Etiket Gonca Şentürk

Sokağın ritmi bu albümde

’a mail atarak doğrudan talep edebilirler. Gypsyhood’a dahil olan müzisyenlerBlacky [Kolombiya]Blacky, 49 yaşında bir müzisyen. 20 yıldır şehir merkezinde, doğaçlama rock, rap ve salsa çalıyor. Bu işi para kazanmak için yapıyor. Netty Rhodes [İngiltere]Netty 34 yaşında ve Londra metrosunda flüt çalıyor. İlahiyat, Din Bilimi lisansı sonrasında müzik masterı yapan Netty 17 ve 18. yüzyıl barok müziği icra ediyor. Çaldığı ensturmanla iligi insanların mantelitesini değiştirmek istiyor. Ekonomik olarak kocası tarafından desteklenen müzisyen para için değil evde sıkılmamak ve sosyalleşmek için çalıyor. LOU-d-CAGE [İtalya]Müzisyenler; Mauro Pambianchi (31), Gianni Bovenzi (36), Luca Stefonati (33)İtalya’nın Ferrara şehrinde yaşayan müzisyenlerin her birinin başka işleri var. Meslekleri kasap, müzik öğretmeni ve ilkokul öğretmeni olmasına rağmen bir arada olmak ve gerçekten sevdikleri için hafta sonları sokakta çalıyorlar. Geleneksel ensturmanlar ve alışılmadık fıçı gibi müzik aletleri kullanıyorlar. LOU-d-CAGE grubu 2005 İspanya uluslararası sokak müzisyenleri festivalinde ödül kazandılar. Strella Do Dia [Portekiz-Lizbon]Grup üyeleri, Ricardo Veira (26), Alexandra Gabnel (28), Gonçalo do Camo (27), Daniel Mangodo (29), Joco Neves (28). Kendilerini “üst sınıf” sokak çalgıcıları olarak adlandırıyorlar. Hepsinin ayrı işleri var. Grafik tasarımcısı ve fotoğrafçı… İyi arkadaşlar, sevdikleri işi yapmak ve birlikte olmak için genellikle yazları çalıyorlar. Fransua Cepero [Küba]Kuba’da Santa Maria del Mar şehrinde çalan müzisyenler çok Kübalı ve sosyalist bir söylemle “bilginin tecrübenin sosyalleşmesi ve Küba ritimlerini yaymak için çaldıklarını” söylüyor. Ama aynı zamanda para için de çalıyorlar. Geleneksel Küba müziği yapan grup Latin Amerika kökenli bir davul olan bongo ve marakas kullanıyorlar. Kemal Avcioglu [Almanya]Kemal Avcıoglu Amanya’nın Münih kentinde sokakta geleneksel Türk müziği icra ediyor. Kemal aynı zamanda çocuklara popüler müzik öğretiyor. “Almanya’da yaşayan bir Türk müzisyen, bir Kolombiya’lı tarafından yazılmış İngilizce bir şarkıyı söyledi bu proje çerçevesinde diyor” Daniel. Grup Kadıköy [Türkiye]Türkiye’de yaşıyan çingenelerden oluşan Grup Kadıköy, çeşitli ülkelerden müzisyenlerin oluşturduğu çingene kardeşliğin Türkiye ayağı. Arabesk, roman ve popüler müzik icra ediyorlar. Daniel onları ortaçağ Avrupa’sında […]

Burhan Altıntop’u atlatmak

Bazı karakterler vardır. Sıkkınlığınızı unutturup, moralinizi düzeltir onları izlemek. Avrupa Yakası’nın Burhan Altıntop’u da böyle bir karakter benim için. Engin Günaydın, bu karakterle Türkiye’nin en çok güldüğü oyunculardan biri haline geldi. Nişantaşı’nın taşralı dergi müdürü Burhan’ı o kadar çok benimsedik ki, başka bir Engin Günaydın düşünemez olduk. Öyle ki geçtiğimiz gün gösterime giren, Günaydın’ın kendi yazdığı ve başrolünü üstlendiği Vavien filminin daha çekimleri bile bitmeden hep aynı soruyu duyduk: “Burhan Altıntop karakterini aşabilecek mi?” Röportajlarından anlaşıldığı kadarıyla Engin Günaydın’ın kendisi de aynı endişeyi duyuyordu. Oysa bu soru, onu ünlü eden Zabıta İrfan karakterini canlardırdığı Bir Demet Tiyatro sona erdiğinde de yöneltiliyordu Günaydın’a. Burhan Altıntop’un henüz doğmadığı yıllarda örneğin, Milliyet gazetesindeki röportajında “Sizi hâlâ Zabıta İrfan olarak tanıyorlar. Bu rolün üzerinize yapışmasından korkmuyor musunuz” diye soruluyordu. 2005 tarihli bu röportajda, yıllar sonra tekrar karşılaşacağı bu soruyu şöyle yanıtlıyordu Günaydın: “O benim ilk işim olduğu için Zabıta İrfan olarak tanındım. Ama yeni projelerde yer aldıkça bu değişiyor.” Burhan’ı atlatmakGelin görün ki yıllar önce dile getirdiği “değişim”in onu getirdiği yer baba ocağı oldu. Nişantaşı’nın (ve bir röportajında “hiç sevmiyorum, benimle ilgisi yok” dediği) Burhan Altıntop’un izlerini Erbaa’da yıllarca yaşadığı evinde, gençken çalıştığı ağabeyinin dükkânında, gerçek yaşamından izler taşıyan Elektrikçi Celal karakteriyle unutturmak istedi. Bu çok yeni film hakkındaki ilk eleştirilere bakılırsa başardı da bunu. Dünkü Milliyet gazetesindeki röportajında kendisi de onaylıyor: “Burhan rolünün üzerime yapışması meslek hayatımın sonu olurdu. Seyirci benden Burhan Altıntop dışında başka bir şey istemezse benden ya da ben başka bir şeyi yapamazsam, çok çabuk hayatla ilgili bir karar alıp emekliye ayrılacaktım” diyor Günaydın, “galiba atlattım.” Sinemada kötü adam Bir Demet Tiyatro’nun Zabıta İrfan’ı, Aşkım Aşkım dizisinin Tarık Usta’sı, Avrupa Yakası’nın Burhan’ı, Size Baba Diyebilir Miyim dizisinin Mahir’i ve kısa sürelerle karşımıza çıkan daha niceleri… Engin Günaydın, televizyon ekranında “üzerine yapışan” pek çok rolü “atlattı”. Vavien için yapılan “Türk sineması […]

Kürt açılımının linç hali

Ülkenin doğusunda da batısında da sokaklar kaynıyor. Hükümetin ilan ettiği Kürt açılımı sürecinde, dağdan inerek Türkiye’ye gelen PKK militanlarının karşılama görüntüleriyle başlayan gerginlik sonucu nükseden Kürtlere yönelik linç girişimleri ülke geneline yayıldı. 30 yıldır savaştırılan iki toplum ve kardeş kavgasının öyle oldubittiyle çözülecek bir sorun olmadığı anlaşıldı. Ortaya atılan milliyetçi, şoven kıvılcımlar sokakta karşılık bulmaya başladığı bir sırada da Tokat’ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin PKK saldırısyal öldürülmesi bu olayları çığırından çıkarakacak bir hale getirdi. İnternetteki sosyal paylaşım sitelerinde dahi önü alınamaz bir ırkçılık hakim oldu, oluyor. Sürece yaptıkları açıklamalarla adeta destek veren MHP ve CHP liderleri ise kışkırttığı kitleyi kontrol edemiyor ya da etmek istemiyor. Bir yandan batıda saldırıya uğrayan Kürtler, ülkenin doğusunda da sokakları savaş alanına çevirmiş durumda. Hemen her gün bir kentten polisle çatışma ya da gösteri haberleri geliyor. Batıdaki kimi kentlerde de zaman zaman yaşanan sokak gösterilerinde acı sonuçlar da ortaya çıkıyor. İstanbul Küçükçekmece’de 8 Kasım günü İETT otobüsüne atılan molotof kokteyli sonucu lise öğrencisi Serap Eser’in yaklaşık 1 ay komada kaldıktan sonra ölmesi bunun en yakın örneği. Açılım saldırıları kapsamıyor Aralarında PKK militanlarının da bulunduğu 34 kişinin Türkiye’ye dönüş yapmasından sonra başlayan sözel saldırılar, İzmir’de DTP konvoyuna yapılan saldırıyla filli hale geldi. Saldırılar toplumsal bir hestiriyle ülke genelinde Kürtlere yönelik linç girişimlerine dönüştü. İşin ilginci bu saldırıların hiç birinde şu ana dek tutuklanan olmamasıydı. Anlaşılan o ki, hükümetin demokratik açılımı, Kürtlere ve partileri DTP’ye yönelik linç girişimlerini engellemeyi içermiyordu. Polise attıkları taşlar nedeniyle yıllarca hapis cezasına çarptırılan Kürt çocuklar hapishaneleri doldururken, DTP binalarına kurşun sıkmak, taşlamak ve Kürt mahallerini basmak serbest. İç savaşa doğru mu gidiyoruz, yoksa iç savaş çoktan başladı mı derken sokaklarda çatışmalar başladı bile. İzmir’de tehlikeli prova 22 Kasım’da İzmir’e gelen Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı Ahmet Türk’ü karşılamak için oluşturulan araç konvoyuna, ülkücülerin başını çektiği kalabalık bir grup taş ve sopalarla […]

12 Eylül, darbe, cunta ve ‘Adaleti’

“Copu ağzımıza soktuktan sonra, dişlememiz istenir ve sonra da hızla çekerlerdi. Dökülen dişlerimize bakıp gülerlerdi”… “Sıkı yönetim komutanları tabiiki bu işin çok farkındaydılar. Sıkıyönetim karargahının ilerisinde bir sorgulama merkezi var. Oradaki işkenceyi bilmemesi mümkün mü? Onun gözetiminde, deneyiminde oluyor. Oradan sesler geliyor, bağırmalar geliyor”… “13 yıl cezaevinde tutuklu kaldım. 3 kez idam cezasını çarptırıldım. Bu süre zarfında toplam 3 kez mahkemeye çıkmamışımdır”… “Ortaçağdaki Engizisyon mahkemeleri gibi; basarsın işkenceyi, alırsın itirafı, verirsin cezayı, 12 Eylül’ün adaleti buydu”… “O dönemde sıkıyönetim komutanları ‘kim daha çok adam asacak’ diye yarışıyorlardı”… “12 yıl cezaevinde tutuklu kaldım. Yargıtay kararıyla tahliye oldum. Şu anda dosyam kayıp, yargılandığımı bile kanıtlayacak durumda değilim.” Hesaplaşılamayan yakın tarih Yukarıda, farklı kişilerin ağzından anlatılanların hiç biri kurgu değil, yakın tarihimizin hesaplaşamadığımız gerçekleri. Üzerinden neredeyse 30 yıl geçtikten sonra, 12 Eylül 1980 darbesiyle bu toplumun üzerinden geçenin ne olduğu ve nasıl geçtiği daha yeni yeni anlatılmaya başlanır oldu. Az okuyan Türkiyelilerin bir kısmının kitaplardan öğrenebildiği travmalar; filmler, diziler ya da belgesellerle anlatılır oldu. Hepsinin tek bir istediği vardı: Anayasal zırhla korunan darbecilerin yargılanması. Sadece 5 general değil… Onlardan biri, “12 Eylül Adaleti” isimli belgesel Ankara ve İzmir’den sonra İstanbul’da da ilk kez izleyicisiyle buluştu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu’nda yapılan gösterimin izleyicileri ise çoğu 12 Eylül’de Mamak, Metris, Diyarbakır askeri cezevlerinde kalmış kişilerdi. Belgeseli izlemeye gelen dönemin tanıkları ve yeni kuşaktan yaklaşık 400 izleyici gösterimin yapıldığı her iki salonu da doldurmuştu. Vakıf Başkanı Cahit Akçam’ın gösterimden önce yaptığı konuşmada “ Belki yüreğimiz acıyacak ama biz 12 Eylül döneminin sadece insanlara acı veren ve mağdur eden bir dönem olarak anlatılmasına itiraz ediyoruz. 12 Eylül aynı zamanda askeri darbelere, faşist cuntalara karşı mücadelelerin tarihinin yazıldığı bir mücadele dönemidir. Onun için biz bu belgesel ve devamında, 12 Eylül’den hesap sormanın sadece beş generalle sınırlı bir iş olmadığını, 12 Eylülcülerin tümünden hesap sormak gerektiğini düşünüyor ve […]

‘Irak ordusunu Türkiye eğitsin’

Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarik El Haşimi, ABD askerlerinin çekilmesinden sonra Irak’ın güvenlik açısından komşu ülkelerden destek alabileceğini, bu çerçevede Türkiye’den Irak güvenlik güçlerini eğitmesi için talepte bulunabileceklerini söyledi. Irak’taki asker ve polisi Türkiye’deki güvenlik güçlerinin ciddiyetine ulaştırmak istediklerini söyleyen Haşimi, Türkiye’nin sadece güvenlik güçlerinin eğitimi için değil, ekonomik ve siyasi sorunların çözülmesi için de önemli olduğunu vurguladı:“Bugün Türkiye komşu ülkelerle iyi ilişkiler içinde ve bunu geliştiriyor. Belki bu ilişkilerle bölgesel bir birlik oluşabilir. Bu ülkelerde yaşayan insanları bir araya getirebilir ve müşterek sorunları çözebiliriz bu sayede. Biz Türkiye ile 44 anlaşma imzaladık. Tüm alanlarda ilişkilerimizi daha geliştirmek için çalışıyoruz.” ABD’nin 2003 Irak işgalinden sonra ülkede meydana gelen mezhepsel ve etnik bölünmüşlük yerine, birlik içindeki bir Irak vizyonu taşıyan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi bugün “Toplum ve Demokrasi Derneği” tarafından İstanbul Bilgi Universitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirilen konferansa katıldı. Konferansta 2003’teki işgal sonrası durumu, Irak’taki askeri gücün ülkeyi terk ettikten sonra beklenen olası senaryoları ve tüm bu süreçte Türkiye Irak ilişkilerini ve Türkiye’den beklentilerini dile getiren Tarık El Haşimi’nin 2010 yılında yapılacak seçimlerde cumhurbaşkanı olması bekleniyor. Bilgi Üniversitesi’ne ikinci ziyareti olan bu konferansın, cumhurbaşkanı yardımcısı olarak yurtdışında verdiği ilk konferans olduğu için kendisi için çok önemli olduğunu ve gençlerin Irakla ilgili düşüncelerini merak ettiğini söyleyerek söze başlayan Tarık El Haşimi, daha sonra işgal sonrası ülkenin geldiği durumu değerlendirdi. Saddam yönetiminin yaptığı hataların ve baskılarının Irak’a göz diken ülkelere işgal için fırsat verdiğini dile getiren Haşimi, ABD Askerlerinin çekilmesi sonrasında Irak’ta gerçekleşebilecek üç olasılık olduğu görüşünde. Birinci senaryo bugünkü zayıf güvenlik durumunun devam etmesi. İkinci senaryo durumun daha da kötü olması ve Irak güçlerinin sorumluluğu taşıyamaması. İyimser senaryo ise Irak’ın siyasi ekonomik ve güvenlik açısından gelişmesi. Haşimi, Bu üç senaryoyu değerlendirip 2011 sonuna kadar bir yol haritası çizeceklerini bu yol haritasının içinde de şu noktalara ağırlık vereceklerini söylüyor:“İlk olarak güvenlik güçleri asker […]

Gazeteciler yaşlandı, Türkiye AB’ye giremedi!

Avrupalı ve Türk gazeteciler bugün, Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye ilişkilerini değerlendirmek üzere İstanbul’daydı. Gazeteciler bu işi, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nun organizasyonuyla 17 yapıyor; “AB – Türkiye Gazeteciler Konferansı”nda bir araya geliyor. İşte 17 yıldır süren bu geleneğin bu seneki ev sahibi İstanbul Bilgi Üniversitesi, Santralİstanbulyerleşkesiydi. “Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Geleceği” başlığıyla gerçekleşen panelde Avrupa’dan yedi, Türkiye’den dört gazeteci kürsüdeydi. İzleyicler arasında en ön sırada, Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Marc Pierini vardı. Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, yarısı dışarda bırakılmış bir Kıbrıs ve verdiği sözleri tutmayan bir AB nedeniyle Türkiye’de Avrupa Birliği’ni savunmanın çok zor olduğunu söyledi . Ayrıca Bilgi Üniversitesinin AB çalışmalarına hız verdiğini ve bu kapsamda lisans ve yüksek lisans programları açtığına değindi. Rektör Güven’den sonra kürsüye çıkan Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış “Avrupa gerçekten küresel olmak istiyorsa Türkiye’ye ihtiyacı var. İstanbul’suz bir Avrupa’yı düşünemiyorum. Türkiye çok önemli bir ülke çünkü AB hariç Avrupa’nın bütün kurumlarına tam üyedir. Ayrıca G20 ve NATO üyesi olan Türkiye çok güçlü bir ekonomiye sahip, dünyada 15., Avrupa’da alıncı en güçlü ekonomi. Türkiye doğunun en batısında, batının da en doğusunda yer alıyor. Bu nedenle önemli bir köprü, İsrail ve Suriye, Afganistan ve Pakistan, Rusya ve Gürcistan, İran ve Amerika arasında global sorunların çözülmesine etkili bir ülkeyiz. Kilise, sinegog ve cami yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yer alıyor. Ermeni , Müslüman, Alevi, Hıristiyan, Yahudi inanan, inanmayan hepsi birlikte yaşıyor. Bu bizim AB’ye katacağımız en önemli şey. Türkiye medeniyetler çatışmasının çözümüdür” sözleriyle mikrofonu panelist gazetecilere bıraktı . Gazeteciler, panel yöneteticisi, Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kaya’nın sorularını cevapladılar. Şunları söylediler: “AB’ye süpheyle bakmayı biz başlattık” John Peet (The Economist, Britanya)Bana sorarsanız ben Türkiye’yi, Almanya ve Rusya ile aynı gruba koyarım çünkü konum olarak […]

Güvendikleri topraklara sergiyle döndüler

Tarih boyunca değişik nedenlerle kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalarak Türk topraklarına sığınan siyasi liderler, krallar ve sanatçıların fotoğraflarının yanı sıra bilgi ve belgelerin de bulunduğu “Türkiye’ye Güvendiler” sergisi, santralistanbul’da açıldı. Sergide, Nazım Hikmet’in dedesi Konstantyn Borzecki (Mustafa Celalettin), Nazi Almanyası’ndan kaçan bilim adamları, Macar Kralı II’nci Ferenc Rakoczi, Polonyalı şair Adam Mickiewicz’e kadar pek çok devlet başkanı, politikacı, sanatçı ve ordu mensubuna ilişkin bilgi ve belge bulunuyor. Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi Ender Arat’ın derlediği sergi, Bilgi Üniversitesi santralistanbul’da Mayıs sonuna kadar açık kalacak. Nihai amaç müze kurmak Türkiye topraklarında hüküm süren devletleri yönetenlerin, zor zamanlarında kucak açtığı sığınmacıların yeterince bilinmediğinden hareket ederek, “Türkiye’ye Güvendiler” sergisini derleyen Büyükelçi Arat, tarih boyunca Türkiye’ye göç edenler temasından hareketle Ankara’da bir müze kurmayı da amaçlıyor. Sergi fikri 1998-2002 yılları arasında Budapeşte ‘de büyükelçilik görevi sırasında aklına gelen Arat, Macarlarla ilgili dokümanları da bu sırada toplamış. Daha sonra yurtdışındaki büyükelçilikler vasıtasıyla bu ülkelerden gelen sığınmacıların envanterini çıkarttırmış. Ankara’daki Rusya Federasyonu ve Polonya temsilcileri gibi bazı büyükelçilikler de önemli katkılarda bulunmuş projeye. Arat, “Sığınmacıların çoğunun başından geçenlerin her biri bir film konusu. Onun için esas amacımız bu konuda bir müze açmak. Ne var ki müze açmak yıllar ve büyük masraflar gerektiriyor. Kısıtlı imkanlarımızla öncelikle sergiyi gerçekleştirmenin uygun olacağını, böylece ilk tohumun atılacağını, daha sonra müze üzerinde çalışılabileceğini düşündüm” diyor. Yüzbinlerce insanın hikayesi Daha önce ABD, İspanya ve Estonya’da gösterilen sergi, Medeniyetler İttifakı Forumu sırasında İstanbul’da liderlerin ziyaretine de açılmıştı. Yüzbinlerce insanın hikayesini görsel ve yazılı malzemelerle anlatan sergi; sözkonusu sığınmacıların Türk ve yabancı kamuoyuna tanıtılmasının ötesinde, bu insanların/toplulukların kimliklerinin, ülkelerini terk etme nedenlerinin, Türk topraklarında yaşadıkları sürelerin, ikamet ettikleri şehirlerin, evlerin, yaptıkları faaliyetlerin, bıraktıkları eserlerin, Türkiye’den ayrıldıktan sonra neler yaşadıklarının, haklarında yazılmış kitapların gün ışığına çıkartılabilmesi için tarihçileri ve araştırmacıları teşvik etmeyi de amaçlıyor. “Devletime sığınanları asla geri vermem” Padişah Abdülmecid’in fotoğrafının altında, “Tacımı veririm, tahtımı […]

Seçim bitmedi!

Resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Büyükçekmece’de seçimi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Hasan Akgün kazandı. Seçimi 640 oyla kaydeden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) adayı İlker Gürbüz sonuçlara itiraz etti. İtirazın kabul edilmesi üzerine iptal edilen oylar üçüncü kez sayılıyor. CHP’li ve AKP’li partililer, Yüksek Seçim Kurulu’nun bulunduğu Büyükçekmece Adliyesi önünde beklerken olayların büyümemesi için polis iki grup arasına barikat ördü. CHP adayı Hasan Akgün bu seçimlerde “evet” mührünün kullanılmadığını, sadece “tercih” yazılı mühürlerin kullanıldığını fakat açılan sandıklardan AKP’ye “evet” basılmış oy pusulalarının çıktığını ve bu oyların sayıldığını iddia etti. Beylikdüzü’nde yaptıkları itirazın kabul edilmemesini çifte standart olarak değerlendiren Akgün, “Neden CHP’nin kazandığı ilçelerdeki itiraz kabul ediliyor da, AKP’nin kazandığı ilçelerde itiraz kabul edilmiyor” diye konuştu. Akgün “Büyükçekmece’ye bağlı Karaağaç köyünde sandıklar, kapılar kapatıldıktan sonra sabaha karşı sayılmıştır. Bu dört beş tane sandığın içinden çok yüksek sayıda AKP oyunun çıkması son derece düşündürücüdür” diye konuştu. CHP’nin itiraz ettiği ilçelerde oy oranları TuzlaAKP: 40.6CHP: 38.8BeylikdüzüAKP: 32.1CHP: 30.6BeyoğluAKP: 35.3CHP: 32.9BayrampaşaAKP: 44.5CHP: 35.7ÇekmeköyAKP: 45.3CHP: 41.1 Beylikdüzü’nde “suç belgeleri” İstanbul Beylikdüzü’de ise AKP’nin adayı Yusuf Uzun’un 850 oy farkla kazandığı sayıma “sahte oy kullanıldığı” gerekçesiyle CHP tarafından itiraz edildi. CHP İl Başkanı Gürsel Tekin basın açıklamasında İlçe Seçim Kurulu tarafından itirazlarının kabul edilmediğini bu nedenle İl Seçim Kurulu’na, o da olmazsa Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracaklarını belirtti. Gürsel açıklamasında birçok ilçede oy çalındığını, aylardır kesilmeyen elektriklerin nedense seçim gecesi kesildiğini, 22 Temmuz 2007 yerel seçimlerinde sorunsuz çalışan sistemin 29 Mart akşamı çökmesinin soru işareti yaratığını söyledi. Tekin, Sultangazi ilçesinde de itiraz kararı aldıklarını belirtti. CHP Beylikdüzü başkan adayı Vecdet Öz de Büyükçekmece Adliyesi önüne gelerek, elindeki sahte olduğunu iddia ettiği oyları gösterdi ve CHP’lilere seslendi. “Beylikdüzü sokakları bu suç belgeleriyle dolu” derken adliyenin camından bakan AKP adayı Yusuf Uzun’a seslendi. CHP bu ilçede, 6 bine yakın oyun gömüldüğünü ve jandarma tarafından kazı yapıldığını iddia ediyor. […]