Kategori Medya

Gazetecilere sorduk: Neden Twitter?

Ethem Sucu – Dila Özsoy – Koray Çil Muhabirimiz Barış Uygur’un yaptığı “O protestocu öğrencilerin halleri” başlıklı haber Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü tarafından yayınlanan HaberVs’nin, bu dönem, en çok okunan haberi oldu. Haber, 21 Aralık’ta öğle saatlerinde yayına girdi ve okuduğunuz bu haberin yayına hazırlandığı saatlerde okuyucu sayısı 35 bini geride bırakmıştı. Ancak okuyucu sayısındaki sıçrama, ertesi gün gazeteci Mirgün Cabas’ın haberin linkini Twitter’dan paylaşmasıyla yaşandı. İki gündür yayında olan haberimiz o ana kadar sadece, politik tutumları gereği haberin içeriğiyle ilgilenen siteler tarafından fark edilmişken ulusal medyaya taşındı. Hürriyetyazarı İsmet Berkan, 23 Aralık tarihli köşesinde haberi “dehşete düşüren bir haber” başlığıyla duyurdu. Ve Berkan’ın yazısından sonra HaberVs’nin telefonları susmak bilmedi. Sonuç olarak tüm ülkenin ilgisini çeken, hemen tüm gazetelerin ve onlara ait internet sitelerinin kullandığı haberin duyulabilmesinin neredeyse tek nedeni, sosyal paylaşım ağı Twitter oldu. Gazetecilerin, bu sosyal ağı en aktif şekilde kullandığı biliniyor. Gazetecilerin Twitter yazışmaları kimi zaman ayrıca haber konusu da olabiliyor. Örneğin Ahmet Hakan’ın, Fazıl Say’la geçtiğimiz aylarda girdiği “arabesk müzik” tartışması akılda kalan, Twitter kaynaklı gazete haberlerinden biriydi. Ahmet Hakan örneğinde olduğu gibi, ilginç olan, bu gazetecilerin bir bölümünün hem kendilerine ait TV programlarında hem de gazetelerdeki köşelerinde, düşüncelerini aktarmak için yeterince imkân sahibi olmaları. Anlaşılan o ki, “140 karakterlik görünürlük”, TV ve gazetelerle yetinmeyen gazeteciler için ayrı bir cazibe yaratıyor. Son günlerde tekrar alevlenen “Ankaralı gazeteci-İstanbullu gazeteci” tartışmasında da Twitter’ın bir mukayese birimi olarak algılandığına tanık olduk. Örneğin Radikalmuhabiri Berrin Karakaş bu iki grubun gazetecilerine mikrofon uzattığı haberinde kıyaslamayı “Ankaralı gazeteci Twitter’ı dedikodu değil, iş amaçlı kullanır” diye yapıyordu. HaberVs muhabirleri gazetecilere, neden Twitter kullandıklarını sordu. “Erken uyarı sistemi” Kendi kuşağı içerisinde belki de Twitter’ı en aktif kullanan gazeteci, Sabahyazarı Nazlı Ilıcak soruyu şöyle cevaplıyor: “Twitter’ı hızlı haber almak için kullanıyorum. I-phone kullanıcısı olduğumdan kolaylıkla olan biteni takip edebiliyorum. Böylece çok hızlı […]

'Tüm Atatürkler'e ödül

HaberVs muhabirleri Dila Özsoy ve Sinem Yapıcıkardeşler, “Tüm Atatürkler” başlıklı dizi röportajıyla 22. Genç İletişimciler Yarışması’nda ikincilik ödülü aldı.

TV frekans tahsisleri on ay içinde yapılacak

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 6 Aralık’ta Televizyon Haberciliği ve Programcılığı Bölümü’nün (TVRP) “Tv Endüstrisinin Bileşenleri” dersine konuk olan Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) başkanı Davut Dursun, yıllardır gerçekleştirilemeyen frekans tahsislerinin önümüzdeki on ay içinde gerçekleştirileceğini açıkladı. Ayrıca İnternet yayıncılığının denetimiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü ve önümüzdeki yıllarda internetin denetiminin de RTÜK’e geçebileceğini açıkladı. Dursun, Türkiye’de karasal yayın yapan televizyon kanallarının hiç birinin hala tahsis edilmiş bir frekans sahibi olmadığını belirterek bu kanallar hakkında “gecekondu” benzetmesi yaptı. “Bu adeta devletin bir otobanıdır, köprüsüdür. Bunu kullanıyorsan sahibi olan kamuya bedelini ödemelisin” diyen Dursun, frekans tahsislerinin bir türlü gerçekleştirilememesinin esas nedeninin son RTÜK’ün kurulduğu 1994’ten beri işbaşına gelen hükümetler olduğuna pek değinmeden sürecin bu kadar uzamasının nedenlerini anlattı:“2002’de RTÜK’ten alınan frekans planlama ve tahsis etme yetkisi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) verilmişti. BTK bu planlamayı yapmış ve Haberleşme Yüksek Kurulu’na (HYK) sunmuştu. Fakat kuruldan onay gelmeyince plan, uygulamaya geçirilememişti. 2008’de telekominikasyon yasasının yenilenmesiyle yetki tekrar RTÜK’e devredildi. HYK, RTÜK’e ‘al bu planı uygula’ diyemeyeceği için frekanslar tahsis edilemedi.” Şu anda karasal yayınların kaçak yapılmasından dolayı birçok problemle karşılaşıldığına değinen Dursun, lisans süresinin 5 yıl gibi kısa bir zaman olmasını da sorunlardan biri olarak gördüklerini ve yeni yasa düzenlemesiyle bu süreyi 10 yıla çıkaracaklarını anlattı. Eğitime katkı olarak RTÜK’e aktarılan ayrılan yüzde 5 reklam gelir payının da yayıncılar için sıkıntı yarattığını; yeni düzenlemeyle bu oranı yüzde 3’e indireceklerini sözlerine ekledi. RTÜK başkanı Davut Dursun yabancı sermaye payının şu an yüzde 25 olduğunu, kalite ve rekabet amacıyla yeni yasada bu oranı yüzde 50’ye çıkarmak için çalışmalara devam ettiklerini açıkladı. Sayısal yayın ve internetin denetimi Sayısal yayınlarla ilgili sürecin dünyada çoktan başladığını ve Türkiye’nin de bu sürece bir an önce dahil olması gerektiğine dikkat çeken Dursun, yapılacak yeni yasal düzenlemelerle bu sürecin önünü açmayı planladıklarını ve tasarının yasalaşmasıyla 2014 veya 2015’te Türkiye’nin sayısal yayına geçmiş olacağını belirtti. […]

ABD belgelerinden AKP ve Doğan medyası

Habervs Wikileaks’in açıkladığı belgeler arasında Türkiye ekonomisine yönelik çeşitli iddialar da yer aldı. Bunların en ilginç olanı ise muhatabı tarafından yalanlanan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Doğan Grubu’na yönelik olanıydı. İddiaya göre, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’da buluştuğu uluslararası alanda faaliyet gösteren yatırımcılara Doğan Grubu hisselerini satmalarını söylediği ifade edildi. Belgede Şimşek’in hangi etkinlik sırasında yatırımcılarla biraraya geldiği bilgisi ise yer almadı. Şimşek’in “Doğan hisselerini satın” sözlerine gerekçe olarak ise, yakın zamanda Doğan Grubu’nun varlığını sürdürmeyeceğini söylediği de iddia olarak belgelerde yer aldı. Yayım tarihinin 15 Eylül 2008 olarak verildiği belgelerde, bu iddianın bir kaç hafta önce söylendiği de kaydedildi. 15 Eylül 2008 tarihinin ise ilginç bir yönü vardı. O da bu tarihin ABD’li finans devi Lehman Brothers’ın iflası ile aynı güne denk gelmesiydi. Amerika merkezli Lehman Brothers’ın batışı aynı zamanda küresel ekonomik krizin de başlangıcı anlamını taşımasıydı. Erdoğan’ın saldırısının başlamasından bu yana o tarihlerden Doğan Grubu hisselerinin yüzde 8 değer kaybettiği belirtiliyor. Hürriyet’in hükümet açısından kritik önemde bir gazete olduğundan bahsedilerek, XXX olarak belirtilen kişiden alınan bilgiler aktarılıyor. Erdoğan’ın Doğan’ın Ceyhan rafinerisi ihalesine girmesini engellediğinden, ihaleye davet edilmediğinden bahsediliyor. Ardından da Erdoğan’ın AKP’nin bir parti kongresinde zehir zemberek açıklamalar yaptığı ifade ediliyor. XXX’in ifadesine göre; tüm bunlar Doğan’ın bazı konularda Erdoğan’ı desteklemesine rağmen yaşanıyor. Erdoğan’ın Aydın Doğan’la arasının açılması olayı ise Deniz Feneri haberleriyle başlamıştı. Erdoğan da kendine yakın medya organlarıyla Doğan’ı hedef almıştı. İddialara yönelik yazılı bir açıklama yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, yurt dışında yabancı yatırımcılarla bu kapsamda herhangi bir görüşmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını ifade etti.Türkiye’nin Rupert Murdoch’u Wikileaks internet sitesinin iddiasında ‘ Türkiye’nin Rupert Murdoch’u ‘ olarak lanse edilen bölümde, Doğan Medya Grubu’nun birçok günlük gazeteyi ve üç önemli medya kanalını bünyesinde bulundurduğundan bahsedildi. Belgede, böyle bir gücün iktidarlar açısından her zaman tehdit olarak algılandığı da vurgu olarak yapıldı. Aydın Doğan’ın ismi verilerek devam […]

Çınarın dibindeki hazine

İstanbul Ümraniye’de mahalle sakinlerinin çabalarıyla yayınlanan Çınardibi dergisi, üç yıldır kendi yağıyla kavruluyor. Özellikle çocukların katkısıyla hayat bulan dergi, “Yozlaşmaya karşı kültürü, yalnızlaşmaya karşı toplumsallaşmayı” amaç ediniyor. Dergi, bir grup gönüllünün bir araya gelmesiyle oluşan Çınardibi Kültür Merkezi çatısı altında yayınlanıyor. Mahalle inisiyatifi olarak çalışan Çınardibi Kültür Merkezi, dergi yayınının dışında kadınlara okuma yazma öğretmek, mahalle sakinlerini tiyatro ve sinemayla tanıştırmak, futbol, basketbol takımı kurmak, gitar, bağlama, ingilizce ve matematik kursları açmak gibi faaliyetlerde de bulunuyor. Kadınların toplum içindeki rolünün artırılması için çalışan dernek üyeleri, yola çıktıkları ilk zamanlarda önyargılarla karşılaştıklarını, çeşitli tepkiler aldıklarını, bazı öğretmenleri ve aileleri ikna etmek için çaba sarfettiklerini anlatıyorlar. Derginin çıkış amacının kendini ifade etme kanalı bulamayan sıradan insanlar için bir platform yaratmak olduğunu belirten gönüllüler, çocukların konuya büyüklerden daha fazla ilgi gösterdiklerini söylüyor. Derginin editörü Devrim Boran, bu projeyi hayata geçirmeden önce çok yoğun çalıştıklarını, ancak çocukların katılımını ve havesini görmenin her türlü yorgunluğa değdiğini ifade ediyor. . Kendi mahallesinde ortaya çıkıp tüm Ümraniye’ye yayılmaya başlayan Çınardibi dergisi, yok olmaya yüz tutmuş “mahalleli” kavramını korumaya çalışırken, çocukların sosyalleşmesi adınada önemli işler yapıyor.

Gülen cemaatinin ilk ve en saf halkası

Kerameti kendinden menkul Abant Toplantıları’nın 18.’si bu yıl Kürtlerin denetimindeki Kuzey Irak’ın Erbil kentinde yapıldı. “Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlığıyla 2 gün süren toplantılara yine bir çok gediklisi katıldı. Oturumlar boyunca “Karşılıklı Bağımlılık”, “Medyanın İlişkilerde Rolü” ve “Ortadoğu’daki Sorunların Çözüm Yolları” gibi başlıklar ele alındı. Toplantılar sonunda okunan “Abant Platformu Sonuç Değerlendirmesi”nde karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi ve başlayan diyalog sürecinin devam ettirilmesi ve genişlemesinin gerekliliği; ilişkilerin gelişmesinin hem taraflara hem de bölgeye de barış ve istikrar getireceği vurgulandı. Fetullah Gülen grubuna bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından yıllardır organize edilen toplantılara ve benzer etkinliklere bugüne dek cemaatin fikirleriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan çok sayıda isim katıldı ya da katılıyor. Aylık Exspres dergisinin 2009 Ocak sayısında Abant Toplantıları ile ilgili, gazeteci Ayşe Çavdar’ın ve derginin 2008 Kasım sayısında da, cemaatin ilk yayın organı olan Sızıntı dergisinin 30. yılı nedeniyle feminist hareketin ileri gelenlerinden Handan Koç’un yazdığı yazılara sizler için yer verdik. Handan Koç Altın nesil, altın nesil Gülen senin bahtın nesil (Sızıntı dergisinden bir şiir) Sızıntı adı sizde ne çağrıştırıyor? 30 yıldır her ay yayınlanan bu dergiyi hiç baştan sona okuduğunuz oldu mu? Bence okuyun. Fethullah Gülen fikriyatını ciddiye alan herkes Sızıntı’yı da önemsemeli. Bu dergiyi herkes Zaman gazetesi eşliğinde bir apartman eşiğinde illâ ki görmüştür. 1980 sonrası yıllarda üniversitede okuyanlar Sızıntı’nın pek çok okulun koridorlarında bol bol dağıtıldığını hatırlıyorlar. Ben 1980 öncesinde bir üniversite talebesi olarak hiç karşılaşmadığım bu dergiyi, ilk olarak 12 Eylül sonrasında Mamak Cezaevinde paralanan ağzımı tedaviye gittiğim bir dişçinin bekleme salonunda gördüğümü ve bir tür parapsikoloji dergisi sandığımı çok iyi hatırlıyorum. Sızıntı’nın bir yeni Nurcu tarikatın yayın organı olduğunu birkaç yıl sonra öğrenmiştim. Bu yeni tarikata, Fethullah Gülen’in ismiyle anılan bu organizasyona ne isim verilmesi gerektiği, nasıl tanımlanacağı sosyolojik bir soru. Gülen organizasyonu, dinî-malî-politik bir organizasyon olarak ve öğretileri itibariyle en çok ABD’de benzerleri bulunan bir […]

Görüşmeler Sabah, ATV ve dergi grubu için sürdürülüyor

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, ATV, Sabah ve dergi grubunun tek bir şirkette toplandığını, toplu görüşmelerin tek işyeri için sürdürüldüğünü ve herkesi kapsadığını açıkladı. Çalışanları sendikadan istifaya zorlayan kişilerle ilgili suç duyurusu ve Sabah’a işyeri temsilcisi atanması konusunda ise TGS’nin çalışmaları devam ediyor. İpekçi, bu süreçle ilgili olarak HaberVs’nin sorularını cevapladı. Dün yaptığınız eylemden sonra Sabah Grubu’nun insan kaynakları ile ilgili yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunacağınızı söylemiştiniz. Bu konuda bir girişiminiz oldu mu? Biliyorsunuz bizim orada baskıya maruz kalan arkadaşlarımız oldu ve bununla ilgili hukuki sürecin ne olması gerektiğini avukatlarımız inceliyor. Orada yasal olarak ne yapılması gerektiğine avukatlarımız karar verecek. Peki hangi isimlerle ilgili suç duyurusunda bulunmayı düşünüyorsunuz? Orada zaten arkadaşlarımız baskı altında, bu nedenle şu anda isim vererek onları da zor durumda bırakmak istemeyiz. Ama incelemelerimiz sürüyor. Bu konuda mutlaka bir şeyler yapacağız. İncelemeleriniz ne zaman sonuçlanır? Tam bir süre vermek doğru olmaz. Dediğim gibi avukatlarımız konuyu inceliyorlar, biz de onları bekliyoruz. Daha önce ATV’de toplu görüşmelere başladığınızı, Sabah’ta ise yetki sürecinin devam ettiğini açıkladınız. Sabah’ta hangi aşamadasınız? Aslında şu anda ATV ve Sabah için tek bir şirket var ve burada çalışan herkes için toplu görüşmelere başladık. ATV’de yetki alındığı Sabah’ta ise sürecin devam ettiği konusunda haberler çıktı. Öyleyse yanlış yazıldı bu konuda… Tam olarak da yanlış diyemeyiz. Çünkü ATV’deki yetki süreci daha önce tamamlanmıştı biliyorsunuz. Ancak biz buraya geldiğimizde gördük ki yetki aldığımız şirket isim değiştirmiş ve çalışan sayısını artırmış. Yani ATV ve Sabah tek şirkette birleşmiş. Bizim yetki aldığımız şirketin adının değişmesi ve çalışan sayısının artması elbette bizim yetkimizi etkilemez. Biz de buradaki tüm çalışanlar için toplu görüşmeleri başlattık. Yani bu durumda yaptığınız toplu sözleşme görüşmelerine hem ATV’de çalışanlar, hem Sabah’ta çalışanlar, hem de Dergi Grubu’nda çalışanlar dahil öyle mi? Evet. Burada tek bir işyeri var. ATV, Sabah veya Dergi Grubu, arkadaşlarımızın çalıştıkları bölümler […]

Son ayıcı Cemal Gülas

Bir insanın bir ayıyla yaşamasının, gazeteciye haber konusu olması doğal. Ancak gazeteci o insanın, ayıyı doğal ortamından ve dolayısıyla ayılığından uzaklaştıran, onu ölüme götürebilecek cahilliğini göremiyorsa durum vahim bir hal alıyor.

Cemaat medyasının dumanlı havası

Medya patronlarının, Aydın Doğan ya da Mehmet Emin Karamehmet’in, hangi alanlarda at koşturduğunu ve nasıl bir kazanım elde ettiğini, tümüyle olmasa da, resmi kayıtlardan izlemek mümkün. Peki manevi tercihlerin temel oluşturduğu çıkarlar için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Bu sorunun cevabı “cemaat medyası”nın nasıl bu kadar yükseldiğini de ortaya koyuyor.

Youtube siyasetinin doğuşu…

Dilek Gündüz dgunduz@medyakronik.com Video paylaşım sitesi Youtube’un politika editörü Steve Grove, kalabalığın gücüne inananlardan… O, dünyanın en zeki insanlarının da Youtube’u tıklayan 71 milyonu aşkın kullanıcı olduğunu düşünüyor. Bu kullanıcılar, ayda iki buçuk milyar online video gönderip izliyor. Grove, 30 yaşında başarılı bir yönetici ve Youtube’un politika sorumlusu ama o kendisini bir editörden çok sitenin “içerik karmaşası denizi”nde bir görevli olarak tanımlıyor. Youtube’un politik içeriğe sahip videoları arasında en popüler olanlar Obama Girl (2008 başkan adayı Barack Obama’nın propagandası), Hillary Clinton’ın robot gülüşüyle dalga geçen klipler ya da John Edwards’ın saçları ve makyaj rutinini konu alan videolarla kısıtlı değil. Kullanıcıların yarattığı videoların, başkanlık seçimlerini 2006’dakinden çok daha farklı, hatta akla gelmeyecek türde şekillendirdiğini söylemek yanlış olmaz. Bunun en güzel örneği de, Senatör George Allen’ın kırdığı potun Youtube’da ortaya çıkması üzerine kariyerinin sona ermesi… Allen, rakip seçim kampanyası çalışanına kameralar önünde “Maymun” demiş ve bu sözcük onun için sonun başlangıcı olmuştu. Sitenin politika editörü Grove da bu olayı “Youtube siyasetinin doğuşu” olarak tanımlıyor zaten. “Dünyanın en büyük belediye binası” Daha üç yıl önce esamesi bile okunmayan Youtube, politikacılar için artık bir propaganda aracı olarak kabul ediliyor. ABD’deki başkanlık münazaraları sırasında Youtube kullanıcılarının ilginç sorularına maruz kalan adayların hiçbiri bu durumdan şikâyetçi olmadı. Demokratlar, eriyen bir kardan adam tarafından küresel ısınmaya dair sorulara tabi tutulurken, Cumhuriyetçiler elinde tüfek tutan bir genç tarafından silah kontrolü konusunda köşeye sıkıştırıldı. Youtube’dan önce Boston Globe ve ABC News’da da muhabir olarak çalışan Grove, “Eğer Youtube’da değilseniz, tartışmanın da bir parçası değilsiniz” diyor ve ekliyor: “Burası dünyanın en büyük belediye binası”. Politikacıların siteye yükledikleri videoların bir kısmı televizyon kanalları tarafından da kullanılıyor. Cumhuriyetçi aday Mike Huckabee ve aksiyon yıldızı Chuck Norris’in birbirlerine iltifat ettikleri video bu türün en başarılı örneklerinden biri olarak sitedeki yerini almış bulunuyor mesela. Grove, adayların ve destekçilerinin siteyi politik saldırı başlatmak ya da […]

MTV, Türk müziğini dünya ile tanıştırıyor

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com MTV Türkiye 23 Ekim 2006’dan beri faaliyette… Acaba kanal, vermek istediği mesajı seyirciye iletebildi mi? Kanalın Sanatçı İlişkileri Direktörü Hakan Aldemir bu soruya olumlu cevap veriyor. Dünyanın her yerinde MTV’nin bir müzik çizgisi olduğunu söyleyen Aldemir, Türkiye’de de bu kuralı uyguladıklarının altını çiziyor: “Bir kanalın başarılı olabilmesi için öncelikle seyirciyle arasındaki iletişim problemini aşmış olması gerekiyor. Bunun yolu da seyircinin dilinden anlamaktan geçiyor. Bu, albümü yeni çıkan sanatçılar için de geçerli bir kural aslında. Mesela Ricky Martin, şarkılarını kendi dilinde söylemeye başlamadan önce tarzının Batı kalıplarına ne kadar uyduğuna bakmıştır. Türkiye’de de aynı şey oldu, bir yılın sonunda gerçek sanatçılarla, hemen tüketilen işler yapanları birbirinden ayırmış olduk.” “Duman’ın Seattle’lı bir grup olduğunu söyleseniz…” Peki ama MTV’de seyrettiğimiz klipler nasıl bir düzende yayımlanıyor? Mesela Madonna’nın yeni klibinden sonra hangi parçanın yayımlanacağına nasıl karar veriliyor diye merak ediyoruz. Aldemir, çalınan parçaları seçerken öncelikle aralarında bir ahenk olmasına dikkat ettiklerini söylüyor. Mesela arabesk müziği iyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorlar, yayımladıkları kliplerle bütünlük içerisinde olan çalışmaları seçmeye özen gösteriyorlar. Doğu’dan Batı’ya giden işleri değil, Batı’dan Doğu’ya uzanan yelpazede yer alan parçaları tercih ediyorlar. Aldemir Duman’ın bu konuda iyi bir örnek olduğunu söylüyor: “Duman’ın Türk müziğinden etkilenen Seattle’lı bir grup olduğunu söyleseniz kimse itiraz etmez mesela.” Yani Duman, parçalarında arabesk esintiler taşıyan bir grup olmasına rağmen MTV’nin kendisini yakın hissettiği Türk gruplarından biri. Kimlere destek oluyorlar? Bir de MTV’nin destek verdiği sanatçılar var. Onları sorduğumuzda Aldemir’in aklına ilk gelen isim Ceza oluyor. “Ceza, çok büyük bir birikime sahip. MTV’ye gelene kadar harcandığını düşünüyorum. Biz onun ne kadar değerli bir imza olduğunu gördük. Müzikal standartlarını ortaya çıkarması için fırsat tanıdık. Bir de kliplerini yayımlarken hiç zorlanmadık, bütün parçaları kendisinden sonra yayımladığımız şarkılarla bütünlük içindeydi zaten. Ceza hep Ceza idi anlayacağınız. MTV Türkiye ile ünü ikiye katlanmış oldu. Zaten, Ceza bu sene MTV Avrupa […]

Arkadaşım, şaka yapma!

İlknur Aydoğan Onlar aslında ünlü olmaya çalışan, iki bahtsız oyuncu. Bu yüzden smokin giyiyorlar. Sürekli azar işittikleri karanlık bir yönetmenleri var. Ama o en çok şaka yapmalarına kızıyor. Tolga Çevik nedenini şöyle açıklıyor: “Şaka bizi engelleyen bir şey. Sadece durum komedisi var bu programda. Yani bir usta-çırağın, yapamadıkları şeyin komik görünmesi olay. Şaka yapan çok program var. Onların riski şaka yapmaları. Her şaka herkese uymayabilir. O yüzden bu program herkese uyuyor. 50 sene sonra da seyredilecek bir şey bu. Çünkü içinde şaka yok. Tarihi geçmeyecek, tükenmeyecek.” Modern meddah gösterisi Programın asıl mimarı Tolga Çevik. Plato Film, ona bir proje yapmasını teklif ediliyor. Sonrasını şöyle anlatıyor Çevik: “Benim aklımda daha kenarları tam törpülenmemiş bir proje vardı. Onu ne yapalım, ne edelim derken, ‘bir tane de üstat lazım buraya’ dedik. Kafamdaki şey için sizi yontacak biri. Bu da Salih Kalyon’du. Bu proje metni olmadığı ve sağı solu belli olmadığı için çok zor. Ben de o konuda tecrübeme çok da güvenemiyorum hakikaten. Tek başına yapılacak bir şey değil çünkü bu. Böyle bir şans atışı yapıp, Salih ağabeye, ‘arzu eder misin?’ diye sorduk, kabul etti de şimdi gülüyoruz.” Salih Kalyon yaptıkları işin kökünde orta oyunu, meddahlık olduğunu söylüyor ve bunun gülmece tarihimizde önemli bir yeri olduğunu belirtiyor: “Bu modern meddah gösterisi. Ama meddah tek kişidir, biz bunu diyaloga dönüştürdük, Karagöz, Hacivat olduk. Televizyonda yayımlandığı için adı televizyon programı oluyor. Ama özünde tiyatro yapıyoruz. Bizim toplumumuz meddah, Karagöz tiplemeleriyle biliyor tiyatroyu. Bu topraklarda öyle bir kültür vardı.”“Tutmamasına imkân yoktu” Aslında programı izleyen ve bu formatın yurtdışından gelip gelmediğini merak edenlere de bir cevap oluyor usta oyuncunun dedikleri. Bir taraftan da her farklı şeyin yurtdışından geldiği kanısından hiç hoşlanmıyor Kalyon. İlkin Plato Film Okulu’nda, 80 kişilik bir salonda oynayıp çektikleri program, Kasım sonundan itibaren 650 kişilik, Ferhan Şensoy Tiyatrosu’na ait bir salonda devam ediyor. Seyirci katılımı […]

Sabah programlarının kadrolu seyircileri…

Sabah programlarına seyirci olarak katılalım, diye bir öneriyi nasıl yaptım ben de bilmiyorum. Gündem toplantısındakiler sanki hep bu anı bekliyormuş gibi, söylediğimin üzerine atladıklarında benim için artık çok geçti. Ben “kızlardan biri yapsaydı” filan derken kendimi Petek Dinçöz’in “Arım Balım Petiğim” programının kapısında bulmuştum bile… Yağmurlu bir Çarşamba günü Ayazağa Ata stüdyolarına saat 9:30 civarında vardım. Hava çok soğuktu ve kapı, ellerinde torbalar, çantalarla ve büyük bir heyecanla programa girmeyi bekleyen teyzelerle doluydu. Kapıdaki güvenlik beni gördüğünde yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. “Sapasağlam adamsın burada ne işin var?” bakışıyla, teyzelerin yanına gidip beklememi, on dakika içinde içeri alınacağımızı söyledi. Artık benim için ok yaydan çıkmıştı, bizden önce içeri alınan başka bir teyze grubunun arasına karıştım ve onlarla birlikte stüdyoya girdim. 20 metre yürüdükten sonra karşıma son hazırlıklarını yapan telaşlı bir set ekibi çıktı. Canlı yayına 20 dakika kalmıştı; kamera, ses ve ışık ayarları yapılıyordu stüdyonun sağ tarafında 5 katlı bir tribün vardı. Burası ağzına kadar seyirciyle doluydu ama dışarıda bekleyen bir o kadar kişi daha vardı ve içeriye girmek için çok sabırsızlanıyorlardı. Ben hemen aradan kaçarak kendime en üst köşede bir yer buldum. Oturduğum koltuk çok stratejik bir yerdi, hem stüdyoyu hem seyircileri geniş açıdan görebilecektim. Yayının başlamasına 10 dakikadan daha az kalmıştı ve seyirciler akın akın gelmeye devam ediyordu, ama oturacak hiçbir yer yoktu. İşte bu noktada ”grup başı” olarak adlandırılan teyzeler devreye giriyordu. Bu üst rütbeli teyzeler, diğerlerine nereye, nasıl oturmaları gerektiği hakkında talimat veriyordu; “Hey! Baştaki, sen geçen program öne oturdun, git arkaya sıkış!..” Daha sonraki gözlemlerimden anladım ki, bu üst rütbeli organizatör teyzeler ön sıralardan arkaya doğru en çalışkandan en tembele bir sıralama yapıyorlar… Her konuda yorum yapmayı seven, şarkılarda kendinden geçebilenler ön saflarda yer alırken, daha durgunlar onun arkasında, daha da durgunlar en arka sıralarda oturuyorlar. Eğer yetirince hareketli biri değilseniz ve o gün şansınız […]

‘Le Cool’ bir yaşında!

Müge Doğrular Le Cool, 2003 yılında Barcelona’da şehirde olup bitenler hakkında arkadaşlarını bilgilendirmek isteyen Rene ve Andrew tarafından dijital bir etkinlik bülteni olarak dünyaya gelmiş. Kulaktan kulağa yayılıp, giderek büyümüş. Bugün sadece Barcelona’da neredeyse 80 bin üyesi var. Tüm dünyadaki üye sayısı ise 150 bini aşmış durumda. Le Cool Publising adını alan şirket sadece Le Cool değil başka dergiler ve şehir rehberleri de hazırlıyor. Şu anda tüm dünyada 6 ülke ve 8 şehirde (İstanbul, Madrid, Barcelona, Roma, Milano, Amsterdam, Lizbon ve Londra) yayımlanıyor. Le Cool en basit tanımıyla her hafta perşembe günleri üyelerinin e-posta adreslerine ücretsiz olarak gönderilen bir etkinlik rehberi. Sarp Dakni, Le Cool’un çok yakında Berlin ve Paris’te de yayımlanmaya başlayacağını, yakın dönem hedefleri arasında ise tüm dünyada 35 şehrin bulunduğunu müjdeliyor. “Le Cool’un amacı şehirde olup biten her şeyi bildirmek değil. Zaten bunu yapan çok sayıda dergi ve internet sitesi mevcut” diyerek, benzerlerinden farklarını şu şekilde açıklıyor Sarp Dakni: “Le Cool gerçekten iyi olduğuna ve zamanınızı harcadığınıza değeceğine inandığı etkinlikleri okurlarıyla paylaşıyor. Le Cool İstanbul bünyesinde her biri konusunda uzman ve bilgi sahibi, şehri her yönüyle yaşayan 35 genç yazar bulunuyor. Her hafta ortalama 25 öneride bulunuyoruz. Ayrıca “Le Mekan” bölümümüzde özel ve farklı mekânları duyurmaya çalışıyoruz. Bu bir kasrın bahçesindeki kahvaltı da olabiliyor, 1930’lardan bu yana imalatını sürdüren bir korse mağazası da… Ayrıca yine “Le Röportaj” bölümümüzde şehirden herhangi birine iki soru soruyoruz: İstanbul’dan bir sır ve İstanbul’dan bir rüya…” Le Cool genç ve yetenekli fotoğraf ve grafik sanatçılarının kendilerini duyurabildikleri ve işlerini gösterebildikleri bir platform olarak da biliniyor aynı zamanda. Bu konuyu Dakni’ye sorduğumuzda her hafta Barcelona’daki koordinatörleri Lesli Karavil’in danışmanlığında farklı bir kapak seçtiklerini ve bu kapağın sahibi ile bir röportaj gerçekleştirdiklerini anlatıyor. Le Cool’un kapakları ile de dikkat çeken bir dergi haline gelmesi ile birlikte yakında tüm kapakların bir arada sergileneceği bir etkinlik […]