Sanat

Yoldan geçenler için sanat: Sokak tiyatrosu

Yazan: Burcu Soydan

Herhangi bir gün arkadaşınızla buluşmaya ya da alışverişe giderken ya da hava almaya çıkmışken onlara rastlayabilirsiniz. Sahneleri kaldırım, dekorları herhangi bir apartmanın kapısı, kostümleri günlük kıyafetleri, figüranları yoldan geçen birisi ya da köşedeki simitçi. Sokak tiyatrolarından bahsediyoruz. “Siz tiyatroya gelemezseniz, biz tiyatroyu size getiririz” diyerek hazırladıkları oyunları ülkenin dört bir yanındaki meydanlarda oynuyorlar. “Bir derdimiz var ki anlatmaya geldik buraya” diyerek; siyasi görüşleri, ırkı, dini, milliyeti, hayata bakış açıları farklı olsa da herkesin derdinin ortak olduğunu çok da uzun olmayan oyunlarla halka anlatıyorlar. Eğer bir gün sizin de karşınıza çıkarlarsa, tavsiyemiz kafanızı çevirip yürümeden önce bir kulak verin anlattıklarına. Belki sizin de derdinizdir anlattıkları.

Devrimci Gençlik Köprüsü

Sokak tiyatroları Türkiye’de 1960’larda yeni anayasanın yürürlüğe girmesiyle oluşan görece özgür ortamda filizlendi. “Devrim için hareket” tiyatroları o dönemde sokaklarda politik oyunlar oynadı. Aradan geçen zaman ve yaşanılan darbeler tiyatrocuları sokaktan soğuttu. Ardından 1960’lı yıllarda İstanbul Boğazı’na köprü yapılsın mı yapılmasın mı tartışmaları yaşanırken bir grup tiyatrocu Hakkâri’de, üzerinde köprü olmadığı için Zap suyunun öte yanındaki köyünden karşı köydeki okuluna gidemeyen bir kızın hikâyesini sokakta sergiledi. Bu olay Hakkâri’ye köprü yapılması için büyük bir kamuoyu oluşturdu. Boğaz’a köprü yapılmasına, bu tür yatırımlardan herkesin yararlanabilmesi fikrinden hareketle karşı çıkan bir grup üniversite öğrencisi “Boğaz’a değil Zap’a köprü” kampanyasını başlatır. Dönemin siyasi gençlik liderlerinin önderlik ettiği kampanyaya Milliyet Gazetesi de katılır ve bir yardım kampanyası açılır. Gelen desteklerle yola çıkan öğrenciler köylülerle el ele vererek 22 gün gibi kısa bir sürede köprüyü tamamlar. Adı da “Devrimci Gençlik Köprüsü” olur.

Devrim tiyatrolarından Yenikapı’ya

Sokaklarda, toplumcu sanat anlayışıyla sorunları dile getiren, daha adil bir ülke düzeni için oyunlar sergileyen kısaca dert anlatanlardan biri de İzmir merkezli Yenikapı Tiyatrosu. En büyüğü 30’lu yaşlarını süren çeşitli alanlarda eğitim almış 13 kişilik bir ekipten oluşan Yenikapı Tiyatrosu, 14 – 30 Kasım 2008 tarihleri arasında düzenlenecek 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin açılış oyununu da sahneleyecek. Tiyatronun kurucusu ve yönetmeni Orçun Masatçı’yla sokak tiyatroculuğunu konuştuk.

Egomuz için değil seyirci için sanat yapıyoruz

Saint Petersburg Üniversitesi Tiyatro Yönetmenliği Bölümü mezunu olan Masatçı, Van ve Ankara gibi illerde tiyatro çalışmalarında bulunduktan sonra 2006’da İzmir’e yerleşerek sokaklarda oyunlarını sergileyen Yenikapı Tiyatrosu’nun temellerini attı. Sokak oyunculuğunu hep içinde bulunmak istediği bir tiyatro tarzı olarak tanımlayan Masatçı, “Yoldan geçen bir insanı bir anda tiyatro seyircisine çevirmek çok heyecan verici” diyor.
“Yenikapı Tiyatrosu’nu kurarken sokakla tiyatroyu bütünleştirmeyi, maddi durumu elvermeyenlerin de tiyatro izleyebilmesini hedefledik. Bunun yanı sıra, bizim bütün oyunlarımızda bir derdimiz var ve onu anlatmak için çıkıyoruz sokağa. Yaşamda olup biten her şeyin seyirciye tiyatro oyunu olarak geri dönmesini istiyoruz. Seyirciye artık suya sabuna dokunmayan, tamamen kendi egosu için sanat üretenlerin değil, aynı zamanda seyirci için de bir şeyler yapan, rekabet algısını yıkmış sanatçıların da olduğunu göstermek istiyoruz.”

Yeni olana açılan tiyatro, Yenikapı

Kurdukları tiyatronun adının neden “Yenikapı Tiyatrosu” olduğu sorusunu şöyle yanıtlıyor Masatçı: “ Yenikapı, yeni bir anlayış, yeni bir ürün, yeni bir estetik olarak ortaya çıktığımız için koyulmuş bir isim. Ülkemizde tiyatrocular her ne kadar epik tiyatro üzerine çalışıyoruz deseler de klasik tiyatronun ötesine geçemediler. Biz klasik tiyatronun ötesine geçerek tiyatroyu değiştirerek ve geliştirerek bundan 10 yıl sonra bu topraklardan tiyatroya ait yeni teorilerin ortaya çıkacağını iddia ediyoruz.”

Siyasi görüşlerimiz farklı, dertlerimiz ortak

Yaptıkları işin, farklı görüşlerde olsa da herkesi ilgilendirdiğini vurgulayan Masatçı bu yüzden oyunlarını sergilemek için gittikleri her şehrin farklı semtlerini tercih ettiklerini söylüyor. Kimi zaman muhafazakâr semtte yoksulluğu, kimi zaman da şehrin göbeğindeki bir alışveriş merkezinin önünde tüketim çılgınlığını eleştirebiliyor. Masatçı, başlarını en çok belaya sokan ise eşitlik, özgürlük, insan hakları gibi konulara değindikleri oyunlar olduğunu söylüyor.
“Bu tarz konuların işlendiği her oyunun ardından karakollarda ‘misafir’ olmaya alıştık. Komik gerekçelerle de gözaltına alınabiliyorsunuz. 2003’te Hakkâri’de ‘Mikado’nun Çöpleri’ adlı oyunu oynarken sahneye dikilmiş bir Türk bayrağını, oyunla alakasız olduğu için kenara aldık. Bu da en sadık izleyicilerimiz olan polisleri rahatsız etti. Oyundan sonra apar topar gözaltına alınsak da serbest kaldık.”

Propaganda var, slogan yok

Sokaktaki her yerde oyunlarını sergileyebilen Yenikapı Tiyatrosu, oyundan önce herhangi bir afiş basmıyor. Genelde kendileri yazdıkları kimi zaman da Rus ve İtalyan edebiyatından örnekleri günümüze uyarlayarak izleyiciye aktardıkları oyunun duyurusu da yine sokakta ama davul zurnalarla oluyor. Davul çalıp “Oyunumuz başlıyor” duyurusunun ardından, etraflarında biriken kalabalığa, “Bir derdimiz var ki anlatmaya geldik buraya” diyerek oyun başlıyor. 20 dakikayı geçmemesine özen gösterilen oyunun bitiminde kendilerine zaman ayıran seyirciyi alkışlayıp aralarına karışıyor oyuncular. Sokak tiyatrosunun kökeni Marksist tiyatro kuramına dayansa da Masatçı herhangi siyasi bir yapıya bağlı olmadan oyunlarını sergilediklerini anlatıyor.
“Elbette ki, Yenikapı Tiyatrosu kendi içinde muhalif bir kimliğe sahip. Hepimizin bir dünya görüşü var. Buradan yola çıkarak oyunlarımızda propaganda yok diyemeyiz ama bu algıyla ilgili bir mevzudur. Oyunlarımızda slogan yok ve her sokak tiyatrosu da siyasi olmak zorunda değil. Ama her sokak tiyatrosunun anlatacak bir derdi olmak zorunda. Oyunumuzu oynarken sokaktaki insanın hayatına bir anda girivermiş oluyoruz. Bizi izleyen seyirci tiyatro izlemek için sokağa çıkmadığından çok fazla zamanlarını almadan dertlerimizi sade bir dille anlatmamız gerekiyor. Biz de bunu yapıyoruz.”

“Oyunlarımızı birilerine atfederek daha da anlamlandırıyoruz”

Bugüne kadar yazdıkları ve oynadıkları oyunların birçoğunu birilerine atfettiklerini söyleyen Masatçı, “Bugüne kadar Hrant Dink’e, Tuzla Tersanelerinde ölen işçilere, kanserden ölen Kazım Koyuncuya ve kot taşlama işinde hastalanan işçilere atfettiğimiz birçok oyun oldu. Bu sayede sorunlara olan hassasiyetleri daha iyi dile getirip, daha somut bir anlam kazandıklarını düşünüyoruz.”

Yaşamsal koşullar bazen ideolojinin önüne geçebiliyor

Sokak tiyatrosu tamamen gönüllü olarak yapılınca ve izleyicilerinden para da alınmayınca bu işten karın doyurmak hiç mümkün olmuyor. Genç yaştaki sokak oyuncuları aileleriyle yaşadığı için paraya daha az ihtiyaç duyarken, bir kısmı da dizilerde rol alarak geçimini sağlıyor. Masatçı da dizilerden yüzüne aşina olduğumuz bir oyuncu. Masatçı, “İnançlarıma, görüşlerime ters düşen bir sektör” dese de dizilerde rol almak zorunda kalışını, “Yaşamsal koşullar bazen ideolojinin önüne geçebiliyor” diye açıklıyor.
“Ben bir oyuncuyum ama her rolde oynarım diyen bir oyuncu değilim. Kurtlar Vadisi gibi gerici, ırkçı dizilerde asla oynamam. Televizyon dizilerinde oynamak benim de eleştirdiğim bir şey olsa da yaşamsal koşullar bazen insanı fedakârlıklara zorluyor. Kendi hayatınızı idame ettirebilmek için bazen böyle yanlışların içine girebiliyorsunuz. Buradan kazandığımız paralarla da inandığımız işi yapmaya devam ediyoruz.”

Yorum yazın