“Sorun prosedür sorunu değil, akademik özgürlükler sorunudur”

Bilgi Tarih Bölümü Başkanı Bülent Bilmez “Bilgi’de Ermeni konferansı krizi” başlıklı haberimizle ilgili açıklama gönderdi.

Bilgi Tarih Bölümü Başkanı Bülent Bilmez “Bilgi’de Ermeni konferansı krizi” başlıklı haberimizle ilgili açıklama gönderdi.

Koordinatör Asena Günal'a göre “Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür” sergideki soykırım örnekleri, kanlı geçmişiyle yüzleşmeyen Türkiye’yi hatırlatıyor.

Yolun Başında belgeseli; "Biz Türkler siz Ermeniler" ya da bir başka deyişle "Biz Ermeniler siz Türkler…"
Türkiye, Ermenilerin acısına sahip çıkma çağrısını işitiyor mu? Ömer Laçiner, Sırrı Süreyya Önder, Hüseyin Hatemi, Ufuk Uras ve Aydın Engin cevaplıyor

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin dördüncü yılında Agos Gazetesi önünde anıldı. Gazeteci Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de gazetenin Şişli Halaskârgazi Caddesi’ndeki ofisi önünde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Törene katılanlar, Agos’un önüne kırmızı karanfiller bırakarak mum yaktı; ”4 yıldır yargı yok”, ”4 yıldır meclis yok” yazılı dövizler taşıdı; “Hepimiz Hrantız”, “Hrant için Adalet” ve “Katiller halk hesap verecek” sloganları attı. Törene katılan gruplar Taksim Meydanı ve Cevahir Alışveriş Merkezi önünde toplandı. Gruplar eş zamanlı olarak saat 13.30 sıralarında Agos Gazetesi’nin önüne doğru yürüyüşe geçti. Devrimci müzik grubu Bandista da Taksim’den Agos gazetesinin önüne kadar şarkılarını söyleyerek yürüdü. Öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, gazete balkonundan bir konuşma yaptı. Dink’in eşi Rakel Dink de Agos’un penceresinden kitleyi selamladı.Tören nedeniyle cadde araç trafiğine kapatıldı. Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülenlerin ailelerinin oluşturduğu Toplumsal Bellek Platformu üyeleri de törene katıldı. Nükhet İpekçi, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle öldürülen Kemal Türkler, Ahmet Kaya, Sabahattin Ali, Orhan Yavuz, Doğan Öz, Necdet Bulut, Akın Özdemir, Abdi İpekçi, Cevat Yurdakul, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Sevinç Özgüner, Mehmet Zeki Tekiner, İlhan Erdost, Metin Göktepe, Necip Hablemitoğlu, Yusuf Ekinci, Yasemin Cebenoyan, Onat Kutlar, Hasan Ocak, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter, Uğur Mumcu, Nesimi Çimen, Behçet Aysan, Metin Altıok’un aileleri adına bir konuşma yaptı. Öldürülen Milliyetgazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi konuşmasında Hrant Dink’in “Ben büstleri sevmiyorum, ben insanları seviyorum” sözünü tekrarladı. Faili meçhul bırakılmış siyasi cinayetlerin bir an önce aydınlatılmasını istedi. İpekçi, “Biz tek tek katillerin peşinde değiliz. Ancak bu cinayetlerin birer insanlık suçu olduğunu biliyor ve adaletin bir an önce gerçekleşmesini bekliyoruz” dedi.

Geçen yılın sonlarında Türk dış politikasında son dönemin en temel kırılmalarından biri yaşanmıştı; Ermenistan’la normalleşme süreci. İki ülke milli takımları arasında 2008 yılında oynanan iki maçla başlayan futbol diplomasisiyle Cumhurbaşkanları biraraya gelmiş ve süreç meyvelerini vermeye başlamıştı. Ertesi yıl İsviçre’nin arabuluculuğuyla sürdürülen Türkiye-Ermenistan görüşmelerinde bir noktaya kadar gelinmiş ve protokoller imzalanmıştı. Protokole göre Türkiye’nin Karabağ sorunu nedeniyle yıllardır kapalı olan sınır kapısı açılacak ve hatta karşılıklı diplomatik temsilcilikler faaliyete geçecekti. Çeşitli komisyonlar kurulmasını da içeren protokoller paraf edilse de arkası gelmedi. Ermenistan’la normalleşme süreci, beklentilerin aksine askıya alındı. Siyasilerin anlaşmazlıklarının çözümünü beklemenin vakit kaybı olduğunu düşünen ve iki halkın yakınlaşmasının toplumlar arası yürütülecek diyalog kanallarıyla mümkün olduğunu düşünenler, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da biraraya geldi. Ermenistan’daki Kafkas Enstitüsü ile Heinrich Böll Stiftung Derneği Güney Kafkas ve Türkiye ofislerinin Erivan’da ortaklaşa düzenlediği, Ermenistan ve Türkiye’den sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen Ani Diyalog Toplantıları 14-17 ekim tarihleri arasında yapıldı. Programın açılış konuşmalarında iki ülke ilişkilerinin temelde sivil halkın bir araya gelerek ortaya koyabileceği projelerle gelişebileceği özellikle Türkiye’nin bu konuda hızlı bir ilerleme gösterdiği vurgulandı. Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (ACNIS) Kordinatörü Richard Giragosian siyasi müzakere ve ilişkilerin kamuoyuna yönelik bir popülerlik aracı olduğunu belirttiği konuşmasında sorunların çözümünün geçmişin esiri olmamakla gerçekleşeceğini ve diyalogun sorunların çözümünde tek yol olduğunu söyledi. Kafkasya Enstitüsü Başkanı Alexandar İskandaryan da fiziki olarak kapalı olan sınırların ortak niyetlerin önüne geçemeyeceğini belirtti. Tüm konuşmacıların bir diğer ortak vurgusu ise kapalı sınırların bir an önce açılması gerektiğiydi. Siyasetçilerin sadece siyaset yaptığını ve iki ülke ilişkileri konusunda samimi davranmadığını düşünerek yola çıkan iki ülkeden farklı sivil toplum temsilcileri siyasetçilerin tıkadığı diyalog kanallarının nasıl açılabileceğini tartıştı bu toplantılarda medya ve gazetecilik, kültür ve miras, eğitim ve araştırma, insan hakları ve demokrasi ile çevre başlıkları altında farklı çalışma alanlarında bulunanların bir araya geldiği katılımcılar barış dilinin hakim kılınarak Türk-Ermeni ilişkilerinin nasıl kurulacağını tartıştı. […]

) kapaktan yer verdiği yazısıyla gıyabında tanışmıştım. “Beni daha iyi anlamanız için size dürüstçe ve samimiyetle kişisel öykümü anlatacağım” diye başladığı yazısında Giragosian, “Ben bir Ermeni milliyetçisiydim, bir dönem Türkler’e yönelik korku ve nefret ortamında aktif ve saldırgan bir diaspora Ermenisi olarak yetiştim. Ayrıca Ermeni siyasetindeki en milliyetçi grubun faal bir üyesiydim. Taşnak Partisi’nin (Türkiye ile yakınlaşmaya mesafeli duran radikal milliyetçi parti) bir mensubu olarak hayatım boyunca ‘Ermenistan ulusunu savunma ve ona hizmet etme’ yemini etmiştim. Bu kutsal ve doğal yemindeki vaadin ardında bulunabilecek anlamı sorgulamadan bu yemini çok ciddiye aldım” diyordu.Giragosian yazısının devamında, “Fakat yaşadıklarım, Türkiye’ye karşı militan bir eylemciden normalleşme sürecini destekleyen, ılımlı bir insana dönüştürdü beni” diyerek yaşadığı dönüşümü, belirttiği gibi samimiyetle anlatıyordu. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için çaba gösteren en aktif kişilerden biri olan Giragosian’la, Ermeni bir vatansever olarak yaşamayı seçtiği ve bir kaç yıl önce göç ettiği Erivan’da bu kez yüzyüze tanıştık. Ermenistan’daki Kafkas Enstitüsü ile Heinrich Böll Stiftung Derneği Güney Kafkas ve Türkiye ofislerinin Erivan’da ortaklaşa düzenlediği, Ermenistan ve Türkiye’den sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen Ani Diyalog toplantılarında. Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (ACNIS) Kordinatörü Richard Giragosian, şu sıralar askıya alınan Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve yürütülen müzakerelere ilişkin sorularımızı yanıtladı. Newsweek Türkiye dergisinde yayımlanan ve kendi hikayenizi anlattığınız yazınızda Taşnak Partisi yöneticisi Türk düşmanı bir Ermeni milliyetçisinden,Türkiye ve Ermenistan ile toplumları arasındaki yakınlaşmanın ılımlı politika yürütmekten ve diyalog kurmaktan geçtiğini savunan bir siyasetçiye dönüştüğünüzü yazmıştınız. Bize bu konuda biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Bu dönüşümü yaşayan tek kişi ben değilim. Aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan da kendi içlerinde bir şekilde değişim ve dönüşümden geçen iki ülke. Şu anda bu röportaj için aynı masada oturuyor olmamız bile önemli bir dönüşümün göstergesi çünkü bir kaç yıl önce böyle bir şeyi hayal bile edemezdik. Tabi ki bu süreçte ben değiştim olgunlaştım ama aynı zamanda ülkemiz de, toplumumuz da […]
SantralHaber Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Jandarma Astsubay Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysal Şahin’in ifadeleri doğrultusunda başlatılan soruşturma tamamlandı. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, Dink’in öldürüldüğü dönemde Trabzon İl Jandarma Komutanı olan Albay Ali Öz’ün de aralarında bulunduğu rütbeli 6 asker hakkında daha “görevi ihmal” suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Askerleri suçlamıştı Trabzon Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Can tarafından aylardır yürütülen soruşturma sonunda, Dink’in öldürüldüğü dönemde Trabzon İl Jandarma Komutanı olan Albay Ali Öz ve dönemin Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız ile istihbarat görevlileri Önder Araz, Okan Şimşek, Veysal Şahin, Hüseyin Yılmaz, Hacı Ömer Ünalır ve Gazi Günay hakkında iddianame hazırlandı. Savcılık askeri görevlilerin, Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisini cinayetten aylar önce almalarına rağmen ilgili makamlara bildirmediklerini ve Dink’in öldürülmesinden sonra geçmişteki istihbari zafiyetlerini saklamak amacıyla gerçeğe aykırı belge düzenlediklerini belirledi. Başsavcı Vekili Can, iddianamesini Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne sundu. Davanın, daha önce Okan Şimşek ve Veysel Şahin hakkında aynı mahkemede açılan ve görüşülmesine 4 Şubat’ta devam edilecek olan davayla birleştirileceği belirtiliyor. Coşkun İğci’nin itirafları süreci başlattı Albay Ali Öz’ü sanık yapan süreç, Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de İstanbul’da öldürülmesinin ardından yapılan soruşturma sırasında Yasin Hayal’in halasının eşi olan Coşkun İğci’nin, cinayeti olaydan 6 ay önce Trabzon’da jandarma istihbarat görevlilerine bildirdiğini söylemesiyle başlamıştı. İğci’nin ifadeleri üzerine Trabzon İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şubesi’nde çalışan Başçavuş Okan Şimşek ile Uzman Çavuş Veysel Şahin hakkında “görevi ihmal” suçundan dava açılmıştı. Dava kapsamında ifade veren iki rütbeli, müfettiş ifadelerinde İğci’yi yalanlamalarına rağmen, mahkemede itiraflarda bulunarak, “Albay Ali Öz bize baskı yaptığı için müfettişlere yalan söyledik. Coşkun İğci’nin, Hrant Dink’in öldürüleceğini cinayetten 6 ay önce bize bildirdiği doğrudur. Biz de bu bilgiyi İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız ve dönemin İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz’e toplantıda […]

1990’ların başında Boğaziçi Üniversitesi’nin bağrından kopup gelmiş bir grup çıktı ortaya. Anadolu halk şarkılarını, orijinalliğini bozmadan, anadillerinde yorumlayan bu grup Türk, Kürt, Azeri ve Ermeni şarkılarına aynı albümde yer verdi. Şimdilerde halen süren kanlı bir savaşın en şiddetli biçimiyle hüküm sürdüğü o günün şartlarında hayli cesaret gerekiyordu böyle bir albüm için. Barışın insan kokan yağmuru azaldıkça, şiddet ortamı barış diyenleri önüne katarak sürükleyip götürüyordu ölümün kollarına. Ama onlar cesaret etti. Yüzyıllardır bir dilin bahçesinden öteki dilin ırmağına derin kardeşlik cümleleri taşıyan türküleri söylediler. Geniş bir türkü coğrafyasının temsilcileri olarak, farklılıkların müzik şemsiyesi altında birleşmesini sağladılar. Farklı etnik kimliğe sahip insanlar arasında oluşturulmaya çalışılan düşmanlıklara, derin uçurumlara ve kutuplaşmalara müziğin diliyle cevap verdiler.Türkülerin kardeşliği Bu topraklarda farklı etnik kökenden insanların yan yana yaşayıp aynı acılara, aynı sevinçlere farklı dillerde türküler yazdıklarını, aynı topraklarda Türk, Kürt, Ermeni, Azeri, Laz, Çingene, Makedon, Çerkes, Zaza, Yezidi, Süryanilerin de yaşadığını ezgileriyle anlattılar. Türkiye toprakları üzerinde yaşayan ya da yaşamış olan, bu toprakların tarihini yüzyıllar boyunca birlikte yazan, kız alıp kız vermiş, gülmüş ağlamış, nice ihanetler görmüş, nice dostluklara yelken açmış halkların şarkılarını kendi dillerinde seslendirdiler. Adeta bu ülkenin insan haritasının çeşitliliğini, her türküyü kendi dilinde söyleyip dinlemenin daha güzel, daha etkileyici olduğu gerçeğiyle dile getirdiler. Hiç bilmediğimiz dillerdeki türküler, notalardan kanatları olan kuşlarla yüreklerimize nakşoldukça, her türkü çalınışında kardeşlerimizin hali nicedir bilir olduk. Hızlarını kaybetmeden ve giderek büyüyerek bugünlere ulaştılar. Her albümlerinde, türkülerin önderliğinde kardeşliği vurguladılar. Sonra kendilerine de da “Kardeş Türküler” dediler. Hrant Dink’in vasiyet olan hayali “İnsan olan insan, sever insanı / Bizden evvel gelip gidenler hanı / Aşkına düşürüp mecnun misali / Bir kuru hayale yeldirme beni” diye Neşet Ertaş’tan seslenmeye başlamalarının üstünden 15 yılı geride bıraktılar. Kardeş Türküler 15 yıl boyunca farklı dil, din ve şarkıların bir arada yaşayabileceği umudunu yeniden yeşertti bizim için. Bu defa da, kanlı geçmişimizden miras kötülük […]

Nıvart Taşçınivartt@gmail.com “Aramızda yaşı 80’i bulan ve yaşı kadar yer gezmiş gezginler vardı; danslarıyla, simalarıyla, kısaca tüm kültürüyle Ermenistan halkı, diğer 79 ülkeden daha fazla bizlere benziyordu.” Geçen hafta bir Türk turist kafilesi tarafından Ermenistan’a yapılan ilk gezinin katılımcılarından Ahmet Demirel, seyahat izlenimlerini böyle özetliyor. 1985’ten bu yana bir seyahat acentesi işleten Faruk Pekin rehberliğindeki 33 kişilik kafilenin Gürcistan üzerinden yaptıkları Ermenistan yolculuğu, hem yepyeni bir coğrafyaya, hem de Türkiye-Ermenistan ilişkilerini açmaza sokan sınır sorununun farklı boyutlarına uzanan bir ziyaret niteliği taşıyor.Dağlık Karabağ sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle Türkiye, Ermenistan’la sınır kapılarını Nisan 1993’te kapatmıştı. 1994’te hava sahasının da kapatılmasıyla Türkiye-Ermenistan arası uçuşlar Türkiye’deki bir temsilci tarafından kiralanan Ermenistan uçaklarıyla gerçekleştiriliyordu. Söz konusu uçuşların organizasyonundan sorumlu Dikran Altun, 2000’lerin başından itibaren Dışişleri Bakanlığının konuyla ilgili tutumunu yumuşattığını, nitekim uçuşlarda artık Türk uçaklarının da kullanıldığını belirtiyor.Ermenistan ve Atlas hava yolları Erivan-İstanbul arasında haftada ikişer gün düzenli sefer yapıyor. Ama bu uçuşların yolcuları da daha çok bavul ticareti yapan Ermenistanlılardan, bir kısmı da turistik veya iş seyahati amacıyla yola çıkan Türkiyeli Ermenilerden oluşuyor. Bu seferlere son 3 yılda Erivan-Antalya arasında düzenlenen uçak seferleri de eklendi; elbette bu uçuşların büyük çoğunluğunu turistik amaçlı seyahatler oluşturuyor.Doğu Karadeniz’den Ermenistan’a yapılan yolcu otobüsü seferleri ise ancak Gürcistan üzerinden devam ediyor. Uçak yolculuğuna kıyasla daha hesaplı olması, bu güzergâhı bavul ticareti yapan Ermenistanlılar tarafından tercih edilir kılıyor.Hiçbir olumsuzluk yaşamadık Görünen tabloda turistik veya iş amaçlı Ermenistan seyahatlerinin Müslüman Türk vatandaşlar tarafından nadiren tercih edilir olduğunu ve seyahat acentelerinin bu yönde özel geziler düzenlemeyi tercih etmediklerini söylemek mümkün.Kendini bir ‘gezgin’ olarak niteleyen Faruk Pekin’in rehberliğindeki ekip de, seyahatlerini Gürcistan üzerinden gerçekleştirmiş. Ermenistan’da Soykırım Anıtı veya sınırları farklı çizilmiş haritalar gibi karşılaması zor sahneler de yaşadıklarını, fakat sınır polisi dâhil, insanlardan yana hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadıklarını belirten Pekin’e göre Ermenistan’da en bariz ve görünür olan “halkın çektiği sıkıntı ve yokluk”.Pekin, yakın tarihin […]

Ferda Balancar Birzamanlar Yayıncılık tarafından yayımlanan “Sivas 1877” adlı kitap, Türkiye’de son zamanlarda sayıları hızla artan yerel tarih çalışmalarının en nitelikli ve en kapsamlı olanlarından biri olarak kitabevi raflarındaki yerini aldı. Osman Köker tarafından kurulan Birzamanlar Yayıncılık, ilk kez “Orlando Carlo Calumeno Koleksiyonu’ndan Kartpostallarla 100 Yıl Önce Türkiye’de Ermeniler” başlıklı kitapla adını duyurmuştu. Birzamanlar Yayıncılık’ın geçen günlerde yayımlanan Sivas 1877 başlıklı kitabı da geniş tartışmaları kışkırtmaya aday görünüyor. “Sivas 1877”nin ana metnini Rahip Boğos Natanyan’ın 1877 yılında kaleme aldığı bir rapor oluşturuyor. Natanyan, 1863’te ilan edilen, Ermeni toplumunun kendi iç işleyişini ve devletle ilişkilerini düzenleyen anayasal bir metin niteliğindeki Ermeni Nizamnamesi’nin uygulanıp uygulanmadığını yerinde araştırmak için 1877’de İstanbul Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan tarafından Sivas’a gönderilir. Yaptığı incelemeler sonunda o dönemde vilayet merkezi olan Sivas şehri ve bu vilayete bağlı Tokat, Amasya ve Merzifon’u kapsayan bir rapor hazırlar. Raporda, bölgedeki Ermeni manastır ve kiliseleri, okulları, mezarlıkları, eğitim ve yardımlaşma dernekleri, halkın yaşam tarzı, gelenekleri, kadınların alışkanlıkları, bölgenin ekonomik durumu, madenleri, kaplıcaları, zanaat ve ticaret hayatı, meşhur insanları, köprüleri, çeşmeleri hakkında ayrıntılı bilgi yer alıyor. Natanyan’ın 1877 yılında Ermenice olarak yayımlanan raporu, Arsen Yarman tarafından Türkçe olarak yayına hazırlandı. Kitabın bu yeni baskısında Natanyan’dan hemen sonra bölgede benzer bir araştırmada bulunan bir başka Ermeni rahip Karekin Sırvantsdyants’ın 1879 tarihli “Toros Ahpar” adlı seyahatnamesinin Sivas’la ilgili bölümü de yer alıyor. Kitabın giriş bölümünde Arsen Yarman’ın Natanyan’ın Sivas’la ilgili raporu ve Sırvantsdyants’ın “Toros Ahpar” seyahatnamesinin Osmanlı devleti ve Ermeni toplumu için nasıl bir tarihsel konjonktürde hazırlandığına dair geniş kapsamlı bir yazısı yer alıyor. Yarman’ın giriş yazısı Anadolu’nun demografik yapısında büyük altüst oluşların başlangıcı olan 1877 – 78 Osmanlı – Rus Savaşı, halk arasında bilinen adıyla “93 Harbi”nin hemen öncesinde Osmanlı devleti ve Anadolu’nun siyasal ve sosyal tablosunu ortaya koyuyor. Kitabın sonuna eklenen makaleler de “Sivas 1877”yi bir yerel tarih çalışması olmaktan çıkartıp dönemin Osmanlı […]
Ferda Balancar Birzamanlar Yayıncılık tarafından yayımlanan “Sivas 1877” adlı kitap, Türkiye’de son zamanlarda sayıları hızla artan yerel tarih çalışmalarının en nitelikli ve en kapsamlı olanlarından biri olarak kitabevi raflarındaki yerini aldı. Osman Köker tarafından kurulan Birzamanlar Yayıncılık, ilk kez “Orlando Carlo Calumeno Koleksiyonu’ndan Kartpostallarla 100 Yıl Önce Türkiye’de Ermeniler” başlıklı kitapla adını duyurmuştu. Birzamanlar Yayıncılık’ın geçen günlerde yayımlanan Sivas 1877 başlıklı kitabı da geniş tartışmaları kışkırtmaya aday görünüyor. “Sivas 1877”nin ana metnini Rahip Boğos Natanyan’ın 1877 yılında kaleme aldığı bir rapor oluşturuyor. Natanyan, 1863’te ilan edilen, Ermeni toplumunun kendi iç işleyişini ve devletle ilişkilerini düzenleyen anayasal bir metin niteliğindeki Ermeni Nizamnamesi’nin uygulanıp uygulanmadığını yerinde araştırmak için 1877’de İstanbul Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan tarafından Sivas’a gönderilir. Yaptığı incelemeler sonunda o dönemde vilayet merkezi olan Sivas şehri ve bu vilayete bağlı Tokat, Amasya ve Merzifon’u kapsayan bir rapor hazırlar. Raporda, bölgedeki Ermeni manastır ve kiliseleri, okulları, mezarlıkları, eğitim ve yardımlaşma dernekleri, halkın yaşam tarzı, gelenekleri, kadınların alışkanlıkları, bölgenin ekonomik durumu, madenleri, kaplıcaları, zanaat ve ticaret hayatı, meşhur insanları, köprüleri, çeşmeleri hakkında ayrıntılı bilgi yer alıyor. Natanyan’ın 1877 yılında Ermenice olarak yayımlanan raporu, Arsen Yarman tarafından Türkçe olarak yayına hazırlandı. Kitabın bu yeni baskısında Natanyan’dan hemen sonra bölgede benzer bir araştırmada bulunan bir başka Ermeni rahip Karekin Sırvantsdyants’ın 1879 tarihli “Toros Ahpar” adlı seyahatnamesinin Sivas’la ilgili bölümü de yer alıyor. Kitabın giriş bölümünde Arsen Yarman’ın Natanyan’ın Sivas’la ilgili raporu ve Sırvantsdyants’ın “Toros Ahpar” seyahatnamesinin Osmanlı devleti ve Ermeni toplumu için nasıl bir tarihsel konjonktürde hazırlandığına dair geniş kapsamlı bir yazısı yer alıyor. Yarman’ın giriş yazısı Anadolu’nun demografik yapısında büyük altüst oluşların başlangıcı olan 1877 – 78 Osmanlı – Rus Savaşı, halk arasında bilinen adıyla “93 Harbi”nin hemen öncesinde Osmanlı devleti ve Anadolu’nun siyasal ve sosyal tablosunu ortaya koyuyor. Kitabın sonuna eklenen makaleler de “Sivas 1877”yi bir yerel tarih çalışması olmaktan çıkartıp dönemin Osmanlı […]