Etiket Ufuk Ülger

F1’de az parayla saadet olacak mı?

FIA (Uluslararası otomobil fedarasyonu) 2009 yılı içinde bazı yeni kuralların alındığını ve bu kuralların 2010 sezonunda uygulacağını açıkladı. Formula 1 için alınan yeni kurallar ile birlikte, Luca Di Montezemola başkanlığındaki Ferrari takımının yönetim kurulu, 12 Mayıs tarihinde yaptığı toplantı sonrasında 2010 sezonunda uygulanacak olan kuralların dayatma olduğunu ve bu kuralların uygulanması halinde 2010 sezonunda Formula 1’e katılmayacaklarını açıkladı. Yapılan açıklamada, “2010 yılında teknik kurallar ve ekonomik parametrel kuraldan öte dayatmadır. Alınan kararların bir çoğu takımlara danışılmadan alınan kararlardır. Bu durum değişmediği takdirde, şampiyonanın başladığı 1950 tarihinden bu yana kesintisiz olarak yarışlara katılan tek takım olan Ferrari önümüzdeki sezondan başlayarak, şampiyonaya araçlarını dahil etmeyecek” açıklamasında bulundu.4 takım çekildiğini açıkladı Yıllık 40 milyon sterlinlik bütçe sınırlaması üzerinden doğan yeni kuralların açıklanması ile birlikte yarışlardan çekileceğini açıklayan takım sayısı 4 oldu, daha önce Red Bull ve Toyota yeni kurallar yüzünden yarışlardan çekileceğini açıklamıştı Son olarak 13 Mayıs’da Renault’da bu kervana katılan takımlardan oldu. Yıllık bütçeleri 400 milyon doları aşan Ferrari, Toyota, Renault gibi takımların bu kurallar karşısında ne yapacağı şimdilik merak konusu. Formula 1’e olan ilginin giderek azaldığı bir dönemde takımların bu tarz açıklamalarda bulunması veya yarışlardan çekilmesi durumunda Formula 1’in geleceği tartışma konusu olacağa benziyor. Ferrari 2008 Ekim ayında da “Tek tip motor” kuralına karşı çıkmış ve yarışlardan çekilme kararı almıştı. Bunun üzerine açıklama yapan FIA, “Formula 1 ferrari olmadan da ayakta kalabilir” ifadesini kullandı. 2008 yılının Ekim ayında gerçekleşen bu restleşmeden sonra 4 takımın birden çekilme kararı karşısında FIA’nın yapacağı açıklama merakla bekleniyor.Bütçe sınırı ortalığı karıştırdı Takımların en çok karşı çıktıkları kuralların başında “40 milyon sterlinlik bütçe sınırlaması” kuralı geliyor. Bu kural gereğince Formula 1’de isteyen takım bütçesini 40 milyon sterlin ile sınırlayacak. İsteyen takımların da sınırsız bütçe ile yarışacağı kurala göre bütçesini sınırlayan takımlar teknik ve teknolojik olarak diğer takımlara göre daha fazla imtiyaza sahip olacak. Yeni kurallar şöyle: * […]

Ön sayfada kan var!

Agence France-Presse (AFP) muhabiri Tarık Mahmud tarafından Pakistan’ın Afganistan sınırında çekilen ve ajans tarafından servis edilen bir fotoğraf dün (24 Aralık 2008) Türkiye’de de bazı gazeteler tarafından kullanıldı. Fotoğraf, Hayber Özerk Bölgesi’nin başkenti Bara’da adam kaçırma, fidye isteme ve cinayetle itham edilen iki erkeğin kalaşnikof tüfekle infazını gösteriyordu. Habere göre devlet otoritesinin nüfuz etmediği, Taliban kontrolündeki bu bölgede şeriat kuralları geçerliydi. “Kısasa kısas” gereği bu infaz, infaz edilen iki kişinin öldürdüğü söylenen taksi şoförünün yakınları tarafından gerçekleştiriliyordu. Belgelediği şiddet nedeniyle okuru rahatsız edebilecek bu fotoğraf Vatangazetesi tarafından, ön sayfanın üst yarısını kaplayacak şekilde verildi. Bu kullanım gazetecilik adına cesur bir karar olarak nitelenebilir. Nitekim Hürriyet hariç Türkiye’de yayınlanan gazetelerin hiçbirinde fotoğraf ve ilgili haber yer almıyordu. Dünyanın belli başlı haber ajansları arasında yer alan AFP’nin servis ettiği bu fotoğraf tüm gazetelere ulaşmış olmalıydı. Peki bir gazetenin manşetten kullanacak kadar önemli gördüğü bu fotoğraf ve habere, diğerleri neden iç sayfalarında bile yer vermemişti? Soruyu tersinden soracak olursak Vatangazetesinin kullanımı gerçekten de “cesur bir karar” olarak nitelenebilir miydi? Soruyu gazete yöneticilerinin ve editörlerinin kendisine yönelttik. Vatan: “Demokratik bir ülke bunu hak etmiyor” Haberi ‘‘Taliban Adaleti’’ başlığıyla manşetten veren Vatan’ın Genel Yayın Müdürü Tayfun Devecioğlu, Pakistan’ın demokrasiyle yönetilen önemli bir ülke olduğunu ve böyle bir ülke için bu görüntünün önemli bir haber olarak algılanması gerektiğini düşündükleri için fotoğrafı manşette kullandıklarını dile getiriyor. Devecioğlu amaçlarının, “Türkiye’nin de benzer bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu ima etmek” olmadığını, sayısı 50’yi geçen Müslüman ülkelerin bir bölümünde bu tarz olayların yaşanabildiğini söylüyor. “Ancak Pakistan’da bunun çok uç ve çarpıcı bir örneği” diye de ekliyor. Haberi kullanan ikinci gazete Hürriyet’ti. Yazıişleri yoğunluk gerekçesiyle sorumuza cevap vermedi. Gazeteden edindiğimiz tek bilgi, bu haber üzerine geç saatlerde ön sayfanın değiştiği ve haberin son baskıya yetiştirildiği. Sabah’ın yazıişleri müdürlerinden Barış Soydan, fotoğrafı kullanmamalarını “teknik nedenlere” bağlıyor. “O gün, AFP bağlantısında yaşanan […]

Romanın adı var kendi yok

Hemen her kesimin izlediği yerli – yabancı bir dizi var. Özellikle yerli diziler, ulusal kanalların gün içerisindeki büyük bir bölümünü kaplıyor ve böylelikle hayatımızı da büyük ölçüde etkiliyor. Bir dönemin çok izlenen “ağa” ya da “mafya” dizileri artık demode olsa gerek, çünkü dizilerin şimdiki moda akımı, edebiyat uyarlamaları. Halit Ziya Uşaklıgil’den Aşk-ı Memnu, Reşat Nuri Güntekin’den Yaprak Dökümü ve Dudaktan Kalbe, Ayşe Kulin’den Gece Sesleri gibi edebi eserleri televizyon kanallarında “edebi dizi” olarak izliyoruz. Senaristlerin ve yapımcıların gözbebeği haline gelen bu uyarlama diziler izlenme rekorlarına paralel olarak, dizilerin esin kaynağı olan eserlerin de satışını arttırıyor. Birçok kitabevi, uyarlama dizilerden sonra halkın romanlara olan ilgisinin arttığını belirtiyor. Halit Ziya Uşaklıgil’in eseri Aşk-ı Memnu, Özgür Yayınları tarafından piyasaya sürülüyor. Yayınevi, eserle aynı ismi taşıyan dizinin çekimlere başlamasından sonra kitap satışının 10 – 12 bin seviyelerine yükseldiğini söylüyor. İnkılâp Kitabevi’ne bağlı olan Reşat Nuri Güntekin’in eserleri Yaprak Dökümü ve Dudaktan Kalbe’nin satışlarında da geçen seneye oranla yüzde 20 – 25 civarında bir artış var. Aynı şekilde Remzi Kitabevi de kendileri tarafından çıkartılan Ayşe Kulin’in eseri Gece Sesleri’nin televizyonda dizi olarak yayınlanmaya başladıktan sonra satışlarında artış olduğunu, yıllar sonra kitabın en çok satanlar listesinin beşinci sırasına yükseldiğini söylüyor. “Romanlar katlediliyor” Edebi romanların son zamanlarda ilgi görmesi, yeterince kitap satışı olmayan ülkemizde iyi bir durum gibi gözüküyor. Fakat yayınevleri ve kitap eleştirmenleri farklı dönemlere ait romanların dizi haline getirilmesine ve içerik olarak çok fazla değişikliğe uğratılmasına karşı tepkili. Özgür Yayınları’ndan ismini vermek istemeyen bir yönetici, kitapların içerik olarak dizilerde katledildiğini, kitapların diziye çevrilmesinden yana olmadığını ve dizilerin eserlerle alakasız olduğunu söylüyor. “Kitap satışları arttı fakat bu artışın sebebi, diziyi izleyen kesimin dizinin sonunu merak etmesi ve dizi sonunun kitaplarda aranması” diyen yönetici, Aşk-ı Memnu’nun hikâye olarak diziye uygun olmadığını, dizi yerine güzel bir drama filmi olabileceğini anlatıyor. Hikâyeleriyle izleyenleri üzüntüden perişan eden uyarlama dizilerin sayısı […]

Arap sporu Formula 1

Almanya’daki Hockenheim Pisti’nin patronu Karl-Josef Schmidt 29 Kasım’da Alman Der Tagesspiegel gazetesine “Rhein-Neckar-Kreis eyaleti mali yardımda bulunmazsa Hockenheim’da bir daha Formula 1 yarışı düzenlenemez” açıklamasını yapıyordu. 2008’deki Grand Prix’de 5,3 milyon avro zarar eden Schmidt’e göre mali sorunlar çözülmez ise Dünya Şampiyonası’nın Almanya ayağının dönüşümlü olarak yapıldığı diğer pist Nürburgring’de de bir daha yarış yapılamayacak. Schmidt en ilginç sözlerini de sona saklıyordu: “Bu gidişle Formula 1 sadece Arap ülkelerine kalacak.” Pilotların fiziki yeterliliği ve yeteneklerinin, yüksek teknolojinin kullandığı araçlarla test edildiği Formula 1 önemli bir değişim yaşıyor. Avrupa kökenli bu spor ekonomik nedenlerle giderek Asya ve Ortadoğu ülkelerine taşınıyor. Geride kalan 10 yılda, daha önce yarış takviminde hiç yer alamayan beş ülke Grand Prix’ye dahil oldu. Sırasıyla Malezya (1999), Bahreyn (2004), Çin (2004), İstanbul ve son olarak da 2008’de Singapur dünyanın en hızlı araçlarını ağırlamak üzere pist inşa ettiler. Dünya Şampiyonası’nın Asyalı ortaklarının sayısı önümüzdeki üç yılda daha da yükselecek. Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi 2009 takviminde kendine yer buldu. Hindistan ve Güney Kore sıradaki ülkeler. Grand Prix’nin kıdemli Avrupalıları ise takvim dışında kalmaya başladı. Örneğin, Formula 1 tarihinin en eski yarışı olan (88 yıllık) Fransa Grand Prix’i 2009’de yapılmayacak. Aynı şekilde 1970’ten beri Almanya Grand Prix’sinin yapıldığı Hockenheim pistindeki yarış sayısı iki yılda bire düşürüldü. Yine kıdemliler arasında yer tutan Kanada da Dünya Şampiyonası dışında kaldı. Uzun yıllardır Formula 1’e yatırım yapan ülkeler, üstelik giderek daha çok izleyici toplayan ve bu nedenle daha çok gelir getirebileceği düşünülen bu organizasyondan neden çekiliyor? Sigara krizi Krizin başlıca nedenleri arasında Avrupa Birliği ülkelerinin 2005 yılında uygulamaya başladığı sigara reklamı yasağı yer alıyor. Çünkü sigara firmaları, reklam karşılığında takımlara ve pist sahiplernine yılda 300 milyon avro gelir sağlıyordu. Gelirinin önemli bir bölümü bu firmalardan gelen Avusturya’nın Zeltweg Pisti yasağın uygulanmasını beklemeden yarışlardan çekildi. O yılki kriz, Bahreyn’in yarış takvimine alınmasıyla geçici olarak […]

Çocuklara gününü gösteriyoruz

Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Yani, çocukların vatandaşlık haklarından tutun da eğitim, sağlık, barınma ya da her türlü istismar, ihmal, ve sömürüye karşı korunmasını amaçlayan bir dizi kurallar bütününden oluşan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (ÇHS) 20 Kasım 1989’da kabul edilişinin yıldönümü. Savaşlarda ölüm sırasını bekleyen, yetersiz sağlık hizmeti olmadığı için salgın hastalıkların pençesine düşen, tarlalarda ve atölyelerde çalışmaya zorlanan, sömürü ve tacizle karşı karşıya kalarak hayatını sürdüren milyonlarca çocuk için bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Dünyanın her yerinde çocukların eşit koşullarda yaşam sürmesi ve gelişim gösterebilmesinden yola çıkan ve çocukların İnsan Hakları Beyannamesi sayılan, Türkiye’nin de 2 Ekim 1995’de altına imza attığı ÇHS’nin kabul edilişinin 19. yılı dolarken dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde, çocuklar halen sözleşmenin yasak koyduğu sorunların altında ezilmeye devam ediyor. Çocuklar hâlâ cinsel istismar mağduru, hâlâ ağır koşullarda işçilik yapıyor, hâlâ köle tacirleri tarafından alınıp satılıyor, hâlâ savaşlarda katlediliyor. Çocuklar evsiz barksız, parasız, aç ve silah altında UNICEF verilerine göre 1 milyardan fazla çocuk yoksulluk koşullarında yaşıyor. 640 milyon çocuk yeterli barınma olanaklarından yoksun. 20 milyon çocuğun hiç evi yok ve 7 milyon çocuk mülteci olarak yaşıyor. 500 milyon çocuk temel sağlık hizmetlerinden yoksun. 400 milyon çocuğun temiz içme suyuna erişimi yok. 300 milyon çocuk televizyon, radyo ya da gazetelere erişemeden bilgi sahibi olmaya çalışıyor. Resmi kayıtlara göre dünya üzerinde resmi olarak 300 milyon, gayri resmi olarak ise daha fazla çocuk, işçi olarak çalıştırılıyor. Binlerce çocuk savaşlarda katlediliyor. Yapılan araştırmalara göre dünya üzerinde 18 yaş altında, 1 milyona yakın çocuk silâh altında ve yılda 300 binden fazla çocuk ise başta Afrika kıtası olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde asker olarak savaş cephelerinde hayatını kaybediyor. Bir o kadar çocuk ise köle tacirleri tarafından işçilik ya da fuhuş için alınıp satılıyor. Türkiye’nin de dahil olduğu yüzlerce ülkede çocuk pornografisi ve çocuk tacizleri oranında ciddi artışlar yaşanıyor. Türkiye’de çocukların bayramı […]