Kategori Tvsaire

Bilgi öğrencileri Madrid’teydi

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası Programlar Ofisi tarafından 19-26 Nisan 2009 tarihleri arasında düzenlenen Elçi Öğrenci Programı kapsamında İspanya’nın Madrid kentinden bulunan Universidad Europea de Madrid (UEM) ziyaret edildi. Bilgi öğrencilerinin, Laureate uluslararası üniversiteler ağında yer alan üniversiteleri yakından tanımasını amaçlayan programa farklı bölümlerden 16 öğrencinin yanı sıra Uluslararası Programlar Ofis Koordinatörü ve Elçi Öğrenci Programı Grup Lideri Beyhan Demir ile Bilgililer Derneği Başkanı Volkan Çakıroğlu da katıldı. Bir haftalık yoğun programda akademik birimler, kütüphane ve kampüs oryantasyonu, İspanyol tarihi ve örnek istatistik dersine katılma, UEM Öğrenci Birliği ile tanışma, Madrid, Toledo, Segovia ve Salamanca şehir turları, Prado Müzesi’ni ziyaret ve Flamenko gecesi gibi birçok etkinlik yer aldı. Elçi öğrenciler, gezi sırasında hem Bilgi Üniversitesi’nin dahil olduğu uluslararası eğitim ağının sunduğu olanaklar hakkında detaylı bilgi aldılar hem de Madrid’de benzersiz bir deneyim yaşadılar. Uluslararası Programlar Ofis Koordinatörü Beyhan Demir, Laureate networkünün öğrencilere sağlayacağı olanak ve fırsatları Elçi Öğrenci Programı’yla, bizzat kendilerinin keşfetmesini istediklerini belirterek; “Elçi Öğrenci Programı’nın Madrid ziyareti bir ilk. Program, diğer Laureate partner üniversitelerine farklı öğrenci gruplarıyla yapacağımız ziyaretlerle devam edecek.” dedi. Arda BengüSinema ve Televizyon 3. Sınıf Öğrencisi Elçi Öğrenci Programı ile gittiğim Universidad Europea de Madrid’i, dokuz gün boyunca gezdim ve gözlemledim. Üniversitede ilk dikkatimi çeken öğrenci yurtlarının okulun içerisinde olmasıydı. Öğrenciler için büyük kolaylık… Ayrıca, yurt odaları da gayet temiz ve güzeldi. Her ne kadar Madrid Üniversitesi’nin eğitim sistemini uzun süre inceleme şansım olmasa da, öğrencilerini en az teorik eğitime olduğu kadar, pratik eğitime de yönlendirmeyi hedefleyen bir üniversite olduğunu gördüm. Öğrencilere, branşlarıyla ilgili tüm ekipman ve mekân olanaklarını sunuluyor. Özellikle de İletişim Fakültesi’nde. Bir Bilgi öğrencisi olarak, üniversitemin bu yönünü çok beğendiğim ve bu anlayışın çok önemli olduğunu düşündüğüm için Madrid Üniversitesi’nin de bu misyona sahip olması çok hoşuma gitti. Burcu YücetaşTasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programı Öğrencisi Madrid, bünyesinde barındırdığı ve koruduğu tarihi yapılarıyla […]

Santralistanbul’dan bir Mayfest daha geçti

İstanbul Bilgi Üniversitesi 2009 Mayıs Festival’inde bu yıl yine birçok ünlü sanatçıyı ağırladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşen festivalde Yüksek Sadakat grubu, Nil Karaibrahimgil ve Kenan Doğulu gençlerle buluştu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Birliği, gelenekselleşen Bahar Şenliklerinin bu yıl 12’ncisini düzenledi. Festivaldeki pek çok aktivite de katılımcıların güzel vakit geçirmelerini sağladı. Gün batmaya başlarken sahne alan Yüksek Sadakat’in şarkılarıyla şenliğe merhaba diyen üniversiteliler daha sonra Nil Karaibrahimgil’in hareketli şarkıları ve danslarıyla eğlenceye devam ettiler. Gecenin finalinde sahne alan Kenan Doğulu ise kendisinin de Bilgi Üniversitesi’nden terk bir öğrenci olduğunu söyleyerek konserine başladı. Kenan Doğulu’nun sahne almasının ardından eğlencenin doruğa çıktığı festival, sabahın ilk ışıklarına kadar devam etti.Hilal Özdemir Gökhan Tünay

İlk Kadıköy

Kadıköy’ün imar girmeyen son alanı Salı Pazarı (Kuşdili Çayırı), İstanbul’daki ilk insanın izlerini saklıyor. Oysa Büyükşehir Belediyesi kanunlarla korunan bu sit alanına dev bir alışveriş merkezi inşa etmenin peşinde.

‘Ölü şeğire oşgeldiniz’

Kentsel dönüşüm projesi kapsamında, İstanbul sur içinde çoğunlukla Roman vatandaşların oturduğu Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinin yıkımı Hafriyat Karaköy’de açılan “Sulukule’yi Aldılar Darbukamı Kırdılar” sergisine konu oldu. Sergi, dünyanın en eski yerleşik Roman topluluklarından birinin, yüzlerce yıllık yaşam alanından ve sosyal çevrelerinden koparılarak, kent dışındaki (Arnavutköy’e bağlı Taşoluk beldesi) çok katlı binalara gönderilişini fotoğraflarla ve belgelerle anlatıyor. Projenin yürütücüsü Fatih Belediyesi ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları ve videolar da yer alıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi 31 Mayıs’a kadar görülebilir.Haber:Müge Ergül Kamera:Gökhan Tünay

Ezidiler

Ortadoğu halkları Coğrafî ve kültürel olarak yakın olmalarına rağmen birbirlerini ya çok az tanıyor; ya da birbirlerinden habersiz yaşıyor. Bilinenler ise çoğunlukla önyargılardan, yüzeysel kanaatlerden ve eksik bilgilerden ibaret. Ezidilik de çok az bilinen, tek Tanrılı bir din. Fotoğraf sanatçısı Hüsamettin Bahçe’nin 2005-2008 yılları arasında Kuzey Irak’ta çekmiş olduğu Ezidi fotoğrafları Beyoğlu, İstiklal Caddesi’ndeki Fototrek Fotoğraf Merkezi’nde sergileniyor. 1970’li yıllara kadar Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde yaşayan Ezidiler’in bugün Türkiye’de yaşayanlarının sayısı 500’e yakın. Ezidîler ayrıca Suriye, İran, Irak, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Almanya, Belçika ve Fransa’da yaşıyorlar. Ezidî dini ve kültürünü yansıtan fotoğraf sergisi 22 Mayıs’a kadar görülebilir.Merve Akçay–Duygu Furuncu

Bilgi’nin Öğrenci Birliği adayları ve programları

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bütün kampüslerinde 20-22 Mayıs tarihleri arasında Öğrenci Birliği seçimi için öğrenciler her yıl olduğu gibi bu yılda sandık başına gidecek. Geçen yılki seçimlerde 3 aday grup varken bu yıl yarışa iki yeni grup katıldı. Öğrenci Birliği seçimleri geçen yıl zorlu, çekişmeli ve olaylı geçerken bu yıl daha sakin geçiyor. Kuştepe, Dolapdere ve Santral kampüslerinde stand açan iki grup yapmayı hedefledikleri çalışmalar hakkında öğrencileri bilgilendirerek seçim çalışmalarına devam ediyor. Öğrenci birliğine aday olan Genç Bilgili ve Birlik grupları bundan önce yönetime gelen gruplar gibi iç karışıklık yaşamamak için yeni ve farklı bir yol izlediklerini belirtiyorlar. Ayrıca iki grubun da çalışma konuları arasında İstanbul Bilgi Üniversite’nin değişen yönetimiyle birlikte gündeme gelen “Laureate Ağı” var. Uluslararası bir üniversite ağına katılan İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki uluslararası olanakların öğrencilere tanıtımına ağrılık vermek iki grubun da programı içinde yer alıyor. Birlik Grubu’nun projeleri Önceki yıllarda seçime giren Armada Grubu’nun kurucularından ve bu seçimlerde Birlik Grubu’nun başkan adayı olan Tayfun Furkan Gülen, yeni bir grup olmalarına rağmen daha önceki seçimlerde farklı gruplarda edindikleri deneyimlerin bu seçimi kazanmalarında etkili olacağını belirtiyor. Geçen seçimlerde kıyasıya rekabet eden iki grubun birleşmesiyle ortaya çıktıkları konusunda çıkan söylentileri de reddeden Gülen, farklı bölümlerden farklı insanların birlikteliğiyle yepyeni bir grup olduklarının altını çiziyor. Bilgililik ruhunun uzun süreden beri yapılan her seçimde göz ardı edildiğinin ve kutuplaşmaların seçimler boyu hoş olmayan durumlar yarattığına değinen başkan adayı, bu yılki seçimlerde bu tür durumlar yaşanmamasını istiyor. Tayfun Gülen, “Amacımız seçimi kazanıp öğrencilerle idare arasında en iyi koordinasyonu sağlayabilmek” diyor. Öğrencilere yapabileceklerinden fazlasını vaat etmediklerini vurgulayan Gülen; diğer üniversitelerde bulunan her öğrenciye bir dizüstü bilgisayar kullanımının İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde de uygulamaya geçirilmesi konusunda projelerinin olduğunu, bunun dışında sanat haftası, shuttle hizmeti, sınav saatleri düzenlemeleri, kantin fiyatları, Santral kampüsünde otoparkın ücretli olması gibi konuları gündeme getireceklerini belirtiyor. Genç Bilgililer sahnede Genelde birinci sınıf öğrencilerinden oluşan Genç […]

Yalvaç Ural’dan teneke oyuncaklar

Çocuk dergileri ve kitaplarıyla tanınan gazeteci Yalvaç Ural’ın düzenlediği “Yalvaç Ural Teneke Oyuncaklar Sergisi”, Rahmi Koç Müzesi’ndeki Fenerbahçe Vapuru’nda ziyaretçileriyle buluşuyor. 1910-2008 yılları arasında Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde üretilmiş oyuncakların yer aldığı, Yalvaç Ural Teneke Oyuncaklar Sergisi 14 Haziran’a kadar görülebilir.Merve Akçay- Duygu Furuncu

Güvendikleri topraklara sergiyle döndüler

Tarih boyunca değişik nedenlerle kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalarak Türk topraklarına sığınan siyasi liderler, krallar ve sanatçıların fotoğraflarının yanı sıra bilgi ve belgelerin de bulunduğu “Türkiye’ye Güvendiler” sergisi, santralistanbul’da açıldı. Sergide, Nazım Hikmet’in dedesi Konstantyn Borzecki (Mustafa Celalettin), Nazi Almanyası’ndan kaçan bilim adamları, Macar Kralı II’nci Ferenc Rakoczi, Polonyalı şair Adam Mickiewicz’e kadar pek çok devlet başkanı, politikacı, sanatçı ve ordu mensubuna ilişkin bilgi ve belge bulunuyor. Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi Ender Arat’ın derlediği sergi, Bilgi Üniversitesi santralistanbul’da Mayıs sonuna kadar açık kalacak. Nihai amaç müze kurmak Türkiye topraklarında hüküm süren devletleri yönetenlerin, zor zamanlarında kucak açtığı sığınmacıların yeterince bilinmediğinden hareket ederek, “Türkiye’ye Güvendiler” sergisini derleyen Büyükelçi Arat, tarih boyunca Türkiye’ye göç edenler temasından hareketle Ankara’da bir müze kurmayı da amaçlıyor. Sergi fikri 1998-2002 yılları arasında Budapeşte ‘de büyükelçilik görevi sırasında aklına gelen Arat, Macarlarla ilgili dokümanları da bu sırada toplamış. Daha sonra yurtdışındaki büyükelçilikler vasıtasıyla bu ülkelerden gelen sığınmacıların envanterini çıkarttırmış. Ankara’daki Rusya Federasyonu ve Polonya temsilcileri gibi bazı büyükelçilikler de önemli katkılarda bulunmuş projeye. Arat, “Sığınmacıların çoğunun başından geçenlerin her biri bir film konusu. Onun için esas amacımız bu konuda bir müze açmak. Ne var ki müze açmak yıllar ve büyük masraflar gerektiriyor. Kısıtlı imkanlarımızla öncelikle sergiyi gerçekleştirmenin uygun olacağını, böylece ilk tohumun atılacağını, daha sonra müze üzerinde çalışılabileceğini düşündüm” diyor. Yüzbinlerce insanın hikayesi Daha önce ABD, İspanya ve Estonya’da gösterilen sergi, Medeniyetler İttifakı Forumu sırasında İstanbul’da liderlerin ziyaretine de açılmıştı. Yüzbinlerce insanın hikayesini görsel ve yazılı malzemelerle anlatan sergi; sözkonusu sığınmacıların Türk ve yabancı kamuoyuna tanıtılmasının ötesinde, bu insanların/toplulukların kimliklerinin, ülkelerini terk etme nedenlerinin, Türk topraklarında yaşadıkları sürelerin, ikamet ettikleri şehirlerin, evlerin, yaptıkları faaliyetlerin, bıraktıkları eserlerin, Türkiye’den ayrıldıktan sonra neler yaşadıklarının, haklarında yazılmış kitapların gün ışığına çıkartılabilmesi için tarihçileri ve araştırmacıları teşvik etmeyi de amaçlıyor. “Devletime sığınanları asla geri vermem” Padişah Abdülmecid’in fotoğrafının altında, “Tacımı veririm, tahtımı […]

Taksim Meydanı?

Yazı:Gökhan TanVideo Haber:Gökhan Tünay-Hilal ÖzdemirKurgu: Ertan Önsel Haberle birlikte yayınlanan fotoğraf, büyük olasılıkla 1960’lardaki bir Cumhuriyet Bayramı kutlamasına ait. (1969’da açılan Atatürk Kültür Merkezi’nin inşası devam ediyor ve bugün ismi The Marmara olan Intercontinental Oteli henüz ortada yok). Fotoğraf, son yıllarda en çok 1 Mayıs’larda gündeme gelen Taksim Meydanı ve İstanbul’da “meydan” diye andığımız alanlarla ilgili önemli bir belge. Çünkü bir meydanın, o kentte yaşayan insanların kullanımı için var olması gerektiğini belgeliyor. Bugün yoğun araç trafiğine sahne olan, meydan içindeki ve çevresindeki yollar da insanlarla dolu. Gerçek bir meydan gibi. Kent plancıları meydanların yaya trafiği odaklı ve çevresindeki işlevlerle birlikte planlanması gerektiğini dile getiriyor. “Her açık alan meydan değildir” diyen Şehir Plancıları Odası İkinci Başkanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Yakar Taksim’in, meydan fonksiyonu gören bir alan olarak nitelendirilemeyeceği görüşünde örneğin. İstanbul Valisi Muammer Güler’in 1 Mayıs kutlamaları sonrasında yaptığı açıklama Hülya Yakar’ı doğruluyor. Güler, o gün yaptığı basın toplantısında, eskiden miting ve kutlamalar için kullanılan Taksim ve Beyazıt meydanlarının artık bu işler için uygun olmadığını, meydanların kapanmasının tüm kenti felce uğrattığını ve bu tür etkinlikler için yeni alanlara ihtiyaç olduğunu söylüyordu. Vali haklı. Çünkü İstanbul trafiği, insanları, toplanma mekânları olan meydanlara ulaştırmak için değil, tam tersine meydanlar araç trafiğini ve ulaşım sorununu çözme alanları olarak kullanıldı. Yani trafikten muaf olması gereken yegâne alanlar, çıkış ve çözüm noktası haline getirildi. Meydanda insana yer kalmadı. Kentin açık alanları bugün öyle anılsa da, gerçek birer meydan olma şansını yitirdi. Motorlu araç trafiğine, köprülere, otobüs duraklarına, belediyelerin tanıtım ofisleri gibi işlevi tartışmalı yapılara, kısacası yayaların kullanımı hariç her şeye terk edilmiş durumda. Durum tam bir felaket. 30 yıl öncesine kadar meydan görünümüne daha yakın olan Aksaray, Mecidiyeköy, sadece ismiyle yaşayan Okmeydanı, Eminönü tanınmaz halde. Düşünün ki kentin en eski meydanı Sultanahmet’te (At Meydanı) bile turist taşıyan otobüsler ve diğerleri, belediyeye gelir kazandırma karşılığında park […]

Anadolu’nun Elleri

Gazeteci Nazım Alpman, Anadolu’nun çeşitli yerlerini dolaşarak “Ustadan Çırağa, Dededen Toruna Anadolu’nun Elleri” isimli kitabı kaleme aldı. Nar Photos fotoğraf ajansından Tolga Sezgin’in çekimlerini gerçekleştirdiği kitabın fotoğrafları da Fotografevi Allianz Galerisi’nde geçtiğimiz günlerde sergilendi. Alpman’ın Ahlat, Afyon, Bartın, Beykoz, Buldan, Bursa, Denizli, Devrek, Diyarbakır, Gaziantep, Görece, İznik, Mardin, Midyat, Milas, Mudurnu, Safranbolu, Şanlıurfa ve Tavas olmak üzere Anadolu’nun farklı bölgelerinden 15 el sanatı ustasını yansıtan kitabında toplam 48 fotoğraf yer alıyor. Kitapta gümüş, demir, boncuk, semer, lüle taşı, yemeni, tekne, çini, bakır, dokuma, baston, kalay, halı, taş ve keçe ustalarının üretim süreçleri ve ürünleri fotoğraflarla anlatılıyor. Kitapta ayrıca, ustaların hayat hikayeleri ve sanatlarına ilişkin bilgiler de yer alıyor.

Şiddete karşı bitpazarı

Bilgi Açık Kapı tarafından düzenlenen ve geliri Mor Çatı ve Umut Sokak Çocukları Derneği’ne aktarılacak olan “Şiddete Karşı Bitpazarı” bu yıl ikinci kez tezgâh açtı. Santralistanbul’da tokadan oyuncağa, kitaptan giysiye yüzlerce ürün, kadına ve çocuğu karşı şiddeti önlemek için çalışan onlarca gönüllü gencin açtığı kermeste satışa çıkarıldı.İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayten Zara Page ve 55 öğrencisinin özverileriyle düzenlenen kermes, şiddet ve travma konularında halkı bilinçlendirme çalışmalarının sadece bir parçası. Bilgi Açık Kapı, cinsel istismar, fiziksel, cinsel ve duygusal şiddet konularında toplumu bilgilendirme amacıyla bu konuda çalışan dernekler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak, onlara hem bilgi-beceri bazında, hem de ekonomik olarak destek sağlamayı hedefliyor. Gelir Mor Çatı ve Sokak Çocukları Vakfı’na Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin kendi ekonomik kaynaklarını kendilerinin oluşturduğunu, ekonomik kaynak olmadığı için hayata geçirilemeyen birçok proje olduğunu vurgulayan Ayten Zara Page “Biz bir taraftan kendi bilinçlendirme çalışmamızı yapmak için ihtiyaç duyacağımız ekonomik desteği bulabilmek, hem de sivil toplum örgütlerine ihtiyaç duyduğu ekonomik desteği sağlayabilmek için yapabileceğimiz en iyi şeyin bit pazarı olduğuna karar verdik. Kullanmadığımız eşyaları getirerek bir bitpazarı oluşturduk. Geçen sene yaptığımız bitpazarının geliri olan bin 780 lirayı Van Kadınlar Derneği’ne bağışlamıştık. Bu yıl ise geliri Mor Çatı ve Umut Sokak Çocukları Derneği’ne aktaracağız. Kaynağın bir kısmı İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde çalışan Çocuk Çalışmaları Birimi’ne gidecek” dedi. Ekonomik ve sosyal anlamda çok hoş destekler aldıklarını vurgulayan Page, “Şiddete karşı bitpazarı” adıyla tepeden tırnağa, giydikleri çoraptan saçlarına taktıkları tokaya kadar her şeyleriyle şiddete karşı oldukları mesajını vermek istediklerini söyledi.Psikoloji bölümündeki çoğu öğrencinin bu proje için canla başla çalıştığını belirten Psikoloji Bölümü yüksek lisans öğrencisi Hejan Epözdemir, bölüm, hatta üniversite dışından pek çok kişinin bağış yapmak için başvurduğunu söyledi. Amacın sadece yardım için para toplamak olmadığını, verilmek istenen mesajın öneminin altının çizilmesi gerektiğini vurguladı. Kermesin asıl temasının şiddet ve travma olduğunu belirten […]

Ahırkapı denize taştı

Ahırkapı’daki hıdrellez kutlamaları 10. yılında, semtin dışına çıkarak sahilde yapıldı. Mekan Ahırkapı Parkı’ydı. Geçen yıllarda Cankurtaran semtinde sokak aralarında yapılan şenlik, izdiham sebebiyle bu parka alındı ve birçok yenilik getirildi. Kuponla çalışan yiyecek-içecek istasyonları, biri büyük olmak kaydıyla beş ayrı konser platformu ve hıdrellez ruhunu yansıtacak birçok ayrıntı: Renk renk çaputlarla süslü dilek ağaçları, dilek sahiplerinin dilek kağıtlarını attıkları birkaç dilek çeşmesi, ‘Baryam’la ayısı’, ‘Kamilin melekleri’ gibi karakterlere bürünerek hatıra fotoğrafı çektirebileceğiniz panolar. Surlar ve Bukaleon Sarayı ışıklandırılmıştı. Parkı hınca hınç dolduran binlerce insan bu dekor eşliğinde, kendini hıdrellezin ve Roman müziğinin coşkusuna kaptırdı. Canlı müzikler saat 19:00 gibi başladı. Buzuki Orhan’ın ana sahnedeki performansı sona erdiğinde saat 00:30’u gösteriyordu. Sürekli renkleri değişen ışıklar tarihi yapıları masalsı bir havaya büründürmüştü. Gecenin sonuna doğru kutlama alanının hemen yanından atılan havai fişekler, eğlenenlerin üzerine bir yağmur gibi yağdı.Hızır’ın günü Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanıyor. Bu gün, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan’a denk geliyor. İsmi, Hızır ve İlyas adlarının birleşerek halk arasında hıdrellez şeklini almış. Hıdrellezin’in Mezopotamya ve Anadolu kültürlerine ya da İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültürüne ait olduğuna dair inanışlar var. Büyük kentlerde daha az görülmek kaydıyla Anadolu’da ve Trakya’da kasaba ve köylerde hâlâ yaygın kutlanıyor. Evinler temizleniyor, temiz kıyafetler giyiliyor. Yemekler yapılıyor. Hızır’ın temiz olamayan evlere uğramayacağına inanılıyor. Hıdrellez kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılıyor. Baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme hıdrellez adetleri arasında. Bunların şifa getireceğine inanılıyor. Hıdrellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılıyor. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakmak, ev, araba gibi şeyler ya da eş, çocuk isteyenlerin,istediklerini […]

Taksim’de 1 Mayıs marşı

1 Mayıs’ın kutlanması konusunda sendikalarla hükümet ve İstanbul valiliği arasında ortaya çıkan gerginlik geçen yıldan farklı olarak bu yıl Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Marşı’nın söylenmesiyle sona erdi. Sabah 9:30 civarında DİSK genel merkezi’nden ayrılan işçiler ve KESK üyesi memurlar uzun süre Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde polis tarafından bekletildiler. Yan sokaklardan caddeye çıkmak isteyen gruplarla polis arasında çatışma uzun süre devam etti. Bu arada yine yan sokaklardan ana korteje katılmak isteyen gruplar da polisin sert müdahaleleriyle karşılaştı. Bu müdaheleler zaman zaman ortamın aşırı derecede gerilmesine neden oldu. Daha sonra Osmanbey’den Harbiye, Elmadağ ve Taksim yönüne yürüyüşe geçen DİSK ve KESK korteji çeşitli duraklamalarla Taksim’e ulaştı. İşçilerin buradaki bekleyişi sonrası polis barikatının açılmasıyla üç bin kişi civarındaki grup Taksim Meydanı'nı doldurdu. Böylece işçiler 1978 yılından bu yana 1 Mayıs’ta ilk kez Taksim Meydanı’na topluca ulaşmış oldu. Kazancı Yokuşu önünde toplanan kalabalık 1 Mayıs 1977’de gerçekleştirilen provokasyon sonucu hayatını kaybeden 36 kişiyi andı ve ardından yıllar sonra ilk kez Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs marşı toplu olarak söylendi. Gösteride konuşan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ve KESK Başkanı Sami Evren bunun bir başlangıç olduğunu belirterek işçi sınıfının yoksulluk ve yolsuzluğa karşı mücadelesini sürdüreceklerini dile getirdiler. Konuşmalar sırasında Taksim Atatürk Anıtı çevresi bir şenlik alanı görünümündeydi. 13:30’da ise mitingin sona erdiği duyuruldu.

Yunan partizanların Kaptan Kemal’i Mihri Belli

Yunan İç Savaşı’na (1946-1949) gerilla olarak katılan, Demokratik Ordu saflarında çarpışan 94 yaşındaki Mihri Belli, Türk solunun önemli isimlerinden biri. Partizanlar ona, komutan anlamına gelen “Kaptan (Kapetan) lakabını ve Kemal ismini vermişti. Savaşta, Batı Trakyalı solculardan oluşan Osmanlı Tugayı’nın başında bulunan Belli’nin hikayesi Yunanlı yönetmen Fotos Lambrinos’un da dikkatini çekti. Lambrinos Kaptan Kemal, Bir Yoldaş (Captain Kemal: A Comrade) ismini verdiği belgeselinde Belli’nin Yunan partizanlarla omuz omuza mücadelesini konu aldı. Belli’nin II. Dünya Savaşı sonunda Yunanlı komünistlerle ABD ve İngiltere tarafından desteklenen hükümet güçleri arasında patlak veren iç savaşta komünistlerin safında verdiği mücadeleyi anlatan belgesel, 28’inci Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında izleyicilerle buluştu. Filmin son gösterimi 18 Nisan Cumartesi saat 21:30’da Pera Sineması’nda gerçekleştirilecek. Yunanistan’da da gösterime giren ve halkın takdirini toplayan belgeselin yönetmeni Lambrinos, filmin ortaya çıkış hikayesinden, çekim sırasında yaşananlara kadar tüm merak edilenleri HaberVs’ye anlattı. Röportaj: Ariana FerentinouÇeviri: Niyazi Dalyancı – Pınar KeleşKamera: Ertan Önsel – Gökhan TünayKurgu: Ertan ÖnselEditör: Güventürk Görgülü Mehri Belli 1916’da Silivri’de doğan Mihri Belli, İstanbul’da Robert Koleji’ni bitirdikten sonra Amerika’ya İktisat okumaya gitti. Orada gençlik ve işçi hareketlerine katılan Belli, 1940’da Türkiye’ye dönerek Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile ilişkiye geçti. O zamanlar Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi altındaki Türkiye’de ise tek muhalefet parti TKP’ydi. 1943-1944’lü yıllarda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde asistanlığa başlayan Belli, orada İlerici Gençler Birliği’ni kurdu ve sonrasında tutuklandı. 1946’da yurt dışına çıkarak Yunanistan iç savaşında, Yunanlı komünistlerle beraber mücadele ederken iki kez yaralandı. Sonrasında Türkiye’ye pasaportsuz girmekten ve tabanca bulundurmaktan tekrar yargılandı. 1950 yılından sonra Türkiye’ye döndü, ancak bu sefer de TKP yöneticisi olmak suçundan tutuklandı. Bu cezası da bitince, ilk defa 1960’lı yıllarda “Aydınlık Sosyalist Dergi”, “Türk Solu” gibi yayın organlarında yazma imkanı elde ettikten sonra, yazılarından dolayı aylarca hapse mahkum edildi. Yine bu dönemde Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini geliştirdi ve Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi liderlerle de […]

İstanbul’da Paskalya

Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilişi ile yeniden dirilişini sembolize eden Paskalya Bayramı geçtiğimiz hafta kutlandı. Tüm dünyadaki Hıristiyanlar gibi istanbul’da yaşayan hıristiyan cemaatler de paskalya çörekleri ve boyalı yumurtalarla başlayan paskalya ritüellerini pazar günü kiliselerinde gerçekleştirdikleri törenlerle noktaladılar. HaberVs, Paskalya’yı ve İstanbul’daki Hıristiyan cemaatlerin paskalya kutlamalarını araştırdı ve izledi.

A Turkish fighter in the Greek Civil War

A bloody Civil War took Greece under its grip just after the defeat of Nazi Germany in World War II. The hostilities between the governmental army supported by the USA and Britain and the Democratic Army of Greece (ELAS) continued until 1949 when the western powers and the Greek government were able to negotiate a peace settlement with the communists after Britain landed combat troops in the country. Famous Greek director Photos Lambrinos found out by chance that a Turk took part inn the struggle on the side of ELAS and immediately decided to make a documentary about him. He was I said Mihri Belli, a well-known figure in Turkey’s political left. “It was a casual information given to me by a friend in the beginning of 2007, in Komotini (Gumulcine). He was a Turk from Komotini, Sami Karabuyukoglu. He works at the state radio there. We became good friends and as we were talking about this and that, he asked whether I am aware of the existence of Mihri Belli, I said ‘no.’” Lambrinos explains how he came to know about Mihri Belli. Karabuyukoglu, tells Lambrinos about Belli’s participation in the Greek Civil War on the side of the communists. “It was a Tuesday and by Saturday, after I went to Athens and borrowed a camera from a friend, I was in his (Mihri Belli’s) home shooting the first pictures,” says Lambrinos. They started talking in Greek and as they went on, says Lambrinos, Belli’s Greek became more fluent. He remembered the language he learned on the Rodopi mountains northeastern Greece. Lambrinos says that he noted down the things Belli had to say about his life as a fighter. “From that initial material shot almost nothing was included in the film. I used that material to set up the […]

Eyüp’ün ahşap oyuncakları yeniden vitrinlerde

Osmanlı döneminde 18’inci yüzyıldan başlayıp 1950’li yıllara kadar üretilen Eyüp oyuncakları bugün yeniden canlandırılıyor. Eyüp Belediyesinin desteğiyle, Avrupa Birliği ve Türkiye iş kurumu’nun ortaklığında yütütülen Eyüp Oyuncakları Projesi kapsamında oluşturulan atölyede ahşap oyuncaklar yeniden hayat buluyor. Atölyede oyuncak üretimini Bölgede oturan kadınlar gerçekleştiriyor.

‘Başka tünel yapılmamalı’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, yoğun kent trafiğini rahatlatma iddiasıyla üç yıl önce başladığı 7 Tepe 7 TünelProjesi’nin ilk ayağı tamamlandı. Yapımına 15 Mayıs 2007’de başlanan ve Kağıthane’yi Piyalepaşa Bulvarı’na bağlayan tünel, 14 Mart’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. İnşası tamamlanan ve Dolmabahçe’yi Bomonti’ye bağlayacak olan ikinci karayolu tünelinin ise önümüzdeki ay açılması bekleniyor. Büyükşehir Belediyesi yakın zamanda İstanbul’da 12 tünelin daha hizmete gireceğini ifade ediyor. Bunlardan iki tanesinin yapımı sürerken, dördü ihale ve altısı da proje aşamasında. Ancak uzmanlar karayolu tünellerinin kent trafiğine çözüm getireceği düşüncesine katılmıyor. Onlara göre bu tüneller trafiğe sadece geçici rahatlama sağlayabilecekken, yüksek maliyetleri nedeniyle, kent ulaşımına gerçek çözümü getirecek metro projelerine de engel oluyor. Gerçekte uzman görüşleri, belediye bürokratları tarafından da doğrulanıyor. Ulaşım dairesi yetkilileri sık sık, kent ulaşımında gerçek bir rahatlamadan söz edilebilmesi için şehir içi seyahatlerinin yüzde 50’sinin raylı ulaşım sistemleriyle gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getiriyor. Oysa mevcut hatlar, kent içinde gerçekleştirilen tüm yolculukların sadece yüzde 10’unu karşılıyor. Erdoğan: “Dağları dele dele yürüyoruz” Gelgelelim başbakan, 14 Mart’taki açılış töreninde, karayolları tünelleriyle ilgili eleştirileri şu sözlerle yanıtlıyor: “Birinci köprü yapılırken bunu çekemeyenler hangi zihniyetse ikinci köprüyü yaparken çekemeyenler hangi zihniyetse dün hızlı trenin açılışını yaptık, çekemeyenler hangi zihniyetse bunu çekemeyenler de aynı zihniyet. Biz Ferhat’ız, siz de Şirin’siniz. Biz dağları dele dele bu medeniyet yolculuğunda yürüyoruz, yürüyeceğiz. Onlar da arkadan bol bol dedikodu ürete dursunlar.” İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Ulaştırma Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Gerçek, 7 Tepe 7 Tünel Projesi’ne, kamuoyuna tanıtıldığı günlerden beri karşı çıkan bilim adamları arasında. Gerçek, belediye tarafından bu tünellerin yapımı ancak metronun düşünülmemesi için öne sürülen maliyet, eğim gibi tüm nedenlerin geçersiz olduğunu savunuyor. Örneğin karayolu tünellerinin kilometre başına 12-15 milyon dolara mal olacağı iddia edilirken, bilim adamı bu rakamın 30 milyon dolar olduğunu ve bunun da metro inşaat maliyetine yakın bir büyüklük olduğunu söylüyor. Haluk Gerçek, […]

Da Vinci’s Bridge to rise over Golden Horn

Hilal Özdemir “I your faithful servant, understand that it has been your intention to erect a bridge from Galata to Stambul…” With these words Leonardo Da Vinci described in a letter to Sultan Bayezid II in 1502 how he would build the greatest single span bridge of the ancient world. Although some sources say that the letter found in the Topkapi Palace archives in 1952 was not in Da Vinci’s handwriting, a leather bound notebook belonging to him at Institute De France in Paris contains two different drawings, one of which is a bird’s-eye view, are explained in detail in Leonardo’s own hand: The bridge, which stretches from Pera to Constantinople, is 40 braccia (1 meter = 1.64 braccia) wide, 70 braccia high above the water, and 600 braccia long, in other words, 400 braccia over the water and 200 over land, and thus has its own abutments. When converted to modern measurements we see that Da Vinci’s description fits the Golden Horn which has an average width of 244 meters and 400 braccia over water is exactly 244 meters. The entire length would have been 600 braccia that corresponds to 365 meters. In the letter Da Vinci tells the Sultan that galleons with full sails would be able to pass under the bridge. Because, he says, the bridge will be standing 70 braccia above the water. That is 45 meters which would allow passage to the biggest vessels of the time. Probably because Sultan Bayezid II was not convinced that the project was feasible, the idea was dropped; until it was taken up by Norwegian artist Vebjorn Sand in 2000. Vebjorn built a replica of Da Vinci’s Golden Horn Bridge, but one fourth in size, as an overpass over the motorway connecting Oslo to the nearby town of Aas. […]