Genel

12 Eylül, darbe, cunta ve ‘Adaleti’

Yazan: Gonca Şentürk

“Copu ağzımıza soktuktan sonra, dişlememiz istenir ve sonra da hızla çekerlerdi. Dökülen dişlerimize bakıp gülerlerdi”… “Sıkı yönetim komutanları tabiiki bu işin çok farkındaydılar. Sıkıyönetim karargahının ilerisinde bir sorgulama merkezi var. Oradaki işkenceyi bilmemesi mümkün mü? Onun gözetiminde, deneyiminde oluyor. Oradan sesler geliyor, bağırmalar geliyor”… “13 yıl cezaevinde tutuklu kaldım. 3 kez idam cezasını çarptırıldım. Bu süre zarfında toplam 3 kez mahkemeye çıkmamışımdır”… “Ortaçağdaki Engizisyon mahkemeleri gibi; basarsın işkenceyi, alırsın itirafı, verirsin cezayı, 12 Eylül’ün adaleti buydu”… “O dönemde sıkıyönetim komutanları ‘kim daha çok adam asacak’ diye yarışıyorlardı”… “12 yıl cezaevinde tutuklu kaldım. Yargıtay kararıyla tahliye oldum. Şu anda dosyam kayıp, yargılandığımı bile kanıtlayacak durumda değilim.”

Hesaplaşılamayan yakın tarih

Yukarıda, farklı kişilerin ağzından anlatılanların hiç biri kurgu değil, yakın tarihimizin hesaplaşamadığımız gerçekleri. Üzerinden neredeyse 30 yıl geçtikten sonra, 12 Eylül 1980 darbesiyle bu toplumun üzerinden geçenin ne olduğu ve nasıl geçtiği daha yeni yeni anlatılmaya başlanır oldu. Az okuyan Türkiyelilerin bir kısmının kitaplardan öğrenebildiği travmalar; filmler, diziler ya da belgesellerle anlatılır oldu. Hepsinin tek bir istediği vardı: Anayasal zırhla korunan darbecilerin yargılanması.

Sadece 5 general değil…

Onlardan biri, “12 Eylül Adaleti” isimli belgesel Ankara ve İzmir’den sonra İstanbul’da da ilk kez izleyicisiyle buluştu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu’nda yapılan gösterimin izleyicileri ise çoğu 12 Eylül’de Mamak, Metris, Diyarbakır askeri cezevlerinde kalmış kişilerdi. Belgeseli izlemeye gelen dönemin tanıkları ve yeni kuşaktan yaklaşık 400 izleyici gösterimin yapıldığı her iki salonu da doldurmuştu. Vakıf Başkanı Cahit Akçam’ın gösterimden önce yaptığı konuşmada “ Belki yüreğimiz acıyacak ama biz 12 Eylül döneminin sadece insanlara acı veren ve mağdur eden bir dönem olarak anlatılmasına itiraz ediyoruz. 12 Eylül aynı zamanda askeri darbelere, faşist cuntalara karşı mücadelelerin tarihinin yazıldığı bir mücadele dönemidir. Onun için biz bu belgesel ve devamında, 12 Eylül’den hesap sormanın sadece beş generalle sınırlı bir iş olmadığını, 12 Eylülcülerin tümünden hesap sormak gerektiğini düşünüyor ve bunu paylaşmaya çalışıyoruz. Askeri darbelere karşı direniş 12 Eylül döneminde idam sehpalarıyla, Mamaklarda , Diyarbakırlarda, Metrislerde başladı ve devam ediyor. Kendi idam sehpalarını kendi ayaklarıyla tekmeleyen arkadaşlarımız bu mücadelenin onurudur bayrağıdır” dedi.

Devamı gelecek

2000 yılında kurulan Dostluk Yardımlaşma Vakfı, Unutmaya ve Unutturmaya karşı, insani bir başkaldırının ifadesi olarak kuruldu. Bu nedenle vakfın üyeleri bundan önce de belleklerde bir korku çağı olarak yerleştirilen 1975-80 Türkiyesinin gerçeklerini anlatan dört ayrı belgeselin de yapımına imza attılar. Hafızamızdan silinmek istenen geçmişimizi, çektikleri Fatsa Gerçeği, Yeni Çeltek Yeraltı Maden –İş, Maraş Katliamı, Tariş- Çimentepe-Gültepe Direnişleri belgeselleriyle perdeye taşıdılar. Dosuk Yardımlaşma Vakfı’ nın üyelerinin katkılarıyla çekilen 12 Eylül Adaleti belgeseli, 12 Eylül üzerine 2010’da gösterime girecek üç belgeselin özeti. İlk belgesel, idamları konu alan Nefti Yeşil ve Mavi, ikincisi yargılamaları, üçüncüsü ise cezaevlerini konu alıyor.

İşkence, ölüm, idam, olmayan adalet…

12 Eylül döneminin “adalet” anlayışının sorgulandığı belgeselde karakollarda başlayıp cezaevlerinde devam eden işkenceler, hukukla ilgi kurulamayan yargılamalar, yaşı büyütülerek idam edilen Erdel Eren, gözaltında ölümler, ölüm oruçları gibi konular, mağdur edilenlerin dilinden izleyicilere birebir aktarılıyor. Filmde tanıklığna başvurulanlar arasında Diyarbakır Cezaevi’den Filiz Ağın, Hanifi Yıldız, Tarık Zİya Ekinci, Ömer Ağın, Hüseyin Yıldırım, Gülten Kışanak, Süreyya Sırrı Önder, Ülkü Akgün; Metris Cezaevinden Mukaddes Çelik Erdoğdu, Zehra Kürkçü, Mamak Cezaevi’nden Feride Çiçekoğlu, İbrahim Aslan, Erdoğan Genç, Züber Akgöl, Ayşe Bakkalcı, Süheyla Kaya, Pamuk Yıldız ve Ayfer Kartaş gibi isimlerbulunuyor. Şimdilerde, “Bu kalp Seni Unutur mu” isimli diziyle yeniden tartışılan Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu kalan Hıdır Göktaş, 12 Eylül dönemi Diyarbakır Cezaevi bilgeselde şöyle anlatıyor: “Azrail dahi Diyarbakır Cezaevine giremedi. 32 kişi öldü. Hiç biri de eceliyle değil.”

Cunta rejimiyle hesaplaşan en iyi filmlerden ikisi Beynelmilel ve O…Çocukları’nın senaristi olan Mamak Cezaevi tutuklularından Sırrı Süreyya Önder’in, “Zaman yeniden üretilemeyen, taklidi yapılamayan yerine konulamayan tek şeydir. Bu ülkenin zamanını çaldılar, en büyük cinayetleri budur. Bu ülkenin yarım yüzyılına maloldular” dediği 12 Eylül darbesinin ne olduğu anlamak için “12 Eylül Adaleti” bir fırsat.

Yorum yazın