabul etti de şimdi gülüyoruz.” Salih Kalyon yaptıkları işin kökünde orta oyunu, meddahlık olduğunu söylüyor ve bunun gülmece tarihimizde önemli bir yeri olduğunu belirtiyor: “Bu modern meddah gösterisi. Ama meddah tek kişidir, biz bunu diyaloga dönüştürdük, Karagöz, Hacivat olduk. Televizyonda yayımlandığı için adı televizyon programı oluyor. Ama özünde tiyatro yapıyoruz. Bizim toplumumuz meddah, Karagöz tiplemeleriyle biliyor tiyatroyu. Bu topraklarda öyle bir kültür vardı.”“Tutmamasına imkân yoktu” Aslında programı izleyen ve bu formatın yurtdışından gelip gelmediğini merak edenlere de bir cevap oluyor usta oyuncunun dedikleri. Bir taraftan da her farklı şeyin yurtdışından geldiği kanısından hiç hoşlanmıyor Kalyon. İlkin Plato Film Okulu’nda, 80 kişilik bir salonda oynayıp çektikleri program, Kasım sonundan itibaren 650 kişilik, Ferhan Şensoy Tiyatrosu’na ait bir salonda devam ediyor. Seyirci katılımı […]

‘Ben Anadolu’ İtalyancaya çevrildi

Nihan Ozan nozan@medyakronik.com Türk Tiyatrosu’nun önemli yazarlarından Güngör Dilmen’in yazdığı “Ben Anadolu” TEDA projesi kapsamında, Roma Büyükelçiliği’nin katkılarıyla İtalyancaya çevrilen ilk Türk tiyatro eseri oldu. İtalyan yayınevi Editoria&Spettacolo’dan “Io Anatolia” adıyla çıkan eseri, Roma Kültür ve Tanıtma Müşavirliği 4 Aralık 2007’de bir basın toplantısı ve kokteylle tanıttı.Tanıtımda İtalyan oyuncu Cristina Golotta eserden çeşitli bölümler okudu. Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal ise yaptığı konuşmada, “İtalya’da Türkiye ve Türk kültürü konusunda artmakta olan bir ilgi var. Türk ve Anadolu kültürünün İtalyan kamuoyunca daha yakından tanınmasıyla, ön yargılar ve yanlış anlaşılmalar aşılacaktır” dedi.“Ben Anadolu” mitolojik çağlardan günümüze kadar Anadolu topraklarında yaşamış 18 kadının hikâyesinden oluşuyor. Eser daha önce birçok dile çevrildi ve birçok ülkede yayınlandı.“I Anatolia” ismiyle sahnelenen oyunu Yıldız Kenter de Londra’da İngilizce oynamış ve ayakta alkışlanmıştı.

Artiz Mektebi’nin modası geçmedi!

  Yaşamın koşuşturmacasına ve stresine biraz ara verip gülmeye ve eğlenmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız “evet” ise, işte size güzel bir öneri: Müjdat Gezen Tiyatrosu Artiz Mektebi oyunu ile sizleri bekliyor. Müjdat Gezen ve Kandemir Konduk’un birlikte yazdığı oyunda eğitim sistemi mizahi bir dille eleştiriliyor. Danslar ve şarkılar oyuna renk katıyor. En iyisi haberimizi izledikten sonra gidip oyunu görmeniz…