Kategori Tvsaire

Bosna’da Savaş Sonrası Televizyon

İstanbul Bilgi Üniversitesi Televizyon Haberciliği ve Programcılığı Bölümü Öğretim Görevlisi Haluk Üçel’in “Bosna’da Savaş Sonrası Televizyon” belgeselinin uzun versiyonu ilk kez 3 Kasım 2008’de üniversitenin Kuştepe yerleşkesinde gösterildi.

Kapitalizmin devrimci simgesi

santralistanbul, Küba devriminin önemli aktörlerinden Ernesto Che Guevara’nın Alberto Diaz Korda tarafından çekilen portre fotoğrafının, devrimsel içeriğinden çıkıp hızla üretilen ve çoğaltılan bir tüketim aracı haline gelmesini anlatan, kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Korda’nın Objektifinden Che” sergisi, devrimsel içeriğinden çıkıp bir tüketim aracı haline gelen bu portreden, 30’un üzerinde ülkede üretilmiş fotoğraf afiş, film, ses, giysi ve eşyaları bir araya getiriyor. Sergi 2 sene önce İngiltere’nin başkenti Londra’daki Victoria ve Albert Müzesi’nin yanı sıra ABD, İtalya, İspanya, Hollanda ve Portekiz’in önde gelen müzelerinde de ziyaretçilerle buluşmuştu.En çok kopyalanan fotoğrafKüratörlüğünü Trisha Ziff’in üstlendiği ve Riverside Kaliforniya Üniversitesi’ne bağlı UCR/Kaliforniya Fotoğraf Müzesi tarafından düzenlenen sergi, Alberto Korda’nın 1960 yılına ait “Guerrillero Heroico” (Kahraman Gerilla) isimli Che Guevara portresinden yola çıkıyor. Fotoğraf Ernesto Che Guevera’yı devrimci mücadelenin evrensel bir sembolü haline getirirken, aynı zamanda bir tüketim ikonuna da dönüştürdü. Fotoğraf tarihinin en çok kopyalanmış imgesi olarak kabul edilen bu ikon fotoğraf, on yıllardır düzen karşıtı düşünce ve eylemlerin de simgesi olarak kullanılırken bugün aynı zamanda kahve fincanından tişörte, anahtarlıktan kartpostala milyonlarca objeyi süsledi. Alttan çekilmiş, heykel izlenimi veren bir imge olan Guerrillero Heroico, Che’nin Küba hükümetinde tarım ekonomisinden endüstri ekonomisine geçişten sorumlu olduğu sırada, 5 Mart 1960 günü yapılan bir toplu cenaze töreninde çekilmişti. Küratör Trisha Ziff, eski bir moda fotoğrafçısı olan Alberto Korda’nın çektiği bu portreyi, “Korda, sosyalist gerçekçilik döneminde yaygın görülen, efsaneleştirilmiş kahramanlığın görsel dilini kullanmakla birlikte Che’nin klasik, hatta ‘İsavari’ duruşunu vurguluyor. Che’nin gizemli bakışında ise hem kararlılık hem de arzu bir arada izleniyor,” şeklinde tanımlıyor.31 Aralık’ta bitiyor Çok çeşitli öğelerden oluşan bu koleksiyon, fotoğrafın devrim sırasında ortaya çıkışından, hızla üremiş olan günümüzün ticari görünümlerine uzanan çizgisini izliyor. Sergi, Korda’nın Che’sinin, çok çeşitli uyarlamalarla hem en ince yorumlara bile direnen, hem de her tür değişime açık bir simgeye dönüşmesini ortaya koyuyor. Serginin ana fikrine tam da uygun şekilde, sergilenen […]

İstanbul’un suyu, Santral’ın otoparkı

Santralİstanbul yerleşkesi, İstanbul’un belki de en güzel otoparkına sahip. Tümü granit parke taşıyla döşeli bu alan, bahar ve yaz aylarında önemli kültür ve sanat faaliyetlerine, konserlere ev sahipliği yapabilecek kadar büyük. Otoparkın, 6 Ekim 2008’den itibaren para karşılığı kullanılması planlanıyordu. Ancak 2 Ekim günü, yerleşkenin Kazım Karabekir Caddesi’ne bakan ana girişinin altından geçen İSKİ’ye ait su isale hattının patlaması, bu girişi devre dışı bıraktığı gibi otoparkta paralı uygulanmanın da ertelenmesine neden oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Teknik İşler Koordinatörü Akın Barlas, Alibeyköy ve Gaziosmanpaşa gibi büyük yerleşimlere içme suyu ulaştıran bu hattaki zaafiyeti iki yıl önce, Santralİstanbul’un altyapı çalışmaları sırasında fark ettiklerini ve İSKİ’ye bildirdiklerini söylüyor. Ancak konunun bürokrasiye takılması nedeniyle geçen süre zarfında bir gelişme kaydedilememiş. Barlas, gerçekte daha kısa sürebilecek yenileme çalışmasının yaklaşık bir aydır devam etmesini konunun birden fazla muhatabının olmasına bağlıyor: “Aynı alandan doğalgaz hattı ve yüksek gerilim kabloları da geçiyor. Bu nedenle sadece İSKİ adına çalışmaları yürüten müteahhit firma değil, İGDAŞ ve BEDAŞ gibi kurumlar da sürece dahil oldu. Bu kurumların hepsini bir araya getirmek ve koordinasyon içinde çalışmasını sağlamak zaman alıyor.” Herşeye rağmen çalışmaların dört gün içinde sona ermesi planlanıyor. Ancak bu, Santralİstanbul girişinin ve otoparkın hemen kullanılabileceği anlamına gelmiyor. Çünkü çalışmanın sürdüğü zeminin tamir edilmesi ve araç geçisine uygun hale gelmesi gerekiyor. Bu çalışmalar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı kurumlar tarafından gerçekleştirileceği için kesin bir tarih verilemiyor. Barlas, zemin tamirinin gecikmesi durumunda sorunun üniversite yönetimi tarafından çözülmeye çalışılacağını belirtiyor.Haber: Erim Hüner Kurgu: Ertan Önsel 

“Kantinci amca, sana cacık yapayım 50 kuruşa”

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde akademisyen ve öğrenci tarafından bugün başlatılan yemekhane boykotu, üniversite genelinde beklenen ilgiyi görmemekle birlikte Kuştepe ve Santral yerleşkelerinde bu hizmeti sağlayan So Cafe’de yemek yiyenlerin geçmiş günlere kıyasla seyreldiği görüldü. Boykot, yemeklerin kalitesiz, lezzetsiz, pahalı olduğu ve yemekhanede yeterli hijyenin sağlanmadığı gerekçeleriyle başlamıştı. Bu eylemi Santral yerleşkesinde So Cafe’nin önünde piknik yaparak destekleyen öğrencilerden biri katılımın azlığını, organizasyon eksikliğine bağlıyor. Bir başka öğrenci, fiyatların yüksek olmasının herkeste aynı etkiyi bırakmadığını “Otto’da bir makarnayı 20 YTL’ye yediği için, So Cafe’de bu makarnaya 6 YTL vermek rahatsız etmiyor” sözleriyle dile getiriyor. Boykota katılmayan Bilgi mensupları, örneğin Hilal Özdemir, So Cafe’yi tercih etme nedenini “Okulda başka yerde sulu yemek yeme şansı olmaması ve abur cuburla öğün geçiştirmek istemediğim için” sözleriyle açıklıyor. So Cafe önünde piknik yapan öğrenciler, katılımın gelecek günlerde artacağını umuyor. Ve tepkilerini davul ve ziller eşliğinde seslendiriyor: “Kantinci amca hadi gelsene buraya, sana cacık yapayım 50 kuruşa…”Haber: Erim Hüner Kurgu: Ertan Önsel

Açık Hava Paramparça

Teoman dün gece Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeydi. Gerçi sahnede azınlık olan taraftaydı. Çünkü arkasında, iki gün öncesine kadar birlikte hiç çalmadığı 50 kişilik bir müzisyen grubu vardı. Aslında Teoman çalmadı da; sadece söyledi. Kendisi de dahil olmak üzere 51 müzisyen, “solist”in parçalarını seslendirdi. Teoman’ın, İstanbul Senfoni Orkestrası ve Borusan Filarmoni Orkestrası müzisyenlerinden oluşan 50 kişilik toplulukla yaptığı şey, sanırım Türkiye’de bir ilk. Daha önce de bu türde performanslara tanık olmuştuk. Örneğin Bulutsuzluk Özlemi ve Şebnem Ferah parçalarını filarmonik düzende seslendirmişti. Ancak bu performanslarda klasik müzikçilere rockçılar da, gitarları, basları ve davullarıyla eşlik etmişlerdi. Teoman aynı şeyi yapmadı; kendini bir solist olarak klasik müzikçilere emanet etti. Gelgelelim, bu teslimiyete pek de hazır gözükmedi Teoman. Nota şaşmayan filarmoni orkestrası, parçaya kimi zaman geç, kimi zaman erken giren, hatta Gönülçelen’de olduğu gibi, orkestranın şarkının neresinde olduğunu anlayabilmek için susmak zorunda kalan solistlerinden daha tutarlıydı. Teoman’a, Teoman’dan daha hazır vaziyetteydi yani. Smokin provası Ama belki de konserin en iyi tarafı da bu küçük tökezlemelerdi. Teoman’ın zaman zaman gırtlağına abanması haricinde, çalınan şeyin aslında rock olduğunu da bu küçük aksaklar hatırlattı. Ki solisti dinlemeye gelen ve sayısı 5 binin üzerinde olduğu söylenen dinleyicinin de bunlardan rahatsız olduğunu sanmıyorum. (Bu arada, Açık Hava’nın normal oturma kapasitesi 4 bin kişi.) Teoman da dinleyiciden önce durumun farkındaydı zaten. Orkestra prova yaparken kendisinin ceket provasında olduğunu söyledi, iki kez. Hatta bir ara, kendi performansı yüzünden orkestradan beş altı kişinin o gece intihar edebileceğini de belirtti. Dün gecenin Teoman adına kaybı, bu performansın CD ya da DVD kaydı olarak piyasaya sürülemeyecek olması olabilir. Yine de, filarmoniye eşlik eden bir iki rock enstrümanın olması, ya da sadece Teoman’ın bile, birkaç parçada olsun sahneye gitarla çıkması, izleyicinin aldığı keyfi katmerleyebilirdi. Teoman, rock enstrümanlarının eksikliğini, sürpriz olmayacağı üzere, fiziksel performansıyla giderdi. Belli ki o da özenmiş, bu kez daha “efendi” çıkmak […]

“Müzelerin zamlanacağı aylar öncesinden biliniyordu”

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze ve ören yerlerine sezonun tam ortasında yüzde 100’le yüzde 400 arasında zam yapması, bunu da zam açıklamasının ertesi günü yürürlüğe koyması, turizm acentelerini ve tur operatörlerini kızdırdı. Acenteler ve operatörler, meslek örgütleri TÜRSAB’ın (Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği) yerden yere vururken TÜRSAB’tan bu konuda açık ve net bir açıklama gelmedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise Medyakronik Editörü Gökhan Tan’a yaptığı açıklamada zammın aylar önce belli olduğunu, zamanında önlem almayan bir kaç küçük acentenin bir bardak suda fırtına koparttığını söyledi. Zammın yılbaşında belli olduğunu, kararın TÜRSAB ve acentelerle birlikte alındığını dile getiren Günay, acentelerin maliyet artışı diye bir durumun sözkonusu olmadığını şu sözlerle dile getirdi: “TÜRSAB yılın sonuna kadar olan bilet ihtiyacını önceki tarihlerde yaptığı toplu alımlarla karşıladı. Sadece TÜRSAB üyesi olmayan, ferdi çalışan bir kaç turizmcinin şikayeti var onun dışında hiç bir ciddi şikayet yok” Aniden yapılan zam tartışmasıyla birlikte TÜRSAB’ın bazı acenteleri kayırarak zam öncesinde indirimli fiyattan bilet almalarını sağladığın iddiaları ayın başından itibaren turizm sektörünü karıştırmıştı. Tartışmanın alevlendiği yer ise turizmcilerin tartışma platformu olan Tursapnet adlı mail grubu olmuştu. Kayırma iddialarının gündeme gelmesi üzerine TÜRSAB, kayırıldığı iddia edilen acentelerin 2006’dan 18 Temmuz 2008’e kadar aldıkları bilet adetlerini yayınlamış, ancak bazı turizmciler esas alımların zammın hemen öncesinde, 20-31 Temmuz arasında gerçekleştirildiğini öne sürerek bu tarihler arasında satılan bilet adetlerinin de yayınlanmasını istemişlerdi. TÜRSAB’tan şu ana kadar bununla ilgili bir açıklama gelmedi. Ancak yine aynı mail grubunda TÜRSAB’ın isteyen tüm üyelerine eski fiyattan bilet satacağını dolaylı yollardan da olsa duyurması tartışmaların şimdilik dinmesine neden oldu. Bakan Ertuğrul Günay: “Birkaç küçük acente fırtına kopartıyor” Medyakronik editörü Gökhan Tan’ın müze ve ören yeri zamları nedeniyle turizimcilerin zarara uğradığı ve bu nedenle birçok günlük turun iptal edildiği yönündeki iddiaları dile getirmesi üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, şu yanıtı verdi: “Hiç bir iptal yok. Biz bu […]

Avrupa’ya son 180 metre

Boğaz demiryolu geçişi, İstanbul’un Avrupa yakasındaki Halkalı ile Asya yakasındaki Gebze ilçelerini raylı sistemle kesintisiz bağlamayı amaçlayan Marmaray Projesi’nin en önemli ayağı. Proje kapsamında yapılacak istasyonların inşasında, arkeolojik kazılar nedeniyle gecikme yaşanıyor. Son olarak, Ulaştırma Bakanlığı adına proje yürüten DLH’nın (Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü) Temmuz 2008’de çalışmaya başlamayı planladığı Yenikapı İstasyonu, arkeolojik kazının son aşamasında karşılaşılan tarihöncesi buluntular nedeniyle mühendislere teslim edilemedi. Başlangıç aşamasında projenin en zor bölümü olarak görülen Boğaz geçişi ise sorunsuz ilerliyor. İlki 24 Mart 2007’de batırılan tüp tünellerin dokuzuncusu bugün suya indirildi. Birbirine eklenen 11 adet tüp tünelle sağlanacak sualtı demiryolu geçişinin toplam uzunluğu 1387 metreyi bulacak. Ekim 2011’de tamamlanması planlanan Boğaz geçişi, 2012’de hizmete girebilecek. Böylece kentin iki yakası arasındaki yolculuk, dört dakikaya inecek. İşvecan Özen-Gökhan Tan

İstanbul’daki komünistler için Son Kumsal

HaberVs Geçtiğimiz hafta İnebolu ve Abana’da gösterimi engellenen, Karadeniz Otoyolu’nun yapımı sırasında yaşanan doğa katliamının anlatıldığı Son Kumsal belgeselini Yapımcı Aydın Kudu ve Yönetmen Rüya Arzu Köksal’ın izniyle yayınlıyoruz. Toplam 56 dakika uzunluğundaki belgeseli yandaki video ikonlarına sırasıyla basarak izleyebilirsiniz. Geçtiğimiz hafta Medyakronik’in haberinde de yer aldığı gibi belgeselin Karadeniz sahilindeki gösterim programının İnebolu durağında, filmin gösterimi Belediye Başkanı İdris Güleç tarafından engellenmiş, ertesi gün de Abana Kaymakamlığı belgeselin Abana’daki gösterimine izin vermemişti. 22 Temmuz akşamı İnebolu’da yaşanan olayda belgeselin 7’nci dakikasında Başbakan Erdoğan’ın otoyol açılış görüntülerinin ardından Belediye Başkanı İdris Güleç, Aydın Kudu’yu yanına çağırarak “Başbakanı doğa düşmanı gösteriyorsun! Sen bu filmi al İstanbul’daki komünistlere izlet!” diyerek yapım ekibinin ilçeyi terk etmesini istemişti. İstanbul’daki gösterimler Diğer yandan Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) filmin lapımcılarına destek vermek amacıyla Son Kumsal adlı belgeseli 26 Temmuz-2 Ağustos arasında İstanbullu izleyiciyle buluşturuyor. BSB tarafından yapılan açıklamada 22 Temmuz’da İnebolu’da ve 23 Temmuz’da Abana’da yaşanan olaylar hatırlatılarak “Arkadaşlarımıza destek vermek ve filmi izlemek isteyenler için BSB Cep Sineması’nda gösterimler yapılacaktır.” deniliyor. BSB’nin gösterimleri 28 Temmuz-2 Ağustos arasında her gün saat 14:00’te BSB’nin Erol Dernek Sokak no: 10 Kat 5 Beyoğlu İstanbul adresindeki merkezinde gerçekleştirilecek. Bilgi almak isteyenler için telefon 0212-245 90 96 Ayrıca belgeselle ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler sayfasını ziyaret edebilirler.

Nihat Kahveci: “Yorumculara kulak asmayın”

Yıldızlardan herhangi birinin üzerinde çok önceden yazıyor muydu bilinmez: “Nihat Kahveci adındaki çocuk günlerden bir gün başarılı bir futbolcu olacak. Top ayağına değdiği anda, milyonlarca insanın kalbindeki şapka beş kere uçup üç kere konacak.” İşçi bir babanın altı çocuğundan ortancası olarak İstanbul Esenler’de henüz top değil ama hayat-memat meseleleri peşinde koşarken o da bilmiyormuş. Beşiktaş’ta oynayacağını (1997), İspanya’nın Real Sociedad takımına 5 milyon Euro’ya transfer edileceğini (2001), Milli Takım’la dünya üçüncülüğü yaşayacağını (2002), İspanya’da yılın futbolcusu seçileceğini (2004), Villarreal CF ile La Liga ikinciliği yaşayacağını (2008) ve takımın en çok gol atan futbolcusu olacağını vesaire. Zaten futbola da 16 yaşında başlamış. Şans mı? Kader mi? Çok çalışmak mı? Zapturapt bir hayat mı? Fırsatları iyi görebilmek mi? Ona göre, hepsini al ve koy bir sepete. Çünkü yetenek bile tek başına beş para etmiyor bu devirde. Valencia’nın 170 bin nüfuslu Castellon kentinde “Hey Amigo!….”, şeklinde başlıyor cümlelerine. Gerisi tıkır tıkır geliyor. Sanki 1978 Giresun doğumlu değil de, 42 yıllık İspanyol gibi. Aksansız. Bukalemun gibi araziye uyum sağlamış. Amigo’nun kim olduğu duruma göre değişiyor. Paella servisi yapan garson, “Sen bir numarasın” diye omzuna vuran manav, bankta öpüşmelerine ara verip “İki değil de lütfen üç gol at” diye ricada bulunan sevgililer… Hepsiyle tek tek durup konuşuyor. O maçta topun neden öyle değil de böyle gittiğini anlatmaya gocunmuyor. Güneşi aynı güneş. Denizi aynı deniz. İşte bildiğin Akdeniz. Burada top oynamaya da, yaşamaya da bayılıyor. Mümkünse jübilesini de İspanya’da yapmak istiyor. “Tabii kader belli olmaz ama” Türkiye’ye dönmeye hiç mi hiç niyeti yok. Castellon’u Çeşme’nin sezon dışı boş hallerine benzetiyor. Artık İstanbul’un kendisine olmasa da trafiğine, kalabalığına ve kaotik ortamına tatillerde bile zor dayanıyor. Yeni doğan kızı Selin’i burada büyütmek istiyor. Katlana katlana arka cebe sığan şemsiye gibi. Derli toplu kompakt bir hayat. Evi Castellon’da, 2006’dan beri oynadığı Villarreal takımına adını veren kasabayla arası, arabayla 15 […]

Cezaevinde hukuk kliniği

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencileri, Bakırköy Kadın Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu’ndaki tutuklu ve hükümlülere 8 hafta boyunca hukuk eğitimi verdi. Hukuk Kliniği adı altında gerçekleştirilen projede tutuklu ve hükümlülere anayasa ve temel haklar gibi temel kavramların yanı sıra, aile hukuku, iş hukuku, kira hukuku, kadına karşı şiddet gibi gündelik hayatta karşılaşabilecekleri konularda da hukuki bilgiler verildi. Tutuklu ve hükümlüleri hukuki açıdan güçlendirmeyi amaçlayan proje, aynı zamanda öğrencilerin sosyal sorumluluk ve toplum önünde konuşabilme gibi becerilerine de katkı sağladı. Kurum yetkilileri projenin tutuklu ve hükümlüler için son derece verimli geçtiğini ve projenin devam etmesini istediklerini belirttiler. İstanbul Bilgi Üniversitesi, Hukuk Fakültesi tarafından Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen projenin sonunda katılımcılara sertifika verildi.Haber: Cem Hakverdi Kamera: Haldun Ülkü

Roisin Murphy, Shantel, Gogol Bordello ve santral…

Yazın ilk festivali Efes Pilsen One Love Festival 7, Santralistanbul’da festivalcilerin ayaklarını yerden kesti. 21-22 Haziran tarihlerinde gerçekleşen şenlikte eğlence gün boyu devam etti. İlk gün Bedük, Long Blondes, Hot Chip ve Roisin Murphy katılımcıları dansa doyururken; ikinci gün Baba Zula, Miss Platnum, Shantel& Bucovina Club Orcestar ve Gogol Bordello gypsy ruhu ve müziği ile Santralistanbul’u inletti. Bu büyük eğlenceden görüntüler haberimizde…İşvecan Özen Kamera:Erdem Özüer

Dolmabahçe Sarayı satıldı!

Medyakronik muhabirleri, “Sokağın Dili” programı için kimi zaman gerçekle ilgisi olmayan “abes” sorularla halkın karşısına çıkıyor. Muhabirler, bu röportajlardan birinde sokağa “Dolmabahçe sarayı satılmış, ne diyorsunuz” sorununu yöneltmişti. Ancak bu sorunun, cevaplayan pek çok kişi tarafından gerçek gibi algılanması nedeniyle haber bandını yayınlamamıştık. Çırağan Sarayı’yla ilgili gelişmeler, yaklaşık iki ay önce kaydedilen bu bandı gündeme getirdi.Haber: Sema Topbaş-Serhat Cenkçiler  

Beyoğlu’nda bir cam ustası

“Cam işçiliği sınır tanımaz. Bu iş bir gönül işidir. Severek yaparsan karşılığını alırsın.”Bu sözler bir cam ustasına ait. Emrah Evin, İstiklal Caddesi Örs Pasajı’ndaki küçük dükkânında ateş ile cam işleyen ve cama verebilecek her şekli üretebilen bir sanatçı. Siz onu izlediğinizde ortaya çıkacak şeyi merakla tahmin ederken, o ise beyninden o anda ne geçiyorsa cama yansıtıyor, hayallerini cama işliyor. Yaptığı şeylerin hiçbiri birbirine benzemiyor çünkü her defasında farklı hareketlerle farklı şekiller ortaya çıkabiliyor. Dedelerinden kalma bu mesleği hala devam ettiren Emrah, yaptığı işin hiçbir zaman bir doyum noktasının olmadığını şöyle açıklıyor: “Cam sınır tanımadıkça benim yaptığım işin bir sınırı olmaz. Camla uğraşmak, ona şekil vermek her an bana yeni şeyler katıyor. Ona ne kadar severek yaklaşırsam o kadar güzel şeyler ortaya çıkıyor. Ondaki özgürlük bana yansıdığı zaman bende sınır tanımıyorum…”Haber-Kamera: Selahattin Altunkılıç 

Milli gelir, suyla nasıl hesaplanır?

Ünlü Avustralyalı iktisatçı Phillips, 1949’da savaş uçaklarının parçalarıyla, suyla çalışan bir makine icat eder. Amaç milli geliri hesaplamak ve gelirin oluşumunu açıklamaktır. Bu aletten yaklaşık 15 tane daha üretilir ve aynı dönemde bir örneği de 10 bin Sterlin karşılığında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne getirtilir. Moniac (Monetary National Income Analogue Computer) adı verilen milli gelir makinesinin dünyada en iyi korunmuş olanı Türkiye’de. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Serdar Ongan makinenin böyle sağlam kalmasının sebebini kıymetinin anlaşılamamasına ve bir kenara bırakılmasına bağlıyor. Serdar Ongan milli gelir makinesinin nasıl çalıştığını HaberVs’ye anlattı.  

1 Mayıs şiddetinin yeni belgesi

Ahmet Şık Polis şiddetinin damga vurduğu İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamalarında yaşanan şiddet görüntüleriyle ilgili basında çıkan haberlerden sonra açılan soruşturmada iki polise fatura kesildi. İçişleri Bakanlığı müfettişleri, 28 polisin ifadesine başvurulmuş ancak iki polis hakkında adli ve idari soruşturma açılmasını talep etmişti. Müfettişler, polisin şiddet uyguladığını belgeleyen onlarca görüntü ve fotoğrafa rağmen, diğer polislere ulaşamamamıştı. Buna göre DİSK binası ile Şişli Etfal Hastanesi’ne gaz bombası atılması, yerde yatan savunmasız insanların tekme ve coplarla dövülmesi, ÖDP binasının basılıp parti üyelerinin dövülmesi, 530 kişinin dövülerek gözaltına alınması ve Cumhuriyetgazetesi muhabiri Ali Deniz Uslu’nun kolunun kırılmasını “iki süper polis” gerçekleştirmiş oluyordu. Sığ soruşturma Medyakronik’in ulaştığı, Prof. Nurettin Mazhar Öktel sokaktaki bir şirkete ait güvenlik kamerası tarafından kaydedilen görüntüler, sorumlularının iki polisle sınırlı olmadığını bir kez daha gösteriyor. Polisin müdahalesi üzerine bu sokağa kaçan grubun bir bölümü Cumhuriyetgazetesinin bahçesine sığınıyor. Kaçmaya devam eden insanlardan, biri yaşlı iki kişi ayakları takılarak yere düşüyor. Üniformalı ve sivil bazı polislerin dövmeye çalıştıkları iki ikişiye, başlarındaki amir engel oluyor. Meslektaşlarını üç kez engelleyen amir sırtını döndüğü anda, polisler yerde yatan insanları tekme ve coplarla dövüyor. 1 Mayıs olaylarından sonra basında çıkan eleştiriler üzerine İçişleri Bakanlığı inceleme başlatmış ve görüntüleri inceleyen müfettişler de, Bahçelievler İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli iki polis memuru hakkında “idari ve adli soruşturma açılmasına” karar vermişti. Valilik bünyesinde oluşturulan bir komisyon tarafından MOBESE ve televizyon kameraları ile gazetelerde yer alan fotoğraflar incelenmiş ve haklarında soruşturma açılanlar da dahil olmak üzere 28 polisin ifadesi alınmıştı. İnceleme komisyonu tarafından hazırlanan ön raporda Cumhuriyetgazetesi bahçesinde gazeteci Ali Deniz Uslu’un copla kolunun kırılması, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gaz bombası atılması DİSK binası önünde yerde yatan bir kadın göstericinin başına tekme atılması olayıyla ilgili soruşturma başlatılmasına karar verilmişti. Ön raporun ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen iki müfettiş, bir hafta boyunca incelemede bulunmuş ve “orantısız güç kullandığı” belirlenen iki polis […]

7 tepe, 7 tünel, sayısız çatlak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “7 tepe 7 tünel” projesi Mart 2006’da gündeme geldi. Konunun uzmanları tarafından “çıkmaz sokak” diye nitelenen bu proje, trafik için umulan rahatlamayı sağlamayacağı, yüksek maliyeti ve gerekli zemin araştırmalarının yapılmadığı gerekçeleriyle çok tartışıldı. Dolmabahçe-Bomonti ve Piyalepaşa-Kağıthane arasındaki ilk iki tünelin yapımına bu tartışmalar içinde başlandı. Proje gibi, tüneller için vurulan ilk kazma da tartışmalıydı. Çünkü Büyükşehir Belediyesi, bu iki tünelin yapımı için ihale açmamış ve yapımcı firmaları “ani ve beklenmeyen durumlarda” başvurulan “davet usulü”ne göre belirlemişti. Çatlayan binalar İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), tünellerin, güzergâh üzerindeki binalara hasar verebileceği konusunda uyarıda bulunanlardan biriydi. İMO İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe, “Yasal çerçevede bir ihale yapılmadı. Dolayısıyla konu ciddi bir proje olarak ele alınıp, güzergâhında fizibilite çalışması yapılmadı. Bu anlayışla yürütülen bir inşaatın, sıkıntı yaratması kaçınılmazdı” diyor. Cemal Gökçe’nin dile getirdiği endişelerin haklılığı Okmeydanı semtinde ortaya çıktı. Bu semtteki dört binanın temelinde, Piyalepaşa-Kağıthane Tüneli’nin etkisiyle çökme görüldü ve binalar boşaltılarak mühürlendi. Aynı şekilde Talatpaşa mahallesi Savaş sokakta bulunan 10 binanın, kolon ve duvarlarında ciddi çatlaklar oluştuğu belirlendi. Talatpaşa Spor Kulübü Lokali de bulunduğu beş katlı bir bina ile Savaş sokaktaki beş ile iki katlı yapılarda oturan vatandaşlar Ağustos 2007’de tahliye edildi. Nisan 2008’de, diğer tüm tüneller gibi çift yönlü olması planlanan Bomonti Dolmabahçe Tüneli`nin tek yönde kazısı tamamlandı. Belediye, gelinen aşamayı tünelin içinde gerçekleşen bir etkinlikle kutladı. Aynı günlerde, bu tünelin geçtiği Kurtuluş ve Harbiye semtlerinden “çatlak sesler” yükselmeye başladı. Kurtuluş’taki Bilezik sokak ve Harbiye’deki Ölçek sokakta bulunan onlarca apartmanın duvar ve kolonlarında çatlaklar oluştu. Bina temelindeki oynama nedeniyle, kapı ve pencereler kapanamaz hale geldi. Medyakronik muhabirleri, Ölçek sokakta yaşayan ve binaları zarar gören İstanbulluları ziyaret etti. Evlerinin görüntüsü, bir deprem sonrasını çağrıştıran vatandaşlar, genel olarak Belediye’nin üzerine düşeni yapmadığını dile getiriyor. Evinin yıkılma tehlikesi nedeniyle can güvenliği sorunu yaşadığını dile getiren bir vatandaş, çatlakların sıvayla kapanmak istenmesini “Örtbas etme” […]

‘Bazı çevrelerin sırtınızı okşaması başarı değil’

Bugün Kanal D’de yayınlanmaya başlayan “Yol Arkadaşım” adlı dizinin Senaryosu’nu da yazan ünlü yönetmen Çağan Irmak geçtiğimiz günlerde Colors of Bilgi Kulübü’nün davetlisi olarak santralistanbul’daydı. “Hayatımda taktik ve başarılı olma çabası yok. İşinize taktik ve başarı çabası girerse o zaman kurallara uygun filmler yaparsınız, belirli çevreler de sırtınızı okşar, ama o da gerçek başarı olmaz” diyen Çağan Irmak, televizyonda hiç yerli dizi seyretmiyor… Çağan Irmak’la özel söyleşimizi izlemek için videoya tıklayın…Bilgi’deki söyleşiden notlar… “Ulak’taki karakterlerin yeterince kötü olmadığını söyleyenler var, Kızını satan kadın, ot satan adam yeterince kötü değil mi? Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım” Çağan Irmak kendi deyimiyle, “yüzlerle senaryo yazan” biri… Kendisini en iyi anlatan filmin “Ulak” olduğunu söylüyor. Bu çok sevdiği filminin bir diğer farkı da “Ulak” karakterinin senaryoyu yazarken yüzü olmamasıymış. Yüzüne bir anda kavuşmuş film; dublörlerden birini görür görmez “Ulak sensin” demiş Çağan Irmak. Ömer’in elinde ekmek taşıyarak beyaz sisin arasından gelmesi ise bu filmde en sevdiği sahne. Ulak filmindeki kötü karakterler için yeterince kötü değil diyenlere ise şaşırıyor: “Kızını satan kadın ve ot satan bir adam yeterince kötü değil mi?.. Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım” Irmak’ın mesleğiyle ilgili tek “keşke”si ilk filmi. Yayınlanmasını istemediği tek filmi, “Bana Şans Dile”. “O acemilik, ergenlik öfkesi, dünyaya ders vermekti belki de” diyor. Filmini DVD’lerin arasında gördüğünde kafasını çevirmiş. Çağan Irmak’a göre o filmin tek faydası İsmail Hacıoğlu gibi, sinemaya başarılı oyuncular kazandırması olmuş. Türkiye’yi ağlatan filmi “Babam ve Oğlum” için “Televizyon dizisine yakın bir filmdi. Ağlatması da bilinçli bir tercihti” diyor. Aslında dizileri ve filmleri birbirinin devamı gibi. Televizyon dizisi olan ‘Çemberimde Gül Oya’ 80 darbesinde bitiyor. ‘Babam ve Oğlum’ 80 darbesinde başlıyor. Çocuğun da hayalleri bu filmde başlıyor. Ulak’ta ise hayallerin devamı geliyor. Çağan Irmak, Türkiye’de pek kimsenin görmediği fark etmediği şeyleri, kişileri fark edip göstermeyi seviyor. Ulak’taki ayakkabıların Troya, Harry Potter gibi Hollywood […]

Bilgi’de dans festivali

İstanbul Bilgi Üniversitesi Dans Festivali’ne bu yıl Latin dansları damgasını vuracak. Bir çok üniversitenin dans gruplarıyla katılacağı festivale çeşitli dereceler almış profesyonel dansçılar da performanslarıyla konuk olacak.Ceyla Büyükuzun Deniz Yurtkuran