Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen webinarda ABD-İsrail-İran savaşının ekonomik yansımaları incelendi. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir krizin yalnızca enerji arzını değil, küresel finans dengelerini ve dolar merkezli sistemi de etkileyebilecek sonuçlarını değerlendirdi.
Dünya petrol ve doğal gaz ticaretinin yüzde 20’sinden fazlası bu dar su yolu, yani Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Asya ekonomileri başta olmak üzere Güney Kore, Japonya, Çin ve Hindistan’ın enerji ihtiyacının kritik bir bölümü Hürmüz’e bağımlı, Çin’e giren enerjinin yüzde 43’ü bu boğazdan geçiyor.

Prof. Dr. Erdal Tanas KARAGÖL Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İktisat Bölümü
Hürmüz’ün kapalı kalma senaryosunu 1973 ve 1979 petrol şoklarıyla kıyaslayarak analiz eden Dr. Erdal Tanas Karagöl, o dönemlerde petrol fiyatlarındaki ani artışın dünya genelinde stagflasyona, Türkiye’de ise IMF stand-by anlaşmalarına ve borç öteleme süreçlerine neden olduğuna dikkat çekerek bugün de benzer bir şok yaşama riskiyle karşı karşıya olduğumuzu Hürmüz Boğazının bu savaşın belirleyicisi olduğunu, boğaz açılırsa savaşın kaderinin değişebileciği söyledi.
Hindistan’ın savaş başladığında elinde 10-15 günlük petrol rezervi kaldığının altını çizen Karagöl, boğazın kapanmasının Asya’yı hedef alan bir baskı unsuru olarak kullanıldığını vurguladı. Türkiye için enerji arz güvenliği riski doğrudan olmasa da küresel fiyat artışlarının enflasyon ve döviz kuru üzerindeki etkilerinin kaçınılmaz olduğunu ekledi.
Petrodolar imparatorluğunun alacakaranlığı
1970’lerde Richard Nixon yönetiminin petrol ticaretini dolarla ilişkilendirme kararıyla kurulan sistemde; Suudi Arabistan petrolünü yalnızca dolar üzerinden satması karşılığında ABD’den güvence almıştı. Enerji gelirleri büyük ölçüde ABD tahvillerine yönlendirilmiş, merkez bankaları ise rezervlerini dolar cinsinden tutmaya başlamıştı. Bu yapı, ABD’ye enflasyon baskısı yaşamadan borçlanabilme ayrıcalığı sağlamıştı.
Ancak dengeler sarsılıyor

Prof. Dr. Abdülkadir Develi Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İktisat Bölümü
Prof. Dr. Abdülkadir Develi, 2017-2025 arasında dolar rezerv payının yüzde 64’ten yüzde 57’ye gerilediğine dikkat çekiyor. Çin ve Hindistan merkez bankaları altın alımlarını hızlandırıyor. Küresel ekonomi Dünya Ticaret Örgütü’nün kurallarından saparak, 1914 öncesine benzer şekilde korumacı ve içe dönük bir yapıya evriliyor.
İran’ın Hürmüz’den geçen gemilerden yuan ve kripto para kabul edeceğini açıklaması, dolar egemenliğine yönelik somut bir meydan okumanın göstergesi. Develi’ye göre ABD bu dönüşümün farkında olduğu için Libya, Irak ve Venezuela örneklerinde olduğu gibi müdahaleci bir tutum sergiliyor. ABD yalnızlaşırken, dünya dolar bağımlılığını sorguluyor. Ancak 40 trilyon dolarlık ABD tahvil stoğu ani bir kopuşu imkânsız kılıyor.
Enerji jeopolitiğinde Türkiye’nin yeni denge arayışı

Dr. Kenan Aslanlı Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Dr. Kenan Aslanlı, Hürmüz’e alternatif enerji koridorlarının giderek daha fazla anlam kazandığını vurgularken Türkiye’nin hem boru hatları hem LNG terminalleri sayesinde çok kaynaklı bir tedarik yapısına sahip olduğunu hatırlattı. Aslanlı’ya göre bu kriz, Türkiye’nin enerji merkezi konumunu pekiştirme fırsatına dönüşebilir. Doğu Akdeniz gazının uluslararası piyasalara taşınması, Orta Asya enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi ve Kerkük’ten Basra’ya uzanan boru hattı projesinin yeniden gündeme gelmesi bu bağlamda değerlendiriliyor.
Aslanlı, TL’ye olan bölgesel talebin artırılmasının ve yerel para birimiyle ticaretin yaygınlaştırılmasının uzun vadede Türkiye’yi dolar dalgalanmalarından koruyacağını savunmakla beraber bu adımın doğrudan “doları hedef almak” anlamına geldiğini ve ciddi diplomatik riskleri beraberinde getirdiğini de vurguladı. Mevcut yüksek faiz politikasının ise esas olarak enflasyonu yüzde 31 bandında tutarken TL değerini koruma hedefinden kaynaklandığını, enflasyonun düşmesiyle bu politikanın gevşeyebileceğini belirtti.

Yorum yazın