Kategori Medya

Merve’yi nasıl tavlarsınız?

Merve’nin yaratıcısı “Botego” ekibi, “anlama dayalı” teknolojiler konusunda Türkiye’de ürün geliştiren ilk firmalardan biri. Botego, temel amacı insansı bir diyalog yürütmek olan “bot”lar üretiyor. Sistemin kurucuları, internetin geleceğinin, bu anlama dayalı teknoloji üzerine kurulacağını öngörüyor. Dilinizden anlayıp size cevap veren bot’lar, müşteri ilişkileri yönetimi ve pazarlama alanında farklı kullanım olanaklarına sahip. “Merve’yi Tavla” fikrinin nasıl doğduğunu sorduğumuzda şöyle anlatıyor Merve’nin yaratıcılarından Ekim Nazım Kaya: “Botego yenilikçi bir ürün olduğu için, bunun tanıtımı adına ne yapalım diye düşünürken aklımıza Merve geldi. Kullandığımız operatör isimleri genelde kadın ismi olduğundan, zaten bu alandaki boşluk diğer ürettiğimiz bot’larda da hissediliyordu. Zira insanlarımız bir yazılım da olsa, kadın olduğu varsayılan bir karaktere farklı yaklaşımlar sergileyebiliyorlar. Eğlenceli olacağını düşündük ve nitekim oldu da.’’ Sitenin çoğunlukla eğlenceli bulunduğunu söylüyor Kaya. Şimdiye kadar gelen tek olumsuz tepkiyse, eşinin adının Merve olduğunu söyleyen birinin sitemi olmuş. “Kendisine bu karakter ile Merve isimli kadınlara yönelik herhangi bir önyargımız olmadığını ifade ettik” diyor Kaya. Eğlence için yaratılmış olsa da bazılarının hayatlarındaki boşluğu doldurma iddiası olup olmadığını sorduğumuzda, “Bizim amacımız hem tanıtım hem eğlenceydi. Ama pek çok insanın hayatında ciddi bir boşluk doldurduğunu biraz da endişeyle izledik. Yaşanan diyalogları okurken ofisimizden sıklıkla kahkaha sesleri yükseldi” diye cevaplıyor Kaya. İlk zamanlarında sadece iltifatları yanıtlayabilen Merve’nin, editörlerinin önceki diyalogları inceleyerek ekledikleri içerikler sayesinde hemen her konuda bilgi sahibi olduğunu söylüyor Kaya. 24 yaşında, şehirli, eğitimli, çalışan, açık fikirli, makul, akıllı ve özgüven sahibi Merve, www.merveyitavla.com adresinde kendisini tavlamaya çalışanlara “eğlenceli” sohbetler yaşatıyor. Bugün itibariyle Merve’yle 109.291 diyalog gerçekleşmiş ve diyalogların ortalama süresi 10 dakika. Peki siz Merve’yi tavlayabilecek misiniz?

Uzmanınız bir tık ötede

Aslıhan Birgül Türkiye’de yaşayanların televizyona olan aşırı ilgisi ve internetteki Youtube çılgınlığının Türkiye’deki önlenemez yükselişi web tabanlı yeni bir televizyon kanalını hayatımıza soktu. İnternet dünyasındaki hızlı teknolojik gelişmeler sayesinde hayatımıza yeniden giren video çılgınlığı rüzgârını arkasına alan girişimciler, aklınıza gelecek her soruyu uzmanına soracağınız yeni bir siteyi hayata geçirdiler. Bu sitede Çincede vurgunun nasıl yapılacağından, Çarşı Grubu’nun taraftarları böldüğünün doğru olup olmadığına ve ön sevişmenin ne kadar sürmesi gerektiğine kadar ilk okunduğunda insana, “bu ne saçmalık” dedirten soruların cevaplarını dahi bulabiliyorsunuz. 6 aylık bir çalışmanın ardından geçen Ağustos ortasında yayına başlayan sitenin daha şimdiden günde 30 bin ziyaretçisi var ve siteye her gün 10 farklı konuda 100 sorunun cevabı ekleniyor. Şimdilik 4 bin 500 sorunun cevabı var Bilgi kavramının anlamını ve kapsamını başka bir boyuta taşıyarak web üstünde Türkçe ilk ve tek uzman video kaynağı unvanını kazanarak merak edilen konular hakkında videolu cevaplarla çözümler sunan sitenin mimarı, ilk olarak itiraf.com’la internet dünyasına adım atan, daha sonra gittigidiyor.com gibi başarılı bir web sitesini kuran Ersan Özer. Bir gece internette dolaşırken uzmanlardan gelen yazılı yanıtlarla beslenen ABD’li bir siteyle karşılaşan Özer’in bu içeriği video ile birleştirmeye karar vermesiyle doğan www.uzmantv.com. isimli internet sitesinde 300’e yakın uzman 600 ayrı konu başlığıyla 4 bin 500 farklı soruya yanıt veriyor. Öncelikli hedeflerinin 600 uzman, 1000 çeşit konu ve 9 bin sorunun cevabına ulaşmak olduğunu belirten Ersan Özer, sitenin nasıl doğduğunu şöyle anlatıyor: “İlk olarak about.com’dan esinlendim. Orada soru-cevap şeklinde günlük haberlerden loglar var. Bunu video haline getirsek nasıl olur diye düşündüm. İnternette böyle bir site aradım, yoktu. Ben de ortaklarıma danıştım. Mart ayında işe koyulduk. Konuları belirledik. Her konuyla ilgili uzmanlar bulundu. Uzmanların anlattıklarından da sorular hazırlandı. İçerik, en çok sorulan sorular mantığıyla belirlendi ve site ağustos ortasında faal hale geldi.” Ya sorumun cevabını bulamazsam? Sağlık, eğitim, astroloji, kadın, spor gibi konuların en çok ilgi […]

Babama gazeteci olduğumu söylemeyin…

Simge Sunguroğlu Stelios Kouloglou, soyadından da tahmin edileceği gibi Anadolu’dan Yunanistan’a göç eden bir aileye mensup. Ailesi 1922’de savaş nedeniyle İzmir’den Yunanistan’a göç etmişler. Stelios, hayatının hiçbir döneminde İzmir’de yaşamamış olmasına rağmen büyükannesinin anlattığı o “büyülü şehri” her zaman çok sevdi. Kouloglou ailesinde eczacılık “baba mesleği”ydi. Dedesi gibi babası da eczacıydı. Tabii aile küçük Stelios’un da baba mesleğini sürdürmesini bekliyordu. Stelios’un hangi mesleği seçmek istediği konusunda kafası karışıktı ama ailesinin ısrarına dayanamayarak eczacılık fakültesini bitirdi ve eczacı oldu. Aile baskısı amacına ulaşmıştı ama bu arada da o aslında eczacı olmak istemediğini anlamıştı: “Bu işi yapmaya başladığımda hiç sevmedim, çok sıkıcıydı. Bütün gün eczanede oturuyorsun ve insanların gelmesini bekliyorsun. En sonunda da ilaçları satabilmek için insanlar grip olsun diye dua ediyorsun.”Stelios, hâlâ ne yapmak istediğini bilmiyor olsa da artık ne yapmak istemediğini biliyordu.İşte ailesiyle yolları da bu yüzden ayrıldı. Babasının tüm ısrarlarına rağmen eczacılığı bıraktı. Babası bu karara o kadar kızdı ki onu mirasından çıkardığı gibi ölene kadar kendisiyle bir daha hiç konuşmadı.Babasının bu tavrı onun hayatında dönüm noktası oldu. Hayatını kazanmak için Berlin’e giden Stelios, bu şehirde aslında hayatta ne yapmak istediğinin cevabını bulmak istiyordu. Berlin’deki bir Yunan tavernasında gitar çalarak hayatını kazanmaya başladı. Gitar çalmaya başladığı sıralarda Alman Yeşiller Partisi kuruldu. Avrupa’da ilk kez bir Yeşiller Partisi kuruluyordu ve Stelios bunu Yunanistan’da duyurmak için haber yapmaya karar verdi. Aslında gazeteciliğe pek uzak değildi. Üniversite yıllarında, okul gazetesinde editörlük yapmıştı. Stelios gazetede haftalık olarak politik eleştiri ve analiz yazıları yazıyordu. Bu tecrübeden dolayı haber yazmakta hiç zorlanmadı. Alman Yeşiller Partisi’nin kuruluşuyla ilgili olarak yaptığı bu ilk haberden ötürü para da kazanmayı başardı. Bu ilk haber sayesinde gazeteciliğe olan ilgisini keşfetti. Madem gazeteci olacaktı bunun eğitimini de görmeliydi. Bunun için Paris’e gitti.Paris’te gazetecilik eğitimi aldığı günlerde bugün en yakın arkadaşı olan Ragıp Duran’la tanıştı. Başarılı bir öğrenci olduğu için kendisine verilen […]

Dağılan Kimlikler ve “Kırık Aynalar”

Nur Niyaz Bildikniasdiker@bilgi.edu.tr “Kimlik savaşlarını, ötekileşmeyi ruhunda yaşamış olanları, bu çatışmalarda savaşmış olanları gördüm. Sorunları bir yerde aşabilenlerin sadece ötekini anlamaya çalışmış; Müslüman, Hıristiyan ya da Yahudi olsun, ‘düşman’ına kulağını, yüreğini açmış, onu anlamaya çalışmışlar olduğunu gördüm. İnsanın, insanlığın her değerden üstün olduğunu, kim olursa olsun insana saygı ve sevgi göstermeden Tanrı’ya da saygı ve sevgi duyulamayacağını savunan din adamları ve buna inananları tanıdım.” Bu sözler Mesut Y. Tufan’a ait. 1 Aralık 2006’da Fransız-Alman ortak kültür kanalı ARTE tarafından yayımlanan ve Lübnanlı yönetmen Jacques Debs’le birlikte gerçekleştirdiği son belgesel filmi “Avrupa’nın Müslümanları ve Orta Doğu’nun Hıristiyanları: Kırık Aynalar”, Tufan’ın bu gözlemlerini bir araya getirmesini sağladı. Ancak üç yıllık bir çalışma sonrasında 3000’den fazla fotoğrafı ve 45 saatlik ham videoyu insanlarla paylaşamamak belgeselciyi yeni bir arayışa itti. Bu fikirle yola çıkan Mesut Y. Tufan, “Kırık Aynalar” isimli sergisinde Saraybosna’dan Kosova’ya, Makedonya’dan Arnavutluk’a, İstanbul ve Mardin üzerinden Lübnan, İsrail ve Filistin’e uzanan ve Kudüs’te sona eren bir yolculuğun hikâyesini fotoğraflarla, eşya enstalasyonlarıyla ve videolarla “görsel bir seyahatnameye” dönüştürüyor. Küratörlüğünü Ali Akay’ın üstlendiği sergiyi Gönüllü Hizmetler Grubu, Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Derneği gibi sivil toplum kuruluşları destekliyor. “Kimliği nefretle ayakta tutmak” Osmanlı İmparatorluğu sonrasında türlü savaşların ve ideolojik çatışmaların yaşandığı bu geniş coğrafyada yükselen milliyetçiliğin yan ürünlerinden biri olarak dini kimliklerin “düşman” kimlikler olarak addedilmesine serzenişte bulunan Tufan, “toplumsal bellekleri didiklemeyi, önyargıları, peşin hükümleri zorlamayı” amaçlıyor. “Kırık Aynalar” ötekileştirdiğimiz kültürlerin, özellikle dinlerin aslında birbiriyle ne kadar etkileşimli olduğunu ve kendimize yabancılaştırdıklarımızın aslında bizim birer parçamız olduğunu gözler önüne seriyor. Bu bağlamda iç içe olduğumuz bu çok kültürlü katmanda “din”, bir “uzlaşma” alanı olarak sunulurken dinler arası diyalogun, yeterli çabayla “barış” için bir şansa dönüştürebileceğine inanılıyor. Serginin en çarpıcı bölümünü ise, Balkanlar’da ve Orta Doğu’da “barış” umuduna ışık tutan isimlerin konuşmaları oluşturuyor. Bosna Reis-ul Uleması Mustafa Efendiya Çeriç, Merhum Tetova-Kalkandelen Harabati Baba Tekkesi Şeyhi […]

Web’in efendileri…

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com Artık internet sayesinde para ya da şöhret sahibi olmak hiç de zor değil. Dünyanın her ülkesinde internet farklı şekilde gelişiyor, beklentiler de farklılaşıyor. Birkaç gün öncesine kadar sınıf arkadaşlarınız dışında kimsenin tanımadığı biriyken bir sabah uyandığınızda Facebook’un yaratıcısı 19’luk Harvard öğrencisi gibi bütün dünyanın merak ettiği bir isim haline gelebiliyorsunuz. Türkiye henüz sanal dünyada bu tür mucizelere şahit olmadı ama internette kendi çapında şöhret ve para sahibi olan Türklerin sayısı da azımsanamaz. Yola bu fikirle çıktık ve Türkiye’de internet sitesi kurup başarılı olan genç isimlerle konuştuk. İşte Ekşi Sözlük’ten yemeksepeti.com’a Türk gençlerinin internetle imtihanı. “Ekşi Sözlük kapitalist dünyanın en zararsız tekelidir’’(Ekşi Sözlük’ün kurucularından ve yazarlarından Aziz Kedi) “Bence bir sitenin popüler olabilmesi için iki önemli nokta var. Bunlardan birincisi insanların aradığı içeriği rahatça bulabilmesi, ikincisi de web sitesinin içeriğini kendilerinin oluşturmasıdır. Başlangıçta Ekşi Sözlük popülerlik ön planda tutularak tasarlanmamıştı. İnsanların bu tür web sitelerine karşı geliştirdikleri bir terim var: “Sanal hayatlar.” Bir hayatın gerçekliğini ancak onu yaşayan bilebilir ve ölçebilir. Sözlükte yazdığımız şeyler gerçektir, Youtube’da izlediğimiz şeyler gerçektir ya da Facebook’ta tanıştığımız insanlar gerçektir. Bu gerçekliklerin toplamını yaşamının ne kadarına fiilen dahil edeceği, kişinin yeteneğine ve arzusuna bağlıdır. Ekşi Sözlük yazarları lord’lar, kont’lar ya da Forbes listesinin ilk 50’sinde yer alan insanlardan oluşmuyor. Sözlüklerde yazan herkes aynen Ekşi Sözlük’teki gibi son derece heterojen bir yapı arz ediyor. Ekşi Sözlük’ün diğerlerinden farkı da kurumsallaşma düzeyinde oldu bence. Sözlük; kuruluş tarihi, yönetim sistemi, moderasyon yöntemleri, yazarların seçilme biçimleri ve benzer birçok faktör sebebiyle artık kemikleşmiş bir konuma geldi. Bu nedenle de diğer sözlüklerde hissedilebilen “diğerleriyle rekabet” duygusuna hiç sahip olmadı. Ekşi sözlük, kapitalist dünyanın en zararsız (hatta bilakis en faydalı) tekelidir diyebilirim.” 1950 üyeli web lokantası: Yemeksepeti.com(Yemeksepeti.com’un kurucusu ve ortağı Nevzat Aydın)Yemeksepeti.com’un projesinin temelleri 2000 yılında Amerika’da öğrenim gördüğüm sırada atıldı aslında. Orada internet sektörünü ve e-ticaret faaliyetlerini yakından takip […]

Pilot medya derslerinin sonuçları olumlu

Umut Duran Medya ve iletişim araçlarının, çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için müfredata dahil edileceği söylenen “Medya Okur Yazarlığı” dersi pilot okullarda başlatıldı. Derslerde öğrencilere doğru program seçmek, reklamları anlamak gibi konularda eğitim veriliyor. Ders için Türkiye genelinde seçilen pilot okullardan biri de, İstanbul- Yeşilköy Şehit Pilot Muzaffer Erdönmez İlköğretim Okulu… Medya okur yazarlığı dersinin haftada bir saat olmak üzere sadece 7’nci sınıflarda okutulduğunu söyleyen sosyal bilgiler dersi öğretmeni Gaye İnan, dersin kendi branşındaki öğretmenler tarafından verildiğini, çok ayrıntılı olmasa da altıncı sınıfta verilen hayat bilgisi dersinde de, basın, basının önemi vb konuların da işlendiğini belirtiyor.. Aynı dersi veren Birsen Özaktaş ise bu dersin İletişim fakültesi mezunları tarafından verilmesinin daha doğru olduğunu belirterek, “Çok geç kalınmış bir uygulama” ifadesini kullanıyor. Medyada çocukları etkileyen pek çok olumsuz uyarıcının bulunduğuna dikkat çeken Özaktaş, Süleyman Çakır (TV dizisi karakteri) için yas tutan erkek çocuklar ile birbirini sihir ile yok etmeye çalışan kız çocukların hızla çoğaldığını, medyadaki şiddet ve cinselliğin, özellikle 10-13 yaş grubu tarafından yanlış yönde algılandığını söylüyor. 2007-2008 öğrenim yılında Türkiye geneline yayılması amaçlanan uygulama okullara seçmeli dersler belirlendikten sonra bildirildiği için gelecek yıla kalmış durumda… ‘’Çocuklar eleştirel bakış açısı kazanıyor’’Medyanın da sorgulanabileceğini ve sanal bir yanının da olduğunu fark ettirmeye çalışıyoruz’’ diyen öğretmenler, eleştirel bir tavır kazandırmanın ve bu aşamada akıl süzgeçlerini kullanmalarını sağlamanın önemini vurguluyorlar. . Bu dersi alan 7’nci sınıf öğrencilerinden İrem de günde 2-3 saat televizyon izlediğini ve günde bir gazete okuduğunu söyleyerek başladığı sözlerine sadece magazin, burç veya benzeri programları izlemediğini vurgulayarak devam ediyor: Akıllı işaretleri öğrendiğinden bunlara göre program seçen İrem’e göre reklamlar kazanç amacı içeriyor ve bu yüzden yanlış algılamalara neden olabiliyor. İrem, aldığı ders sayesinde “Medya”nın salt televizyon olmadığını öğrenmiş, daha fazla gazete ve dergi okumaya başlamış. Ayrıca televizyonda rahatsız olduğu bir durumu RTÜK’e şikayet etme hakkı bulunduğunun da farkında. 5N +K kuralı…Medya okur […]